EBÜ'L-LEYS-İ SEMERKANDÎ

Nasr bin Muhammed bin Ahmed bin İbrahim es-Semerkandî Ehl-i Sünnet âlimlerinin en büyüklerinden ve Hanefî mezhebi imamlarından
A- A+

Ehl-i Sünnet âlimlerinin en büyüklerinden ve Hanefî mezhebi imamlarından. İsmi, Nasr bin Muhammed bin Ahmed bin İbrahim es-Semerkandî olup, künyesi Ebü'l-Leys'tir. Lakabı İmamü'l-hüda ve Fakih'tir. Tefsir, hadis, kelam, tasavvuf, ahlâk ve diğer ilimlerde de âlimdi. Haram ve şüphelilerden sakınmakta ve dünyaya kıymet vermemekte çok yüksekti. 373 (m. 983) senesi Cemaziyelahir ayında vefat etti. Vefatına dair başka rivayetler de vardır. Vefat ettiği yer kaynaklarda belirtilmemiştir. Suriye'de Hama şehrinde bir makam ona izafe edilmektedir.

Ebü'l-Leys hazretleri, Ebu Ca'fer Hinduvanî'nin talebesidir. İlim öğrenme silsilesi, hocası yoluyla İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerine ulaşır. Ebü'l-Leys-i Semerkandî hazretlerinin, çeşitli ilimler hakkında yazdığı çok değerli eserleri vardır. En meşhur eseri Tenbihü'l-gafilin kitabıdır. Bu kitap vaaz ve nasihatla ilgili olup, 94 babdan meydana gelmiştir. 1040 tarihinde Kâtib Çelebi tarafından Türkçeye tercümesi yapılmıştır. Bu eserin tamamı İslam ahlâkını anlatmakta olup, ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ile beraber, nasihat ve hikmetli sözleri ihtiva eden mükemmel bir ahlâk kitabıdır. Tenbihü'l-gafilin kitabı, ihlas konusuyla başlamaktadır. Daha sonra kabir azabı, kıyamet günü, tövbe, ana-baba hakkı, akraba ziyareti, komşu hakkı, gıybet, kibir, beş vakit namaz, mescitlere hürmet, Allahü tealanın korkusu, dua gibi birçok ahlâkî ve fıkhî konuları bölümler hâlinde ihtiva etmektedir.

Ebü'l-Leys-i Semerkandî hazretleri, bu eserinde buyuruyor ki:

“Allahü tealanın rızası için değil de başka niyetlerle amel işleyen kimsenin ameli, yorgunluk ve sıkıntı çekmekten başka bir şey değildir. O kimsenin, ahirette amelinin mükafatı yoktur. Gideceği yer Cehennem'dir. Amellerini Allahü tealanın rızası için işleyenlerin ise, bu niyetleri kendilerine kâfi gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttuğu orucun kendisine faydası; açlık ve susuzluktur. Nice ibadet edenlere de ibadetlerinden yanlarına kalan; uykusuzluk ve zahmettir.” Allahü tealanın rızası için değil de, “gösteriş” için ve; “desinler” için ibadet yapanın hâli şu kimseye benzer ki, kesesine çakıl taşlarını doldurup, çarşıya çıkar. İnsanlar, dışarıdan kesesini dolu görünce, kendisi için; “Ne zengin adam.” derler. O kimseye, insanların böyle söylemelerinden başka hiçbir fayda gelmez. Halbuki, o çakıl taşları ile bir şey satın almak istese, kimse bir şey vermez. Riya (gösteriş) için amel edenler, ahirette hiçbir fayda göremezler. O hâlde, işlediği amelin sevabını ahirette almak isteyen kimse, amelini, ihlas ile, riyasız olarak yapmalı, sonra unutmalı, hatırlamamalıdır ki, amelini düşünüp gurura kapılmasın. Bunun için; “Yapılan bir iyiliği muhafaza etmek, onu yapmaktan daha zordur.” denilmiştir. İşlediği amellerde riyaya düşmekten çok sakınmalı, Allahü tealanın rıza-ı şerifinden başka niyet ve maksatların kalbine gelmemesi için, Allahü tealaya çok yalvarmalıdır.”

“Ölüme iman eden, onun mutlaka geleceğine inanan kimse, kötülükleri terk edip, iyi ameller işleyerek ona hazırlanmalıdır. Bu yolda bir sıkıntı ile karşılaşılırsa sabretmeli, dünya sıkıntılarının, ölüm acısı ve ahiret azapları yanında hiç olduğunu düşünmelidir.”

“Peygamber Efendimiz; “İsrailoğulları, içlerinde garip hâllerin meydana geldiği bir kavimdir.” buyurdu ve şöyle devam ettiler: “Benî İsrail'de bir grup insan kabristana gittiler. Orada birbirlerine dediler ki: “Şimdi namaz kılalım. Sonra Rabbimize, bize ölümden haber vermesi için şurada bulunan ölülerden birini diriltmesi için dua edelim.” Sonra namaz kılıp dua ettiler. Bu hâlde iken, ölülerden biri kabrinden başını kaldırdı. Yüzü simsiyah idi. Alaca bulaca bir hâli vardı. Alnında da secde izi görünüyordu. Orada bulunanlara; “Ey buraya gelmiş olanlar! Allahü tealaya yemin ederim ki, ben doksan yıl önce öldüm, ama ölüm acısı hâlâ üzerimden gitmedi. Aynen şimdi ölüyormuşum gibi ölüm acısı devam ediyor. Beni eski hâlime getirmesi için Allahü tealaya dua edin.” dedi.”

“Peygamber Efendimiz, vefat etmek üzere olan bir Sahabînin başında bulunuyordu. Orada ölüm meleğini gördü. Ona; “Ey ölüm meleği! Arkadaşıma yumuşak davran. Zira o Mümindir.” buyurdu. Bunun üzerine ölüm meleği dedi ki: “Ya Muhammed! Sana müjdeler olsun. Ben sadece buna değil, bütün Müminlere yumuşak davranırım. Bağırıp çağıran olursa onlara; “Ne bu bağırıp çağırmak. Allahü tealaya yemin ederim ki, biz ona hiç zulüm yapmadık. Ecelini geriye de bırakmadık, öne de almadık. Ruhunu almakta bizim bir kabahatimiz yoktur. Allahü tealanın takdirine razı olursanız sevap alırsınız. Razı olmaz, feryat ederseniz günahkâr olursunuz. Bizim size bir sıkıntımız yoktur. Bir alacağımız vardır. Onu almaya geliriz. Bizi böyle karşılamaktan (bağırıp, çağırmaktan) çok sakınınız.” derim. Ya Muhammed! Vallahi, ben bir sivrisineğin canını kabzetmek istesem, Allahü tealanın emri olmayınca buna gücüm yetmez.”

“Peygamber Efendimiz Ensar'dan bir zatın cenazesinde bulunup, kabrine kadar gitti. Kabrin başında oturdu. Eshab-ı Kiram etrafında oturdular. Eshab-ı Kiram, Peygamber Efendimizin huzurunda bulunurlarken, edebe riayetle öyle hareketsiz olurlardı ki, başlarına kuş konmuş gibi dururlardı. Kabrin başında böyle hareketsiz beklerken, Resulullah Efendimiz mübarek başlarını kaldırıp iki veya üç defa; “Kabir azabından Allahü tealaya sığınınız.” buyurdu ve sonra şöyle devam etti: “Şüphesiz ki, Mümin bir kul, ahirete yönelmiş, dünyadan kesilmiş bir hâlde iken melekler gelirler. Yüzleri beyaz olup, güneş gibi parlaktır. Yanlarında Cennet kefeni ve Cennet kokuları vardır. Hastanın yanına otururlar. O kadar çok olurlar ki, gözün görebileceği yeri kaplarlar. Sonra ölüm meleği gelip, hastanın başucuna oturur ve; “Ey Allahü tealanın emirlerinden dışarı çıkmayan ruh! Allahü tealanın mağfiretine, rızasına çık.” der. Peygamber Efendimiz devam ederek buyurdu ki: “Ruh, su kabından suyun damlaması misali çıkar. Melekler onu alırlar, ona dua ederler ve ellerinde hiç bekletmeden, yanlarında getirdikleri Cennet kefenine sararlar, yanlarında getirdikleri güzel Cennet kokularını üzerine serperler. Ondan, öyle bir koku yayılır ki, yeryüzünde bulunan miskten daha güzeldir. Sonra o ruhu alıp yükseklere götürürler. Yükselirlerken, yanlarına uğradıkları her melek kafilesi; “Bu temiz, güzel kokulu ruh kimindir?” derler. Onu taşıyan melekler; “Bu filan oğlu filanın ruhudur.” deyip en güzel isimleri ile söylerler. 

Bu şekilde, dünya semasına kadar giderler, dünya semasının kapısının açılmasını isterler. Dünya semasının kapısı açılır. Çok güzel bir şekilde karşılarlar, uğurlanırlar. Bu karşılama ve uğurlama ile yedinci semaya kadar giderler. Orada Allahü tealanın şu fermanı gelir: “Onun sicilini İlliyyin (Cennetlikler) arasında tutunuz. Onu yeryüzüne iade ediniz. Onları topraktan yarattık ve oraya iade edeceğiz. Sonra yine topraktan çıkaracağız.” Sonra o ruh, cesedine iade olunur. Sonra ona iki melek gelip derler ki: “Rabbim kimdir?” O; “Rabbim Allah'tır.” der. Melekler; “Dinin nedir?” derler. O; “Dinim İslam'dır.” der. Melekler (Hazreti Peygamberi kastederek); “Bu zat hakkında ne dersin?” derler. O; “O, Resulullah'tır.” der. Melekler; “Nereden biliyorsun?” derler. O; “Allah'ın kitabını okudum. O'na iman ettim. O'nu tasdik ettim.” der. Sonra Allahü teala tarafından bir nida gelir. “Kulum doğru söyledi. Onun için Cennet yataklarından bir yatak döşeyin. Ona Cennet elbiselerinden bir elbise giydirin. Onun için Cennet'ten bir kapı açın ki, o kapıdan Cennet'in hoş kokusu ve güzel rüzgârı gelsin.” Sonra o kulun kabri, göz görebildiği ölçüde genişler. Bundan sonra ona güzel yüzlü, hoş kokulu bir kimse gelir. “Bugün sana, seni sevindirecek bir şeyi müjdelemek için geldim. O müjde, Allahü tealanın sana olan iyilik vaadidir.” O kimse, bu gelen kimseye; “Sen kimsin?” der. O da; “Ben senin salih amelinim.” der. Sonra o kimse; “Ya Rabbî! Kıyameti çabuk oldur. Ehlime ve hizmetçilerime kavuşayım.” diye dua eder.”

Resulullah bundan sonra, kâfir bir kimsenin durumunun nasıl olacağını şöyle anlattı: “Kâfir olan bir kul, ahirete yönelmiş, dünyadan kesilmiş hâlde iken, gökten melekler gelirler. Yüzleri simsiyah olup, gözün görebildiği kadar kalabalıktırlar, yanlarında bir çul parçası getirmişlerdir. Sonra melekü'l-mevt gelip, o kâfirin baş ucunda oturur ve; “Ey habis ruh! Allahü tealanın hoşnutsuzluğuna, gazabına çık!” der. Bunun üzerine onun uzuvları parça parça olur. Onun ruhu; kızgın bir demirin, ıslak bir koyunun derisine bastırılıp çıkarılması gibi çıkar. Damarlar ve sinirler birlikte çekilir. Melekler, o çıkan ruhu hiç bekletmeden beraberlerinde getirdikleri çul parçasına atarlar. Cifeden daha kerih bir kokusu vardır. Bu hâliyle onu alıp çıkarlar. Her uğradıkları melaike taifesi; “Bu habis ruh kimin?” diye sorarlar. Melekler; “Bu filan oğlu filanın ruhudur.” deyip en kabih, çirkin isimleri ile tanıtırlar. Bu hâl ile dünya semasına varırlar. Birinci semanın kapısını çalarlar, kapı açılmaz.” Peygamberimiz burada; “Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselemez) ve deve, iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler.” (A'raf suresi: 40) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu ve anlatmaya devam etti: “Allahü teala tarafından bir nida gelir ki: “Onun sicilini Cehennemlikler arasında tutunuz. Bundan sonra o kâfirin ruhu fırlatılıp atılır.”

Peygamberimiz burada, “Kim, Allahü tealaya şirk koşarsa, sanki o gökten düşüp kuşa yem olana, rüzgârın uzağa savurduğuna benzer.” (Hac suresi: 31) mealindeki ayet-i kerimeyi okudular. Ve anlatmaya devam ettiler: “O kâfirin ruhu böylece yuvarlanır. Sonra gelip cesede girer. Bundan sonra ona iki melek gelerek, yanına otururlar ve sorarlar. “Rabbim kimdir?” O ise çok hayret edip, “Ha... Ben bilmem.” der. Melekler, “Dinin nedir?” diye sorarlar. O ise aynı şekilde; “Ben bilmem.” der. Melekler, Peygamber Efendimizi işaret ederek; “Size gönderilen bu zat hakkında ne dersin?” derler. O yine; “Ben bilmem.” der. Bundan sonra bir nida gelir. “Kulum yalan söyledi. Ona ateşten bir yatak hazırlayın ve ateşten bir elbise giydirin ve ona Cehennem'den bir kapı açın.” Böylece Cehennem'in sıcaklığı ve zehirli havası onu sarar. Kabri onu sıkar, kaburga kemikleri birbirine geçer. Bundan sonra bir kimse gelir ki, kokusu pis, elbisesi çok çirkindir. O kâfire, “Sana vaat olunan kötü hâlleri haber vermeye geldim.” der. O ise; “Sen kimsin?” der. O gelen; “Ben senin kötü amellerinim.” deyince, kâfir, “Ya Rabbî! Kıyameti vuku buldurma! Ya Rabbî! Kıyameti vuku buldurma!” der.”

Diğer bir haberde geldi ki: Mizanda (terazide) günahları ağır gelen Müslümanlar Cehennem'e doğru yol alırlarken, “Ya Muhammed, imdadımıza yetiş!” derler. Fakat Cehennem meleklerinin reisi Malik'i görünce, onun heybetinden Muhammed Aleyhisselam'ın ismini unuturlar. Malik onlara; “Sizler kimlersiniz?” diye sorar. Onlar, “Bizler üzerimize Kur'an-ı Kerim indirilen kavimdeniz. Bizler Ramazan'da oruç tutardık.” derler. Malik; “Kur'an-ı Kerim, Muhammed Aleyhisselam'a indirildi.” der. Onlar Muhammed Aleyhisselam'ın ismini duyunca haykırırlar ve; “İşte biz, Hazreti Muhammed'in ümmetindeniz.” derler. Malik onlara, “Peki, Kur'an-ı Kerim'de, Allahü tealanın yasak ettiği şeyleri yapmaktan men eden bir mana yok muydu?” der. Böyle konuşup giderlerken Cehennem'e ve zebani meleklerine yaklaşmış olurlar. Cehennem'e ve zebanilere bakarlar ve derler ki: “Ya Malik! Bize izin ver de hâlimize ağlayalım.” Kendilerine izin verilir. Gözlerinden yaş yerine kan gelinceye kadar ağlarlar. Malik onlara, “Bu ağlama ne güzel. Keşke dünyada iken böyle Allah korkusundan ağlasaydınız, sizi ateşten korurdu. Fakat bugünkü ağlamanızın faydası yoktur.” Sonra Malik, orada vazifeli bulunan zebani meleklerine, “Onları ateşe at!” emrini verir. Onlar da Cehennem'e atarlar. Cehennem'e atılan bu Müminler hemen; “Lâ ilahe illallah.” derler. Bunun üzerine ateş, onlardan uzaklaşır. Malik; “Ya Nar! Onları tut!” der. Ateş; “Onları nasıl tutabilirim ki “Lâ ilahe illallah” diyorlar.” der. Malik tekrar tutması için emir verir. Ateş yine aynı cevabı verir. Bunun üzerine Malik, ateşe; “Evet, tutacaksın. Çünkü Allahü teala öyle emrediyor.” der. Sonra ateş onları tutar. Bazılarının ayaklarına kadar, bazılarının diz kapaklarına kadar, bazılarının bellerine kadar ve bazılarının da boğazlarına kadar ateş çıkar. Ateş yüzlerine doğru yükselince, Malik ateşe emredip; “Yüzlerini yakma ki, dünyada iken çok secde ettiler. Kalblerini de yakma ki, çok Ramazan orucu tuttular, susadılar.” der. Sonra şöyle dua ederler, “Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ya Hannan! Ya Mennan”

Allahü teala, onlar için verdiği hükmü böylece infaz ettikten sonra Cebrail Aleyhisselam'a; “Ya Cebrail! Ümmet-i Muhammed'in asi olanlarının hâli nasıldır?” buyurur. Hazreti Cebrail der ki: “Ya Rabbî! Onları en iyi bilen sensin.” der. Allahü teala; “Git! Onların hâlini öğren!” buyurur. Cebrail Malik'e gider. Malik'i, Cehennem ortasında ateşten bir minber üzerinde oturur hâlde görür. Hazreti Cebrail'i görünce; “Ya Cebrail! Buraya gelmene sebep nedir?” der. Hazreti Cebrail; “Ümmet-i Muhammed'in asilerinin hâlleri nasıldır?” diye sorar. Malik; “Hâlleri çok fena, yerleri çok dar. Ateş onların cisimlerini yaktı. Etleri yandı. Kalbleri ve yüzleri kaldı. Oralarında da iman parlar.” der. Cebrail; “Onlardan perdeyi kaldır da hâllerini bir göreyim!” Malik, orada vazifeli meleklere emreder. Onlar da perdeyi kaldırırlar. Cehennem ehli, Hazreti Cebrail'e bakarlar ve onun hüsn-i cemalini görünce anlarlar ki, o azap melaikelerinden değildir. “Bu zat kimdir ki, biz hiç kendisinden daha güzel birini görmedik?” derler. Malik der ki: “Bu kerem sahibi Cebrail Aleyhisselam'dır ki, Rabbinden Muhammed Aleyhisselam'a vahiy getirirdi. Onlar, Muhammed Aleyhisselam'ın mübarek ismini duyunca, hep birden bağırırlar ve; “Ey Cebrail! Hazreti Muhammed'e bizden selam söyle, O'na, bizim günahlarımız, seninle bizim bir araya gelmemize engel oldu de ve kötü hâlimizi anlat!” derler.”

Sonra Cebrail Allahü tealanın huzuruna gelir. Allahü teala; “Ümmet-i Muhammed'i nasıl buldun?” buyurur. Hazreti Cebrail; “Ya Rabbî! Onların hâli çok kötü, yerleri de pek dar.” der. Allahü teala; “Senden bir şey istediler mi?” buyurur. Cebrail Aleyhisselam; “Evet ya Rabbî! Kendilerinden Peygamberlerine selam götürmemi ve kötü hâllerini kendisine haber vermemi istediler.” der. Allahü teala; “O hâlde, selamlarını ve haberlerini kendisine bildir.” buyurur. Cebrail Aleyhisselam Hazreti Muhammed'e gelir. Onu inciden yapılmış beyaz bir köşkte bulur. Köşkün tam dört bin kapısı vardır. Her kapının çevresi iki sıra sırma altın ile süslüdür. Cebrail; “Ya Muhammed! Ümmetinden, Cehennem'de azap gören asilerin yanından geldim. Sana selam söylediler ve hâllerinin çok kötü olduğunu, yerlerinin pek dar olduğunu sana haber vermemi istediler.” der. Muhammed Aleyhisselam, Arş-ı a'lânın altına gidip, secdeye kapanır ve Allahü tealanı öyle sena eder ki, o zamana kadar hiç kimse öyle sena etmemişti. 

Bundan sonra Allahü teala; “Başını kaldır ve iste! İstediğin verilecek. Şefaat et! Şefaatin kabul edilecek.” buyurur. Hazreti Muhammed; “Ya Rabbî! Ümmetimden şakî olanlar hakkındaki hükmünü infaz ettin, onlar için şefaatimi kabul buyur.” diye dua eder. Allahü teala; “Onlar hakkında seni şefaatçi kıldım. Cehennem'e git. Lâ ilahe illallah diyenleri oradan çıkar.” buyurur. Muhammed Aleyhisselam gider. Malik O'nu görünce tazim ile karşılar. Ona; “Ya Malik! Ümmetimin Cehennemlik olanlarının hâli nicedir?” diye sorunca, Malik; “Hâlleri çok kötü ve yerleri de pek dardır.” der. Muhammed Aleyhisselam; “Kapıyı aç ve perdeyi kaldır.” buyurur. Kapı açılır, perde kalkar. Cehennem ehli, Muhammed Aleyhisselam'ı görünce hep birden feryat ederek; “Ya Resulallah! Ateş derilerimizi yakıp, ciğerlerimize işledi.” derler. Muhammed Aleyhisselam, onların hepsini oradan çıkarır. Onlar ateşte yanmakla kömür olmuşlardır. Muhammed Aleyhisselam onları, Cennet'in kapısında bulunan ve hayat nehri diye isimlendirilen nehre getirir. Onlar bu nehirde yıkanırlar. Nehirden çıktıklarında genç delikanlı olarak çıkarlar ki, gözleri sürmeli, yüzleri çok güzeldir. Alınlarında; “Bunlar, Rahmanın ateşten azat ettiği Cehennemliklerdir.” yazısı bulunur. Sonra bunlar Cennet'e girerler. Cehennem'de azap görmekte olan kâfirler bu hâli görünce, “Keşke biz de Müslüman olaydık. Şimdi biz de Cehennem'den çıkmış olurduk.” derler.”**

“Kıyamet günü dünya, saçları dağılarak birbirine karışmış, mosmor, sivri köpek dişleri dışarıya kadar çıkık, kara, çirkin suratlı bir yaşlı kadın suretinde getirilir. Bu hâliyle orada olanlara gösterilir. Mahşer ehli ondan iğrenirler. Mahşer ehline denilir ki: “Siz bunu tanıyor musunuz?” Onlar; “Biz onu tanımaktan Allahü tealaya sığınırız.” derler. Onlara; “İşte bu, uğrunda birbirinize girip dövüştüğünüz, ondan elde ettiklerinizle de birbirinize karşı övündüğünüz dünyadır.” denilir. Sonra emredilir, dünya bu hâliyle Cehennem'e atılır. O zaman der ki: “Ya Rabbî! Hani benim dostlarım? Hani bana tâbi olanlar, gönül verenler?” der. Sonra bu söyledikleri de Cehennem'e atılır. Dünya Cehennem'e atılır, fakat ona azap edilmez. Cehennemliklere dünyanın kötülüğü anlatılmak için böyle gösterilir.”

“Allahü tealadan korkmanın yedi alameti vardır. Bunlardan birincisi; dili ile söylediklerinden anlaşılır. Yalan söylemiyorsa, gıybet etmiyorsa ve fuzulî sözlerden kaçınıyorsa, Cenab-ı Hak'tan korkuyor demektir. İkincisi; midesine, ihtiyaç kadar helal lokma koymasından belli olur. Üçüncüsü; gözü ile, helala ve gördüklerine ibret nazarı ile bakmasından belli olur. Dördüncüsü; kulaklarına dinin emirlerine uygun olan sözleri işittirmeye çalışmasından belli olur. Beşincisi, elini harama değil, helala uzatmasından belli olur. Altıncısı; kalbinden, din kardeşlerine karşı düşmanlığı, kini, hasedi çıkarıp, yerine muhabbeti, şefkati ve nasihati yerleştirmesinden belli olur. Yedincisi; yaptığı işlerine riya karıştırmaksızın, ihlas ile, sırf Allahü tealanın rızası için yapmasından belli olur.”

Muhammed bin Lebid'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Sizin için en korktuğum şey, küçük şirktir.” Eshab-ı Kiram dediler ki: “Ya Resulallah, küçük şirk nedir?” Resulullah Efendimiz; “Riyadır.” buyurdu. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Dünyada riya ile ibadet edene, kıyamet günü; “Ey kötü insan! Bugün sana sevap yoktur. Dünyada kimler için ibadet ettin ise, sevaplarını onlardan iste!” denir.” “Kim güzel bir iş (âdet) ortaya çıkarırsa, onun sevabı ve kıyamete kadar o güzel işle amel edenlerin sevabı, o kimseye aittir. Kim de kötü bir iş (âdet) ihdas ederse, ortaya çıkardığı bu kötü işin günahı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin günahı o kimseye aittir.” “Ahiret günü, Allahü teala yarattıklarını hesaba çeker. Her sınıf insan orada toplanır. Hesap için ilk çağrılanlar; Kur'an-ı Kerim okuyanlar, Allah için harpte ölenler ve dünyada iken malı mülkü olup zengin olanlardır. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim okuyana sorar, “Peygamberime gönderdiğim esaslar sana bildirilmedi mi?” “Evet ya Rabbî, bildirildi”, der. Allahü teala sorar, “Peki sana bildirilenle, öğrendiğinle ne yaptın?” “Gece gündüz okudum.” der. Allahü teala buyurur, “Yalan söyledin.” Melekler der ki: “Evet yalan söyledin. Sen, hakkında başkası; “Ne güzel okuyor.” desinler diye okudun. Nitekim sana böyle söylendi.”

Daha sonra, harpte Allah yolunda ölen huzura getirilir. Allahü teala ona, “Niçin öldürüldün?” diye sorunca; “Senin yolunda harp ettim ve öldürüldüm.” der. Allahü teala; “Yalan söyledin.” buyurur. Melekler de der ki: “Yalan söyledin. Sen Allah için harp etmedin; “Ne cesur adam.” desinler diye harp ettin. Herkes de sana böyle dedi.” “Allahü teala sonra zengin olana buyurur, “Sana verdiğim zenginlikle ne yaptın?” “Sıla-i rahim yaptım ve o malla sadaka verdim, dağıttım.” der. Allahü teala buyurur, “Yalan söyledin.” Melekler der ki: “Yalan söyledin. Hakkında herkes; “Ne cömert, ne iyiliksever adam.” desinler diye bunları yaptın. Herkes de böyle söyledi.” Sonra Resulullah; “Ey Ebu Hüreyre! Kıyamet günü Allahü tealanın Cehennem'e atacağı bu üçüdür.” buyurdu. Bu haber Hazreti Muaviye'ye ulaşınca çok ağladı ve; “Allah ve Resulü doğru söylemiştir.” buyurdu. Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu. Mealen; “Kim dünya hayatını ve onun gösterişli zevklerini isterse biz onlara amellerinin karşılığını tamamen öderiz. (Sıhhat, zenginlik ve zevkle yaşarlar.) Bu hususta, onlara noksanlık yapılmaz. Bunlar, o kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Yaptıkları ameller boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur.” (Hud suresi: 15-16)

Meymun bin Mihran'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz birisine buyurdu ki: “Beş şeyden önce, beş şeyin kıymetini bil: 

1- İhtiyarlamadan önce gençliğin. 

2- Hastalıktan önce sıhhatinin. 

3- Meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin. 

4- Fakirlikten önce zenginliğinin. 

5- Ölmeden önce hayatının.”

Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “Evladın, babası üzerinde üç hakkı vardır: Ona güzel bir isim koyması, Kur'an-ı Kerim öğretmesi, evlenme vakti gelince de evlendirmesidir.”

