FİRUZABADÎ

Muhammed bin Ya'kub bin Muhammed bin İbrahim Tefsir, fıkıh, hadis ve lügat âlimi
A- A+

Tefsir, fıkıh, hadis ve lügat âlimi. İsmi Muhammed bin Ya'kub bin Muhammed bin İbrahim'dir. Künyesi Ebu Tahir olup lakabı Mecdüddin'dir. Firuzabadî nisbetiyle meşhur olmuştur. Soyu Hazreti Ebu Bekr Sıddîk'a kadar ulaşmaktadır. 729 (m. 1329) senesinde İran'ın Şiraz civarında bulunan Firuzabad'daki Kazerun kasabasında doğdu. 816 (m. 1414) senesinde Yemen'de, Zebid kadısı iken vefat etti. Oradaki Şeyh İsmail Cebertî'nin türbesine defnedildi.

Çocukluğu, memleketi olan Firuzabad'da geçen Firuzabadî, yedi yaşındayken Kur'an-ı Kerim'i ezberledi ve güzel yazı yazmayı öğrendi. Sekiz yaşına geldiği zaman Şiraz'a gidip orada babasından ve Abdullah bin Mahmud bin Necm'den lügat ilmini ve edebî ilimleri tahsil etti. Daha sonra Vasıt'a giden Firuzabadî, orada da Ebu Abdullah Muhammed bin Yusuf el-Ensarî'den Sahih-i Buharî'yi ve Şihab Ahmed bin Ali ed-Divanî'den Kıraat-i aşereyi okudu. Bağdat'ta Taceddin es-Sübkî ve Serrac Ömer bin Ali el-Kazvinî'den çeşitli ilimleri okuyup öğrendi. Saganî'nin Meşarik'ini; Muhammed bin Akulî, Nasrullah bin Muhammed bin es-Seketî ve Bağdat kadısı ve Nizamiye Medresesi müderrisi Şerefeddin Abdullah el-Bektaş'tan okudu.

Daha sonra Şam'a giderek, Takıyyüddin Sübkî, İbnü'l-Habbaz, Muhammed bin İsmail bin el-Hamevî, Ahmed bin Abdurrahman el-Merdavî, Ahmed bin Muzaffer en-Nablusî gibi birçok âlim zatın derslerini dinleyip istifade etti. Ba'lebek, Hama, Humus, Halep ve Kudüs gibi yerleri gezip oralarda ilim meclislerinde bulundu. Kudüs'te; Alaî, Beyanî, Takıyyüddin Kalkaşendî, Şemsü's-Süudî gibi âlimlerden ilim tahsil etti. Kudüs'te on sene kadar kalıp çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Şöhreti ve fazileti her tarafta duyuldu. Ondan ilim tahsil etmek üzere gelenler çoğaldı. Kahire'ye gidip Beha bin Akil, Cemaleddin İsnevî ve İbn-i Hişam'la ilmî mütalaalarda bulundu. İzzeddin bin Cema'a, Kalanisî, Muzafferuddin Attar, Nasireddin Tusî, Nasireddin el-Farikî, İbn-i Nübate, Ahmed bin Muhammed el-Cezayirî gibi zatlardan hadis dinledi. Hadis dinlemeye, öğrenmeye karşı çok arzu ve istek duyardı.

Sahih-i Buharî'yi; Ezher Medresesi'nde Nasiriddin Muhammed ibni Ebü'l-Kasım'dan, Sahih-i Müslim'i; Mescid-i Aksa'da, Beyanî'den ve Şam'da, Nasireddin Ebu Abdullah Muhammed bin Cehbel'den okudu. Sahih-i Müslim'in bir kısmını, Mescid-i Haram'da Kâbe-i Muazzama'nın yanında, Cemaleddin Ebu Abdullah Muhammed bin Ahmed Abdülmu'ti'den okudu. Sünen-i Ebu Davud'u; Ebu Hafs Ömer bin Osman ve Ebu İshak İbrahim bin Muhammed bin Yunus bin Kavas'tan, Sünen-i Tirmizî'yi; Necmeddin Ebu Muhammed el-Barizî'den dinledi.

Firuzabadî'nin "Kamusü'l-muhit"'inin Mütercim Ahmed Asım tarafından "Okyanus" adıyla yapılan tercümesinin ilk sayfası. Firuzabadî'nin en meşhur eseri "Kamusü'l-Muhit ve'l-Kabusü'l-Vesit" adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1559'da kayıtlıdır.

Firuzabadî, Sahih-i Müslim'i çok aramasına rağmen elde edememişti. Şam'a uğradığında, Sahih-i Müslim kitabını medresede gördü. Bir müddet emanet olarak vermesi için müderrisden kitabı istedi. Tek nüsha olması sebebiyle dışarıya verilemeyeceğini belirten müderris, kitabı medresede mütalaa edebileceğini söyledi. Tam sekiz gün, sabahtan akşama kadar sekiz cilt olan Sahih-i Müslim'i mütalaa ederek hatmeden Firuzabadî'ye, müderris, bir defa okumakla sadece bab ve konularının öğrenilebileceğini belirtti ve; “Bunu ezberlemek gerekir.” dedi. Bunun üzerine Şeyh Mecdüddin Firuzabadî, müderrise; “Benimle meşgul olabilir misin?” diye sordu. Müderris memnuniyetle meşgul olacağını belirtti. “O zaman kitabı açıp beni dinleyin, ezberleyebildiğimi okuyayım.” dedi. Müderris dinledi ve sekiz cildinin de ezberlenmiş olduğunu görünce şaşırıp; “Böyle bir zeka ve hafızanın karşısında durulmaz.” dedi.

Daha sonra Mekke-i Mükerreme'ye gidip; Ziya Halilü'l-Malikî, Yafiî, Takıyyüddin Harazî, Nureddin el-Kastalanî gibi zatların derslerinde ve sohbet meclislerinde bulundu. Doğu ve batı memleketlerini, Rum ve Hint diyarlarını gezdi. Genç yaşında ismi ve şöhreti bütün dünyaya yayıldı. Gezdiği yerlerde pekçok âlim ve faziletli kimselerle karşılaştı ve onlardan çok istifade etti. Anadolu'ya gelip Yıldırım Bayezid ve Timur Han ile tanıştı. Onların iltifatlarına ve ikramlarına kavuştu. Tebriz Sultanı Şah Mansur bin Şüca', Mısır Sultanı Eşref, Bağdat Sultanı İbn-i Üveys, Firuzabadî'yi davet etmişler, onunla sohbetlerde bulunmuş ve pekçok iltifatta bulunmuşlardır. Hac için defalarca Mekke-i Mükerreme'ye gitti. Bir defasında 796 (m. 1394) senesinde Yemen'e gitti. Sultan Şeyh Melik Eşref İsmail, bu büyük âlimi sarayına davet etti. Ona çok ikram ve iltifatta bulundu, hediyeler ihsan etti. Kızıyla evlendi. Böylece Firuzabadî yirmi sene Yemen'de kaldı. Melik Eşref İsmail'in himayesinde ilim yaymaya devam etti. Ondan çok kimse istifade etti. Birçok eser yazıp Melik Eşref İsmail'e bir tabak üzerinde takdim ederdi. Sultan, o tabağı altınlarla doldurarak iltifatta bulunurdu. Yemen kadısı Cemaleddin er-Rumî vefat ettikten sonra onu Zebid kadılığına tayin etti.

Yemen'de bulunduğu sırada da hac ibadeti için defalarca Mekke-i Mükerreme'ye gitti. Medine-i Münevvere'de mücavir olarak kaldı. Taif ve başka beldeleri gezip oradaki âlimlerle ve faziletli kimselerle sohbetlerde bulundu. Yemen Emiri Eşref İsmail her sene Ravda-i Mutahhara'ya, Resulullah Efendimize selam ve tazimin tebliği için bir kişi gönderirdi. Bu kişiye Berid ismi verilirdi. Şeyh Mecdüddin Firuzabadî hacca niyet edince Beridlik vazifesinin kendisine verilmesini isteyen şu mektubu Emir Eşref İsmail'e yazdı. “Gelmiş geçmiş halifelerin âdetlerinden biri de selamlarını, Peygamberlerin efendisi Hazreti Muhammed Efendimize tebliğ etmek üzere hac mevsiminde bir Berid göndermektir. Bu yıl o Berid ben olmak istiyorum. Allahü Teâlâ beni size feda kılsın, bu isteğimi kabul buyurun. Çünkü ben, bu şerefli hizmetten başka ne bir şey istiyor, ne de arzu ediyorum.”

Emir Eşref İsmail de kendi el yazısıyla şu cevabı yazdı: “Sizin bu teklifiniz öylesine memnun edicidir ki bunu dil ile ifade etmek veya kalem ile yazmak mümkün değildir. Sen, şüphesiz ki bununla bize Allah için sanki bir ömür bağışladın ya Mecdüddin! Hiçbir şüphe kabul etmeyen kesin bir yeminle diyorum ki: Dünyadan ve bütün nimetlerden ayrılmayı isterim, ama senden ayrılmayı asla istemem.”

"Şerhu Nazmi Müsellesi Kutrub" adlı eserinin ünvan ilk iki sayfası. Eser Ezher Kütüphanesi No: 309124'de

Firuzabadî'nin İbn-i Abbas'a isnat edilen tefsirle ilgili değişik eserlerdeki rivayetleri bir araya getirerek hazırladığı "Tenvirü'l-mikbas min Tefsiri İbn-i Abbas" adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi HAP Kısmı No: 16'da kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası.

Takıyyüddin el-Fasî onun hakkında; “Çok güzel şiiri ve nesri vardı. Güzel şiirlerini dinlemek için çok kimse toplanırdı. Süratli yazı yazardı. Hafızası çok kuvvetliydi. “Her gün ikiyüz satır ezberlemeden yattığım vaki değildir.” derdi. Mekke-i Mükerreme'de Safa Tepesi'nde bulunan evini medrese yapmıştı.” dedi. Çok para sarf ederek çok kitap toplamış, ancak dara düştüğünde de bunları satmıştır.

Eserleri:

Hayatını ilim öğrenmek ve öğretmek yolunda sarf eden Mecdüddin Firuzabadî, lügat, tefsir, hadis ve edebî ilimlere ait kırktan fazla eser yazdı. Bunların en önemlisi, eserin adı anılınca Firuzabadî'nin akla geldiği "Kamusü'l-Muhit ve'l-Kabusü'l-Vesit" adlı, benzeri yazılmamış olan lügat kitabıdır. 2 bin kadar kitaptan derlemiştir. Defalarca basılmıştır. Bu eseri Asım Efendi Türkçeye tercüme etmiş, "El-Okyanus el-Basit fî tercümeti'l-Kamus el-Muhit" adıyla İstanbul'da basılmıştır. Bu kıymetli eserinden başka diğer bazı eserleri ise şunlardır:

"Ed-Dürerü'I-mübessese fi'l-gureri'l-müsellese" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda). Bu yazma Medine'de Arif Hikmet Kütüphanesi No: 25'de kayıtlıdır.

"Es-Sılatü ve'lbüşer fi's-salati ala hayri'l-beşer" adlı eserinin kapak sayfası.

1- Tahbirü'l-müveşşin fi't-ta'biri bi's-sin ve'ş-şin: Hem “sin” hem de “şin” harfleriyle yazılıp okunabilen kelimeler hakkındadır. 1982'de Şam'da basılmıştır. 2- Ed-Dürerü'I-mübessese fi'l-gureri'l-müsellese: Bu eserde üç hareke ile okunup manası değişen ve değişmeyen kelimeler bir araya toplanmıştır. 1982'de Tunus'ta basılmıştır. 3- Celisü'l-enis fî esmai'l-handeris: Şarabın değişik isimleri ve haramlığı hakkında olup 1947'de Londra'da basılmıştır. 4- El-Feraid: Zahiriye Kütüphanesi'nde bir nüshası vardır. 5- Risale fî meani ba'zi'l-huruf: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Kasidecizade Kısmı No: 664'te vardır.

6- İtirazat ale'l-Cevherî: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Şehit Ali Paşa Kısmı No: 313'te vardır. 7- Tariku'l-esel fî esmai'l-asel: Balın çeşitli isimlerine dairdir. 8- Beşairu zevi't-temyiz fî letaifi'l-kitabi'l-aziz: Bu eser, aslında Yemen Emiri Eşref tarafından geniş muhtevalı ansiklopedik bir kitap olarak hazırlanması düşünülen eserin bir bölümüdür. Müellifin kitabın önsözünde belirttiğine göre söz konusu eser, şer'î ilimlerden fizikteki yakıcı aynalara kadar her biri bir ilme ait “maksad” adı altında altmış bölüm ihtiva edecekti. Muhtemelen ortak bir çalışma ile telifi tasarlanan, ancak Firuzabadî tarafından sadece Kur'an ilimleriyle ilgili kısmı, yazılan eserin diğer bölümleri Emir Eşref'in vefatı sebebiyle yazılamamıştır. Eserde, Kur'an-ı Kerim hakkında genel bilgilerden sonra her sure “basiret” başlığı altında ele alınarak surenin nazil olduğu yer, harf ve kelime sayısı, kıraat ihtilafları, fasılaları, surenin ismi, maksad ve muhtevası, nasih, mensuh ve müteşabihi ile surenin faziletine dair hadislerle ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra Kur'an-ı Kerim'de geçen kelimeler alfabetik sıra ile izah edilmektedir. Sonunda da Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerle bunlara karşı gelenler hakkında bilgi verilmektedir. Çeşitli eksik baskıları yapılmıştır.

9- Tenvirü'l-mikbas min Tefsiri İbn-i Abbas: İbn-i Abbas'a isnat edilen tefsirle ilgili değişik eserlerdeki rivayetleri bir araya getiren bir eserdir. 1320'de İstanbul'da basılmıştır. 10- Tefsiru fatihati'l-ihab bi-tefsiri Fatihati'l-kitab: Bir nüshası Darü'l-kütübi'l-Mısriyye'de vardır. 11- Nuğbetü (Buğyetü)'r-reşşaf min hutbeti'l-Keşşaf: Süleymaniye Kütüphanesi Beşir Ağa Kısmı No: 31'de bir nüshası vardır. 12- Sifrü's-seade: Hazreti Peygamber'in hususî hayatını ve ibadetlerini hadislerle anlatan Farsça bir eserdir. 804 (m. 1401) yılında Ebül-Cud Muhammed bin Mahmud el-Mahzumî tarafından Arapça'ya çevrilen eserin çeşitli baskıları yapılmıştır. Farsça aslı ise Atıf Efendi Kütüphanesi No: 443'te bulunmaktadır. Abdülhak-ı Dehlevî Tariku'l-ifade adıyla Farsça bir şerh yazmış ve bu şerh 1252'de Kalkute'de basılmıştır. 13- Es-Sılatü ve'l-büşer fi's-salati ala hayri'l-beşer: Peygamber Efendimize salatü selam getirmeye dair olup 1985'te Beyrut'ta neşredilmiştir. 14- El-Ehadisü'z-zaife: Zayıf hadislere dairdir. 15- Ed'iye me'sure merviyye ani'n-nebî: Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmet Kısmı No: 9470'te bir nüshası vardır. 16- Urcuze fî mustalahi'l-hadis: Daru'l-kütübi'l-Mısriyye'de bir nüshası vardır. 17- El-İs'ad bi'l-is'ad ila dereceti'l-ictihad: Daru'l-kütübi'l Mısriyye'de bir nüshası vardır.

"El-Meğanimü'l-mütabe fî mealimi Tabe" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve bu eserin Millet Kütüphanesi Feyzullah Kısmı No: 1509'da kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

18- El-İğtibat bimualeceti İbni'l-Hayyat fî ecvibeti mesaile sü'ile anha bi-hakkı Muhyiddin İbni'l-Arabî: Bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi No: 3518'de vardır. 19- Fetva fî hakkı İbni'l-Arabî ve kütübih: Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Kısmı No: 5376'da bir nüshası vardır. 20- Risale fi'r-red ale'l-mu'terizin ala İbni'l-Arabî: Bir nüshası Zahiriye Kütüphanesi'ndedir. 21- El-Bulga fî teracimi eimmeti'n-nahv ve'l-luga: 422 dil âliminin hayatını kısaca anlatan bir eser olup 1987'de Kuveyt'te yayınlanmıştır. 22- İşaretü'l-hacun ila ziyareti'l-Hacun: Hacun'da medfun sahabilere dair bir eserdir. 1332'de Mekke'de basılmıştır. 23- Tuhfetü'lebih fî men nüsibe ila gayri ebih: Babasından başkasına nispet edilen meşhur şahıslar hakkında bir risale olup 1990'da Beyrut'ta neşredilmiştir. 24- El-Mirkatü'l-vefiyye fî tabakati'l-Hanefiyye: Süleymaniye Kütüphanesi Reisülküttap Kısmı No: 671'de bir nüshası vardır. 25- El-Meğanimü'l-mütabe fî mealimi Tabe: Medine ve civarının tarihi, coğrafyası ve Medine ziyaretiyle Firuzabadî ve hocalarının Medine'de görüşüp tanıştığı kimseler hakkında bilgi veren altı bölümden ibaret bir eserdir. Bir nüshası Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Paşa Kısmı No: 1587'de vardır. Eksik olarak neşredilmiştir. 26- Kitabü's-salat: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 325'te vardır. 27- Matlau zevahiri'n-nücum.

Firuzabadî'nin diğer bazı eserleri de şunlardır: El-Lamiu'l-mu'lemü'l-ucabü'l-cami beyne'l-Muhkem ve'l-Ubab, Esmaü's-serah fî esmai'n-nikah, Er-Ravdü'l-mesluf lima lehu İsmani ila üluf, El-İşarat ila ma fî kütübi'l-fıkhi mine'l-esma ve'l-emakin ve'l-luğat, El-Müt-tefik vaz'an ve'l-muhtelif suk'an, Envaü'l-gays fî esmai'l-leys, Maksudu zevi'l-erbab fî ilmi'l-i'rab, Şerhu Zadi'l-mead fî vezni Banet Süad, Ed-Dürrü'n-nazimü'l-mürşid ila makasıdi'l-Kur'ani'l-azim, Hasilü kureti'l-halas fî fezaili sureti'l-İhlas, Menhu (Fethu)'l-bari bi's-seyhi(s-seyli)'l-fesihi'l-cari fî şerhi Sahihi'l-Buharî, Şevariku'l-esrari'l-aliyye fî şerhi Meşariki'l-envari'n-nebeviyye, Teshilü tariki'l-vusul ile'l-ehadisi'z-zaide ale'l-Camii'l-usul, Ed-Dürrü'l-gali fi'l-ehadisi'l-avali, Et-Tecarih fî fevaide müteallika bi ehadisi'l-Mesabih, En-Nefhatü'l-anberiyye fî mevlidi hayri'l-beriyye, El-Mirkatü'l-erfaiyye fî tabakati'ş-Şafiiyye, El-Eltafü'l-hafiyye fî eşrafi'l-Hanefiyye, Ravdatü'n-nazır fî tercemeti'ş-Şeyh Abdilkadir, El-Fazlü'l-vefi fi'l-adli'l-Eşrefî, Müheyyicü'l-garam ile'l-beledi'l-haram, Tarihu Merv, Nüzhetü'l-ihvan fî tarihi İsfahan, Şerhu Nazmi Müsellesi Kutrub, Risale fi beyan ima lem yesbüt hadis mine'l-ebvab, Er-Reddü ale'l-Rafıda, El-Meune fi'l-cedel.

"Matlau zevahiri'n-nücum" adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi No: 212'de kayıtlı yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda).

"Tahbirü'l-müveşşin fi't-ta'biri bi's-sin ve'ş-şin" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve bu eserin neşrine esas olan Şam Zahiriye Kütüphanesi No: 9225'de kayıtlı yazmanın ilk sayfası (solda).

"Risale fi beyani ma lem yesbüt fihi hadis mine'lebvab" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve neşre esas olan yazma nüshanın ilk sayfası (ortada) "Er-Reddü ale'l-Rafıda" adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Kitabü's-salat adlı eserinden bazı bölümler:

Peygamber Efendimize salat okumanın fazileti: Allahü Teâlâ, Ahzab suresinin 56. ayet-i kerimesinde mealen; “Gerçekten Allah ve melekleri, peygambere salat ederler (Şeref ve şanını yüceltirler). Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve gönülden teslim olun.” buyuruyor.

Evs bin Evs'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem buyurdu ki: “En faziletli gün, Cuma günüdür. Allahü Teâlâ, Âdem Aleyhisselam'ı Cuma günü yarattı. Kıyamet, Cuma günü kopar. Cuma günleri bana çok salevat okuyunuz! Bunlar bana bildirilir.” Bunun üzerine Eshab-ı Kiram; “Öldükten sonra da bildirilir mi?” diye sorduklarında; “Toprak, Peygamberlerin vücudunu çürütmez. Bir Mümin bana salavat okuyunca bir melek bana haber vererek, ümmetinden falan oğlu filan sana selam söyledi ve dua etti, der.” buyurdu.

Hazreti Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte; “Bahil (cimri), yanında anıldığım hâlde bana salat okumayandır.” buyurdu. Ebu Hüreyre buyurdu ki: “Unutmaktan korkan kimse, Resulullah'a çok salat okusun.”

Şöyle anlatılır: Bir zat, Kağıdî diye tanınan Ebu Ca'fer'i vefatından sonra rüyasında gördü. Kağıdî'ye; “Allahü Teâlâ sana nasıl muamele etti?” diye sorunca; “Allahü Teâlâ, bana merhamet etti ve beni mağfiret eyledi.” dedi. Sebebi sorulunca şöyle cevap verdi: “Ben, Allahü Teâlâ nın huzurunda durduruldum. Allahü Teâlâ nın emri üzerine melekler, günahlarımı ve Resulullah'a okuduğum salatları hesapladılar. Okuduğum salatları, günahlarımdan daha çok buldular. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, meleklere; “Ey meleklerim! Onu hesaba çekmeyin, onu Cennet'ime götürün.” buyurdu.

Muhammed bin Sa'id bin Mutarrif anlattı: “Her gece yatağıma girdiğim zaman, muayyen miktarda Resulullah Efendimize salat okurdum. Yine bir gece Resulullah Efendimize salat okudum, o sırada uykum geldi ve uyudum. Rüyamda, Resulullah Efendimizi gördüm. Oda kapısından teşrif buyurunca odanın içerisi aydınlanıverdi. Sonra bana; “Gel, bana çok salat okuyan o ağzını öpeyim.” buyurdu. Bir müddet sonra uyandığımda, odada misk kokusunun yayıldığını gördüm.”

Huzeyfe buyurdu ki: “Bir kimse Resulullah Efendimize salat okuyunca o salatın bereketi, salatı okuyan o şahsa, oğluna ve torununa ulaşır.”

İklişî anlattı: “İmam-ı Şiblî, Ebu Bekr bin Mücahid'in yanına gelmişti. Ebu Bekr bin Mücahid yerinden kalkıp İmam-ı Şiblî'ye sarıldı ve onu iki gözü arasından öptü. Ben, Ebu Bekr bin Mücahid'e; “Efendim! Sen Şiblî'ye niçin böyle yapıyorsun? Halbuki Bağdat'ta ona mecnun diyorlar. Siz de böyle söylerdiniz.” dedim. Bunun üzerine Ebu Bekr bin Mücahid şöyle buyurdu: Ben, Resulullah Efendimiz ona öyle yaptığı için böyle yaptım. Çünkü Resulullah Efendimizi rüyada gördüm. Şiblî'nin yanına varıp onu iki gözünün arasından öptü. O sırada ben; “Ya Resulallah, Şiblî'ye niçin böyle yapıyorsunuz, ona böyle muamelede bulunuyorsunuz?” diye sual edince Resulullah şöyle buyurdu: “Evet, ona böyle yaptım. Çünkü o, namazdan sonra Tevbe suresi 128. ayet-i kerimesini, ondan sonra da bana salavat okuyor.” buyurdu.

İmam-ı Şiblî anlattı: “Komşularımdan birisi vefat etmişti. Rüyamda onu gördüm. Allahü Teâlâ nın ona nasıl muamele ettiğini sordum. Bana şöyle dedi: “Ey Şiblî! Başıma çok korkulu işler geldi. Hesaba çekilip sual sorulurken çok sıkıntı çektim. Kendi kendime; bu sıkıntı ve musibet bana nereden geldi? Hâlbuki ben, Müslüman olarak ruhumu teslim ettim diye düşünürken, bana şöyle dendi: “Bu sıkıntı ve musibet, dünyada iken dilini ihmal etmen sebebiyledir.”

Bu sırada Münker ve Nekir ismindeki melekler bana doğru gelirken, onlarla benim arama hoş kokulu, yakışıklı bir şahıs girdi. Ona kim olduğunu sorunca bana şöyle dedi: “Senin dünyada iken, Resulullah'a okumuş olduğun çok salattan yaratıldım. Her sıkıntıda sana yardım etmekle emrolundum.”

Muhammed bin Saffar anlattı: “Ebu Abbas Ahmed bin Mansur vefat edince birisi babama geldi ve; “Dün gece rüyamda Ebu Abbas Ahmed bin Mansur'u gördüm. Şiraz Camii'nde mihrapta duruyordu. Üzerinde güzel bir elbise vardı. Ona; “Allahü Teâlâ sana nasıl muamele etti?” diye sorunca; “Allahü Teâlâ beni af ve mağfiret etti. Beni Cennet'ine koydu.” dedi. Buna nasıl kavuştuğunu sorunca; “Dünyada iken Resul-i Ekrem'e çok salavat okumam sebebiyle.” dedi.“

Hafız Reşidüddin anlattı: “Mısır'da Ebu Sa'id Hayyat diye anılan salih bir zat vardı. İnsanların meclislerine karışmaz, buralara gelmezdi. Fakat İbn-i Reşik ismindeki zatın meclisine devam ederdi. İnsanlar, ona bunun sebebini sorduklarında şöyle cevap verdi: “Rüyamda Resulullah Efendimizi gördüm. Bana; “İbn-i Reşik'in meclisine git. Çünkü o, meclisinde bana çok salavat okuyor.” buyurdu.”

Cuma gecesi Resulullah'a salat okumanın fazileti: Zeyd bin Vehb anlattı: İbn-i Mes'ud buyurdu ki: “Ey Zeyd bin Vehb! Cuma gecesi olunca Resulullah'a bin kere salat okumayı terk etme.”

Ebu Abdurrahman Mağribî anlattı: “Bana şöyle bir haber ulaştı: Hallad bin Kesir, son nefeslerinde bulunuyordu. Başının altında, “Bu, Hallad bin Kesir için Cehennem'den berattır.” diye yazılı bir kâğıt bulundu. Bunun üzerine çoluk çocuğuna, o ne amel işledi diye sorulunca onlar; “O, Resulullah Efendimize her Cuma gecesi bin defa “Allahümme salli alâ Muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi” diye salat okurdu.” dediler.”

Ca'fer-i Sadık buyurdu ki: “Perşembe günü ikindi vakti olunca Allahü Teâlâ, gökten yere meleklerini indirir. Meleklerin yanında gümüşten sahifeler ve ellerinde altından kalemler vardır. Ertesi gün güneş batıncaya kadar, Resulullah'a okunan salavatları yazarlar.”

Abdullah bin Meysere el-Kavarirî anlattı: “Kâtiplik yapan bir komşum vefat etmişti. Onu rüyamda gördüm. “Allahü Teâlâ sana nasıl muamele etti?” diye sorunca; “Allahü Teâlâ beni af ve mağfiret etti.” dedi. Sebebini sorunca; “Ben ne zaman “Nebî” kelimesini yazsam, ondan sonra da mutlaka “sallallahü aleyhi ve sellem” de yazardım.” dedi.

RESULULLAH'I SEVMEK

Firuzabadî, Kitabü's-Salat adlı eserinde buyuruyor ki: “Resulullah Efendimizin sevgisi, Allah yolunda kılıç ile muharebe etmekten daha üstündür. Resulullah Efendimizi sevmek, bu sevginin hakkını yerine getirmek, Resulullah Efendimize tazimde bulunmak, imanın şubelerinin en büyüklerindendir.

Ebu Hafs Ömer bin Hüseyin Semerkandî'nin "Revnakü'l-mecalis" adlı kitabında şöyle anlatılır: “Belh şehrinde, malı çok, zengin bir tüccar ve iki tane de oğlu vardı. Bu tüccar, bir müddet sonra vefat etti. Oğulları, malları aralarında taksim ettiler. Kalan miras arasında, Resulullah Efendimizin üç tane mübarek kılları vardı. İki oğul, bunlardan birer tane alınca geriye bir tane kaldı. Bunun üzerine büyük oğul; “O kalan bir kılı ikiye bölelim.” dedi. Küçüğü; “Hayır, o, Resulullah Efendimize ait mübarek bir kıldır. Onu asla kesip ikiye bölemeyiz.” dedi. Büyük kardeş; “Öyleyse Resulullah'ın bu üç mübarek kılını sen al. Onlara karşılık malların hepsini de ben alayım.” dedi. Küçük kardeş bunu kabul etti. Resulullah Efendimize ait mübarek kılları alıp kendisine düşen malların hepsini kardeşine verdi. Ne zaman Resulullah Efendimizin o mübarek kıllarını görse, Resulullah'a salat okurdu. Günler sonra büyük kardeşin malı bitti. Küçük kardeşin malı ise çoğaldı. Bir müddet sonra küçük kardeş vefat etti. Salih zatlardan birisi, Resulullah'ı rüyasında gördü. Resulullah Efendimiz, o zata şöyle buyurdu: “İnsanlara söyle, Allahü Teâlâdan bir dileği olan falancanın kabrine gitsin.” O günden sonra insanlar, o küçük kardeşin kabrini ziyaret etmeye başladılar. Hatta büyük zatlar, onun kabrinin yanından geçerken; “İşte bu kişi, Resulullah Efendimize salavat okumanın ve O'nu sevmenin bereketi ile yükseldi.” derlerdi.”

"El-Meune fi'l-cedel" adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve bu eserin neşre esas olan Bibliotheca Ovalis Gothane kütüphanesindeki yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

Muhammed bin Süleyman anlattı: “Vefat ettikten sonra rüyamda babamı gördüm. “Babacığım! Allahü Teâlâ sana ne muamelede bulundu?” diye sorduğumda; “Allahü Teâlâ beni affetti.” dedi. “Ne sebeple affetti.” diye sorunca; “Resulullah Efendimizin bahsi geçtikçe, “sallallahü aleyhi ve sellem” yazardım.” dedi.

İbn-i Salah şöyle buyurdu: “Resulullah Efendimizin bahsi geçince salat ve selam söylemeye devam etmeli, çok tekrar etmekten bıkmamalı ve usanmamalıdır. Çünkü bunda, hadis-i şerif talebeleri, hadis-i şerif ezberleyenler ve hadis-i şerif yazanlar için pek büyük faydalar vardır. Bundan gafil olan kimse, büyük bir nasipten mahrum kalır.”

Allahü Teâlâ nın ism-i şerifi geçince de “celle celalühü” gibi tazim ifadelerini söylemek gerekir.

Hasan bin Ali Attar şöyle anlattı: “Ebu Tahir Muhlis'e, Mekke-i Mükerreme'de bir şeyler yazdırmıştım. Yazdıklarına baktığımda, Resulullah Efendimizin ism-i şerifleri geçtikçe, “sallallahü aleyhi ve sellem kesiran kesiran” diye yazıyordu. Niçin böyle yaptığını ona sordum. Bana şöyle dedi: “Ben gençliğimde hadis-i şerif yazarken, Resulullah Efendimizin mübarek ismi geçtikçe, “sallallahü aleyhi ve sellem” yazmazdım. Bir gece rüyamda Resulullah Efendimizi gördüm. Huzuruna varıp selam verdiğimde, mübarek yüzünü benden çevirdi. İkinci defa diğer taraftan Resulullah'a doğru yöneldiğimde, yine mübarek yüzünü benden çevirdi. Üçüncü defa da Resulullah benden mübarek yüzünü çevirince; “Ya Resulallah! Niçin mübarek yüzünü benden çeviriyorsun?” dedim. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Sen yazarken, benim ismimi yazıyorsun da bana salat okumuyorsun.” İşte o vakitten beri, ne zaman Resulullah'ın ism-i şerifi geçse, salat ve selam okurum ve kesiran kesiran, derim.”

Hamza el-Kettanî anlattı: “Hadis-i şerif yazarken, “sallallahü aleyhi”yi yazar “ve sellem”i yazmazdım. Birgün rüyamda Resulullah Efendimizi gördüm. Bana; “Sana ne oluyor ki bana salatı tamamlamıyorsun?” buyurdu. O günden sonra “sallallahü aleyhi ve sellem” diye yazmaya başladım.”

Hadis âlimlerinden Süleyman Harranî şöyle anlattı: “Resulullah'ı rüyamda gördüm. Bana; “Ey Süleyman! Hadis-i şerifte beni zikrettiğin zaman “sallallahü aleyhi” diyorsun fakat “ve sellem”i söylemiyorsun. Halbuki “ve sellem” dört harftir, her harfe kırk sevap vardır. Sen ise bu sevapları terk ediyorsun.” buyurdu. O günden sonra ikisini birlikte söylemeye başladım.”

İbrahim Nesefî anlattı: “Resulullah'ı rüyamda gördüm. Tebessüm buyurmuyorlardı. Ben, Resulullah'ın mübarek elini öptüm ve; “Ya Resulallah! Ben hadis ehlinden ve Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'tenim. Ben, garip birisiyim.” dedim. Bunun üzerine Resulullah bana tebessüm buyurdu ve; “Bana salat okuduğun zaman, niçin selam da okumuyorsun?” buyurdu. Uyandıktan sonra “sallallahü aleyhi” dedikten sonra “ve sellem”i de yazdım.”

Muhammed bin Kirmanî anlattı: “Ebu Ali bin Şazan'ın yanında bulunuyorduk. Bu sırada yanımıza tanımadığımız bir genç geldi. Bize selam verdi. “Ebu Ali bin Şazan hanginiz oluyorsunuz?” dedi. Beni işaret ettiler. Bunun üzerine o genç bana; “Resulullah'ı rüyamda gördüm. Bana Ebu Ali bin Şazan'ı bul. Onunla buluştuğunuz zaman ona selamımı söyle buyurdu.” dedi. Sonra dönüp gitti. Bunun üzerine Ebu Ali bin Şazan ağladı. “Resulullah Efendimizin bu iltifatına kavuşmamı, hadis-i şerif okurken, Resulullah'ın isminin her geçmesinden sonra O'na salat ve selam okumamdan biliyorum.” dedi.”

Kadı Iyad'ın naklettiğine göre; bir kimse, Resulullah Efendimizden bizzat bahsettiği veya yanında Resulullah anıldığı zaman, Resulullah Efendimize hürmet göstermesi, hareket hâlinden sükun hâline geçmesi, sanki hayatta iken Resulullah'ın huzurunda imiş gibi durması lazımdır. Bu, Selef-i salihîn'in ve din büyüklerimizin âdetidir.

İmam-ı Malik'in yanında Resulullah anıldığı zaman, rengi değişir ve iyice ezilirdi. Bu durum, orada bulunanlara ağır gelirdi. Birgün ona bu husus söylenince şöyle dedi: “Eğer siz benim gördüğümü görseydiniz, bu hâlimi hoş karşılardınız. Ben Muhammed bin Münkedir'i gördüm. O, hafızların seyyidi idi. Ona ne zaman bir hadis-i şerif sorulsa, ağlamaya başlardı."

Ca'fer bin Muhammed güleryüzlü bir zattı. Yanında Resulullah anıldığı zaman, yüzü sararırdı. O, Resulullah'tan bahsettiği zaman abdestli olurdu.

Nehaî buyurdu ki: “Mescitte kimse olmadığı zaman; “Esselamü alâ Resulillah.” de! Evde kimse olmadığı zaman; “Esselamü aleyna ve alâ ibadillahissalihîn” de.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları