Hadis ve fıkıh ilimlerinde âlim, edip ve şair. İsmi Muhammed bin Hüseyin; künyesi Ebu Şüca'; lakabı Zahirüddin'dir. 437 (m. 1045) senesinde Ehvaz'da doğdu. 487 (m. 1094) senesinde Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cennetü'l-Bakî kabristanına defnedildi. Fıkıh ilmini Şeyh Ebu İshak Şirazî'den, hadis ilmini ve edebiyat bilgilerini de zamanının âlimlerinden okudu. Amidü'd-devle Ebu Mansur ibni Cüheyr'in azlinden sonra, 476 (m. 1083) senesinde Halife Muktedir bi-Emrillah'ın vezirliğine tayin edildi. Bir müddet vezirlik yaptıktan sonra, 484 (m. 1091) senesinde vezirlikten azledildi. Kendisine vezirlikten azledildiğine dair ferman verilince, şu manada bir beyt söyledi: “Vezirliği üzerine aldığında düşmanı yoktu. Ondan ayrılınca da dostu yok.”
Vezirlikten azledilince evine çekildi. Kendini tamamen ilmî incelemelere verdi. Sadece Cuma günleri, Cuma namazına çıkıyordu. Halk tarafından çok sevildiği için etrafı sarılıyor, musafaha yapılıyordu. Evinin yakınında bir mescit yaptırdı. Daha sonra eski vatanı Ruzraver'e, bir müddet orada ikamet ettikten sonra hacca gitti. Hactan sonra Medine'de yerleşip, vefatına kadar orada kaldı. Vezirliği sırasında dinin emirlerine uyulması ve tatbik edilmesi hususunda çok titiz davranmıştır. Dünya işlerinde de insanlara yardımcı olmuş, kolaylık göstermiştir. Doğruyu yapma veya yaptırma hususunda sıkıntılara katlanmış, hiçbir kınamaya aldırmamıştır. Hitabeti çok kuvvetli, yazısı (hattı) güzeldi. Dinde âlim, çok akıllı ve kâmil bir zattı. Evinde ilmî çalışmalar yapar, Kur'an-ı Kerim okur, sonra dışarı çıkardı. Ayrıca zengin olup, çok sadaka dağıtırdı.
Bir defasında soğuk bir günde, kendisine bir kağıt parçası verilmişti. Kağıtta, bir yer tarif edilerek; “Falan yerde bir ev vardır. Bu evde bir kadın, dört yetim çocuğu ile aç ve elbisesiz oturmaktadır. Yardıma çok muhtaçtır.” yazılıydı. Bunu okuyunca bir arkadaşını çağırdı, yiyecek ve giyecek verip; “Onlara yiyecek ve giyecek götür. Yedir ve giydir.” dedi. Paltosunu çıkardı ve yemin ederek; “Onları doyurup giydirmedikten sonra giymeyeceğim.” dedi. Arkadaşı gidip, onlara yiyecek ve giyecek verdi. Sonra gelip verdiğini ona bildirdi. Soğuktan titrediği hâlde, o gelinceye kadar paltosunu giymedi. Çok hayır ve iyilik yapan bir zattı. Vefat edeceği gün, Peygamber Efendimizin kabrine gidip ziyaret etti. Ağlayarak; “Ya Resulallah! Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de mealen; 'Eğer onlar, nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de, günahlarına Allah'tan mağfiret dileseler, Peygamber de af isteseydi, elbette Allah'ı, tövbeleri ziyade kabul edici, çok bağışlayıcı bulacaklardı.' (Nisa suresi: 64) buyuruyor. Ben de günahımı, cürmümü itiraf ederek huzuruna geldim. Şefaatiniz umarım ya Resulallah!” diyerek çok ağladı. Sonra oradan ayrıldı ve o gün vefat etti. Cennetü'l-Bakî Kabristanı'nda, Peygamber Efendimizin oğlu Hazreti İbrahim'in kabri yakınına defnedildi.
Şiirlerinin toplandığı bir divanı, İbn-i Miskeveyh'in Kitabü tecaribü'l-ümem ve Teakıbü'l-himem adlı eserine bir zeyl yazmıştır. Şiirlerinden bazı beytlerin tercümesi şöyledir:
“Gözün ağlayıp sızlamasına, kanlı yaşlar akıtmasına bakmadan ona ceza vereceğim. Göz harama bakmayı terk edinceye kadar, onun tatlı uykusunu kaçıracağım. Göz beni fitne tuzaklarına düşürdü. Eğer o harama bakmasaydı, ben salim olacaktım. Beni ağlattı, ben de onu ağlatacağım. O baktı ve zalim oldu. Ey göz, kalb zalim olmadı. Yaptıklarında haddi de aşamadı. Sen ona heva ve hevesin acılarını tattırmadın. Şimdi kalb, gözyaşıyla senin yüz karanı yıkayıp temizleyecek. Ey göz! Senin bana yaptıklarından, harama baktığından dolayı kalbimde sana bir düşmanlık var. Ey dostlarım, ömrün büyük bir kısmı sizden ayrı mı geçecek? Bu çok zor. Eğer vefasız zaman elverir de size kavuşursam, işte o zaman mesut olurum.”