EBÜ'L-FADL-I SERAHSÎ

Muhammed bin Hasan es-Serahsî Evliyanın büyüklerinden
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Hasan es-Serahsî olup künyesi Ebü'l-Fadl'dır. Serahslı olduğu için Serahsî denmiştir. Zamanında bulunanların içinde, haramlardan ve şüphelilerden sakınmakta, çok ibadet etmekte en önde gelenlerden idi. Ebu Nasr-ı Serrac'ın talebesi, Ebu Sa'id Ebü'l-Hayr'ın üstadıydı. Allahü teala için olan aşk ve muhabbette, Allahü tealayı tanımakta pek ileriydi. Talebeleri terbiye edip yetiştirmekteki üstün mahareti çok fazlaydı.

Talebelerinin en büyüklerinden Ebu Sa'id Ebü'l-Hayr'a; “Bu kadar yüksek derecelere nasıl kavuştunuz?” diye sorulunca; “Bir derenin kenarında yürüyordum. Hocam Ebü'l-Fadl-ı Serahsî de karşıdan karşıya geçiyordu. Bir ara gözleri bana isabet etti. İşte neye kavuştuysam, hocamın bu nazarı sebebiyledir.” dedi. Ebü'l-Fadl-ı Serahsî herkesin kendisine hürmet ve muhabbet ettiği, herkese karşı merhametli, eli açık, çok cömert, latif, tatlı bir zat olup, kerametleri ve kıymetli sözleri meşhurdur. Hayatında olduğu gibi vefatından sonra da feyiz vermesi kesilmemiştir. Ebu Sa'id Ebü'l-Hayr da, ne zaman bir darlık, güç bir hâl hasıl olsa, hemen hocası Ebü'l-Fadl'ın kabrini ziyaret eder, onun hürmetine Allahü tealadan isterdi. Böylece o hâllerden kurtulur, talebelerine de böyle yapmalarını tavsiye ederdi.

Ebü'l-Fadl-ı Serahsî, tasavvuf yolunda çok yüksek olmakla beraber, tefsir ve diğer ilimlerde de âlimdi. Kendisine birisi gelerek; “O, onları sever, onlar da O'nu.” (Maide suresi: 54) ayetinin tefsirini sizden dinlemek istiyorum.” dedi. “Peki, akşam olunca gel!” buyurdu. O kimse akşam olunca geldi. Ebü'l-Fadl, sabaha kadar bu ayet-i kerimenin yedi yüz ayrı tefsirini söyledi. Hiçbirini de tekrar etmedi. Yani hep ayrı ayrı tefsirini anlattı.

Nakledilir ki; Ebü'l-Fadl'ın vefatı yaklaşınca kendisine; “Sizi nereye defnedelim?” diye sordular. Cevap vermedi. “Sizi, evliyadan birçoğunun bulunduğu falan kabristana defnedelim mi?” dediklerinde; “Beni oraya defnetmeyin. Orada büyük zatlar bulunmaktadır. Ben kendimi onların yanına layık görmüyorum. Şu tepede, günahı, isyanı çok olanların bulunduğu bir kabristan vardır. Beni oraya defnedin. Ben kendimi oraya layık görüyorum.” buyurdu. Vefatından sonra, tabutunun üzerine yanlışlıkla başkasına ait olan bir örtü örttüler. Cenaze namazı kılınmadan, mescidin kapısı açıldı. Kendisini göremedikleri bir kimse; “Sahibi bilinmeyen, kime ait olduğu belli olmayan örtüyü örtmek uygun değildir.” dedi. Bunun üzerine, tabutun üzerinden o örtüyü kaldırdılar.

Ebü'l-Fadl-ı Serahsî buyurdu ki: “Mazi artık geçti. O ancak ibret almak için düşünülebilir. Geleceğe bel bağlanamaz. Çünkü bundan sonra yaşayacağımız belli değildir. O hâlde, kendisine itibar edilecek olan fırsat zamanı, içinde bulunulan zamandır. Biz ona sahibiz, ne yapabilirsek şimdi yapabiliriz. O da geçip gitmektedir. Yani kaybedilecek zaman yoktur.” “Kulluğun esası iki şeydir: Her an Allahü tealaya muhtaç olduğunu yakînen bilmek ve Muhammed Aleyhisselam'a tam tâbi olmaktır.”

DUT AĞACI

Ebü'l-Fadl-ı Serahsî sıkıntılara sabreder, hiç kimseye şikayette bulunmazdı. Hâlini Allahü tealaya arz eder, duaları kabul olurdu. Kendisini tanıyan ve sevenlerden birisi şöyle anlatıyor: “Dut yaprağı toplamak için, dut ağacına çıkmıştım. Ebü'l-Fadl oradan geçiyordu. Ağacın altına gelince durdu. Etrafta kimse yoktu. Beni de görmüyordu. Ellerini açıp; “Ya Rabbî! Malumundur ki, bir senedir cebime para girmemiştir. Saçımı tıraş ettirebilmem için de para icap ediyor.” dedi. O anda hayretler içinde kaldım. Çünkü, o sözünü bitirir bitirmez, üzerinde bulundum dut ağacı olduğu gibi altın oluvermişti. Bunu görünce; “Sübhanallah! Ya Rabbî! Senin ihsanın, ne boldur ki, az bir şey isteyene, binlerce kat fazlasıyla veriyorsun. Halbuki benim gönlüm onda değildir.” dedi. Bundan sonra dut ağacı tekrar eski hâline döndü.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları