Hanım fıkıh âlimi. İsmi, Fatıma binti Alaeddin Muhammed bin Ahmed es-Semerkandî olup hicrî altıncı asırda yaşamıştır. Babası zamanın en meşhur Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden olup 538 (m. 1144) senesinde vefat eden Alaeddin es-Semerkandî idi. Fatıma hanımın doğum ve vefat ettiği tarihleri belli değildir. Semerkand'da dünyaya geldi.
Fatıma Hanım zekasıyla temayüz etmiş; babasının önde gelen talebelerinden biri olmuştur. Babasının Tuhfetü'l-Fukaha adlı eserini ezberlemiştir. Ayrıca diğer dinî ilimlerle de meşgul olmuştur. Hüsn-i hattıyla (yazısının güzelliği) ile tanındı. Aynı zamanda fevkalade güzel, afife ve güzel ahlak sahibi idi. Babası, verdiği fetvalarda kızının da imzasının bulunmasını isterdi. Muhtemelen kızından başka çocuğu yoktu.
Fatıma Hanım'ın ilimdeki şöhretini, iffet, ahlâk ve güzelliğini işiten çok kimse kendisiyle evlenmek üzere talip oldu. Bunlar arasında bazı Türk sultan ve şehzadeleri de vardı. Ancak kendisi çok enteresan bir kıstas koydu. Babasının Tuhfe adındaki kitabını en güzel kim şerh ederse, onunla evleneceğini söyledi. Bu vesileyle âlimler Tuhfe'ye şerhler hazırlamaya koyuldular. Böylece fıkıh ilmine ayrıca çok hizmeti geçti. Bu şerh edenlerden Türkistanlı fakir bir âlim olan Alaeddin bin Mes'ud bin Ahmed el-Kasanî (el-Kaşanî) eş-Şaşî imtihanı kazanarak Fatıma Hanım ile evlenmeye muvaffak oldu. Aynı zamanda Alaeddin es-Semerkandi'nin de talebesi olan Kasanî için; “Şeraha Tuhfetehu, zevvece bintehu (Tuhfe'sini şerhetti, kızını nikahladı).” sözü meşhurdur.
Kasanî'nin şerhi Bedayiü's-Sanayi fî Tertibi'ş-Şerayi'dir. Bu kitap, müstakil bir kitap hüviyetinde olduğu için, çoğu kimseler bunu Tuhfe'nin şerhi olarak görmezler. Bedayi o zamana kadar alışılmadık bir üslup ve tertipte yazılarak fıkhî hükümlerin delilleri verilmiştir. Müellif, bu eserinde hocasının metodunu takip ettiğini söylemektedir. Bu kitapta hükümlerin delilleri verilmiş, hükümlerin bu delillerden nasıl çıkarıldığı üzerinde durulmuş ve meseleler teferruatıyla izah edilmiştir. Her mevzunun başında plan verilip mevzu buna göre işlenmiştir. Önce tercih edilen görüş, sonra diğer görüşler zikredilmiştir. Yedi cilt ve matbudur.
Fatıma Hanım, Kasanî ile evlendikten sonra Fatıma Hanım'ın babası Alaeddin es-Semerkandî ile birlikte üçü aynı evde oturmaya başladılar. Hanımı Fatıma, evlendikten sonra da zevcinin fetvalarına yardımcı olurdu. Kasanî, müşkül hususlarda zevcesinin fikrini almadan fetva vermezdi. Fatıma Hanım hüsn-i hattıyla fetvayı yazar, ikisi şahit olmak üzere üçü birden imzalayarak fetva soran kişiye verirlerdi.
Muhtemelen Alaeddin es-Semerkandî'nin 538 (m. 1144) tarihinde vefatından sonra Kasanî, Selçuklu atabeyi Nureddin eş-Şehid tarafından Halep'te Radıyyüddin es-Serahsî'nin yerine müderris tayin edildi. Böylece ailecek Halep'e taşındılar. Nureddin Şehid, Kasanî ailesine çok hürmet etti. Her ikisini de sık sık saraya aldırıp mühim işlerinde istişare ederdi.
Kasanî, bir ara Halep'ten memleketine dönmek istedi. Melik Nureddin Şehid gitmemesi için ricada bulununca; “Hocamın kızı dönmek istiyor.” diye mazeret beyan etti. Bunun üzerine Melik, Fatıma Hanım'a saraylı bir hanımı ricacı göndererek Halep'te kalmalarını temin eyledi.
İlim, iffet, ahlâk ve güzelliği kadar cömertliği de bol olan Fatıma Hanım, zînetlerini satarak, Halep'teki Haleviyye Medresesi imaretinde fakirlere her Ramazan gecesi iftar yemeği verme geleneğini başlatmıştır.
Fatıma Hanım, fıkıh ve hadis sahasında eserler telif etmişse de bunlar günümüze ulaşmamıştır.
Kasanî 587 (m. 1191) senesinde Halep'te vefat etti. Zevcesi de muhtemelen ondan sonra vefat etti. Halep'te Salihîn Kabristanı'nda yan yana yatmaktadırlar. Halk arasında bu iki kabre: “Kabrü'l-Mer'e ve zevciha (Zevce ve zevcinin mezarı).” denir.