EBÜ'L-ALÂ HEMEDANÎ

Hasan bin Ahmed bin Hasan Kıraat ve hadis âlimlerinden.
A- A+

Kıraat ve hadis âlimlerinden. Edip ve evliya bir zattır. İsmi, Hasan bin Ahmed bin Hasan; künyesi, Ebü'l-Alâ'dır. Hemedanlı olduğu için de “Hemedanî” denilmiştir. 488 (m. 1095)'te Hemedan'da doğdu. 569 (m. 1173) senesinde orada vefat etti. Kıraat ilmini İsfehan'da; Ebu Ali Haddad ve diğer âlimlerden, Vasıt'ta; Ebü'l-İz Kalanisî'den, Bağdat'ta; Ebü'l-Kasım bin Beyan, Ebu Ali bin Nebhan'dan ve diğer âlimlerden öğrendi. Hadis ilmini ise, önce Abdurrahman ed-Dunî'den ve sonra İsfehan'da Ebu Ali Haddad'dan öğrendi. Daha çok bu hocasının yanında kalıp, uzun müddet ondan ilim öğrendi. Horasan'da da Ebu Abdullah Feravî'den ve diğer âlimlerden hadis-i şerif işitip, rivayet etti. Daha sonra Bağdat'a gidip Ebü'l-Kasım bin Beyan'dan, Ebu Ali bin Nebhan'dan, Ebu Ali bin Mehdi'den, Ebu Talib Yusufî'den, İbn-i Hasin'den ve daha pek çok âlimden hadis-i şerif işitip, ilim aldı. Bundan başka, Bağdat'a ayrıca iki defa daha gidip, ilmî incelemeler yaptı. Ders verdi, İbn-i Sekine ve diğerleri ondan kıraat ilmini öğrendiler. Bağdat'a ilim için yaptığı dört seferden sonra Hemedan'a döndü. Hemedan'da bir kütüphane yaptırıp, kitaplarını bu kütüphaneye vakfetti, bağışladı. Bu kütüphanede, büyük âlimlerin gayet güzel hatla yazılmış eserleri bulunuyordu.

Hasan bin Ahmed, ömrünün son zamanlarında kıraat ve hadis dersleri vermeyi bırakıp, daha çok işittiği hadis-i şerifleri rivayet etti. Ondan hadis-i şerif işitip, ilim alan zatlardan bir kısmı şunlardır: İbn-i Asakir, Ebü'l-Mevahib bin Sasra, Abdülkadir er-Rahavî, Yusuf bin Ahmed eş-Şirazî ve daha pek çok âlim ondan hadis-i şerif işitip ilim almıştır. Kendisinden icazetli olarak en son rivayette bulunan âlim İbn-i Mukayreverî'dir. İbn-i Sem'anî onun hakkında; “Hafız, mutkin (sağlam), mukrî, fazıl, güzel hâl ve istikamet sahibi, cömert, gariplere yardım eden bir zattı.” demiştir. İbnü'l-Cevzî ise Tabakat'ında onun hakkında şöyle demiştir: “Hafız (yüz bin hadis-i şerifi senetleriyle bilen), mutkin (hadis ilminde sağlam güvenilir bir âlim), istikamet sahibi ve cömertti. Kıraat ve hadis rivayeti kendisinde son bulan âlimlerdendir.” Diğer bir eserinde ise; “Kıraat ve hadis ilminde zamanının en meşhur âlimidir.” demiştir.

Talebesi Abdülkadir Rehavî de şöyle demiştir: “O, çok hadis-i şerif işitmesiyle, usül ilmindeki üstünlüğü ile elinde bulunan nüshalar bakımından ve kendi hattı ile yazdığı hadis-i şeriflerin rivayetindeki güvenilirliği bakımından, ilimde zamanındaki âlimleri aşmıştır. Nesep, tarih, isimler ve künyeler, kıssalar ve siyer hususundaki hıfzı, ezberi bakımından çok ileri derecede ilim sahibiydi. Bir gün biz, onun dersinde bulunuyor idik. Hazreti Osman ile ilgili bir mesele soruldu. Kâğıdı alıp, ezberinden yazmaya başladı. Biz de oturuyorduk. Uzunca bir fetva yazdı. Bu fetvasında Hazreti Osman'ın nesebini, doğum ve vefat tarihini, çocuklarının isimlerini, Hazreti Osman hakkında söylenen şiirlerden bir kısmını ve onunla ilgili pek çok hususu yazmıştı.” Kıraat ilminde de o kadar meşhur olmuştu ki, kıraat âlimlerinin ismi geçtiği zaman, onların doğum ve vefat tarihlerini, kimden ilim aldıklarını, isnatlarını birer birer sayardı. Nahiv ve lügat ilminde de âlimdi. Lügat ilminde, Cemhere adlı kitabı ezberlemişti. Hemedan'da ondan ders almak suretiyle, çok nahiv ve lügat âlimi yetişmiştir.

Dünya malına karşı düşkünlük göstermez idi. Bağdat ve İsfehan'a defalarca yaya ve kitapları omuzunda olduğu hâlde gidip gelmiştir. Kendisi şöyle demiştir: “Bağdat'ta bir mescitte kalıyordum ve mısır ekmeği yiyordum.” Edip Ebü'l-Fadıl bin Nebhan şöyle anlatmıştır: “Hafız Ebu A'lâ'yı (Hasan bin Ahmed) Bağdat'ın bir mescidinde gördüm. Ayakta olduğu hâlde bir şeyler yazıyordu. Çünkü lamba çok yüksekte idi. Sonra Allahü teala onun şanını herkesin yanında yükseltti. O, memleketi Hemedan'a vardığında, onu görüp de hürmet için ayağa kalkmayan kalmamıştır. Hatta çocuklar ve Yahudiler bile ona hürmeten ayağa kalkarlardı. Çok defa Mişkan'a Cuma namazı kılmaya giderdi. Şehir halkı onu şehir dışında karşılardı. Çocuklar ve Müslüman olmayanlar da onu karşılayıp davet ederlerdi. Kendisine bir deve veya bir şey hediye edilse, talebelerine verirdi. Şüpheli şeyleri yemezdi. Ayrı bir medrese ve kendine mahsus bir yer istemez, kendi evinde ders verirdi. Günün yarısını hadis-i şerif dersi vererek, yarısını da kıraat dersi ve diğer dersleri vererek geçirirdi. Meclisine herkes gelip ondan istifade eder, onu severdi. Mütevazi giyinir, edeplere son derece riayet ederdi. Birisi meclisine sol ayakla girse, çıkıp sağ ayakla girmesini isterdi. Hürmeten kıbleye karşı bir şey koymazdı. Bir günde otuz fersah (180 km.) yol yürüyebilirdi. Bu hâl, onun harika hâllerinden (kerametlerinden) idi.

Talha bin Muzaffer Alesî şöyle anlatmıştır: “Bağdat'ta İbn-i Cevalikî'nin kitapları satılıyordu. Hasan bin Ahmed de orada bulunuyordu. Kitaplarından bir bölümüne altmış dinar istendi. Hasan bin Ahmed, parasını öbür Perşembeye vermek üzere satın aldı. Memleketi Hemedan'a gidip evini altmış dinara sattı. Parayı, söylediği gün getirip teslim etti. Bu hâlini kimse bilmiyordu. Daha sonra duyuldu.” İbnü'l-Cevzî şöyle anlatmıştır: “İşittim ki, vefatından sonra rüyada şöyle görülmüştür. Kendisi duvarları kitapla örülmüş bir şehirde, etrafında da pek çok kitap bulunduğu hâlde görülmüş. “Bu ne hâldir?” diye sorulunca; “Allahü tealadan dünyada meşgul olduğum gibi meşgul olmayı istedim. Bunu bana ihsan etti” buyurmuştur.”

Ebu Medyen Şuayb bin Hasan Endülüsî anlatır: “Mağrib'de kıtlık oldu. Her canlı, açlık ve sıkıntı çekiyordu. Bir gün Ebu Yaizza Mağribî hazretlerinin yanına gittim. Bir meydanda oturuyordu. Çevresini çepeçevre arslan ve kaplan gibi yırtıcı hayvanlar ve kuşlar kuşatmışlardı. Hepsi sessizce durmaktaydılar. Hiçbiri diğerine saldırmıyor, tam bir teslimiyet içerisinde bulunuyorlardı. Yanlarına yaklaşınca, üstadımın onlarla sohbet ettiğini gördüm. O sırada büyükçe bir kuş geldi ve açlıktan şikayet etti. Ebu Yaizza hazretleri de; “Falan yere git, senin rızkın oradadır.” buyurdu. Kuş da uçup gitti. Diğer hayvanlara da çeşitli yerler tarif etti. Onlar da dağılıp gittiler. Daha sonra bana dönüp; “İşte görüyorsun, böyle, günde binlerce kuş ve vahşî hayvan gelip açlıktan yakınırlar, ben de onlara rızıklarının nerede olduğunu söylerim. Gidip oradan yerler. Bu hayvanlar benim yanımda durmaktan hoşlandılar. Açlık pahasına benim yanımda kaldılar. Benim için, uzun zaman açlık çektiler. Bu bana Allahü tealanın bir lütfudur. Benimle beraber kalmayı arzu ederseniz kalabilirsiniz.” buyurdu.”

Eserleri:

Gayetü'l-ihtisar li'l-kıraati'l-aşr li eimmeti'l-emsar: Meşhur kıraat imamlarına dair olan eserde, kıraat-i seb'a imamlarından sayılmayan Ebu Ca'fer Yezid bin Ka'ka' el-Karî'ye bütün imamlardan önce yer verilmiş, yine yedi imamdan sayılmayan Ya'kub bin İshak el-Hadramî de yedi imamdan Asım bin Behdele, Hamza bin Habib ez-Zeyyat ve Ali bin Hamza el-Kisaî'den önce zikredilmiştir. Bilinen yazma nüshaları Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 86, Kütahya Vahid Paşa No: 2819'da vardır.

Kitabü't-Temhid fî ma'rifeti't-tecvid: Kapağında müellifin kendi el yazısıyla icazet kaydı bulunan eserin bir nüshası Kastamonu İl Halk Kütüphanesi'nde No: 1525'te bulunmaktadır.

El-Hadi ila ma'rifeti'l-mekati' ve'l-mebadi: Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli Kısmı No: 69'da vardır.

Şerhu mahtelefe fihi eshabu Ebi Muhammed Ya'kub bin İshak el-Hadramî: Meşhur on imamdan Ya'kub el-Hadramî'nin talebelerinin kıraat konusunda ihtilaf ettikleri meseleleri tesbit ve izah eden eserin bir nüshası Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi'nde 4820 numarada bulunmaktadır.

Kitabü'l-İntisar fî ma'rifeti kurrai'l-müdüni ve'l-emsar: Bazı kaynaklarda adı Tabakatü'l-kurra olarak geçen eser.

Kıraatü Ebi Hanife en-Nu'man: Yazma bir nüshası Antalya Elmalı Halk Kütüphanesi, No: 2548'dedir.

El-İktifa kıraatü imami'l-kurra Ebi Amr bin el-Alâ.

Bunlardan başka; Mübhicü'l-esrar fi ma'rifeti ihtilafi'l-aded fi'l-ahmas ve'l-a'şar ala nihayeti'l-îcaz ve'l-ihtisar, Dürretü't-tac fi fevaidi'l-hac, El-Edeb' fi hisani'l-hadis gibi eserleri de mevcuttur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları