EBÜ'L-ALİ YERİYAHÎ

Refî (Rüfey) bin Mihran Tabiîn'in büyüklerinden
A- A+

Tabiîn'in büyüklerinden. Yüksek halleri bulunan, Peygamber Efendimizin sünnetine, büyüklerimizin yoluna uymayı, bid'atleri terk etmeyi tavsiye eden bir zat idi. İsmi Refî (Rüfey) bin Mihran; künyesi Ebü'l-Aliye'dir. Künyesi ile meşhur olmuştur. Cahiliye devrinde doğduğu ve Hazreti Ebu Bekr zamanında Müslüman olduğu rivayet edilir. 90 (m. 709) senesinde vefat etti. Hazreti Ebu Bekr'i gördü. Hazreti Ömer'in arkasında namaz kıldı. Übey bin Ka'b'ın ve diğer Sahabilerin huzurunda Kur'an-ı Kerim okudu. Güzel ve çok faydalı hoş sözleri vardır.

Tahsil hayatına köle olduğu yıllarda Basra'da başladı. Sonra Eshab-ı Kiram'ın ileri gelenleri ile görüşmek için Şam'a ve Medine'ye gitti. Hazreti Ali, Übey bin Ka'b, Ebu Zer, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas gibi sahabenin büyüklerinden ilim öğrendi. Kıraati de arz yoluyla Übey bin Ka'b, Zeyd bin Sabit ve İbn-i Abbas'dan öğrendi. Ebü'l-Aliye'nin Tabiîn arasında seçkin bir yeri vardı. Aralarında Kureyşlilerin de bulunduğu toplulukta, İbn-i Abbas hazretleri onu yanına oturtur; “İşte ilim, insanın şerefini böyle kat kat arttırır.” buyururdu. İbn-i Ebu Davud da, Peygamber Efendimizin Eshabından sonra Kur'an-ı Kerim'i Ebu Aliyye, ondan sonra Sa'id bin Cübeyr'den daha iyi bilen olmadığını söylemiştir.

Ebu Aliyye tefsir ilmini de İbn-i Abbas hazretlerinden almıştır. Bu konuda en çok ondan rivayette bulunmuştur. Allahü tealanın; “Onlar ki kıldıkları namazdan gafildirler.” (Maun suresi: 5) mealindeki ayetinde kimin murad edildiği sorulunca; "Kaç rekat kıldığını bilmeyenlerdir," diye cevap vermesi tefsirine bir örnektir. O; Hazreti Ömer, İbn-i Mes'ud, Hazreti Ali, Hazreti Aişe ve daha birçok Sahabiden ilim almış; ondan da Katade, Hâlid El-Hazza, Davud bin Ebu Hind, Avf el-A'rabî, Rebî' bin Enes ve daha başkalarından ilim öğrenmiş ve hadis-i şerîf nakletmişlerdir. Rivayet yoluyla bildirdiği hususlarda sözüne güvenilir bir kimse idi. Onun tefsire dair rivayetleri vardır. Bu tefsire dair rivayetlerini Rebî bin Enes el-Bekrî bildirmiştir.

Hadis toplamak için çok yere giderdi. Ona, kendisinde ilim bulunan birisi tarif edildiğinde, ne kadar uzakta olursa olsun o şahsın yanına giderdi. Oraya ulaşınca hemen onun arkasında namaz kılar; eğer onun namazı mükemmel bir şekilde kılmadığını, hakkını tam vermediğini görürse, şöyle diyerek ondan yüz çevirirdi: “Namazında gevşeklik gösteren başka işlerinde daha gevşektir.” der, daha sonra asasını alır, geldiği yerden geri dönerdi. Ebü'l-Aliye yalnız ilmiyle amel eden bir âlim, yol gösterici bir vaiz değil, aynı zamanda bir mücahitti de. Zamanının bir kısmını mücahitlerle birlikte savaş meydanlarında veya nöbetçilerle birlikte düşman karargahlarının karşısında bir nöbetçi olarak geçirirdi... Savaşlarda doğu ve batıya gitmeyi tercih etmiştir. Maveraunnehir'de İran ordularıyla savaştığı gibi Suriye'de Bizanslılarla da savaşmıştır...

ACIYI HİSSETMEDİ

Senelerden birinde Ebü'l-Aliye Allah yolunda cihada karar verdi. Cihat için bütün hazırlığını yapıp mücahitlerle birlikte gitmek için beklemeye başladı. Sabah olunca ayaklarından birine şiddetli bir ağrı girdi. Ağrı gittikçe artıyordu. Doktor onu muayene ettikten sonra; "Ayağın kangren olmuş," dedi. Doktor hemen bacağını kesmek için ondan izin istedi. O da istemeye istemeye ona izin verdi. Doktor eti yarmak için neşteri, kemiği kesmek için testereyi getirdi. Sonra ona; “Etin yarılırken ve kemiğin kesilirken acı duymaman için bir yudum uyuşturucu içmeyi ister misin?” dedi. O; “Hayır, bundan daha iyisi var.” diye cevap verdi. Doktor; “Peki nedir o?” dedi. Ebü'l-Aliye; “Allah'ın Kitabı'nu iyi okuyan birini benim için getirin ve ona, benim için Kur'an-ı Kerim ayetlerinden biraz okutun. Eğer beni, yüzüm kızarmış, göz bebeklerim büyümüş ve gözüm semaya dikilmiş bir halde görürseniz bana dilediğinizi yapınız!” dedi.

Onun söylediğini yapıp kemiğini kestiler. Ayılınca doktor ona şöyle dedi: “Sanki senin etinin yarılmasından ve kemiğinin kesilmesinden dolayı hiç acı duymamış gibiydin.” O da şu cevabı verdi: “Allah sevgisinin hoş olması, Allah'ın Kitabı'ndan duyduklarının tatlılığı testerenin sıcaklığını bana duyurmadı.” Daha sonra ayağını eline aldı ve ona bakıp şöyle dedi: “Kıyamet gününde Rabbimle karşılaştığımda ve o bana: 'Kırk yıldan beri seni bir harama yürüttüm mü veya seni mubah olmayana dokundurdum mu?' diye sorduğunda; ben hayır diyeceğim ve inşallah söylediklerimde de doğru olacağım.”

Bu diyarda ezanı yüksek sesle okuyanların ilki olmuştur. Ebü'l-Aliye hazretleri hayır ve hasenatını gizli yapardı ve buyururdu ki: “Sadakanın en hayırlısı, sağ elle verip sol elinden bile gizlemektir.” Nasihat isteyen birine buyurdu ki: “Allahü tealanın sevdiği ve beğendiği işleri yap; böyle yapan kimse salih amellere, iyi işlere meyler, onu yapar. Kötülüklerden ve günahlardan uzak kal. Kötülük yapan, günah işleyen kimse, kötülük ve günaha alışır, bunları yapmakta devam eder. Allahü teala günahkara, dilerse azap eder, dilerse onu bağışlar.” Yine buyururdu ki: “Allahü tealanın insanı Müslüman olmakla şereflendirmesi, arzu ve isteklerinden koruması büyük nimetlerdendir.” “Müslümanlığı öğreniniz. Öğrenince de ondan yüz çevirmeyiniz. Doğru yola yapışınız. Bu yol, Müslümanlıktır. Müslümanlıkta sağa sola sapmayınız. Resulullah Efendimiz ve onun gökteki yıldızlar gibi olan Eshabının yoluna yapışınız. Arzu ve isteklerinizden çok sakınınız. Arzu ve istekler aranızda düşmanlık ve kin meydana getirir.” “Utanan ve kibirli olan ilim öğrenemez.” “Kendileri ile görüştüğüm zaman Resulullah'ın Eshabı bana şöyle dedi: 'Allahü tealadan başkası için iş yapma; sonra Allahü teala seni kendisi için amel (iş) yaptığın kişinin eline bırakır.'” Birisi, Ebü'l-Aliye hazretlerinin abdest aldığını görünce; “Allahü teala tövbe edenleri ve temiz olanları sever.” mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Bunun üzerine O da; “Kastedilen mana, su ile temizlenenler değil, günahlardan temizlenenlerdir.” buyurdu. Ebü'l-Aliye hazretlerinin rivayet ettiği iki hadis-i şerif şöyledir: Resulullah Efendimiz sıkıntılı zamanlarında; “Lailaheillallahü azimü'l-halîm, lailaheilla rabbü'l-alemîn, rabbü'l-arşi'l-kerîm, lailaheillallah, Rabbü's-semavati ve'l-erdı ve Rabbü'l-arşi'l-azîm.” buyururlardı. İbni Abbas'dan rivayet ettiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz; “Dinde aşırı gitmeyiniz. Sizden önceki ümmetler dinde aşırı gitmeleri sebebiyle helak oldular.” buyurdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları