Eshab-ı Kiram'dan. Resul-i Ekrem Efendimizin amcası Hazreti Abbas'ın oğludur. Annesi, Zevcat-ı tahirattan Hazreti Meymune'nin kız kardeşi Ümmü'l-Fadl Lübabe binti Haris idi. Hazreti Hadice'den sonra hanımlardan ilk imana gelen budur. Fadl'ın künyesi Ebu Muhammed'dir. Hazreti Abbas'ın çocuklarının en büyüğüdür. Hicretin 13. yılında vefat etti.
Bedir Gazası'ndan evvel Müslüman oldu. Ancak Mekke müşriklerinden çekindiği için dinini gizlemeye mecbur kaldı. Mekke'nin fethinden az bir zaman evvel babasıyla beraber Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Hicretlerinden hemen sonra Mekke'nin fethine katıldı. Böylece Fadl bin Abbas'ın iştirak ettiği ilk cihat, Mekke'nin fethi oldu. Daha sonra Huneyn Gazvesi'nde bulundu. Burada büyük kahramanlık gösterdi. Huneyn Harbi'nde bir ara Müslümanlara zaaf arız olmuş ve askerler dağılmıştı. O zaman Fadl bin Abbas sebat ile Hazreti Peygamber'in yanında kaldı ve O'nu canı pahasına korudu.
Sehl bin Sa'd anlatıyor:
“Resulullah Efendimize bir içecek getirilmişti. Ondan, önce kendisi içti. Sağında genç bir delikanlı olan Fadl, solunda da yaşlılar vardı. Fadl'a, ‘Bardağı şu yaşlılara vermem için bana izin verir misin’ diye sordu. Fadl da; ‘Ya Resulallah! Allah'a yemin olsun bana sizden gelecek nasibime başkasını asla tercih edemem!’ diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz bardağı onun eline verdi.”
Hazreti Peygamber Veda Haccı'nda Müzdelife'den Mina'ya giderken Fadl bin Abbas'ı terkisine almıştı. Bu sebeple kendisine “Râdifü'r-Resul”, yani Hazreti Peygamber'in binek arkadaşı lakabı verildi. Redif, yedek demektir. Hatta böyle beraberce giderken, Has'ame kabilesinden genç ve güzel bir kadın bir mesele sormak üzere önlerine çıktı. “Ya Resulallah! Allah'ın kullarına yazdığı hac farizası ihtiyar babama ulaştı. Ancak o, bineğin üzerinde durabilecek halde bile değildir. Ben ona bedel hac yapabilir miyim?” diye sordu. Hazreti Peygamber, başını yere eğerek, “Evet!” buyurdu. O sıralar genç bir delikanlı olan Fadl'ın gözü, ister istemez kadına kaydı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber kadına bakmaması için üzengiyi çevirdi ve buyurdular ki: “Yeğenim, bu öyle bir gündür ki bugün de gözüne, kulağına ve diline hakim olanların günahlarını Allahü teala bağışlar.”
Fadl bin Abbas, Resulullah Efendimizin hususî hizmetinde bulunmakla şereflendi. Resulullah'ın hastalığı şiddetliğinde mescide çıkamadı. Ensar-ı Kiram, yani Medine'nin yerli ahalisi çok üzüldü. Mescid-i şerifin etrafında pervane gibi dolaşmaya başladılar. Fadl bin Abbas ile Hazreti Ali gelip bu hali Resulullah'a haber verdi. Merhamet buyurarak, sıkıntıya katlanıp ve bu ikisi birer koltuğuna girip tekrar Mescid-i şerife getirdiler. Hazreti Peygamber minbere çıkıp son hutbesini irat buyurdu. Bu hutbede Fadl'dan övgüyle bahsetti.
Peygamber Efendimizin mübarek cenazelerini yıkamak üzere Hazreti Ali, Hazreti Abbas, Üsame bin Zeyd ile beraber Fadl ve kardeşi Kusem de hazır bulundu. Cenazenin bulunduğu odaya girip, kapısını örterek, Peygamber Efendimizi, üzerinde gömleği olduğu halde yıkamaya başladılar. Hazreti Ali yıkadı. Hazreti Abbas ve oğulları Fadl ile Kusem su döküp cenazeyi sağa ve sola çevirdiler.
Fadl bin Abbas çok yakışıklı idi. Hazreti Peygamber'e benzeyenlerden idi. Resulullah onu Mahmiye bin Cez'in kızı Safiye ile evlendirdi ve kızın mehrini kendileri verdi. Bu evlilikten Ümmü Gülsüm isminde bir kızı vardı. Bu kız, Hazreti Hasan ile evlenmiş; daha sonra ondan boşanarak, Ebu Musa el-Eş'arî ile evlenmiştir. Bu evlilikten Musa isminde bir oğlu olmuştur. Ebu Musa da vefat edince Ümmü Gülsüm, Ömer bin Talha ile evlenmiştir. Fadl bin Abbas'ın Abdullah isminde bir oğlu olduğu ve küçükken vefat ettiği de rivayet edilir.
Fadl bin Abbas, hicretin 13. senesinde Ecnadin Muharebesi'nde şehiden vefat etti. Bazı rivayetlere göre 18 senesinde Suriye'de meydana gelen Emvâs vebasında vefat etmiş ve Filistin Remle'de eski bir kabristana defnedilmiştir. Yermük veya Yemame ve Mercisuffer savaşlarında şehit olduğu rivayetleri de vardır.
Fadl bin Abbas'tan yirmi dört hadis-i şerif rivayet olundu. Bunlardan bazıları:
- “Kim hac yapmak isterse acele etsin. Çünkü olur ki insan hastalanır, (bineği) kaybolur, (gitmeye mani) bir iş zuhur eder.”
- “Resulullah Efendimiz bizi köyümüzde ziyaret etti. O sırada bizim iki küçük köpekle bir dişi eşeğimiz vardı. Bu ikisi önünde bulundukları halde ikindi namazı kıldı. Hayvanları ne azarladı ne de geriye kovaladı.”