Şafiî mezhebinin büyük âlimlerinden ve onu yayanlardan. Çok zeki, haramlardan kaçınan İslam kadılarından. İsmi, Muhammed bin Osman bin İbrahim bin Zür'a es-Sekafî, künyesi ise Ebu Zür'a'dır. Benî Sakif kabilesinin azatlısı idi. Dedesi, Yahudî iken İslam dini ile şereflenmiş bir bahtiyardır. Doğum tarihi bilinmemektedir. Gençliği ilim tahsili ile geçmiş, Şafiî mezhebini en ince meselelerine kadar öğrenmiş, hadis ilminde büyük bir makama kavuşmuştu. Genç yaşında zekası ve ilmi her yere yayıldı. Zekayı kuvvetlendiren üzüm ve kalbe ferahlık veren incir yemesiyle de meşhurdur. 284 senesinde Mısır'da kadı oldu. Daha sonra Filistin, Ürdün, Humus kadılığı da kendisine verildi. Kadılkudat (kadılar kadısı, başkadı) oldu. 292 (m. 905)'te Şam'a gitti. Şam ahâlisi Evzaî mezhebindeydi. Ebu Zür'a onlara Şafiî mezhebini öğretti. Onun vesilesiyle Şafiî mezhebi Şam'da yayıldı. Şam'da da kendisine kadılık görevi verildi. Şam'a yerleşti ve orada 302 (m. 914)'te vefat etti.
Ebu Zür'a, Şam'da Şafiî mezhebini öğretip yaydıktan sonra, Mısır ve Şam'da bu mezhep yerleşip bir daha unutulmadı. Bundan sonra gelen kadıların hepsi de Şafiî mezhebine bağlıydı. Bu durum, Zahir meliki Baybars'ın 664 senesinde bu üç kadılığı (Filistin, Ürdün, Humus kadılığı) birleştirmesine kadar devam etti.
Ebu Zür'a, meşhur âlimlerden ve halkın arasında yüksek mevkisi olan bir zattı. Âlimleri korur, ilim öğrenmeyi teşvik ederdi. Muhtasar-ı Müzenî kitabını ezberleyene yüz dinar hediye ederdi. Hüküm vermekte çok dikkatli olan Ebu Zür'a, herkese yardım ve iyilik yapardı. Çok cömertti. Allahü teala kendisine çok mal ihsan etmişti. Şam'da da çok miktarda malı olup, fakirleri gözetir, ihtiyaç sahiplerine yardım eder, dertlilerin derdine çare olurdu. Bir kimsenin derdi, sıkıntısı olsa, onun elinden tutar Ebu Zür'a'ya gelirlerdi. Gelen kimsenin derdini dinler, onun hâline ağlar, ona merhamet eder ve sıkıntısını giderirdi. Hatta bir kimsenin dişi ağrısa ona gelir, o da dişine ağrı kesici koyar ve ağrıyı dindirirdi.