Resulullah Efendimiz buyurdu: “Gıybet nedir biliyor musunuz?” Eshab-ı Kiram; “Allahü teala ve Resulü daha iyi bilir.” dediler. Resulullah buyurdu ki: “Müslüman kardeşinizin arkasından, onun hoşlanmayacağı bir şeyi konuştuğunuzda, onu gıybet etmiş, çekiştirmiş olursunuz.” Eshab-ı Kiram, “Eğer, söylediğimiz şeyler o kardeşimizde varsa yine böyle midir?” dediler. Resulullah Efendimiz; “Eğer söylemiş olduklarınız onda varsa; gıybet olur, yoksa; iftira olur.” buyurdu.

Bir defasında Sevgili Peygamberimize kısa boylu bir kadıncağız gelmişti. O çıkıp gittikten sonra Hazreti Aişe validemiz şöyle dedi: “Ne kısa boyu var.” Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Gıybet ettin, ey Aişe!” Hazreti Aişe, “Ben onda olanı söyledim.” deyince, Resulullah buyurdu ki: “Kendisinin en çok üzüleceği bir şeyi söyledin.”

Resulullah Efendimiz buyurdular: “Miraç gecesi göklere çıkarıldığım zaman, bir grup insan gördüm. Böğürlerinden etleri koparılarak lokma lokma ağızlarına veriliyor ve kendilerine; “Kardeşlerinizin etlerinden yiyin.” deniyordu. Ben bu hâli görünce, “Ey Cebrail, bunlar kimdir?” diye sordum. “Bunlar ümmetinin gıybet edenleridir.” cevabını verdi.”

Abdullah bin Amr bin As anlatır: “Babam sık sık şöyle derdi: “Ölmek üzere olan, fakat aklı başında bulunan kişi, yanındakilere ölümü niçin anlatmaz, şaşarım!” Nihayet babama da ölüm vakti geldi. Aklı başında olup konuşabiliyordu. Dedim ki, “Babacığım sen, “Ölmek üzere olan, fakat aklı başında bulunan, yanındakilere ölümü niçin anlatmaz?” derdin. O, cevabında buyurdu ki: “Oğlum! Ölüm, anlatılamayacak kadar dehşet bir şey. Fakat sana biraz anlatayım. Yeminle söylüyorum. Şu anda, iki omuzumda sanki birer dağ var. Ruhum sanki bir iğne deliğinden çıkıyor ve içimde bir dikenli çalı var. Sanki gökler çökmüş ve ben yerle gök arasında kalmışım.” Sonra ilave ederek buyurdu ki: “Yavrum! Benim hayatım üç devreye ayrılır: Önceleri ben, Resulullah'ı katletmek isteyenlerin önde gelenlerindendim. Eğer bu hâlde ölseydim, halim nice olurdu? Sonra Allahü tealanın hidayetiyle Müslüman olup, Muhammed Aleyhisselam'ı her şeyden çok sevdiğim ve iltifatlarına mazhar olmakla şereflendiğim devremdir. Eğer bu zaman vefat etseydim, Resulullah'ın duasına kavuşur, saadete ererdim. Üçüncüsü de, Resulullah'ın vefatından sonraki hayatımdır ki, çeşitli dünya işlerine daldık. Allahü tealanın huzurunda hâlimin nasıl olacağını bilemiyorum.” diyerek, çok geçmeden vefat etti.

Kıyamet günü Arş'ın gölgesi altında gölgelenecek olanları, Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz şöyle bildirmektedir: “Allahü teala, kıyamet günü hiçbir gölgenin bulunmadığı bir zamanda, şu yedi sınıf insanı, Arş'ın gölgesinde gölgelendirir: Birincisi; adil devlet reisi, ikincisi; Allahü tealaya ibadet ile ömrünü geçiren genç, üçüncüsü; camiden çıktıktan sonra, tekrar camiye girinceye kadar kalbini oraya bağlamış kişi, dördüncüsü; birbirini Allahü tealanın rızası için sevenler, Allahü tealanın rızası için bir araya gelip, Allahü tealanın rızası için ayrılanlar, beşincisi; tenhada Allahü tealayı hatırlayıp, gözyaşı dökenler, altıncısı; sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizli sadaka verenler, yedincisi; yabancı ve güzel bir kadın kendisine yaklaşmayı teklif ettiği zaman, “Ben Allahü tealadan korkarım.” deyip, günah işlemekten sakınan kimselerdir.”

Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Ümmetimden müflis kime denir biliyor musunuz?” Eshab-ı Kiram, “Malı, parası olmayan olsa gerek.” dediler. Resulullah Efendimiz buyurdular ki: Ümmetimden müflis şu kimselerdir ki; kıyamet günü namazıyla, orucuyla ve diğer ibadetleriyle gelirler. Fakat, kimine sövmüş, kimine iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını akıtmış, canını yakmışlardır. Bunun için, dünyada iken hakkına tecavüz ettiği kişilere, bunların sevapları taksim edilir. Sevaplarından bir şey kalmazsa ve daha alacaklılar varsa, alacaklıların günahları da bu kişilere yükletilir. Sonra da Cehennem'e atılırlar.”

Ebü'l-Leys-i Semerkandî hazretleri buyurdu ki: Kabir azabından kurtulmak isteyen, şu dört şeye sarılmalı ve dört şeyden de kaçınmalıdır. Sarılması gereken dört şey: 1- Namazları doğru kılmalı, 2- Zekatı vermeli, 3- Kur'an-ı Kerim okmalı, 4- Allahü tealayı unutmayıp, O'nu çok anmalıdır. Kaçınması icah eden dört şey: 1- Yalan, 2 Hıyanet, 3- Koğuculuk (söz taşımak), 4- Üzerine idrar sıçratmaktır. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “İdrardan sakınınız. Zira kabir azabının çoğu ondandır.”

Eserleri: Ebü'l-Leys-i Semerkandî hazretleri, yukarda bir bölümü alınan Tenbihü'l-gafilin kitabında ve diğer eserlerinde, insanlara dinimizin yüceliğini, ebedî saadete kavuşma yollarını, Cehennem'in ebedî ve azaplarının çok şiddetli olduğunu anlatmaktadır. Ebü'l-Leys-i Semerkandî hazretlerinin yazdığı diğer eserleri şunlardır:

  1. 1
    Tefsirü'l-Kur'an: Bu eserin yazma nüshaları çoktur. İstanbul'da bulunan ve eski eserlerin bulunduğu kütüphanelerin hemen hepsinde mevcuttur. Bu tefsir 1310 yılında Kahire'de basılmıştır. Türkçe'ye birçok tercümesi yapılmıştır. Sonra da özetlenmiştir.
  2. 2
    Hizanetü'l-fıkıh: Hanefî mezhebinin fıkıh hükümlerini anlatan bir eserdir. Yeni Cami, No: 416, 677, Murad Molla, No: 823, 24, Köprülü, Atıf Efendi, Damat İbrahim Paşa, Bursa Ulu Cami ve Kastamonu kütüphanelerinde yazmaları mevcuttur.
  3. 3
    Uyunü'l-mesail fi'l-füru: Fıkıh ilmine dair bir kitaptır. Damat İbrahim Paşa No: 697 ve Laleli kütüphanelerinde yazmaları vardır. Bu eserin şerhleri Kahire ve Mekke'de basılmıştır.
  4. 4
    Esrarü'l-Vahy: Miraçla ilgili bir eserdir.
  5. 5
    Kurretü'l-uyun ve müferrihü'l-kalbi'l-mahzun: Büyük günahları anlatan bir eserdir. Hakikat Kitabevi tarafından neşredilmiştir.
  6. 6
    Şerhü Fıkhü'l-ekber: İmam-ı A'zam Ebu Hanife hazretlerinin yazmış olduğu eserin şerhidir.
  7. 7
    Tuhfetü'l-enam fî menakıbi'l-eimmeti'l-erba'ati'l-a'lam: Ehl-i Sünnet mezhebinin dört büyük imamı anlatılmaktadır.
  8. 8
    Dekaikü'l-ahbar fî zikri'l-Cenne ve'n-Nar: Cennet ve Cehennem'i anlatan bir eserdir.
  9. 9
    El-Fetava
  10. 10
    Muhtelifü'r-rivaye
  11. 11
    En-Nevazil fi'l-füru: Fatih Kütüphanesi 2414 numarada ve Üçüncü Ahmed Kütüphanesi No: 879'da kayıtlıdır.
  12. 12
    El-Mukaddime fi's-salat
  13. 13
    Beyanu akideti'l-usul: Temel iman bilgilerine dairdir.
  14. 14
    Te'sisü'l-fıkh
  15. 15
    Şerhü'l-İslam
  16. 16
    El-Mearif fî şerhi's-sehaif
  17. 17
    Te'sisü'n-nazar
  18. 18
    Risaletü'l-ma'rife ve'l-iman
  19. 19
    Risale fi'l-hikem
  20. 20
    Kutü'n-nefs fî marifeti erkani'l-hams
  21. 21
    El-Letaifi'l-müstahrace min Sahihi'l-Buharî
  22. 22
    Risale fi'l-fıkh
  23. 23
    Bostanü'l-arifin
Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları