Kur'an-ı Kerim'e nokta ve hareke koyan ve Arap nahvinin (gramerinin) ilk esaslarını tespit eden Tabiîn âlimi. Fıkıh ve hadis ilimlerinde de meşhurdur. İsmi Zalim bin Amr'dır. Kufe'de doğup, Basra'da büyüdü. Taundan (veba) 69 (m. 688)'da vefat etti. Peygamber Efendimizin zamanında doğmasına rağmen Peygamberimizi görmedi.
Edebiyatçı ve şair bir zat idi. Hazreti Ömer ve Hazreti Ali'den çok hadis-i şerif bildirmiştir. Kendi kızından Arapça kaidelerine uymayan bir söz işitince; Arapça'ya başka şeyler karışarak bozulmaya başladığını Hazreti Ali'ye arz etti. Hazreti Ali nahv (cümle yapısı) asıl ve esası olmak üzere, kendisine bir iki umumi kaide gösterdi. O da bunları genişleterek, nahv ilmini meydana getirdi. Ona; “Bu ilmi kimden öğrendin?” diye sorduklarında; “Hazreti Ali'den.” diye cevap verirdi.
Kur'an-ı Kerim'e noktaları ve harekeleri koyan Ebü'l-Esved ed-Düelî hazretleridir. Kaidelerin yazılmasına ilk teşebbüs etmiş olması bakımından, edebiyatın piri denilmeye layıktır. Nazik ve nüktedan bir zat idi. Hazreti Ali ile beraber Sıffin Savaşı'nda bulunmuştur. İbn-i Abbas tarafından Basra kadılığına ve Haricîler üzerine gönderilen orduya kumandan tayin edilmiştir. Daha sonra da Basra'ya vali olmuştur. Ünlü şahsiyetler arasında, isabetli görüşleri ve doğru düşünceleri ile seçkin bir yeri vardır. O, şair ve hazırcevap olup, hadis ilminde de güvenilir bir ravi idi. Ali bin Ebu Talib, İbn-i Abbas, Ebu Zer ve başka âlimlerden hadis rivayet etti. Ondan da, oğlu ve Yahya bin Ya'mer hadis-i şerif bildirdi. Hazreti Muaviye ile de görüştü. Hazreti Muaviye kendisine ikramda bulundu. Ona Basra kadılığını verdi.
Ebü'l-Esved hazretleri Irak valisi Ziyad bin Ebihî'nin çocuklarını okutuyordu. Bir gün Ziyad yanına gitti ve şöyle dedi: “Araplarla Arap olmayanlar birbirine karıştı. Arapça bozuluyor, izin verirseniz, Arapların öğrenip konuşmalarını düzeltebilecekleri kaide ve kurallar ortaya koymak istiyorum.” Ziyad bin Ebihî bu teklifi kabul etmedi. Ancak, ona biri gelip, ihtiyacını bildirirken kaideye aykırı bir söz söyleince durumu anladı. Aynı hatayı kendi de yapınca Ebü'l-Esved'i çağırıp, Arapça'nın kaidelerini ortaya koymasına izin verdi. Böylece nahv ilminin temellerini ortaya koydu. Büyük âlim Yahya bin Ya'mer, Nasr bin Asım, ondan nahiv öğrendiler.
Ziyad bin Ebihî, Ebü'l-Esved'den, insanlara rehber olacak ve Kur'an-ı Kerim'i düzgün ve yanlışsız okumalarını sağlayacak bir teşebbüste bulunmasını istedi. Fakat Ebü'l-Esved bu işe yanaşmak istemedi. Ancak, bir gün birisinin Tevbe suresi 3. ayetindeki (ve resulühü) kelimesini, lam harfinin kesresiyle okuduğunu görünce; “İnsanların durumunun ne dereceye kadar varacağını; Kur'an-ı Kerim'i böyle yanlış okuyacaklarını tahmin etmezdim.” dedi. Ziyad bin Ebihî'ye müracaat ederek; “Emrettiğini yapacağım.” dedi. Söylediğini yazacak bir katip istedi. Katibe şöyle dedi:
“Bir harfi telaffuz ederken fetha okuduğumu görürsen, harfin üzerine bir nokta koy, dudaklarımı damme yapıp toplarken görürsen harfin önüne nokta koy, kesre okuduğumda altına bir nokta koy.”
Katip de öyle yaptı. Böylece hareke yerine kullanılan nokta, Ebü'l-Esved ile başlamış oldu.
Divan teşkil eden şiirleri, “Divanü Ebü'l-Esved” adıyla neşredilmiştir. Ebü'l-Esved, hayatın geçiciliğini bir şiirinde şöyle dile getirir:
Zaman içerisinde olup bitenlerin hücumu gençliğimi yok etti. Üzerine titrediğim hiçbir şeyi bırakmadı.