Peygamber Efendimize hizmeti ile tanınan ve en çok hadis-i şerif rivayet eden Sahabilerden. Adı ve nesebi, Enes bin Malik bin Nadr el-Ensarî'dir. Künyesi, Ebu Hamza'dır. Bu künyeyi kendisine Resulullah vermıştır. Birgün Hamza denilen baklayı toplarken, Resul-i Ekrem Efendimiz onu görmüş, Ebu Hamza diye iltifat buyurmuşlardır. Künyesinin Ebü'n-Nadr olduğu da bildirilmiştir. Lakabı Hâdimü'n-Nebi'dir. (Resulullah'ın hizmetçisi). Kendisine böyle söylenince çok sevinir ve memnun olurdu. Bununla iftihar ederdi. Hicretten on sene önce doğmuş (m. 612), hicretin 93 senesinde (m. 712) vefat etmiştir. Enes bin Malik'in validesi Ümmü Süleym'dir. Enes'in babası Müslüman olmadığı için annesi, bundan çok üzüntü duymuştu. O vefat edince, Ebu Talha annesine evlenme teklifinde bulundu. Fakat Ebu Talha daha Müslüman olmadığından Hazreti Enes'in annesi, evlenmeleri için Müslüman olmasını şart koştu. Böylece, Ebu Talha, Müslüman olmuş ve Ümmü Süleym ile evlenmiştir. İşte Enes bin Malik, İslam ile şereflenmiş böyle bir aile ocağında yetişti.
Enes'in, Zül-üzüneyn (iki kulak sahibi) lakabı da vardır. Bu lakabı ona Resulullah vermiştir. Bir ara Resul-i Ekrem Efendimiz mübarek elleri ile zülüflerini çekerek; “Ya zel-üzüneyn.” diye latife buyurmuşlardır. Onun için, Hazreti Enes de, validesinin tavsiyesi üzerine Resulullah'ın mübarek ellerinin değdiği bu zülüfleri teberrüken olduğu gibi bırakmıştır. Bazı tarihçiler, Hazreti Enes'in bu lakabı almasının sebebi olarak, Resul-i Ekrem Efendimizden duydukları mübarek sözleri iyi anlayıp, ezberlemesini, gösterirler. Resulullah Efendimiz, Medine-i Münevvere'ye teşriflerinde Hazreti Enes 9-10 yaşlarında idi. Hemen validesi (annesi) Ümmü Süleym kendisini alıp, Resulullah'ın huzur-u saadetlerine getirdi. Hizmetlerine kabul buyurmasını istedi. “Ya Resulallah! Ensar erkek ve kadınlarından sana hediye vermeyen kalmadı. Bu oğlumdan başka sana, hediye verecek bir şeyim yok. Bunu al. Sana hizmet etsin.” dedi. Validesinin bu isteği kabul buyuruldu. Bunun üzerine annesi; “Ya Resulallah! Şu hizmetçiniz Enes'e dua buyurunuz.” deyince, Resulullah Efendimiz de; “Ya Rabbî! Enes'in malını ve evladını mübarek ve yümünlü eyle. Ömrünü uzun eyle, günahlarını af eyle.” şeklinde dua buyurdular.
Enes bin Malik, bu duanın bereketiyle bir asır yaşamış; çok zengin olmuş ve soyundan 120 çocuğunu görmüştür. Hazreti Ebu Bekr devrinde, Bahreyn havalisinin zekatını toplamakla vazifelendirilmiştir. Hazreti Ebu Bekr'in vefatında, Bahreyn'de bulunuyordu. Daha sonra Medine'ye geldi. Hazreti Ömer'in zamanında Medine'de kaldı. Hazreti Ömer, onu meşveret meclisine aldı. Onun kıymetli tavsiyelerinden istifade etti. Bu sırada Medine'de kaldığı müddetçe, fıkıh dersi vermekle meşgul oldu. Yine bu devirde Enes bin Malik, Tüster'de yapılan muharebede elde edilen ganimetin ve Hazreti Ömer'e gönderilme şartı ile teslim olmayı kabul eden İran ordusu kumandanı, Hürmüzan'ın, Medine'ye getirilme işini üzerine almıştı. Medine'den Basra'ya gitmiş, Hazreti Ömer'in vefatını burada öğrenmiştir. Hazreti Osman zamanında da Basra'da kalan Enes bin Malik fıkıh dersleri vermeye devam etti. Hazreti Osman'ın vefatını Medine'ye gelirken yolda öğrenmiştir.
Enes bin Malik, Hazreti Ali'nin halifeliği zamanına yetiştiği gibi, Emevî halifelerinden bir kısmını da görmüştür. Hazreti Enes, zulme ve haksızlığa daima karşı olmuştur. Bu konuda çekinmemiştir. Onun için Haccac'ın yaptığı zulümleri görünce, Halife Abdülmelik'e şikayette hiç tereddüt göstermemiştir. Buna rağmen, Haccac, ona darılmamış, onun rızasını kazanmak için elinden gelen gayreti sarfetmiş ve derslerine de devam etmiştir. Bu sırada Sahabe-i Kiram'ın sayıları azaldığı için yaşayan Sahabilerin kıymeti daha da artmıştı. Halk, böyle mübarek zatları arayıp buluyor, onların sohbetlerinden istifade etmeye çalışıyorlardı. Çünkü bunlar, bizzat Resulullah'ı görüp, ruhlara gıda olan mübarek sözlerini, O'nun mübarek ağzından dinlemişlerdi. Bu bakımdan herkes onlara gerekli hürmet ve saygıda kusur etmemeye gayret ediyorlardı.
Enes bin Malik uzun ve bereketli bir ömür yaşamıştır. Basra'da vefatına yakın hastalandı. Halk, gece-gündüz ziyaretine geldi ve yanında bulundular. Basra'da vefat eden en son Sahabe odur. Basra'ya 9-12 km. mesafede bulunan Tat mevkiiinde vefat etti. Muhammed bin Sirin tarafından gasl, teçhiz ve tekfini yapıldı. Vefat ettiği yere defnedildi. Vasiyeti üzerine, Resulullah'ın saçlarından bir miktar kabrine kondu. Oğullarından Musa, Malik, Nadr ve Abdullah hadis rivayet etmişlerdir.
Hazreti Enes bin Malik, Peygamber Efendimizin 10 sene hizmetinde bulunması sebebiyle Kur'an-ı Kerim'in tefsirini çok iyi öğrenmişti. Ayetlerin tefsirine dair bildirdiği rivayetler tefsir kitaplarını süslemektedir. Hazreti Enes, Sahabe-i Kiram arasında Peygamber Efendimizin hallerini, sözlerini, ahlâkını, işlerini bildirme bakımından en önde gelenlerinden idi. On yaşında Resulullah'ın hizmetine başladı. Resulullah'ın vefatına kadar yanlarından hiç ayrılmadı. Peygamber Efendimizden 2.230 hadis-i şerif bildirdi. Hadis rivayetinde çok titiz davranırdı. Bu durumu talebelerine de ısrarla tavsiye ederdi. Bu bakımdan hadis ilmine hizmeti büyüktür. Hadis ilminin yayılmasında önde gelenlerdendir. İlim öğrenmek gayesinde olanlar onun1 meclisine devam ederlerdi. O, “K2ale Resulullah”, Resulullah şöyle buyurdu, derken meclistekiler, derin bir huşu ve huzur içinde dinlerlerdi. Birçok yerde ilim halkası kurmuştu. Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Basra, Kufe ve Şam, ders verdiği mühim merkezlerdi. Zamanın halifesi bile onun derslerine gelmeyi gönülden arzu ederdi. Her yönden bereketli ve çok mübarek bir zat idi. Bu da, Resul-i Ekrem'in dualarının bereketiyle idi. Onun ilim deryasından istifade edenler çoktur. Hasan-ı Basrî, Süleyman Teymî, Ebu Kılabe, Ebu Bekr bin Abdullah el-Müzenî bunlar arasındadır.
Enes bin Malik'in, hadis ve tefsir ilminde olduğu gibi, fıkıh ilmine de büyük hizmeti olmuştur. Müstakil bir eser teşkil edecek kadar, fetva ve içtihatları vardır. Hazreti Enes ile Muhtar bin Fülgül arasındaki konuşma ve Muhtar'a verdiği cevabın fıkıhta mühim bir yeri vardır. Muhtar, Enes'e; “Resul-i Ekrem'in nehyettiği (yasak ettiği) içkiler nelerdir?” diye sordu. Hazreti Enes cevaben Resul-i Ekrem'in; “Her sarhoş eden şey haramdır.” buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine Muhtar şöyle sordu: “Doğru söylüyorsun. Sarhoş olmak haramdır. Bir iki yudumluk bir şey içmek hakkından ne dersin?” Enes; “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır.” cevabını verdi. Enes bin Malik yüksek bir ahlâka sahipti.
Sonderece nazik, güzel sözlü ve güler yüzlü idi. Resulullah'ı çok sever, sünnetine uymaya çok dikkat ederdi. Sabah namazının vakti girmeden önce uyanır, Mescid-i Nebeviye gider, Resul-i Ekrem'e hizmet için can atardı. Resulullah'ın sesini duymak ve O'na hizmet, onun için en büyük sürur ve neşe kaynağı idi. Resul-i Ekrem de onun hakkında iyilikle bahsedip, yaptığı hizmetlerden dolayı dua buyururlardı.
Resulullah'ın ahirete teşriflerinden sonra, verdiği derslerde Resulullah'ın devrini, tekrar o günleri yaşar gibi, neşe ve zevkle anlatır, talebeler üzerinde büyük tesir uyandırırdı. Bu yüzden talebelerinde Resulullah'ın sevgisi apaçık görülürdü. Enes bin Malik emr-il-marufa (iyiliği emretmek) son derece ehemmiyet verirdi.
Enes bin Malik yakışıklı ve nura nî yüzlü idi. Servet sahibi olduğu halde, çok sade bir hayat yaşadı. Dünya ziynet ve lezzetine, dünyalığa ehemmiyet vermedi. Fakirleri ve yoksulları gözetir, onlara gerekli yardımda bulunurdu. Talebelerinin ihtiyaçlarını kendisi temin ederdi. Resulullah'a olan sevgisini her fırsatta dile getirirdi.
Hazreti Enes aynı zamanda iyi bir okçu ve avcıydı. Bir defasında bir tavşana ok atmışlar, tavşanın ürküp kaçmaya başlaması üzerine kovalamaya başlamışlar, herkesin yorulduğu sırada Hazreti Enes tavşana yetişip yakalamıştır. Pişirilen tavşanın butlarını Peygamberimize hediye olarak götürmüştür.
Peygamber Efendimiz, Enes bin Malik'e hitaben şöyle buyurdular:
“Ey Enes, bir iş yapmak istediğin vakit, yedi defa Rabbine istihare et. Sonra kalbinin meylettiği tarafı yap. Hayır ondadır.”
“Ey Enes! Biliyor musun, mağfireti gerektiren hususlardan biri de, Müslüman kardeşini sevindirmendir. Onun üzüntüsünü giderirsin, yahut içini rahatlatırsın, yahut ona bir mal verirsin veya borcunu ödersin, yahut kendisi olmadığı zaman, çoluk çocuğuna göz kulak olursun.”
Enes bin Malik'in bizzat Resul-i Ekrem Efendimizden rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bir kısmı aşağıdadır:
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”
“Herhangi biriniz kendi nefsi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamaz.”
“Birbirinize buğzetmeyiniz, haset etmeyiniz (kıskanmayınız), birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olunuz. Bir Müslüman için kardeşini üç günden fazla terketmek (küsmek) helal olmaz.”
“Sizden bir kimse başına gelen bir musibetten dolayı ölümü istemesin. Ölümü isteyecek kadar sıkıntılı bir durum içerisine düşmüş olanlar, 'Ya Rabbî! Hayat hakkımda hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, yoksa, ruhumu kabzeyle', desin.”
“Kim Allahü tealaya kavuşmak isterse, Allahü teala da ona kavuşmak ister. Kim onu istemezse, Allahü teala da istemez.”
Bunun üzerine biz: “Ya Resulallah, hepimiz ölümü istemeyiz.” dedik. Resulullah şöyle cevap verdiler: “Bu, ölümü istememek değil, mümin dünyadan ayrılacağı zaman, akıbetinin iyi olacağına dair müjdeler kendisine verilir, böylece Allahü tealaya kavuşmak ister. Bu kavuşma, onun en çok istediği şeydir. Fakat kafir ve facir son nefesinde, sonunun iyi olmadığını görür ve cenab-ı Hakka kavuşmayı istemez. Allahü teala da ona kavuşmayı istemez.”
“Kendisinde şu üç haslet bulunan kimse, imanın tadını duyar: Allahü teala ve Resulünü başkalarından daha çok sevmek, sevdiğini Allah için sevmek, küfürden kurtulup hidayete kavuştuktan sonra, ateşe atılmayı ne kadar istemezse, küfre dönmeyi de o derecede kerih ve kötü gö1rmek.”
“Kıyamet günü bir komşu diğer komşuyu yakalar, onu salıvermez ve şöyle der: 'Ya Rabbî! Sen buna çok ihsanda bulundun. Bana ise, az verdin. Ben aç idim. O tok olarak uyudu. Ona; 'Bana kapısını niçin kapadığını, kendisine verdiğin rızıktan beni niçin mahrum ettiğini sor' der.”
“Şu dört şeyin sarf edilmesinden, kul kıyamet gününde hesaba çekilmez. Bunlar: Ana, babasına sarf ettiği, iftar için sarf ettiği, sahur için sarf ettiği, çoluk-çocuğu için sarf ettiği nafakalardır.”
“Bir kimse dünyada ipekli elbise giyerse, ahirette giyemez.”
“Miraca çıktığım gece, dudakları makasla kırpılan bazı kimseler gördüm. Cebrail'e, bunların, kimler olduğunu sordum. Cebrail; 'Bunlar, ümmetinden, herkese, iyiliği emredip, kendilerini unutan ve Kur'an-ı Kerim'i okuyup da ona uymayan, onunla amel etmeyenlerdir' cevabını verdi.”
“Allahüteala, bütün insanlar arasında beni seçti, ayırdı. İnsanların en iyisini bana Eshab olarak seçti. Bunların arasından da, bana akraba ve yardımcı olarak en üstünlerini ayırdı. Bir kimse beni sevdiği için bunlara hürmet ederse, Allahüteala onu her tehlikeden korur. Onlara hakaret ederek beni incitenleri de incitir.”
Enes bin Malik, Resul-i Ekrem'in mübarek ağızlarından Sidretü'l-Münteha'ya kadar olan yolculuğu anlatıp, bundan sonraki durumları ve namazın farz oluşunu bildirir: “Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Birden ne göreyim, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar bir ağaç var. Bu ağacı Allahütealanın celal ve azameti o kadar kaplamış ve bürümüş ki, bu yüzden durumu değişmiş ve çok güzelleşmiş. Hiç kimse onun güzelliğini anlatamaz. Bu sırada Allahüteala bana vahyedeceğini vahyetti. Bana her gün ve gece için elli vakit namazı farz kıldı. Altıncı kat semada bulunan Musa'nın yanına inince, bana; 'Rabbin ümmetine neler farz kıldı?' dedi. 'Elli vakit namaz' dedim. Musa bana; 'Rabbinden bu miktarı hafifletmesini dile. Çünkü ümmetin bu kadara tahammül edemezler. Ben, Benî İsrail'i denedim' dedi. Bunun üzerine, Rabbimle münacaat ettiğim yere dönüp, elli vakit namazı hafifletmesi için yalvardım. Allahüteala, elli vaktin, beş vaktini indirdi. Bu durumu Musa'ya söyleyince; 'Ümmetin bu kadara da dayanamaz. Sen yine Allahütealadan bunun daha hafifletilmesini dile' dedi. Bu şekilde Rabbim ile Musa arasında gidip geldim. Nihayet Allahüteala; 'Ya Muhammed! Farz kıldığım namazlar, her gün ve gecede kılınacak olan beş vakit namazdır. Her namaz için on sevap vardır. Bu bakımdan sonunda yine elli namaz olur. Bir kimse hayır yapmak ister de, onu yapamazsa, ona bir sevap yazılır. O iyiliği yaparsa, on sevap yazılır. Bir kimse kötülük işlemek ister de, yapamazsa, ona hiçbir şey yazılmaz. O kötülüğü işlerse, bir tane günah yazılır' buyurdu. Buradan tekrar Musa'nın yanına uğradım. Olup bitenleri anlattım. Musa yine; 'Rabbinden bunun daha hafifletilmesini iste' dedi. Bunun üzerine Resulullah Rabbime çok müracaatta bulunduğum için artık utanıyorum' buyurdu.”
Resulullah'ın, Enes bin Malik'e nasihatleri:
“Ey oğul! Elinden geldiği kadar abdestli ol. Çünkü kim abdestli olarak ölürse ona şehitlik sevabı verilir.”
“Ey Enes! Rükuda ellerinle dizlerini sıkıca tutup, parmaklarını birbirinden ayır, dirseklerini yanlarına yapıştırma. Rükudan kalkınca, her uzvun tam olarak yerine gelsin. Allahüteala, kıyamet gününde, rüku ve secde arasında belini dosdoğru yapmayana nazar etmez. Secde ettiğin zaman, alın ve ellerini iyice yere koy. Secdeleri, horozun yeri gagalaması gibi çabuk yapma; gagalama, secdede kollarını, köpeklerin veya tilkinin yatışı gibi yere serme. Namazda sağa sola nazar etmekten sakın.”
“Ey oğul! Kimse hakkında kötülük beslemeden sabahlamaya ve akşamlamaya çalış. Bunu becerirsen, hesabın çok kolay olur.”
“Müslümanlardan büyüklere hürmet, küçüklerinemerhamet et.”
Katâde, Hazreti Enes'e, Resulullah'ın en çok yaptıkları duanın ne olduğunu sorunca; “Allahümme rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâben nâr” duasını çok okuduklarını bildirdi. Katâde, Hazreti Enes'in dua edeceği zaman, bununla dua ettiğini veya duasına, bu duayı da ilave ettiğini nakleder.
Enes bin Malik hazretleri "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" okumanın sinir hastalığına ve bütün hastalıklara iyi geldiğini bildirmiştir.
Enes buyurur ki: Birgün bir Bedevî, Resul-i Ekrem'e gelip; “Ya Resulallah! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Bu sırada ikamet okunduğu için, Resulullah cevap vermeden namaza durmuşlardı. Namazdan sonra, kıyameti soranın nerede olduğunu sordular. Bedevî; “Benim ya Resulallah” dedi. Resul-i Ekrem ona kıyamet için ne hazırladığını sordu. Bedevî, fazla bir hazırlığı olmadığını, ancak Allahü tealayı ve Resulünü sevdiğini söyleyince, Resulullah; “Kişi sevdikleri ile beraberdir” cevabını verdi. Eshab-ı Kiram bu mübarek hadisi işitince çok sevinmişler, buna sevindikleri kadar başka bir şeye sevinmemişlerdir.2
Yahudiler, âdet gören kadınlarla bera3ber oturmazlar, birlikte yemek yemezlerdi. Eshab-ı Kiram, Yahudilerin bu durumunu, Resul-i Ekrem Efendimize arz ederek, bu konuda ne buyurduklarını sorunca, şu ayet-i kerime nazil oldu: “Sana kadınların âdetlerinden (hayz görenlerinden) sorarlar. Onun bir eziyet olduğunu söyle. Kadınlar âdet gördükleri zaman, onlarla temasta bulunmayınız. Onlar temizlenmeden onlara yaklaşmayınız.” (Bakara suresi: 222)45
“Birtakım6 işler ya7pıyorsunuz ve onları kıldan daha ince ve önemsiz görüyorsunuz. Halbuki biz, Peygamber zamanında, bu işleri büyük günahlardan sayardık.”
Allahüteala şöyle buyuruyor: “Kul bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Yürüyerek bana gelirse, koşarak ona gelirim.”8
“Üç şey ölünün peşinden kabre kadar gider. Çoluk çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan, ailesi ve malı döner, onunla sadece ameli kalır.”9
“Allahüteala10, kulunun yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamdetmesinden razı olur (hoşnut olur).”
“Peygamber Efendimizin zevcelerinin evine üç kişi gelip, Peygamber Efendimizin ibadetini sordular. Ne kadar yaptığını öğrendikleri zaman, bunu az gördüler. 'Peygamberin yanında biz neyiz? Onun geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanmıştır' dediler. Bunlardan birisi; 'Devamlı, bütün gece namaz kılacağım' dedi. Diğeri; 'Ömrüm boyunca oruç tutacağım hiç oruçsuz olmayacağım' dedi. Üçüncüsü ise; 'Kadınlardan uzak kalacağım, hiç evlenmeyeceğim' dedi. Bu sırada Peygamber Efendim11iz teşrif buyurdular. 'Şöyle şöyle diyenler, sizler misiniz? Bakınız! Allahü tealaya yemin ederim ki, Allahüte12aladan en çok13korkanınız ve ona karşı gelmekten en fazla sakınanınız benim. Buna rağmen, bazen oruç tutuyorum, bazen tutmuyorum. Bazen nafile namaz kılıyorum, bazen uyuyorum. Kadınlarla evleniyorum. Kim, benim sünnetimden yüz çevirirse, o kimse benden değildir'.”
Peygamber Efendimiz; “İster zalim olsun, ister mazlum olsun, mümin kardeşinize yardım ediniz” buyurdu. Eshabdan birisi; “Ya Resulallah! Mazlum olan kimseye yardım ederim, fakat zalime nasıl yardım edebilirim?” dedi. Resulullah Efendimiz; “Zalimi, zulüm yapmaktan alıkoyarsın. İşte bu, ona yardımdır” buyurdular.
Birgün Resulullah benzerini hiç duymadığım bir hutbe okudular. “Eğer, siz benim bildirdiklerimi bilmiş olsaydınız, az güler, çok ağlardınız” buyurdu. Bunun üzerine, Resulullah'ın eshabı yüzlerini kapayarak ağladılar.”
“Kafir, bir iyilik yaptığı zaman, ona karşı dünyalık verilir. Fakat mümine gelince, Allahüteala, onun iyiliklerini ahirete saklar. Dünyada da taatına göre rızık verilir.”
Resulullah Efendimiz buyurdu: “Allahüteala buyuruyor ki: 'Ey Âdemoğlu! Sen, bana dua edip, benden istediğin müddetçe, sende bulunan günahları bağışlarım. Onların çokluğuna ve ağırlığına bakmam. Ey Âdemoğlu! Günahların yerle gök arasını dolduracak kadar bile olsa, fakat benden günahlarının bağışlanmasını istesen (istiğfar e14tsen) senin bu günahlarını bağışlarım. E15y Âdemoğlu! Yeryüzünü dolduracak günahlarla huzuruma gelsen, şirk koşm16adan bana kavuşsan17, yeryüzünü dolduracak bir mağfiret ve af ile seni bağışlarım'.”18
Resulullah'ın yanında iki kişi aksırdı. Biri19ne; “Yerhamükallah (Allah sana merhamet eylesin)” buyurduğu halde, diğerine bu mukabelede bulunmadı. “Ya Resulallah! Allah'tan, buna rahmet diledin, niçin öbürüne dilemedin” denilince; “Bu Allahütealaya hamdetti (Elhamdülillah, dedi), öbürü ise hamdetmedi” buyurdu.
“Resulullah dua ederken mübarek ellerini bazen öyle kaldırırdı ki, mübarek koltuk altının beyazlığı görünürdü.”
Hazreti Enes bin Malik buyurdu ki: “Üç sınıf insan, hesap gününde Allahütealanın rahmetine kavuşur: 1- Akrabasını ziyaret eden. 2- Kocası ölüp yetimlerle kalan ve ölünceye kadar onlara bakan kadın. 3- Ziyafet sofrası hazırlayıp, yetimleri ve kimsesizleri davet eden kimse.”
“Resulullah'a on sene hizmet ettim. Mübarek elleri ipekten yumuşak idi. Mübarek teni miskten ve çiçekten daha güzel kokuyordu. Resulullah'ın kalb-i şerifi nazargah-ı ilahi idi.”
“Resulullah insanların en güzel huylusu idi. Çocukken beni bir gün bir yere gönderdi. Vallahi gitmem dedim. Fakat gidecektim. Emrini yapmak için dışarı çıktım. Çocuklar dışarda oynuyordu. Onların yanından geçerken arkama baktım Resulullah arkamdan geliyordu. Mübarek yüzü gülüyordu. “Ya Enes! Dediğim yere gittin mi?” buyurdu. “Evet gidiyorum, ya Resulallah!” dedim.”
“Resulullah bir kimse ile müsafeha edince, o kimse elini çekmedikçe, mübarek elini ondan ayırmazdı. O kimse yüzünü çevirmedikçe mübarek yüzünü ondan çevirmezdi. Bir kimsenin yanında otururken, iki diz üzerinde oturur, ona karşı saygılı olmak için mübarek bacağını d20ikip, oturmazdı.”
Enes bin Malik hazretleri; “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” okumanın sinir hastalığına ve bütün hastalıklara iyi geldiğini haber vermiştir.