Seydişehir'de yaşayan büyük velîlerden. Bozkır'ın Karacahisar köyünde 1222 (m. 1806) senesinde doğdu. 1319 (m. 1903) senesinde Seydişehir'de vefat etti. Babası Müderris Yeğen Mehmed Efendidir. Ailesinin tek çocuğu olan Abdullah Efendi, küçük yaşta annesini kaybetmesine rağmen tahsilini aksatmayıp, sıbyan mektebinden mezun oldu. Bu arada babasını da kaybetti. Tahsiline devam etmek için babasının talebelerinden Bozkırlı Muhammed Kudsî Efendinin yanına gitti. Bu büyük zâtın yanında ilim ve edep öğrenen ve Nakşî yolunda yetişen Abdullah Efendi, hocasının vefatı üzerine yerine geçti.
Abdullah Efendi, hocasının işareti üzerine Seydişehir'e yerleşerek, buradaki medresede talebe yetiştirmeye başladı. Kendisine başvuranların dertleriyle ilgilenir ve çare bulurdu. Namazlarını Seyyid Harun-ı Velî Camiinde kılardı. Devlet erkânı sık sık sohbetlerinde bulunur, onun hayır duasını alırdı.
Bir gün Konya Valisi Ferid Paşa, Hacı Abdullah Efendi'nin ziyaretine geldi. Birkaç gün Seydişehir'de kalan Paşa, Abdullah Efendinin sohbetlerine katıldı. Paşa ayrılmak üzere izin isteyince, Abdullah Efendi, işlerinin hayırlı olması için Paşaya dua etti. Paşa ayrılırken; “Dua buyurun efendim! İlk fırsatta ziyaretinize tekrar geleceğim.” deyince, Abdullah Efendi; “Seydişehir'e son gelişiniz, bir daha görüşemeyeceğiz.” buyurdu. Bu sözlerden Ferid Paşa üzülünce, Abdullah Efendi; “Merak etmeyin netice hayırlıdır.” dedi. Seydişehir'den ayrılan Ferid Paşa Antalya Sancağına teftiş için gitti. Burada sadrazam olduğuna dair telgraf alarak hemen deniz yoluyla İstanbul'a gitti. Bir daha Seydişehir'e gelmek nasip olmadı.
TET, HELVA VE PİRİNÇ PİLAVI
Talebelerinden fukara babası ve çok yardım sever olarak bilinen Hacı Mehmed Efendi, icazet aldıktan sonra memleketine dönmüştü. Babası ve kayınpederi hacda vefat edince, Mehmed Efendinin işleri bozuldu. Her hafta hocasını ziyaret için Seydişehir'e gelirdi. Hac mevsimi yaklaştığı sırada yine hocasını ziyarete gelmiş, duasını almıştı. Elini öpüp ayrıldığı sırada, Abdullah Efendi oturduğu minderin altından bir bohça çıkarıp Mehmed Efendinin boynuna dolayıp; “Mehmed Hacca gideceksin, niyet et!” dedi. (O zamanlar hacca gitmek isteyenler boyunlarına bir bohça bağlamak suretiyle hacca gideceklerini belli etmeleri âdetti.) Maddî durumu iyi olmayan Mehmed Efendi çok şaşırdı, fakat hocasına bir şey diyemedi. Medreseden çıkarken, bohçayı boynundan çıkarıp, koynuna koydu ve hadiseyi kimseye söylemedi.
Ertesi hafta tekrar hocasını ziyarete geldiğinde, medresenin kapısından girerken bohçayı boynuna bağlamayı unutmadı. Hocasının elini öperken, hocası; “Mehmed iki kapı arasında bohçayı boynundan çıkarsan da hacca gideceksin, niyet et!” buyurdu. Hocasının bu ihtarı üzerine Mehmed Efendi, hacca niyet etti ve hazırlıklarını tamamladı.
Yola çıkılacağı gün bütün hacı adayları ile birlikte Mehmed Efendi de, Abdullah Efendinin medresesinin önüne geldi. Abdullah Efendi bütün hacı adaylarına hayır dua eder, onlar da elini öperek vedalaşırlardı. Sıra Mehmed Efendiye gelince, Hacı Abdullah Efendi cebinden çıkardığı beş kuruşu vererek; “Bunu kesenin dibine dik!” diye tenbihte bulundu.
Talebelerinden Bergamalı İbrahim Efendi, ziyaret maksadıyla Seydişehir'e geliyordu. Eskişehir'de bir gece bir arkadaşında misafir oldu. Hacı Abdullah Efendiyi ziyarete gittiğini söyleyince ev sahibi; “Ben de seninle ziyaret için gelip, o mübarek zatın hayır duasını alayım.” dedi. Ertesi gün birlikte yola çıktılar. Abdullah Efendi o gün talebelerinden birine; “Oğlum! Kasaptan et al eve götür. Hacı anneye söyle, eti topluca pişirsin. Helva ile pilav da yapsın. Akşam üzeri misafirlerimiz gelecek. Onlar gelinceye kadar hazır olsun. Geldiklerinde yemekleri aldırırız.” dedi. Talebe bu emri yerine getirdi. Akşam üzeri iki misafir geldi. Abdullah Efendi hizmetlerini gören talebesine; “Oğlum! Misafirlerimiz aç, yemek getir.” dedi. Biraz sonra ağızları kapalı yemekler tepsi üstünde önlerine konulunca, Eskişehirli olan hemen yemek tabaklarının kapaklarını açıp, baktı. O anda derhal ayağa kalkıp, Abdullah Efendinin elini öpüp, af diledi ve şöyle dedi: “Yolda hayli acıkmıştım. Şehre yaklaşınca; “Şeyh Efendi olgun bir zat ise, et, bir helva, bir de pirinç pilavı hazırlatır. Bize ikram eder.” diye kalbimden geçirdim. Aynı yemekleri önümde bulunca çok şaşırdım. Beni bağışlayın.” Hacı Abdullah Efendi de; “Bizde bir şey yok. Her şeyi Allahü teala emreder, kulları yapar. Karnınızı doyurmaya bakın, buyrun afiyet olsun.” dedi.
Kafile uzun yolculuktan sonra Cidde'ye vardı. Cidde'de rehberler yüksek sesle ve memleketlerinin isimlerini söyleyerek hacı adaylarını ararlardı. Seydişehir rehberi de misafirlerini buldu ve; “İçinizde Mehmed Efendi var mı?” diye sordu. Mehmed Efendiyi kendi evine götürdü. Akşam namazından sonra rehber, Mehmed Efendiye; “Oğlum! Baban ve kayınbaban hacca geldiler ve burada vefat ettiler. Hacı Abdullah Efendi sık sık rüyama girerek; “Emanetleri sahibine ver!” diyor.” dedikten sonra para dolu iki kemer verdi. Mehmed Efendi bu paralardan orada harcadığı gibi, memleketine dönünce de durumu düzeldi.
Şimdi Etibank Alüminyum Tesislerinin voleybol sahasının bulunduğu yer üzüm bağı, meyve ve sebzelikti. Bu bahçenin suyu olmadığından sahibi çok sıkıntı çekiyordu. Bir yaz mevsiminde bahçenin sahibi, Hacı Abdullah Efendi olmak üzere şehrin ileri gelenlerini davet etti. Oğlunu Abdullah Efendiyi alması için gönderdi. Bahçeye gelen Abdullah Efendi, bir süre misafirlerle sohbet ettikten sonra bahçe sahibine; “Ahmed! Bize bahçeyi gezdir.” buyurdu. Ahmed Efendi ile bahçeyi gezerken üzüm bağının olduğu kısma geldikleri sırada, Hacı Abdullah Efendi bir müddet durduktan sonra; “Ahmed! Şurayı kaz aradığını bulursun.” buyurdu. Ahmed Efendi oraya üç-beş taş koyarak yerini belli etti. Yatsı namazından sonra misafirler dağılınca, Ahmed Efendi bir fener ışığında işaret edilen yeri kazdı. Yarım metre kazdıktan sonra, berrak ve tertemiz bir su çıktı. Aile efradı o gece bayram yaptı.
Hacı Abdullah Efendi, bir ara hac farizasını yerine getirmek için Hicaz'a gitti. Medine'de Peygamber Efendimizin kabr-i şerifinin bulunduğu Hücre-i Saadetin etrafındaki Şebeke-i Seadete girmek istedi. Ravza-i Mutehheranın muhafızlarına; “Burayı açın ben içeri girmek istiyorum.” dedi. Muhafızlardan biri; “Buranın anahtarları bizde yok. Burada bir meşayih heyeti vardır. Onlar toplanır, karar verir ve ancak onların kararıyla burası açılır. Babam da bu heyetin başkanıdır.” dedi. Abdullah Efendi; “Öyleyse babanıza haber verin.” buyurdu. Muhafız gidip durumu babasına söyleyince babası; “Meşayih heyetinin herbiri bir yerde. Şu anda onları toplamak mümkün değildir.” cevabını verdi. Muhafız durumu Hacı Abdullah Efendiye bildirince, ellerini kaldırıp; “Essalatü Vesselamü aleyke ya Resulallah, Essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah.” derken kapının kilidi düştü ve kapı açıldı. Şebeke-i Saadette tam yedi saat ayakta durdu. Bu arada meşayih heyeti de toplanıp, geldi. Muhafızlardan durumu öğrenince, Abdullah Efendiye tazim ve hürmet ettiler.
Hacı Abdullah Efendi talebelerine sık sık şöyle buyururdu:
“Başkalarını himaye edin, kendinizi beğenip kibirli olmayın.”
“Kalb uyanıklığı ile ibadet etmeyen kimse ile Allahü teala arasında mâni vardır.”
“Yapılan ibadetleri muhafaza edip, ahirete götürmek, ibadetlerden hasıl olan amellerin muhafaza meyvesi olan manevî zevki kazanmaktan güçtür.”
“Helal yemek lazımdır. Din-i İslama uygun kazanmak lazımdır. Çünkü din, hakikat ancak helal yemekle meydana gelir. Tehlikenin başı haram yemektir. Bir insan haramdan sakınır ise, onun için ibadet ve taat kolaylaşır. İbadetten tad alır.”
Hayatının otuz dört yılını müderrislik ve şeyhlik gibi iki yüce makamı hakkıyla ihya ederek Hak yolunda hizmetle değerlendiren Hacı Abdullah Efendi vefat edince çok kalabalık bir cemaatle Seyyid Harun-ı Veli Camiinde kılınan cenaze namazından sonra vasiyeti üzerine Hıdır Mescidi denilen bugünkü türbesinin olduğu yere defnedildi.