Zamanının bir tanesi, asrının ilimde önderi, Allahü tealanın rızası için her şeyini feda eden büyük fıkıh ve hadis âlimi. Tebe-i tabiîndendir. İsmi Abdurrahman bin Amr bin Yahmid'dir.
Künyesi, Ebu Amr'dır. 88 (m. 707)'de Ba'lebek'te doğmuş, küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Bika nahiyesinin Kevrek köyünde yetişmiştir. İmam Evzaî, Ba'lebek'teki hocalardan ders aldıktan sonra Dımeşk'e giderek bölgenin meşhur hadis ve fıkıh âlimi Nümeyr bin Evs'den ders almıştır. Ardından Mekhul eş-Şamî'nin derslerine uzun müddet devam etmiştir. Bu sebeple Mekhul daha ziyade Evzaî'nin hocası diye meşhur olmuştur. Evzaî ayrıca Kasım bin Muhaymire'den de ders almıştır.
Evzaî bu bölgedeki tahsilini bitirdikten sonra resmî bir heyetle beraber Yemen'e gitti. Oranın önde gelen âlimlerinden Yahya bin Ebu Kesir'in derslerine katılıp, ondan istifade etmiştir. Bu uğurda resmî vazifesinden bile istifa etmiştir. Yahya bin Ebu Kesir'den dinledikleri ile 13 veya 14 kitap yazmış ise de bu kitaplar Beyrut'ta meydana gelen zelzelede yanmıştır. Evzaî hazretleri Yemen'deki diğer âlimlerden de istifade ettikten sonra hocasının da tavsiyesi ile Basra'ya gelmiştir. Çok yaşlı olan Hasan-ı Basrî ve İbn-i Sirin yerine Katade bin Diame'nin derslerine katılmıştır.
İmam Evzaî buradan Şam'a dönmüş ve burada Meymun bin Mihran ve Dahhak bin Abdurrahman'ın derslerine katılmıştır. Bölgenin diğer âlimleri ile de ilmî müzakerelerde bulunan İmam Evzaî ilimde çok üstün bir dereceye yükselmiştir. Mekke ve Medine yolculuğu yaparak İmam-ı A'zam ve İmam-ı Malik ile de görüşme imkanı bulmuştur. Haremeyn'de ayrıca Süfyan-ı Sevrî gibi âlimlerle de görüşmüştür. Mısır'a da giderek İbn-i Lehia ile görüşmüş ve hadis almıştır. Bütün bu seyahatler ona farklı kültürleri, örf ve âdetleri tanıma imkanı sağlamıştır. Ayrıca hadis toplama imkanı bulmuştur.
Hayatının sonlarına doğru Beyrut'a gitti. Burada kendisine kadılık vermek istediler. Fakat o, bunu kabul etmedi. Oraya yerleşip ders vermekle meşgul oldu. 157 (m. 774) vefat etti. Beyrut'un girişine yakın bir yerde bulunan Hantuş Köyü'ne defnedildi. Birisi, rüyadan anlayan birine gidip; “Dün gece, rüyamda, Magrib tarafından çıkıp, göğe doğru yükselen ve sonunda gökte kaybolan bir demet fesleğen gördüm.” dedi. Rüyayı yorumlayan zat; “Rüyan doğrudur. Evzaî vefat etti.” buyurdu. Araştırdıklarında, o gece Evzaî hazretlerinin vefat ettiğini gördüler. Vefatı hakkında değişik rivayetler vardır.
Evza, Yemen'de bir yer veya Şam yakınlarında bir köydü. Yemen'de bir kabile olduğu da söylenmiştir. Oraya bir ara gitmişti. Onun için bu ismi aldı. Edebiyatta, yazı ve güzel konuşmada çok kabiliyetli olup, herkes tarafından beğenilir 1ve takdir edilirdi. Salih bin Yahya, “Beyrut Tarihi” kitabında; “Evzaî'nin Şam'da çok itibarı vardı. Hatta idarecilerden daha fazla hürmet ve itibar görüyordu. Ergenlik çağında iken resmî divanlarda vazife aldı. Onun fıkha dair “Sünen” isimli kitabı ile “Meseleler” adında bir eseri vardı. Kendisine yetmiş bin veya seksen bin mesele sorulup hepsine hıfzından (ezberinden) cevap verdiği söylenirdi. Hakem bin Hişam zamanına kadar, Endülüs'te, fetvalar onun içtihadı üzerine verilmiştir.” Velid bin Müslim; “İbadet konusunda ondan daha çok içtihat eden birini görmedim.” demektedir.
İmam Evzaî'nin nev'i şahsına münhasır (kendine has) bir içtihat usulü vardır. Bu usul bilhassa hadis-i şerif rivayetinde kendisini gösterir. Bu bakımdan ehl-i hadisten kabul edilmekle beraber, ehl-i hadis ile ehl-i rey arasında bir yol takip ettiği açıktır. İçtihat ederken ayet-i kerimeler arasında cevabını bulamadığı bir meseleyi hadis-i şeriflerle çözmeye bakar. Hadis-i şerifleri kabul etmekte daha esnek ölçüleri vardır. Hadis-i şerifler arasında meselenin cevabını bulamazsa, Sahabe-i Kiram'ın ve bulunduğu bölgede yaşamış fakihlerin icma'ına bakar. Burada da bulamazsa kıyasa müracaat eder. İmam Evzaî, dar çerçevede de olsa reyi kullandığı için, İbn-i Kuteybe kendisini ehl-i rey olarak vasıflandırır. İbn-i Abdülber de, İmam Evzaî'nin Şam'da kıyasa müracaat etmekle tanınan iki büyük âlimden biri olarak gösterir. Diğeri Mekhul eş-Şamî'dir. İmam Evzaî'nin fıkıh üzerine yazdıkları sağlam şekilde günümüze intikal etmemiştir. Onun içtihatlarından tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında dağınık halde bulunanları Dr. Abdullah Muhammed el-Cuburî tarafından toplanmış ve Fıkhu'l-İmami Evzaî adıyla diğer mezheplerle karşılaştırmalı olarak iki cilt halinde neşrolunmuştur.
Şam ve Magrib (Fas, Tunus, Cezayir) halkı, Malikî mezhebine mensup olmadan önce Evzaî hazretlerinin mezhebine tabiidiler. Mezhebi, Endülüs'e Emevîler'le girmiş, mensupları kalmadığı için mezhebi daha sonra unutulmuştur. Mezhebinin kayboluşu hicrî üçüncü asrın ortalarına rastlar.
Beyrut'ta, İmam Evzaî mescidi ve makamının bulunduğu külliyenin girişi.
O, Ata bin Ebu Kesir, Katade, Ata bin Ebu Rebah, Zührî ve Muhammed bin İbrahim et-Teymî'den hadis bildirmiş; Şu'be, İbn-i Mübarek, Ma'kil bin Ziyad, Yahya bin Hamza, Yahya el-Kattan, Ebu Asım ve başkaları da ondan hadis nakletmişlerdir.
Zamanının en büyük âlimi ve en faziletlisi idi. Züht ve takvası pek çok olup İbadet etme konusunda çok gayretli idi. Gecelerini namaz kılmak, Kur'an-ı Kerim okumak ve ağlamakla geçirdiği bildirilirdi. Çok cömert idi. Emevî ve Abbasîlerin kendisine tahsis ettikleri ikta'dan gelir olarak sahip olduğu 70 bin dinarın hepsini yoksullara ve yetimlere dağıttığı, vefatında geriye sadece yedi dinar bıraktığı kaynaklarda zikredilir.
Ümeyye bin Yezid bin Ebu Osman; “Evzaî ibadeti, veraı (haramlardan sakınmayı) ve hakkı (doğruyu) söyleme özelliklerini kendisinde toplamıştı.” der. İbn-i Sa'd da onun için; “İlmi geniş, fıkıh bilgisi pek çok, fazla hadis bilen, seçkin ve faziletli, hadis ilminde, sika (güvenilir, sağlam) saduk ve güvenilir bir âlimdir.” der. Ebu İshak; “Eğer bana seçme izni verselerdi, bu ümmet için Evzaî'nin mezhebini seçerdim. Çünkü, o her yönüyle yetişmiş derin bir âlimdir. O zamanki insanlar bir güçlükle karşılaştıkları zaman, hemen ona koşarlardı.” derken, Muhammed bin Aclanda; “İnsanlara ondan daha çok nasihat eden bilmiyorum.” diye buyurdu.
Halife Mansur, Evzaî hazretlerine çok hürmet eder, onun nasihatlerine kulak verirdi. Beşir bin Velid; “Evzaî'yi gördüm, huşudan dolayı gözleri görmeyen bir kimse gibi idi.” diye onun bir ânını anlatır.
Velid bin Mezid; “Annesinin himayesinde fakir bir yetim olarak büyüdü, terbiye gördü. O kadar edepliydi ki sultanlar bile onda bulunan terbiye ile çocuklarını terbiyeden âcizdiler. Ondan boş bir söz işitmedim. O konuştuğunda, mutlaka karşısındakinin ihtiyacı olan şeyleri söylerdi. Kahkaha ile güldüğünü asla görmedim. O, ahireti anlatmaya başlayınca ondan başka orada ağlamayan kalmazdı.” demiştir.
İlmi sika, güvenilir kimselerden almaya özen gösteren Evzaî topladığı hadisleri mütehassıslarına arz ederdi. “Biz hadis dinledikten sonra, dirhemin sarrafa sorulduğu gibi hadis uzmanlarına arz ederdik; onların onayladıklarını alır, kabul etmediklerini ise terk ederdik.” demiştir.
Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
- “Bir kimse sadaka verir, sonra vazgeçerse, bir şeyi yiyip sonra kusan, sonra dönüp onu yiyen köpek gibidir.”
- “Kul öldüğü zaman, namazı başının yanında, verdiği sadakası, sağında, tuttuğu orucu göğsünün yanında olur.”
- “İman, yetmiş küsur haslettir (huy, özelliktir). En büyüğü: Lailaheillallah'ı dili ile söyleyip, manasına kalbiyle inanmak; en küçüğü ise yolda eziyet veren bir şeyi oradan kaldırmaktır.”
Evzaî, Resulullah'ın akrabasından birinin günah işlediğini gördüğü zaman; “Sakın Resulullah'a olan yakınlığınız, sizi aldatmış olmasın. Çünkü o, kızı Fatıma'ya; “Kızım, kendini Cehennem ateşinden kurtarmaya bak. Çünkü ben senin namına Allahü tealadan bir şey temin edemem.” buyurmuştur.
İmam-ı Evzaî, fıkıh ve hadis sahasında otorite olduğu gibi siyer ve islam tarihinde otoritedir. Hatta bu konuda eser bile yazmıştır. Son yapılan araştırmalarda en eski siyer kitabının İmam Evzaî'ye ait olduğunu söyleyenler vardır.
İmam Evzaî birçok eser yazmış, ancak bir tanesi hariç diğerlerinden hiçbiri günümüze ulaşamamıştır. Ulaşan tek eseri Kitabu Siyeri'l-Evzaî'dir. Fıkha dair içtihatları Fıkhu'l-İmam Evzaî adıyla, rivayet ettiği hadislerde Sünenü'l-Evzaî adıyla neşredilmiştir.
Evzaî hazretleri buyurdular ki:
“Allahü teala bir kavim için kötülük dilerse, onlara mücadele kapısını açar, onları ilim ve amel yapmaktan alıkoyar.” Çoğu kez kendi kendine; “Seni yaratan ne kadar yüce. Yağa benzer bir şey vermiş, onunla görürsün. Kemikle işitirsin. Bir et parçası ile konuşursun.” diye muhasebe yapardı.
“Kul, dünyadaki her anından kıyamette hesaba (sorguya) çekilecek. Hem de gün gün, saat saat. Bu durumda, Allahü tealayı anmadığı bir an karşısına çıkınca, pişman olup kendini parçalamak isteyecek.”
CEHENNEM ATEŞİ
İmam-ı Evzaî, Halife Ca'fer'e nasihatte bulunurken; “Cebrail bir gün Peygamber Efendimize gelmişti. Efendimiz, Cebrail'e; “Ya Cebrail! Bana Cehennem'i anlat.” buyurdu. Cebrail de; “Allahü teala Cehennem'e emretti. Bin sene iyice kırmızılaşıncaya kadar yandı. Bundan sonra bin sene daha yandı. Sapsarı oldu. Bin sene daha yanıp, simsiyah oldu. Onun için Cehennem koyu ve siyahtır. Alevleri ve parçaları parlamaz. Seni peygamber olarak gönderen Allahü tealaya yemin ed2erim ki, Cehennem e3lbiselerinden birisi dünyadakilere gösterilmiş olsaydı hepsi ölürlerdi. Eğer, Cehennem'in içecek kovalarından bir tanesi dünya suyuna dökülmüş olsaydı ondan tadan herkes ölürdü. Eğer, Allahü tealanın bildir4diği zinci5rden bir arşın, dünyadaki dağlar üzerine konulsaydı bütün dağlar erirdi. Bir kimse Cehennem'e girip, çıksaydı yeryüzündekiler onun kokusundan ölürlerdi.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ağladılar. Resulullah ağlayınca, Cebrail de ağladı ve; “Ya Muhammed! sen de mi ağlıyorsun? Halbuki Allahü teala senin gelmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı.” deyince Resulullah efendimiz; “Allahü tealaya şükredici bir kul olmayayım mı?” diye buyurdu.
Resulullah ile Cebrail ağlarlarken, gökten bir ses; “Ya Muhammed veya Cebrail şüphesiz Allahü teala sizi, günah işlemeyecek şekilde yarattı. Onun için, ya Muhammed, Allahü teala seni bütün peygamberlerden, ya Cebrail, seni de bütün gök meleklerinden üstün kıldı!” dedi. “Ey Müminlerin emiri! En üstün şey takvadır. Çünkü kim, Allahü tealaya itaat için şeref isterse, Allahü teala onu yükseltir. Kim de şerefi günah işlemek için isterse, Allahü teala onu alçaltır.” buyurdu.
Halifenin yanından ayrılırken, Halife ona birçok hediye vermek istedi. Fakat o kabul etmedi ve; “Benim ona ihtiyacım yok. Ben nasihati, dünyalık karşılığında satmadım.” buyurdu.
“Bizim, hayatlarına yetiştiğimiz insanlar; gece uykusundan erken uyanıp, sabah namazını vaktinde kılan, sonra bir müddet ahiret işlerini, akıbetlerinin (sonlarının) ne olacağını düşünen, sonra da kendilerini fıkıh (dinî bilgileri) öğrenmeye ve Kur'an-ı Kerim okumaya veren insanlardı.”
Sünenü'l-Evzaî adlı eserin kapak sayfası. Evzaî'nin rivayet ettiği hadisler bu kitapta Sünenü'l-Evzaî adıyla neşredilmiştir.
Az konuşur çok amel ve ibadet yapardı. “Az konuşup çok ibadet yapmak, müminin sıfatı, çok konuşup az amel işlemek de münafıkların sıfatıdır.” buyururdu.
Çok cesur idi. Haksız gördüğü şeyi devlet adamlarına karşı korkusuzca savunurdu. Nitekim halife Mansur kendisinden nasihat istediğinde ona; “Halkın arasında kendisini musallat ettiğin bir beladan veya yaptığın bir zulümden dolayı senden şikayet etmeyen kimse yok.” demiştir.
- “Bir din kardeşiyle karşılaşmak, baldan ve çoluk çocuktan daha hayırlıdır (iyidir).”
- “Halkın bize verdiği her şeyi kabul etseydik kıymetimiz kalmazdı.”
- “Resulullah'tan sana bir hadis-i şerif ulaştığı zaman, ondan başkasını söyleme ve onu değiştirme. Çünkü, Resulullah Allahü tealadan aldığını bildirmektedir.”
Beyrut'ta, Allahü tealanın rızası için her şeyini feda eden büyük fıkıh ve hadis âlimi İmam Evzaî'nin mescidi ve makamı (solda). İmam Evzaî hazretlerinin Beyrut'taki makamının tamir edilmeden önceki hali (sağda).
Hayatı hakkında yazılan El-İmamu'l-Evzaî, Muhaddis ve Hafız adlı eserin kapak sayfası.
- “Eshab-ı Kiram'da şu beş haslet (özellik) vardı; cemaate devam etmek, Resulullah'ın sünnetine uymak, cami yapmak, Kur'an-ı Kerim okumak ve cihat (İslamiyet’i yaymak) etmek.”
- “Bir bid'at ortaya çıkaran kimsenin veraı (şüphelilerdense sakınma) kalmaz.”
- “Bir yerde bid'at ortaya çıkar da âlimler ona karşı koymazlarsa, o bid'at zamanla sünnet hâline dönüşür. Bu da bir sünnetin yok olması demektir.”
- “İbadet maksadı dışında fıkıh öğrenenlere; şüphelilerle, haramları helal göstermeye uğraşanlara yazıklar olsun.”
Namazda huşunun nasıl olacağını sordukları zaman Evzaî hazretleri; “Gözleri aşağı düşürüp, önüne bakmak, yanlarını kabartıp, şişirmeyip, alçaltmak ve bir de kalp yumuşaklığı, yani üzüntülü bir vaziyette durmak. Gösteriş olunca huşu gider.” şeklinde cevap vermiştir.
Misafire ikramın ne olduğunu soranlara Evzaî; “Güler yüz ve tatlı dildir.” diye cevap verdi.
Evzaî hazretleri, Ömer bin Abdülaziz'in, kendisine yazdığı bir mektuptan şöyle bildirir: “Ölümü çok hatırlayan kimse dünyaya rağbet etmez. Ağzından çıkan her sözün hesaba çekileceğini bilen az konuşur ve ancak lüzumlu sözleri söyler.”
Yine buyurdu ki:
- “Süleyman, oğluna; ‘Ey oğlum! Allahü tealadan kork. Çünkü Allahü tealadan korkmak her şeyi yenmene yardımcı olur.’”
- “Mümin az konuşur, çok iş yapar. Münafık çok konuşur, az iş yapar.”
- “Sünnet uymakta sabırlı ol. Daha önce yaşamış olan büyüklerin durduğu yerde dur. Söylediklerini söyle, sakındıklarından sen de sakın. Onların yoluna gir. İman sözle, söz amelle, bunların üçü (iman, söz, amel) ise ancak Peygamberimizin bildirdiklerine uygun olduğunda doğrudur. Büyüklerimiz, imanı amelden, ameli de imandan ayırmazlardı. İman bunların hepsini içine alan bir isimdir. Amel de imanı doğrular. Kim diliyle inandığını söyler, fakat, kalbiyle inanmaz, ameliyle de inancını ve sözünü doğrulamazsa, onun imanı kabul edilmez. Ahirette zarara uğrayanlardan olur.” buyurmuştur.