FEYZULLAH EFENDİ, Seyyid

Mehmed Feyzullah Osmanlı âlimlerinden ve kırkaltıncı Osmanlı şeyhülislamı
A- A+

Osmanlı âlimlerinden ve kırkaltıncı Osmanlı şeyhülislamı. İsmi Mehmed Feyzullah'tır. Şems-i Tebrizî hazretlerinin soyundandır. Seyyid olup Erzurum müftüsü Seyyid Mehmed bin Mehmed ile Şerife Hatun'un oğludur. Padişah ve şehzade hocalığı ile şeyhülislamlık vazifelerinde bulunduğu için “Camiu'r-riyaseteyn” ünvanıyla tanınmıştır. 1048 (m. 1639)'da Erzurum'da doğdu. 1115 (m. 1703)'te Edirne'de Yeniçeriler tarafından şehit edildi.

Küçük yaşından itibaren ilim tahsiline yönelip babasından ve dayısının oğlu Molla Abdülmün'im'den; Kur'an-ı Kerim, Arapça, Farsça lisanlarını, fıkıh usulü ve fıkıh ilmini öğrendi. Dayısı Molla Murtaza bin İsmail'den; sarf, nahiv, me'ani, beyan gibi edebî ilimleri ve fen ilimlerini tahsil etti. Daha sonra Vanî Mehmed Efendi'den; tefsir, mantık, matematik, geometri ve astronomi ilimlerini öğrendi. Muhammed Zahir ibni Abdullah el-Mağribî'den hadis ilmini okudu. İlmî yüksekliği her tarafta duyuldu. Bu sırada İstanbul'a yerleşen hocası Vanî Mehmed Efendi'nin daveti üzerine, 1074 (m. 1663)'te İstanbul'a geldi. Vanî Mehmed Efendi'nin kızı Ayşe Hatun'la evlendi. Şeyhülislam Minkârîzade Yahya Efendi'nin hizmetinde bulunup onun yanında mülazım (stajyer) olarak vazife yaptı. 1078 (m. 1667)'de hac ibadeti için Hicaz'a gitti. Hac ibadetini ifa edip Sevgili Peygamberimizin kabr-i şerifini ziyaret etti. Orada bir müddet mücavir olarak kaldı. Hac dönüşünde Yenişehir'e gelip kayınpederi tarafından padişahın huzuruna çıkarıldı.

Padişahla birlikte 1080 (m. 1669)'da Selanik'e gidip aynı sene içinde Şehzade Mustafa'nın vefat eden hocası Seyyid Muhammed Efendi yerine şehzade hocalığına tayin edildi. Bundan sonra sırasıyla, 1081 (m. 1670)'te Haydarpaşa, aynı sene içinde Üsküdar'da Mihrimah Sultan, Fatih'te Sahn-ı seman medreselerinde müderris olarak vazifelendirildi. 1083 (m. 1672)'de Ayasofya Medresesi müderrisliğine, 1084 (m. 1673)'te Süleymaniye Darülhadisi'ne ve Sultanahmed Medresesi'ne müderris tayin edildi. 1089 (m. 1678)'de Rumeli kazaskerliği payesiyle Şehzade Üçüncü Ahmed'in hocalığına tayin edildi. 1097 (m. 1686)'da bir meseleden dolayı bu vazifeden alındı. Ancak padişah konuyla ilgili olarak yaptığı araştırmada Feyzullah Efendi'nin suçsuz olduğunu anladığından vazifesine iade edildi. 1097 (m. 1686)'te vefat eden Es'adzade Seyyid Mehmed Efendi'nin yerine Nakibü'l-eşraflığa (Sevgili Peygamberimizin soyundan gelen seyyid ve şeriflerin işleriyle ilgilenen kimse) tayin olundu.

Yeniçerilerin ayaklanması üzerine tahttan indirilen Dördüncü Mehmed'in yerine padişah olan İkinci Süleyman Han tarafından, 1099 (m. 1688)'de şeyhülislamlık makamına tayin edildi. Onyedi gün bu vazifede kalıp daha sonra ayrıldı ve Erzurum'a gitti. Yedi yıl kadar memleketinde kaldı. Sultan İkinci Mustafa, 1106 (m. 1694)'te tahta çıkınca daha önce hocalığını yapan Feyzullah Efendi'yi İstanbul'a davet etti ve şeyhülislamlık makamına tayin etti. Padişahın iltifat ve ihsanlarına kavuştu. 8 yıl 2 ay 3 gün bu makamda kaldı. 1115 (m. 1703)'te Yeniçeriler ayaklandılar. Bu sırada padişah ve şeyhülislam Edirne'de bulunuyordu. Edirne Vakası diye bilinen büyük ayaklanma sonucunda yeniçeriler tarafından çok eziyet edilerek şehit edildi. Edirne'deki malları ve evi, isyancılar tarafından yağma edildi. Oğulları Yedikule'ye hapsedildi.

Şeyhülislam Feyzullah Efendi, aklî ve naklî ilimlerde derin âlim, fazilet ve güzel ahlâk sahibi bir zattı. Keskin zekaya sahipti. Allahü tealanın dinine bağlı, ilmiyle âmil idi. Kendisi, aslen Erzurum'un asil ailelerindendir. İlmî üstünlüğü yanında hat sanatı ile uğraşmış idi. Nesih stilinde güzel yazı yazardı. Cömert ve kerem sahibi olan Feyzullah Efendi; Erzurum, Şam, Medine ve İstanbul'da darülhadis, cami, medrese ve kütüphane gibi hayırlı eserler yaptırmış idi.

Feyzullah Efendi'nin, vakfa dayalı olarak bıraktığı hayır eserleri şunlardır: Erzurum'da yaptırdığı Feyziyye Medresesi ile darülkurra ve bir cami. Halk arasında Kurşunlu Camii ve Medresesi olarak bilinir. Şam'da yaptırdığı Darülhadis, İstanbul'da içinde nadir kitapların bulunduğu bugün Millet Kütüphanesi adıyla hizmet gören kütüphanenin de yer aldığı Feyziyye Medresesi, Edirne'de Cebehane yakınında gördüğü rüya üzerine yaptırdığı bir sebil, çeşme, İstanbul'da yaptırdığı Fevziyye Medresesi'nin dış duvarına bitişik hazneli (sarnıçlı), nefis mermer kitabeli çeşme… Mekke-i Mükerreme'deki Mescid-i Cin'i tamir ettirmiştir. Medine-i Münevvere'de bir medrese, bir kütüphane ve bir muallimhane inşa ettirmiştir.

Yaptırdığı kütüphane vakfiyesinden bir kısmı, Feyzullah Efendi'nin ilme ve dine hizmetini çok iyi anlattığından aşağıya alınmıştır:

“... Müfredat defteri mucibince, vakfa tamamen riayet ederek vakfedilen kütüphane için üç hafızı kütüb tayin edilmiştir. Bunlar kitapları iyi muhafaza edecekler, kütüphaneyi açık tutacaklardır. Açık olduğu günlerde talebe-i ulum (ilim öğrenenler) gerek mütalaa (inceleme-araştırma), gerekse istinsah (aslına bağlı olarak yazma) edebilecekler, dışarıya asla bir kitap çıkarılmayacak. Kütüphane anahtarı ikinci hafız-ı kütübde bulunacak, kütüphane kapandıktan sonra birinci hafız-ı kütüb, kapıyı mühürleyecek ve üçü bir arada olmadan kütüphane açılmayacaktır. Senede üç kere umumî temizlik yapılacak, 12 akçe yevmiye memuriyet için 3 akçe de temizlik için olacaktır. Ciltçi çalıştırılacak, yıpranmış ve eskimiş kitaplar tamir ettirilecektir.” denmektedir.

Eserleri: Değerli bir âlim, fazilet sahibi, güler yüzlü, zeki, heybetli ve vakur, oldukça nüktedan, müfessir ve muhaddis olan Şeyhülislam Erzurumlu Feyzullah Efendi'nin eserleri şunlardır:

1- Haşiyetün alâ Envarü't-tenzil ve Esrarü't-te'vil: Kadı Beydavî hazretlerinin meşhur tefsirine yazdığı haşiyedir.

2- İsam haşiyesi

3- Nesayihü'l-müluk

4- Halhalî'nin Şerh-i Akaid'i üzerine ta'likatı

5- Kitabü'l-ezkâr

6- Mecmua-i hikayat

7- Fetava-i Feyziyye: Feyzullah Efendi'nin verdiği fetvaların toplandığı eseridir. 1266'da İstanbul'da basılmıştır.

8- İbn-i Hatib Amesî'nin Ravda adlı eserinin tercümesi

9- Riyazü'r-Rahme

10- Divan

11- Feyzullah Efendi'nin kendi kaleminden tercüme-i hâli (otobiyografisi)

12- Feyzullah Efendi vakfiyesi

13- Letaifname

Feyzullah Efendi'nin Fetava-i Feyziyye adlı fetva kitabında yer alan fetvalarından bazıları:

  • “Bir kimse sıhhatte iken evini vakıf ve zevcesinin (hanımının) oturmasını, o vefat edince kirasının Medine-i Münevvere fukarasına verilmesini şart etse, mütevelliye teslim edip mahkemede tescil ettirdikten sonra ölse, vârisleri bu vakfı bozamazlar. Bir kimse evini vakfedip bunun satılarak parasının fakirlere dağıtılmasını şart etse, böyle vakıf caiz olmaz, batıl olur. Çünkü vakıf malı satmak sahih değildir. Mülkümü vakfettim diyen kimse, tescil ettirmeden önce vazgeçebilir. Tescil ettirdikten sonra vazgeçemez."
  • "Bir kimse, birisinde olan alacağını bir cihete (yani bir yere) vakfetse, parayı almadan önce ölse, vârisleri bu vakfı bozabilirler. Bir kimse, evini vakfedip kiraya verilmesini ve kirasının, oğullarından yalnız Ahmed'e verilmesini şart etse, diğer çocuklarına bir şey verilmez."
  • "Bir kimse, mütevellisi bulunduğu vakıf paranın bir kısmını tüccara ve esnafa mudarebe (ortaklık payı) ve sermaye olarak verip birkaç sene bunlardan yalnız kârları alıp vakfın masraflarına harcetse, sonra yerine başkası mütevelli olsa, tüccarlar iflas veya firar etseler, yeni mütevelli, eskisine sermayeleri tazmin ettiremez. Vakıf paranın mütevellisi, bunları tüccarlara muamele ile ödünç verse, sonra azlolsa, yeni gelen mütevelli bu paraları geri isteyince buna vermeye mecburdurlar. Rehin alarak muamele ile ödünç vermesi şart edilmiş olan vakıf parayı, mütevellisi, rehinsiz ödünç verip ödünç alan, iflas ederek ölse, para geri alınmasa, bunu mütevelli öder. Bunun gibi, vekil, sahibinin bildirdiği şarta uymayarak zarara sebep olursa, bu zararı tazmin eder."
  • "Mütevelli, İmam-ı ebu Yusuf'a göre vakıf sahibinin vekilidir. İmam-ı Muhammed'e göre fakirlerin vekilidir. Belli bir yerde saklanması şart edilmiş olmayan vakıf para, mütevellinin evinde yangında zayi olsa, mütevelli ödemez. Vakıf parayı, eşkıya, mütevelliden zor ile alsa, mütevelli tazmin etmez. Vedia olan eşyada (Bir kişiye saklamak üzere verilen şey) böyledir. Mütevelli, vakfın kirasını almak için birini vekil etse, vekil aldığı kirayı kendi ihtiyaçlarına sarf etse, bunu mütevelli değil, bu vekil tazmin eder. Kadı, vakıfta şart edilmiş olmayan bir vazife ihdas edemez. Mesela, vakıf camide bir müezzin varken, ikinci müezzin beratı veremez. Zeyd, bir vakfa birkaç sene mütevelli olup kadı o senelerin hesaplarını tetkik ile kabul ve tasdik eylese, caiz olur. Şüphe eden olursa, cevap talep eder. Bir vakfın nazırı, bunun tevliyetini de kendi üzerine alamaz. Vakıf sahibinin tayin ettiği mütevelli, nazırın bilgisi altında vakfı idare eder.”
  • “Üç türlü vakıf vardır. Yalnız fakirler için olur. Önce zenginler, sonra fakirler için olur. Hem zenginler, hem de fakirler için olur. Mektepler, hanlar, hastahaneler, kabristanlar, camiler ve çeşmeler hem fakirler, hem de zenginler için vakfedilmişlerdir.”
  • “Mehr-i muaccel, çeyiz masrafı olarak düğünden önce verilir. Mangır (yani fülüs) rayiç (geçer akçe) iken, mehir olarak şu kadar bin mangır diyerek nikâh yaptıktan sonra mangır kasid (geçmez) olsa, zevce vefat etse, vârislerine kesad günü olan kıymetleri kadar altın, gümüş kıymetleri verilir. Mangır adedince gümüş verilmez. (Kağıt lirada fülüs demektir.) Zevc (erkek) nikâhtan sonra gönderdiği eşya için mehir idi dese, zevce de hediye idi dese, şahitleri yok ise zevcin sözü kabul edilir.”
  • “Zevci zengin olan kadın, oğlundan nafaka isteyemez. Baliğ ise de farz olan ilimleri tahsil ettiği için fakir olana, zengin olan babası bakar.”
  • “Bir baba, küçük çocuklarının paralarını, ihtiyacı yok iken, kendisi için kullansa, çocuklar baliğ olunca bunu tazmin etmesini isteyebilirler. Baba muhtaç olsaydı, kullanması caiz olurdu.”
  • “Kadın kendi malından zevcine (kocasına) verip; “Bunu sat, semeni (parası) ile nafaka al.” dese, zevcini (kocasını) onu satmaya vekil etmiş ve semeni ona ariyet vermiş olur. Ariyet olarak verilen mislî mal, karz (borç) olur.”
  • “Zeyd kendi arsasında kendi malzemesi ile eni, boyu ve yüksekliği belli bir oda yapması için bir usta ile belli ücretle sözleşme ve ücretini peşin verse, odayı yaptıktan sonra ustanın daha para istemesi caiz olmaz. Usta kendi malzemesi ile yapsaydı, (yani istisna', ısmarlama sözleşmesi olsaydı) caiz olurdu. Bir kimsenin, kendi arsası üzerinde, istisna' yolu ile ev yaptırmasının caiz olduğu bu misalden anlaşılmaktadır.”
  • “Beyde (satışta) olduğu gibi, icare de (kiralama) lazım olmayan şart ile fasit olur. Mesela, değeri malum olan malını gemi ile belli iskeleye götürmesi için belli ücret ile sözleşirken, gemicinin malın gümrüğünü kendi malından vermesini şart etmek fasit olur. Fasit icarelerde, sözleşilen ücret değil, ecr-i misil verilir. Bey'de olduğu gibi, icareyi de ikale ve feshetmek caizdir.”
Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası