Eş'arî kelam âlimi. İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Hasen el-Fûrekî olup; künyesi, Ebu Bekr'dir. 408 senesi Receb ayında (Aralık 1017) Nişabur'da dünyaya geldi. 478 (m. 1085) senesinde Bağdat'ta vefat etti. Kabri, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'nin kabrinin yanındadır.
Tanınmış Eş'arî kelam âlimlerinden Ebu Mansur el-Eyyübî'nin oğludur. Fûrekî künyesi, anne yoluyla Eş'arî mezhebindeki meşhur kelam âlimi İbn-i Furek'in anne yoluyla torunu olması hasebiyle verilmiştir. Yine bu sebeple kendisine de İbn-i Fûrek denmiştir. Dede İbn-i Fûrek'in Müşkilü'l-Hadis ve beyanuhu adlı bir eseri vardır. 408 (m. 1015) senesinde Kerramiye bidat fırkası mensuplarınca zehirlenerek şehit edilmiştir. (Bkz: İbn-i Fûrek)
Fûrekî, ilk tahsilini Nişabur'da yaptı. Ebü'l-Hasan el-Kazzaz'dan kelam ilmini öğrendi. Hocaları arasında İsmail bin Abdurrahman es-Sabunî, Ebü'l-Hüseyin Nasr bin Abdülaziz el-Farisî ve İbnü'l-Merzuban vardır. Meşhur sufî ve âlim Kuşeyrî hazretlerinin kızı ile evlendi. Zamanın hükümdarı Selçuklu sultanı Tuğrul Bey nezdinde itibar kazandı. Sultan ile beraber 451 (m. 1059) senesinde Bağdat'a gitti. Sultanın elçisi olarak Abbasî halifesi Kaim Biemrillah'ın huzuruna çıktı. Bağdat'ta Nizamiye Medresesi'nde müderrislik yaptı. Çok sayıda talebe yetiştirdiği gibi; vaazlarıyla da halkı irşat etti. Abdülvehhab bin Mübarek el-Enmatî kendisinden rivayette bulundu.
Günümüze intikal eden yegane eseri En-Nizamî fî Usuli'd-din adlı eserdir. Bu kitabın dedesi İbn-i Furek'e ait olduğunu söyleyenler varsa da, doğru değildir. İlme düşkünlüğü ve âlimlere hürmetiyle tanınan meşhur Selçuklu veziri Nizamülmülk'e ithaf edilen ve bu sebeple En-Nizamiyyü'l-Kıvamiyyü'r-Rızavî diye de bilinen eser, 465 (m. 1072) senesinde yazılmıştır. Bu eserini, dedesi İbn-i Fûrek'ten gelen bilgiler üzerine bina etmiştir. Tek nüshası İstanbul'da Süleymaniye kütüphanesindedir. (Ayasofya Kısmı, No: 2378)
Fûrekî'nin kelam ilmine dair yazdığı En-Nizamî fi Usuli'd-din adlı eserinin mukaddimesinde buyuruluyor ki:
“Nimetlere kavuşturan, Allahü tealaya yaklaştıran, O'nun mağfiretine vesile olup, Cennetine ulaştıran şeylerin en üstünü, din ilmini yaymaktır. Alemlerin Rabbini tevhit etmek (bir olduğunu bildirmek), O'nu yarattıklarına benzemekten tenzih etmek, cisimlere benzetmeyi reddedip, açık delillerini ortaya koymak, itiraz edilen hususları isbat edip açıklamak, ahkam-ı diniyyenin (dini hükümlerin) usul ve füru'unu bilmek lazımdır. Böylece, dinin esası doğru olarak öğrenilmiş olur. Hallerinde ve sözlerinde hatadan korunmuş, amelleri düzelmiş, kendisine emredilen ve davet edildiği şeye yapışmış, nehyedildiğinden uzaklaşmış olur. Nitekim Allahü teala bize ilim öğrenmeyi emretti. Tevbe suresi 122. ayetinde mealen: “Her kabileden büyük bir kısmı savaşa gitmeli; onlardan bir kısmı da, din ilimlerini öğrenmek ve savaştan döndüğü zaman, kabilelerini Allah'ın azabı ile korkutmak için geri kalmalıdır. Olur ki, Allah'ın azabından sakınırlar.” buyurdu ve din ilimlerini öğrenmeyi bize farz kıldı.
Resulullah Efendimiz de hadis-i şeriflerinde bizi bu hususta teşvik ederek; “Melaike-i kiram, ilim talebesinden razı olup, kanatlarını (ayakları altına) serer.” buyurmaktadır. Âlimleri de; “Şeytana karşı âlimin uykusu, cahil abidin ibadetinden daha şiddetlidir (şeytanı daha çok korkutur).” buyurarak övmektedir. Çünkü âlim, insanları dinin hükümlerini öğretmek suretiyle doğru yola götürür. Bu da şeytana ağır gelir. Çünkü şeytan, onları aldatmaktan ümidini keser. Abid (âlim olmayıp ibadet eden) için ümidi vardır. Bütün kötülükleri yaptırabileceğini düşünür. Açığını arar. Yine bir topluluk içinde âlim bulunsa, şeytan bu âlimi aldatmaktan ümitsizliğe düşer. Çünkü âlim, onlara yanlışları gösterir ve doğru yola götürür.”
Fûrekî aynı eserinin 149. varak (b) yüzünde Hazreti Ebu Bekr'in halife seçilmesi ile alakalı olarak şöyle buyurmaktadır:
“Resulullah'tan sonra ilk halife, Ebu Bekr Sıddik'dır. Bu hususta Eshab-ı Kiram ve doğru yolda olan bütün Müslümanlar icma' etmişlerdir. Eshab-ı Kiram'ın hepsi ona biat etmişlerdir. Hazreti Ebu Bekr'e, Ömerü'l-Faruk, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Esed bin Hasin, Sâlim mevlayı Ebu Huzeyfe ve Eshab-ı Kiram'dan bir çoğunun huzurunda biat edildi. Hiç biri biattan kaçınmadı. Böylece icma' meydana geldi. Yani Hazreti Ebu Bekr, Eshab-ı Kiram'ın icmaı ile halife seçildi. Hazreti Ebu Bekr Sıddık, hilafet şartlarına haiz olanların en önde geleni, İslam'a girenlerin ilki, imanı en kuvvetli olan idi. Hüsn-i rey (isabetli görüş) ve akıl sahibi idi. Eshab-ı Kiram'dan Resulullah'a en yakın olanı idi. Hazreti Peygamber, “Benden sonra Ebu Bekr ve Ömer'e uyunuz!” buyurdu. Bir başka hadis-i şeriflerinde de; “Hiç bir mal, bana Ebu Bekr'in malı gibi fayda vermedi. Ben insanlara peygamber olarak gönderildiğimde, herkes beni tekzip ederken, o beni tasdik etti.” buyurdu.
Hazreti Ebu Bekr'in üstünlüğünün delillerinden biri de, Hazreti Peygamberin sağlığında bir hususta şahitlik yazılacak olsa, Hazreti Ebu Bekr ve Ömer en önce yazılırdı. “Ebu Bekr bin Ebu Kuhafe ve Ömer bin Hattab, filan oğlu filana şahittir” diye yazılırdı. Yine Peygamber Efendimiz, sağlığında sadece onu kendi yerine namazda imamlığa geçirdi.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra Müslümanlar dehşete düştüler. Kimisi; “O ölmedi, geri dönecek.” dedi. Hatta Hazreti Ömer kılıcını sıyırarak; “Kim o öldü derse, kellesini uçururum.” dedi. İnsanlar, Ebu Bekr Sıddik'ın etrafında toplandılar. Ona; “Bu hususta ne diyorsun?” diye sordular. “İçeri girip Resulullah Aleyhisselamı görmedikçe bir şey diyemem.” dedi. Sonra içeri girdi. Resulullah'ın üzerindeki örtüyü kaldırdı. Mübarek gözlerinin arasından öptü ve; “Ne güzel kokuyorsun ya Resulallah! Hiçbir misk, senin gibi kokamaz.” dedi. Sonra dışarı çıktı. Resulullah'ın bulunduğu odanın kapısında durarak; “Kim Muhammed Aleyhisselam'a ibadet ediyorsa, bilsin ki O vefat etmiştir. Kim Allah'a ibadet ediyorsa, bilsin ki O diridir, ölmez.” buyurdu ve “Muhammed (Aleyhisselam) ancak bir peygamberdir. O'ndan önce çok Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi O ölür veya öldürülürse, siz ardınıza dönüve recek misiniz? (Dininizden dönecek veya savaştan kaçacak mısınız?) Kim ardına dönerse, elbette Allah'a hiçbir şeyle zarar verecek değil, fakat şükredip sabredenlere Allahü teala muhakkak mükafat verecektir.” mealinde olan Al-i İmran suresi 144. ayet-i kerimesini okudu. Hazreti Ömer, sonraları bu hadiseyi anlatırken; “Bu ayet-i kerimeyi sanki ilk defa işitiyordum.” derdi.
Bundan sonra Eshab-ı Kiram, Resulullahın defnedileceği yer hususunda ihtilaf edip, Hazreti Ebu Bekr'in sözüne müracaat ettiler. Hazreti Ebu Bekr onlara; “Peygamberler, vefat ettikleri yere defnedilirler.” hadis-i şerifini rivayet etti. Resulullah'ın defninden önce, hilafet meselesinde ihtilaf edildi. Tekrar onun sözüne müracaat ettiler. O da, Resulullah'tan “İmamlar (halifeler), Kureyştendir.” hadisi şerifini nakletti. Sonra Eshab-ı Kiram, hilafete ondan daha layık kimse olmadığına karar vererek, Hazreti Ebu Bekr'i halife seçtiler. Bundan sonra Eshab-ı Kiram, her ihtilafta onun ilmine müracaat ettiler. O, Müslümanların işlerini en iyi idare eden idi. Kalben en cesur olan da o idi.”