Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Künyesi Ebu Tayyib olup; ismi, Tahir bin Abdullah bin Tahir bin Ömer et-Taberî'dir. Taberistanlı olduğu için Taberî ismi ile anılmaktadır. Ebu Tayyib 348 (m. 959) senesinde Taberistan'ın Amul şehrinde doğdu. Fıkhın usul ve füruunu çok iyi bilen, sika (güvenilir), dinde kavi, vera sahibi, ilimde mahir ve güzel ahlâk sahibi bir zattı. 100 sene kadar ömür süren Ebu Tayyib'in aklı ve anlayışında bir değişiklik olmadı. Bağdat'ta kadılık yaptı. 450 (m. 1058) senesi Rebiulevvel ayı Cumartesi günü, Bağdat'ta vefat etti. Ertesi günü Cami-i Mansur'da kılınan cenaze namazından sonra Bab-ı Harb denilen kabristana defnedildi.
Ebu Tayyib, ilim öğrenmek için çeşitli beldeleri dolaştı. On dört yaşında iken fıkıh öğrenmeye başladı. Cürcan'da Ebu Bekr el-İsmailî, Nişabur'da Ebü'l-Hasan el-Masercisî, Bağdat'ta Ebu Hamid el-İsferainî, Musa bin Ca'fer bin Amr, Ebü'l-Hasan Dare Kutnî, el-Muaffa bin Zekeriyya, el-Cerirî, Ebu Ali ez-Zücacî ve birçok âlimden ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayet etti. Kendisinden ise; Hatib-i Bağdadî, Ebu İshak eş-Şirazî, Ebu Nasr Ahmed bin Hasan eş-Şirazî, Ahmed bin Abdülcebbar et-Tüyurî, Ebü'l-Mevahib Ahmed bin Muhammed ve birçok âlim ilim öğrenmiş ve hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.
Ebu Tayyib hakkında âlimler şöyle buyurmuşlardır:
Ebu Asım: “Ebu Tayyib, zamanında Irak'ta yetişen âlimlerin en önde gelenidir.”
Ebu Muhammed el-Bafî: “Ebu Tayyib'in fıkıh ilmi, Ebu Hamid el-İsferainî'nin ilminden çoktur.”
İbn-i Hatib: “Ebu Tayyib güvenilir, sadık, vera sahibi, fıkhın usulünü ve füruunu bilen bir âlimdir. Aynı zamanda güzel ahlâk sahibi olup, çok güzel konuşurdu.”
Ebu İshak eş-Şirazî: “Gördüklerim içinde Ebu Tayyib'den daha üstününü görmedim. O üstadımızdır. Ebu Tayyib'in meclisine on seneden fazla devam ettim ve onun izin vermesiyle, gelenlere senelerce ders verdim. Onun ders halkası beni olgunlaştırdı.”
Kendisi şöyle anlatır: “Rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm. Bana; “Ey Fakih!” buyurdular. Resulullah Efendimizin böyle hitab-ı şerifiyle şereflendiğim için çok sevinirdim. Başka bir gün, Resulullah Efendimizi yine rüyamda gördüğümde; “Ya Resulallah! Sizin; 'Allahü teala o kimseyi nurlandırsın ki, benim sözümü işitti ve onu ezberledi.' şekliyle sizden rivayet eden kimse hakkında ne buyurursunuz?” diye sual ettim. Peygamber Efendimiz; “Onun rivayet ettiği doğrudur.” buyurdular.”
İbn-i Hallikan şöyle anlatır: “Ebu Tayyib ile kardeşinin, bir kat elbiseleri vardı. Birisi bu elbiseyi giydiğinde, diğeri evde durur, dışarı çıkmazdı. Elbise yıkanınca evden hiç çıkmazlar, evde beklerlerdi. Bu hususta Ebu Tayyib şöyle buyurmuştur: 'Güzel elbiseler yıkandığında, o elbiseleri yıkayanın yıkama işi bitinceye kadar, o elbiseleri melekler giyer.'”
Şöyle anlatılır: Ebu Tayyib hazretleri, bir gün gemiye bindi. Vardıkları yerde gençlerin bile yapamayacağı bir çeviklik ve atiklik ile gemiden indiğinde kendisine; “Bu nasıl iştir?” diye sordular. Cevap olarak; “Bu azaları, yani elimizi, ayağımızı ve diğerlerini gençliğimizde Allahü tealanın yasak ettiği haram ve günah işlerden koruduk. Şimdi de onlar bize ihtiyarlığımızda yardım ediyor.” buyurdular.
Ebu Tayyib hazretleri kendisi şöyle anlatır: “Ben Kadı Ebü'l-Ferec el-Me'afî'nin şöyle dediğini işittim: 'Bir gün Ebü'l-Hasan bin Ebu Ömer'in meclisine gitmiştim. Oradakilerle beraber, içeri girmek için kapının önüne geldik. İçeri girmemize izin vermesini beklerken bir köylü yanımıza geldi. O sırada bir kuş evin yanındaki hurma ağacına kondu. Bir müddet öttükten sonra uçtu. O köylü bize; "Bu kuşun ne dediğini biliyor musunuz? Bu ev sahibi yedi gün sonra vefat etse gerektir." dedi. Biz ona hayret ettik. Hemen o tarihi tespit edip yazdık. Sonra o kişi yanımızdan ayrıldı. Daha sonra Ebü'l-Hasan'ın huzuruna girdik. Baktık ki rengi değişmiş. Bize buyurdu ki: "Kalbime gelen şeyi size söyleyeyim. Rüyamda birisi; 'Hammad bin Zeyd'in başına gelen şey, senin de başına gelecek.' dedi. O rüyadan sonra sizi çağırdım. Şimdi gidin." dedi. O günün üzerinden yedi gün sonra Ebü'l-Hasan vefat etti. Allahü tealanın rahmetine kavuştu.'”
Kadı Ebu Tayyib; güzel huylu, yumuşak mizaçlı idi. Şiir üzerinde ihtisas sahibiydi. Kendisi için şöyle buyurdu: “Fıkıh ilmini, her türlü sıkıntılara katlanarak öğrenmeye devam ettim. Sonu hangi türlü güçlük olursa olsun, öğrenme gayretini kaybetmedim. O ilmin meselelerini ezberledim ve itimat ettim. Fıkıh ilminin meselelerine dair küçük-büyük çok kitap yazdım. Rivayetleri ve rivayet olmadığında da, kıyas olan meseleleri söyledim. Doğru yolu büyük bir gayretle aradım, buldum. O yolun meselelerini gayretle inceledim. İlim bana dost ve arkadaş olduğundan, başka şeye ehemmiyet vermedim.”
Kadı Ebu Tayyib, Ta'likat kitabının şehadet bahsinde sual ve cevapları şeklinde şöyle buyuruyor:
Dilenci bir kimsenin şahitliği kabul edilir mi? Eğer o kimse zarurî bir sebeple yapıyorsa, şehadeti kabul edilir. Yoksa kabul edilmez. Zarurî ihtiyaç dışında dilenmek yalancılıktır.
Kendisi dilenmeyen fakat sadaka verilen kişinin durumu nedir? Kendisine verilen nafile sadakalar hibe yerine geçer. Şahitliği kabul olur.
Farz olan zekat ve fıtraları alan kişinin şahitliği kabul olur mu? Kişi fakir ise kabuldür. Zengin ise durumuna bakılır; cahilse (bilmiyorsa) hatası şahitliğine mâni değildir, ancak âlimse (bildiği halde alıyorsa) haram yeme durumunda olduğu için şahitliği kabul olmaz.
Davet edilmeden davet yerine gitmek: Eğer bir zaruret sebebiyle gitmiş ve yemişse şehadeti kabul olur. Yoksa yediği helal olmaz ve şehadeti kabul edilmez.
Yine buyurdu ki: “Bir kimse, öğle veya yatsı namazının farzını camide yalnız başına kıldıktan sonra cemaat olursa; farzı tek başına kılanın, imama uyup dört rekat nafile kılması iyi olur. Eğer sonra tek başına kıldığı namazın bir rüknünü unuttuğunu hatırlarsa, o vaktin farzını tekrar kılması lazımdır. Cemaatle kıldığı namaz farzın yerine geçmez, çünkü o namaz, nafile niyeti ile kılınmıştır.”
Eserleri:
Müzenî'nin Muhtasar'ını, Ebu Bekr bin Haddad el-Mısrî'nin Furû'unu şerh etmiştir. Fıkıh, usul-i fıkıh, hilaf ve cedel ilimlerine dair birçok risale ve eser vermiştir.