Peygamberimizin eshabı içinde İslamiyyeti ilk olarak kabul edenlerden. Dördüncü veya beşinci Müslüman olduğu kaynaklarda zikredilmektedir. “Sâbikûne'l-evvelîn” adı verilen ilk Müslümanlardan olduğu kesindir. Adı, Hâlid bin Sa'id bin Âs bin Ümeyye bin Abdisems el-Emevî'dir. Künyesi “Ebu Sa'id”dir. Annesi, Ümmü Hâlid binti Habbab es-Sakafî'dir. Hanımı Ümmü Hakim'den başka, Ümeyme binti Hâlid bin Es'ad bin Âmir adında Huzaa kabilesine mensup bir hanımı daha vardır. Oğlu Sa'id ile kızı Eme, ikinci hanımındandır. Müslüman olduktan sonra, babasından çok eziyet gördü. Habeşistan'a hicret edip, Hayber kalesinin fethine kadar orada kaldı. Hazreti Hâlid, Peygamberimizin Ümmü Habibe ile evlenmesi hususunda Ümmü Habibe'nin vekili olmuştur. Medine'ye döndükten sonra Resulullah Efendimizin mektuplarını yazdı. Hazreti Ebu Bekr'in hilafeti zamanında yapılan Yermük Harbi'nde şehit oldu (m. 635).
Hâlid bin Sa'id'in Müslüman oluşu, bir rüya sebebiyledir. Resulullah Efendimiz, İslamiyeti gizli olarak yaymaya yeni başlamıştı. Daha birkaç kişi Müslüman olmuştu. İslam'da davetin ilk günlerinde Hazreti Hâlid bin Sa'id bir rüya gördü. Rüyasında, Cehennem'in kenarında dururken babası gelip; kendisini oraya itip düşürmek istedi. Tam bu sırada, Peygamberimiz belinden yakalayıp, Cehennem'in içine düşmekten kurtardığını gördü. Feryat ederek uyandı. Kendi kendine; “Vallahi bu rüya gerçektir.” dedi. Dışarı çıkınca Hazreti Ebu Bekr ile karşılaştı. Ona rüyasını anlattı. Ebu Bekr ona dedi ki: “Hakkında hayırlı olsun! Bu kimse, Allahü tealanın peygamberidir. Hemen git, O'na tabi ol! Sen, O'na tabi olacak, İslam dinine girecek ve O'nunla birlikte bulunacaksın. O da seni, rüyada gördüğün üzere Cehennem'e girmekten kurtaracaktır. Baban ise Cehennem'de kalacaktır!”
Hâlid bin Sa'id, rüyasının etkisinden kurtulamamıştı. Vakit kaybetmeden hemen, Ecyad denilen yerde bulunan Muhammed Aleyhisselam'ın yanına gitti. Onun huzuruna varıp; “Ya Muhammed! Sen, insanları neye davet ediyorsun?” dedi. Peygamberimiz cevabında; “Ben, insanı, eşi ve benzeri olmayan tek Allah'a ve Muhammed Aleyhisselam'ın da O'nun kulu ve peygamberi olduğuna inanmaya ve işitmeyen, görmeyen, hiçbir zarar ve fayda vermeyen, kendisine tapınanları da, tapınmayanları da bilmeyen birtakım taş parçalarına ki, sen de onlara tapınmaktasın, tapınmaktan vazgeçmeye davet ediyorum.” buyurdu. Bunun üzerine, Hâlid bin Sa'id de hemen; “Ben de şehadet ederim ki, Allah'tan başka tapınılacak ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, sen Allahü tealanın peygamberisin!” diyerek Müslüman oldu. Onun Müslüman olması, Peygamberimizi çok sevindirdi. Hanımı Ümeyye'ye de gelip, İslamiyeti anlattı. O da hemen Müslüman oldu.
Hâlid bin Sa'id, kardeşlerinin de Müslüman olmaları için davette bulundu. Kardeşi Amr bin Sa'id, Müslüman olmuştu. Şiddetli bir İslam düşmanı olan babası Ebu Uhayha, Hâlid bin Sa'id'in Müslüman olduğunu öğrenip, Mekke'nin tenha bir yerinde namaz kıldığını haber alınca, çocuklarından Müslüman olmayanları gönderip onu huzuruna getirtti. Ona yeni girdiği dinden ayrılmasını söyledi. Azarlayıp dövmeye başladı. Sonra; “Sen, Muhammed'e mi tabi oldun? Halbuki sen, O'nun kavmine aykırı hareket ettiğini ve getirdiği şeyle onların putlarını ve geçmiş atalarını ayıpladığını görmüyor musun!” dedi. Hâlid bin Sa'id de; “Allah'a yemin ederim ki, Muhammed doğru söylüyor. O'na tabi oldum. Ölürüm de onun dininden dönmem!” deyince, babası Ebu Uhayha'nın kızgınlığı daha çok arttı. Sopa, başında kırılıncaya kadar vurdu ve sonra; “Ey zelil, yaramaz oğlum! İstediğin yere git. Yemin olsun ki, sana ekmek vermeyeceğim!” Hazreti Hâlid de; “Sen benim nafakamı kesersen, Allahü teala da, elbette bana geçineceğim rızkımı ihsan eder.” dedi. Babası, Hazreti Hâlid'i evinden çıkarttı ve diğer çocuklarına da; “Eğer sizden biriniz, onunla konuşacak olursa, ona yapmadığım şeyi yaparım.” dedi. Hazreti Hâlid'i tutup evinin mahzenine hapsettirdi. Üç gün onu Mekke'nin sıcağında aç ve susuz bıraktırdı. Hâlid bin Sa'id bir kolayını bulup, babasının elinden kurtuldu. Habeşistan'a hicret edinceye kadar, babasına görünmedi. Mekke'nin kenarında bir yerde gizlendi. Peygamberimizin yanından ayrılmadı.
Mekkeli müşriklerin, Müslümanlara zulüm ve işkenceleri dayanılmaz hale gelince, Resulullah Efendimiz, Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi. Orada rahat edebileceklerdi. Hâlid bin Sa'id hanımı ile birlikte hicrete çıkacakları sırada, babası çok hastalandı. Yatağa düştü. İslam dinine düşmanlığı sebebiyle; bu hastalığından kurtulup ayağa kalkınca, Mekke'de bir tek kimsenin putlardan başkasına ibadet edemeyeceğini söylüyordu. Hazreti Hâlid, babasının, hak dine olan bu düşmanlığının sona ermesi ve Müslümanlara zarar vermemesi için; “Ey Allah'ım! Onu kaldırma!” diye dua etti. Habeşistan'a hicret için, ilk olarak Mekke'den çıkan Hâlid bin Sa'id ve hanımı oldu. Kendisi ile beraber Kureyşli Müslümanlardan bir grup da Habeşistan'a hareket etti. On seneden fazla orada kaldı. Oğlu Sa'id ve kızı Eme orada doğup büyüdü.
Hâlid bin Sa'id, ilk Müslümanlardan olmak şerefinin yanında Resulullah'ın katiplik hizmetini de yapmıştır. Damra bin Rabiada, onun, Hazreti Ebu Bekr ile birlikte Müslüman olduğunu rivayet etmektedir. Kızı Eme de, Hazreti Hadice, Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ali ve Hazreti Zeyd bin Harise ve Sa'd bin Ebu Vakkas'tan sonra Müslüman olduğunu bildirmektedir.
Hâlid bin Sa'id bin As hazretleri Resulullah Efendimizin yazışma ve mektuplaşma işleriyle görevliydi. Resimde Peygamberimizin Ahsa valisi Münzir bin Sava'ya gönderdikleri mektup görülmektedir.
Hâlid bin Sa'id, kardeşi Amr bin Sa'id ve Ca'fer bin Ebu Talib ile beraber, Habeşistan'dan Resulullah'ın yanına Medine'ye geldi. Hicretin altıncı (m. 628) yılına rastlayan bu dönüşte, Hayber'in fethi gerçekleşmişti. Ganimetlerinden bir hisse de Hazreti Hâlid'e ayrıldı. Bir rivayete göre bu harbe katılmıştı. Bundan sonra Hâlid bin Sa'id, önce Umretü'l-kazaya, sonra sırası ile Mekke'nin fethine, Huneyn harbine, Taif ve Tebük seferlerine ve bunların yanında, bazı küçük seriyyelere iştirak etti. Fakat Bedr ve Uhud harplerine katılamadığı için çok üzgündü. Bu üzüntüsünü, bir ara Resulullah Efendimize açıkladığında, Peygamberimiz ona; “Üzülecek bir durum yok! Başkaları bir hicret ettiler. Fakat sen, iki hicrete katılmış oldun.” buyurarak, gönlünü aldı.
Hâlid bin Sa'id, Medine-i Münevvere'ye döndükten sonra Resul-i Ekrem yazışma ve mektuplaşma işlerini ona verdi. Eshab-ı Kiram'ın içinde okuma-yazma bilenlerden biriydi. Mekke'de iken de bu işleri o yürütürdü. O, yazılacak çeşitli mektupları yazar, gönderir ve yabancılarla yapılan anlaşmaları kaleme alır, gelen heyetler ile yapılan görüşmeleri kaydeder ve buna benzer her türlü işleri o yerine getirirdi. Resulullah'ın özel kalem müdürü vazifesini ifa ediyordu. Hicretin dokuzuncu (m. 631) senesinde Taif'te oturan Benî Sakif'ten gelen heyet, Resulullah ile görüşme yaptı. Bu heyet ile Resulullah Efendimiz arasındaki yazışma işlerini ve sulh anlaşmasını Hâlid bin Sa'id kaleme almıştı.
Hâlid bin Sa'id bin As Yermük Savaşı sırasında ordunun harbe hazırlanması ve ihtiyaçlarının giderilmesi ile görevliydi. Resimde Yermük savaşının vukubulduğu vadi görülmektedir.
Hazreti Hâlid'in Müslümanlığı kabulünden ve Habeşistan'dan Medine'ye gelerek orada ikametinden sonra, kardeşi Eban da İslamiyeti kabul etmişti. Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam, bu kardeşleri (Hazreti Hâlid, Amr ve Eban'ı) devlet işlerinde kabiliyetli ve kudretli gördüğünden; Hazreti Hâlid'i Yemen'e, Hazreti Amr'ı Tihama'ya ve Hazreti Eban bin Sa'id'i de, Bahreyn taraflarına önce âmil (zekat memuru), sonra da vali olarak tayin etti. Hâlid bin Sa'id, Yemen'deki vazifesine, Resulullah'ın vefatına kadar devam etti. Peygamberimizin vefat haberini alır almaz, üçü de Medine'ye döndüler. Bu sırada Hazreti Ebu Bekr halife seçilmiş, vazifesine yeni başlamış bulunuyordu.
Hazreti Ebu Bekr de, Hâlid bin Sa'id'i Yemen'deki vazifesinin başına göndermek istedi. O, bu vazifeyi özür bildirerek kabul etmedi. Hazreti Ebu Bekr'in halifeliğinin ikinci yılında, İslamiyetten ayrılan, namaz kılarız, zekat vermeyiz diyenlerle yapılan muharebelere katılarak mürtedlerin, bozguncuların bastırılmasında vazife aldı. Bu temizlik harekatı tamamlandıktan sonra, İslam ordusu Şam taraflarına sevk edildi. Bizans ile Yermük'te çetin savaşlar yapıldı. 46.000 kişilik İslam ordusunun karşısında 240.000 kişilik Rum ordusu vardı. 108.000 düşman askeri öldürüldü. 3.000 Müslüman şehit oldu. Bu arada halife, Hâlid bin Sa'id'e, ordunun bir kısmının kumandanlığını verdi. Askerlerin harbe hazırlanması ve ihtiyaçlarının giderilmesi ona aitti. Hazreti Hâlid, yardımcı kuvvetlerin kumandanı olarak Filistin'de Remle şehrine yakın Ecnadîn taraflarına gönderildi.
Yolda, askerleri arasında bazı ihtilaflar baş gösterdi. Tam bu arada, Bizans kumandanı Mahan da, ordusu ile Hazreti Hâlid'e karşı taarruza geçti. Hâlid, bu taarruzu geri püskürttü ve yardım istedi. İslam ordusunun tamamı seferberlik halinde olduğundan Hazreti İkrime ve Hâlid bin Velid derhal Hazreti Hâlid'e yardıma geldiler. Bizans ordusu üzerine tekrar hücum edildi ve Şam'a kadar sürüldü. Şam ile Vakusa arasında ordusunu düzenleyen Bizans kumandanı Mahan, Hâlid bin Sa'id kumandasındaki İslam ordusu üzerine tekrar saldırdı. Yapılan savaşta Hazreti Hâlid'in oğlu Sa'id şehit oldu. Tam bu sırada İkrime'nin kuvvetleri yardıma geldi. Bizans komutanı Mahan kaçtı. Hâlid bin Sa'id, ordusunu Zü'l-Merre'ye getirerek orada konakladılar. Ayrıca, durumu, Medine'de bulunan halifeye bildirdi.
İslam ordusu ile Bizans Rum ordusu arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Bu muharebelerde Müslüman kadınlar da harp etti. Başkumandan Hâlid bin Velid ile bir kolun komutanı Hazreti İkrime'nin şaşılacak kahramanlıkları görüldü. Hâlid bin Sa'id de, büyük bir cesaret örneği göstererek kahramanca dövüştü. Onun bu halini gören ordunun diğer askerlerine büyük bir şevk ve cesaret geldi.
Şam şehrinin alınmasında ve Fihl muharebesinde canını ortaya koyarak kahramanca çarpışan Hâlid bin Sa'id, 14 (m. 635) yılında İslam orduları ile birlikte Merc-i Safer denilen yere geldi. Bir sene önce Hazreti İkrime'nin şehit olması ile dul kalan hanımı ile evlendi. O gece bütün askerlere düğün ziyafeti verildi. Ertesi gün, düşman üzerine saldırıya geçildi. Hâlid bin Sa'id hemen ön saflara geçerek dövüşmeye başladı. Düşman askerinden birisi, kendisi ile yeke yek dövüşecek birer istedi. Hazreti Hâlid hemen ortaya çıkıp vuruşmaya başladı. Burada kendisi şehit oldu. Kocasının şehit edildiğini gören bir günlük evli hanımı Ümmü Hakim, hiç feryat ve figan etmeyerek, eline aldığı bir kılıçla düşman üzerine yürüdü. Kahramanca vuruşmaya başladı. Onun bu halini gören İslam askerleri büyük bir şevk ve arzu ile saldırıya geçtiler. Bizanslıları kılıçtan geçirmeye başladılar. Bu arada Ümmü Hakim de bir kafir askerini öldürmüştü.
Hâlid bin Sa'id, Arap edebiyatı ve çeşitli ilimlerde geniş bilgi sahibiydi. Mükemmel yazı yazardı. Resulullah'ın mektuplarını o yazardı. Bu mektuplardaki edebî şekil, herkesi hayran bırakacak tarzdadır. Hazreti Hâlid, elindeki yüzüğüne ve mühürüne “Muhammedün Resulullah.” cümlesini yazdırmıştı. Bu yüzüğü parmağından hiç çıkarmazdı.
Hazreti Hâlid bin Sa'id bütün ömrünü harp meydanlarında geçirdiğinden, Peygamberimizin katibi olmasına rağmen hadis-i şerif rivayetinde bulunamadı.