EBÜ'L-HÜDA SAYYADÎ

Şeyh Seyyid Muhammed Ebü'l-Hüda Sayyadi Abdülhamid Han döneminde İstanbul'da faaliyet gösteren Rifaî şeyhi
A- A+

Abdülhamid Han döneminde İstanbul'da faaliyet gösteren Rifaî şeyi. Şeyh Seyyid Muhammed Ebü'l-Hüda Sayyadi 1266 (m. 1850)'de Halep yakınlarında Mearra bölgesinde Han-Şeyhun'da doğdu. 1327 (m. 1909) yılında İstanbul'da vefat etti. Suriye'de köklü bir ailedendir. Dedesi Ali Hüzzam (v. 1177) bölgede sevilen bir tasavvuf büyüğü idi ve ailenin kurucusudur. Seyyid olduğu rivayeti vardır.

Babası Hasan Vadi, Halep'e gidip gelen bir tüccar idi. Sonra ticareti bırakarak kasabasında çiftlikle uğraşmaya başladı. Kendisi okuma ve yazmayı geç öğrendiği için oğlu Ebü'l-Hüda'nın ilim öğrenmesine itina gösterdi. Mearra bölgesinde bir şeyhe ilim öğrenmesi için gönderdi. Babasının, Halepli Şeyh Hayrullah'ın ve Bağdat'ta adı pek duyulmamış bir şeyh olan Muhammed Mehdi er-Ruvvas'ın etkisi ile Rifaiyye tarikatına intisaba karar verdi. Bu tarikat o zamanlar halkın ve idarecilerin rağbet ettiği bir tarikattı. Ebü'l-Hüda'nın şeyi Şeyh Ali, Halep yakınlarında bir köyde doğmuş, bilahare Halep'e yerleşmişti. Müridlerinin sayıca artması üzerine Bengusa'nın kenar mahallelerinden birine ihtiyacı gidermek için bir zaviye yaptırdı.

Rifaiyye tarikatının şöhreti Ebü'l-Hüda'nın ve babasının bu tarikata intisabı için yeterli olmakla birlikte, diğer bazı etkilerin de bu intisapta rol oynadığı söylenebilir. Daha sonra Halep müftüsü Behaeddin'e mürid oldu.

Haleb'in batısında bir kasaba olan Cisrü'ş-şuğür Nakibü'l-eşraflığı'na tayin edildi. 1289 (m. 1872)'de İzmir Müderrisliği rütbesiyle Halep Nakibü'l-eşraflığı'na ilaveten Cisrü's-sugur Naibliği'ne tayin edildi. 1292 (m. 1875)'de Sultan Abdülaziz, Ebü'l-Hüda'ya, nakibü'l-eşraf maaşına ilaveten ayrı bir ödenek verilmesini emretti. Bir müddet sonra onun resmî biyografisine Suriye, Diyarbakır, Bağdat ve Basra nakibü'l-eşraflık müfettişliği vazifesi ilave edilmişti. Nakibü'l-eşraflığa tayininden kısa bir süre sonra Ebü'l-Hüda, ulema hiyerarşisi içinde önemli bir mevki olan Harameyn Payesi ile yeni bir rütbe ve maaşa nail oldu.

1876 sonlarında içinde Abdülkadir Kudsî'nin de bulunduğu bir grupla Halep'ten ayrılarak İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişinden kısa bir süre sonra Abdülhamid Han tarafından saraya davet edildi. İltifatlarla karşılandı. Kendisine haftada birkaç defa saraya çıkması teklif edildi. Kısa bir süre sonra Şeyhü'l-meşayih rütbesi ile Meclis-i Meşayih Reisliği'ne getirildi.

Bir yıl kadar Halep'e geri döndü ise de Sultan Abdülhamid Hanın daveti ile tekrar İstanbul'a geldi. Bundan sonra İstanbul'dan hiç ayrılmadı. Yirmi yıl kadar Sultan'ın himaye ve teveccühünü, üst rütbeli pek çok idarecinin saygısını kazandı. Resmî hiçbir vazifesi olmadığı halde, ulema silsilesi içindeki mevkiini ilerletmeye devam etti. Böylece kendisine 1296 (m. 1878)'de İstanbul Payesi verildi. İki yıl kadar sonra Anadolu Kazaskeri, 1302 (m. 1885) Ramazan'ında da Rumeli Kazaskeri oldu. Bu paye ulema arasında en yüksek derece idi.

1299 (m. 1881)'da aylık maaşı 1200 kuruştan 4500 kuruşa yükseldi. 1307'de kendisine İstanbul'un kenar yerleşim birimlerinden biri olan Beşiktaş'ta bir malikane hediye edildi. Aralarında en yüksek nişan da dahil olmak üzere Sultan tarafından kendisine ihsan edilen pek çok nişana sahip oldu. Ebü'l-Hüda aynı zamanda mezhepsizlere karşı da mücadele etmiştir. Cemaleddin Efganî'nin sinsi planlarını anlayarak Müslümanları uyarmış ve Efganî hakkında; “O okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkmış bir dinsizdir.” demiştir.

Arapları iyi tanıması, onlara yönelik politikalar üreten siyasî kabiliyet ve becerileri sebebiyle hükümdarın güvendiği yakın danışmanlarından olmuştur. Yirmi yıl kadar Sultan'ın himaye ve teveccühünü, üst rütbeli pek çok idarecinin saygısını kazandı. Özellikle dış tehlikelerin arttığı zamanlarda sadece cihat değil, halifeye itaat ve onun etrafında birleşmek, Sultan II. Abdülhamid'in Panislamizm (uluslararası İslam birliği) politikasının kuvvetlenmesi ve yayılması için çalışan iki şeyhten Şeyh Muhammed Zafir, Kuzey Afrika'dan İstanbul'a gelen misafirlerin, Ebü'l-Hüda ise Asya'daki Arap ülkelerinden İstanbul'a gelen misafirlerin karşılanması vazifesi üstlenmiştir.

Kendisi de Sultan'dan aldığı destekle Suriye ve Irak dolaylarında pek çok Rifai zaviyesi açmıştır. Beşiktaş Ebü'l-Hüda Tekkesi Beşiktaş'ta, Cihannüma Mahallesi'nde, eski adı Hasırcıbaşı Sokağı olan Hasırcı Veli Sokağı'nda bulunmaktaydı. Ebü'l-Hüda Efendi'nin vefatından sonra tekkenin bir müddet faaliyetini durdurduğu tahmin edilebilir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra mescid-tevhîdhâne bölümü kadro dışı bırakıldığı için Ebü'l-Hüda Tekkesi işlevsiz kalarak harap olmuş ve 1929 senesinde 2525 lira bedelle satılmış ve yıktırılmıştır.

1909'da vefat eden Ebü'l-Hüda, Eyüp'te Yahyâ-zâde Tekkesi (bugünkü Saçlı Abdülkadir Camii) yanındaki Ebü'l-Hüda Kütüphânesi'nde bulunan türbeye defnedilmiştir. 1964 yılında kabr-i şerifleri açılarak mübarek cesetleri, Halep'te Halep kalesine muntazır Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Evkaf Müdürlüğü binası içindeki türbeye nakledilmiştir.

Eserleri:

200'ün üzerinde eseri olduğu belirtilen Sayyâdî eserlerini Arapça olarak kaleme almış, siyasî nitelikli birkaç kitabı dışında tasavvufî konular üzerinde durmuştur. Bunların büyük bir kısmı Rifaî tarikatı ve Sayyadî ailesi hakkındadır. Önemli eserleri şunlardır:

Dâi'i'r-Reşâd li-sebîli'l-ittihâd ve'l-inkiyâd: Osmanlı hilâfet ve saltanatını dinî yönden desteklemek amacıyla yazıldığı izlenimini veren eser Halep müftüsü Muhammed Kudsî'nin torunu, Sayyâdî'nin yakın arkadaşı ve saray kâtibi Abdülkadir Kudsî tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

En-Nefhatü'n-nebeviyye fî hidmeti'l-hilâfeti'l-hamîdiyyeti'l-Osmâniyye: Yazma nüshası İstanbul Üniversitesi kütüphanesi., TY, No. 4704'da kayıtlıdır. Muhteva bakımından Dâi'i'r-Reşâd'a benzer ve İkinci Abdülhamid Hanın muhaliflerine karşı bir duruşu ortaya koyar.

El-Kıladetü'l-cevahir: Ahmed er-Rifaî ve Rifaiyye tarikatı tarihine, adab ve erkanına dair hacimli bir eserdir.

Dav'ü'ş-şems: İslâm dini esaslarına dair olan eserin tahkikli neşri M. Selîm el-Hemâmî tarafından yapılmıştır. Süleyman Kuku tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

Zahiretü'l-mead: Biyografisi ve şeceresi bakımından önemli bir eserdir.

Sayyâdî'nin diğer bazı eserleri de şunlardır: Gunyetü-tâlibîn, Nefehâtü'l-imdâd, Hidayetü's-Saî bi-süluki tarikati'l-gavsi'r-Rifaî, Eşrefü'l-vesâil, Ukudü'l-elmâs, Hizânetü'l-imdâd, Tarîkatü'r-Rifaiyye; Tariku's-savâb fi's-salavâti ale'n-nebiyyi'l-evvâb, En-Nefehatü'l-Muhammediyye fi'l-ehadisi'l-erbein. Sayyâdî'nin eserlerinin bir listesi El-Kenzü'l-mualsem fî meddi yedi'n-nebî li-veledihi'-gavsi'r-Rifaiyyi'l-a'zam adlı eserinin tahkikli neşri içinde yer almaktadır.

Ebü'l-Hüdâ es-Sayyâdî fî âsâri muasırîh, (Hasan es-Semâhî Süveydân- Dımaşk 2002); II. Abdülhamid'in Danışmanı Ebü'l-Huda Sayyadi'nin Hayatı, Eserleri ve Tesirleri (Muharrem Varol-İstanbul, 2004)

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları