GULAMÜ'L-HALLAL

Abdülaziz bin Ca'fer bin Ahmed bin Ziyad bin Ma'ruf el-Begavî Hanbelî mezhebinin büyük tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden
A- A+

Hanbelî mezhebinin büyük tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden. İsmi, Abdülaziz bin Ca'fer bin Ahmed bin Ziyad bin Ma'ruf el-Begavî olup, künyesi Ebu Bekr'dir. 285 (m. 898)'de Bağdat'ta doğmuştur. Ebu Bekr Hallal'ın talebesi olup, onun lakabıyla (Gulamü'l-Hallal) anılmıştır. Hanbelî mezhebindeki büyük âlimlerden olup, 363 (m. 974) Şevval ayının yirmi üçüncü günü vefat etti ve aynı gün Cuma namazından sonra defnedildi.

Gulamü'l-Hallal; Muhammed bin Osman bin Ebu Şeybe, Musa bin Harun, İbnü'l-Bagan dî, Ali bin Taygur, Ca'fer el-Feryabî, Ahmed bin Muhammed Ca'd, İbrahim bin Muhammed bin Heysem, Hüseyin bin Abdullah, Ebü'l-Kasım el-Begavî, Abdullah bin Ahmed, Ebu Bekr bin Ebu Davud ve pek çok âlimden hadis-i şerif öğrenmiş, rivayetlerde bulunmuştur.

Ahmed bin Ali bin Osman bin Cüneyd, Bişr bin Abdullah el-Fatinî, Ebu Abdullah bin Batta, Ebü'l-Hasan et-Temimî, Ebu Hafs el-Ukberî, Ebu Hafs el-Barmekî, Ebu Abdullah bin Hamid ve pek çok âlim de ondan rivayetlerde bulunmuşlardır. Kuvvetli bir zekaya sahip olan Gulamü'l-Hallal; çok güç, anlaşılması zor olan meseleleri hemen anlardı. Hadis âlimleri, onun sika (sağlam, güvenilir) bir ravi olduğunu bildirmişlerdir. O; ibadete düşkün, Allahü Teâlâ'nın emirlerine hakkıyla uyan, dünyaya kıymet vermeyen, haram ve şüpheli olan şeyleri terk etmekle beraber, mubahların çoğundan da vazgeçmiş; arif, âlim ve mütteki bir zat idi.

Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, mezhepteki fıkhî beyanları pek çoktur. Ehl-i sünnet ve'l-cemaat itikadına hizmetleri de büyük olmuştur. Zamanının sultanı ve devlet adamları yanında da büyük bir kıymeti vardı. Eshab-ı Kiram'ın fazilet ve üstünlükleri sırasında Hazreti Ali'nin; Hazreti Ebu Bekr, Ömer ve Osman'dan daha üstün olduğunu söyleyenlere karşı buyurdu ki:

"İmam-ı Ahmed bin Hanbel'den işittim. Ona Eshab-ı Kiram'ın fazilet derecelerinden sorulduğu zaman buyurdu ki: 'Kim Hazreti Ali'nin, Hazreti Ebu Bekr'den üstün olduğuna inanırsa, muhakkak ki Resulullah'a ta'netmiş (kusur bulmuş) olur. Kim onun Hazreti Ömer'den üstün olduğuna inanırsa, Resulullah'a ve Hazreti Ebu Bekr'e ta'netmiş olur. Kim de Hazreti Ali'nin, Hazreti Osman'dan üstün olduğuna inanırsa; Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Şura ehli, Muhacirler ve Ensar'a ta'netmiş olur.'"

Kendisine imandaki istisnadan (yani "inşaallah Müslümanım" demekten) soruldu. Cevabında; “Evet olabilir. Fakat bu, şek ve şüphe üzere olmayacak. Bu, 'amelim iyi olmayabilir (de imansız gidebilirim)' korkusundan dolayı, ihtiyaten olur.” buyurdu.

Buyurdu ki:

  • “Başkasından gaspedilmiş (zorla alınmış) elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.”
  • “Kadın, erkeğin yanında cemaatle namaza durduğu zaman; sağında, solunda ve arkasında olanların namazı bozulur.”

Abdülaziz bin Ca'fer; Nu'man bin Naim, Sırrı bin Asım, Muhammed bin Mus'ab, Abdurrahman bin Amr, Abde bin Ebu Lübabe'den, o da Ebu Hüreyre'den rivayet etti. Peygamberimiz; “Kadere iman; hüzün ve kederi giderir.” buyurdu. Yine rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamberimiz; “Sizin en hayırlınız, Kur'an-ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir.” buyurdular.

Ehl-i sünnet olmayan kimselerle konuşur, onlara doğruyu anlatırdı. Çok zeki ve büyük âlim olduğundan, onların delillerinin hepsini çürütür, karşısındakiler söyleyecek bir şey bulamazlardı.

Ebu Bekr, Ahmed bin İshak el-Hicrî, Ebu Fadl bin Temimî bildiriyorlar ki: “Bir ihtiyar zat, bir hadis-i şerifin tafsilatını öğrenmek için dolaşıyordu. Onun meselesi de Peygamberimizin; 'Kıyamet günü yetmiş bin kimse hesapsız Cennet'e girecektir.' hadis-i şerifinde, acaba daha ziyadelik var mı, daha fazla kimse hesapsız Cennet'e girecek mi? idi. Bu ihtiyar, Ebü'l-Fadl'a; 'Şu şu beldeleri dolaştım. Bu hadis-i şerifte bildirilen (70.000) üzerine bir fazlalık, bir ziyadelik bulamadım. Her kime sorsam, böyle işittik diyorlardı. Böyle sora sora Basra'ya geldim. Orada da sordum. Yine bilen olmadı. Bir gün, çok yorgun olduğum hâlde uyuya kalmışım. Rüyamda Peygamberimizi gördüm. Hemen mübarek ayaklarını öptüm. Bana buyurdular ki: 'Ey filan kimse. Benden işittiğin bu haber için çok yoruldun.' 'Evet ya Resulallah.' dedim. Peygamberimiz; 'Bağdat'a Cami-i Halife'ye git. Alnı açık, yüksek sesli bir zat görürsün. Ona bu meseleyi sor, o sana cevap verir.' buyurdu. Ayaklarım beni taşıyamayacak kadar yorgun olduğu hâlde, Bağdat'a gittim. Kendi kendime; 'Bu zatı kimseye sormayacağım.' dedim. Cami-i Halife'ye girinceye kadar Peygamberimizin tarif ettiği zatı arıyordum. Cuma günüydü, camiye girdim. Onun sesini işittiğim zaman, aynen Peygamberimizin vasıflandırdığı şekildeydi, önünde durdum. Bu zat Gulamü'l-Hallal idi. Kendisine; 'Ey üstat, sana sorulacak bir meselem var.' dedim. Abdülaziz; 'İhtiyara yer açınız!' dedi. Önüne vardım, bana; 'Otur.' dedi. Ben de oturdum. Sonra bana yavaşça; 'Sen Resulullah'ın gönderdiği zat değil misin?' diye sorunca heyecandan titremeye başladım. Ona; 'Evet.' deyip sustum. Sonra bana; 'Ey ihtiyar sorunu sor.' dedi. Ben de o hadis-i şerifi sordum. Bunun üzerine; 'Sen, sorduğun (hesapsız Cennet'e gireceklerden) birisiyle beraber bulunuyorsun.' cevabını verdi."

Gulamü'l-Hallal bir zaman çok sıkıntıya düştü. Bir küçük kağıt alıp; “Rahman ve Rahim olan Allahü Teâlâ'nın ismi ile başlıyorum, filan oğlu filan muhtaçtır.” diye yazdı. O yazılı kağıdı alıp halifenin kapısına geldi. Mektubu elinden bıraktı. O sırada esen rüzgar mektubu aldı götürdü. O da evine döndü. Az bir zaman geçti ki kapı çalındı. Kapıyı açınca, tanımadığı bir ihtiyar ile karşılaştı. İhtiyar ona ağır bir kağıt tomarı verdi. Onu alıp içeri girdi. Kağıtların içinde, beş yüz dirhem olduğunu gördü. İçerisinde de yazılmış bir pusula vardı. Pusulada ise; “Ey bu mektubun sahibi! Bundan sonra bir şey isteyeceğiniz zaman daha dikkatli olunuz.” yazılı olduğunu gördü.

Gulamü'l-Hallal son hastalığında buyurdu ki: “Ben Cuma gününe kadar aranızdayım.” Bunun üzerine; “Allahü Teâlâ sana afiyet versin.” dediler. Bu sözü söyleyenlere; “Ebu Bekr Mervezî'nin şöyle dediğini işittim: Ahmed bin Hanbel yetmiş sekiz sene yaşadı ve Cuma günü vefat etti. Cuma namazından sonra defnedildi. Ebu Bekr Hallal da yetmiş sekiz sene yaşadı. Cuma günü vefat etti ve Cuma namazından sonra defnolundu.” Bu, onun kerametlerinden birisidir. Cenazesinde hiç görülmemiş bir cemaat bulundu.

Vefat ettiği zaman, defnedileceği yer hakkında yakınları arasında ihtilaf çıktı. Bazıları vefat ettiği yere, bazıları ise başka bir yere defnedilmesini istediler. Bu husustaki münakaşa çoğaldı. Bu münakaşa, kılıçlarını sıyırıp vuruşma safhasına kadar geldi. Bazı âlimler bunlara; “Sizler sultanın hareminde mi dövüşüyorsunuz?” dediler. Bu söz üzerine onlar, seçilen hakemin emrettiği şeyi yapacaklarını bildirdiler. İki cemaatin de arzularının hilafına uzak, ıssız bir yere defnolundu. Onun kabri geceleri nur ile dolup, bu nurun kabrinden semaya doğru yükseldiği herkes tarafından görülürdü.

Eserleri:

  1. 1
    Şerhu Kitabi'l-Cami: Ebu Bekr Hallal'ın Kitabü'l-Cami adlı eserinin şerhidir.
  2. 2
    Zadü'l-Müsafir: Başta Hırakî olmak üzere meşhur Hanbelî fakihlerinin eserlerinden faydalanılarak hazırlanan eser, Şerhu Kitabi'l-Cami'nin tamamlayıcısı mesabesindedir.
  3. 3
    El-Muknî: Yüz cüzden oluşan fıkıh kitabıdır.
  4. 4
    Kitabü'l-Hilaf Maa'ş-Şafiî: İmam-ı Şafiî ile Ahmed bin Hanbel arasındaki ihtilaflı meseleleri anlatan bir eserdir.

Gulamü'l-Hallal'ın bunlardan başka olarak; Eş-Şafî, El-Kafî, Muhtasarü's-Sünne, Tefsirü'l-Kur'an ve Et-Tenbihadlı eserleri vardır. Ahmed bin Hanbel'in Kitabü'l-emr adlı risalesini de rivayet etmiştir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası