HACI TEVFİK RIFKI EFENDİ

HACI TEVFİK RIFKI EFENDİ Harput'un büyük velîlerinden
A- A+

Harput'un büyük velîlerinden. 1280 (m. 1863) senesinde Harput'ta doğdu. 1371 (m. 1951) senesinde Elazığ'da vefat etti. Cenazesi Harput'a götürülerek hocası Beyzade Efendinin mezarının yakınındaki aile kabristanına defnedildi.

Babası Emin hafızgiller adı ile tanınan sülaleden Ahmed Fehmi Efendidir. Tevfik Rıfkı Efendi, ilk tahsilini Harput'ta yaptı. Sonra, yaşı küçük olmasına rağmen, hemen medrese tahsiline başladı. Zamanın büyük âlimlerinden Beyzade Hacı Ali Rıza Efendi'den ders aldı. Hacı Ali Rıza Efendi yetişmesi için büyük itina ve gayret gösterdi. Kısa zamanda birçok ilimde yetişerek söz sahibi oldu.

Hacı Tevfik Efendi, tasavvuf yolunda da ilerlemek için Mahmud-ı Saminî'nin sohbetlerine devam etti. Bu sohbetlerin birinde Mahmud-ı Saminî'ye; “Gün olur, serin su içmek sünnettir, dersiniz ve serin su içersiniz. Lakin gün olur serin su yerine sıcak su içersiniz. Bunun hikmeti nedir?” diye sual edince, o mübarek zat biraz düşündükten sonra;

“Gün olmuş içim Allahü tealanın aşkı ile alev alev yanmış. Biraz serinlemek ve nefes almak için içmişimdir. Gün olmuş içim buz gibi olmuştur. O zaman da yakmak için sıcak su içmişimdir. Her şeyi akıl ve mantıkla çözmeye kalkma. Her gördüğün manzarayı da açıklamaya kalkışma. Aksi hâlde yanılırsın. Ama akılsız ve mantıksız da edemiyoruz. Bazı işler vardır ki, ne akılla olur, ne de akılsız.”

buyurdu. Hocasından aldığı bu cevap üzerine henüz ham olduğunu anlayan Tevfik Efendi, büyük bir istekle hocasının hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Kısa zamanda tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu.

Hocası Beyzade Efendi sık sık ona; “Sen sanma ki ilim sadece yazılandır. En büyük ilim daha yazılmamış olandır. Biri yazılı ilimse, diğeri de sözlü ilimdir. Yeter ki hak ve doğru ola. O vakit ikisi de muteberdir. Çok şeyler yazılmış; fende, cebirde, ama şu dağlar, şu nehirler ve taşlar ve güneş bile bir ilimdir. Onları yazmakla aslını anlatamazsın.” buyururdu.

Bir süre sonra hocası Beyzade Efendi vefat etti. Kendisini öksüz hisseden Hacı Tevfik Efendi, Osman Bedreddin Efendiye talebe oldu. “Çok şeyler öğrendim ama, sanki hiçbir şey öğrenmedim.” düsturuyla hakkı ve hakikatı öğrenmeye doymayan, öğrendikçe büyük bir aşkla kendisini ilme veren Tevfik Efendi, Osman Bedreddin Efendiden çeşitli ilimleri öğrendi. Tasavvuf ve diğer ilimlerde kemale gelen Hacı Tevfik Efendi, öğretmen oldu ve Ma'muratü'l-Aziz Mülkiye İdadisi Mektebinde din, Arabî ve mantık dersleri verdi.

Halktan bazıları Hacı Tevfik Efendiye; “Bu kadar ilim öğrendin, ama sonunda bir mektebe hoca oldun.” dediklerinde şu hikmetli cevabı verdi:

“Siz benden ne bekliyordunuz? Bir köşede oturup, ciltler dolusu kitap yazmamı mı? Yoksa kulluk borcunu dahi yerine getirmekten aciz olan insanlar gibi meydanlara çıkıp nara atıp dolaşmamı mı? Yine cevabını vereyim. Eser yazmaya gelince, bize öğretenler bile buna cüret göstermedi ki, biz onlardan öğrendik. Yüce mukaddes kitabı okuyup, bunu tefsir etmemi bekliyorsanız bu cahilliktir ve aptallıktır. Çünkü buna şu Tevfik'in gücü yetmez. Kafasına göre tefsir eden ve o ufacık beyni ile anladıklarını yorumlayan, anlatan ve kendinden bir şeyler katan ise imansız olur. Onun için derim ki, bu dünyada en büyük hüner, insan yetiştirmektir. Yok eğer meydanlarda, din elden gidiyor, diye nutuk atmamı istiyorsanız, işte bu en büyük aptallıktır. İslamiyeti kurtarmayı bırakalım, İslamiyetle kurtulmaya bakalım. Siz ve biz kimiz ki? O yüce dinin koruyucusu ve gözeticisi yüce Mevla'dır. O, bu dini insanların kurtuluşu için göndermiştir. Ama bu yolda cihad ayrı bir husustur. Mücadeleyi elden bırakmak anlamına yormayınız. Çalışınız, öğreniniz, yaşayınız ve çalıştırınız, öğretiniz ve yaşatınız. Bunları yapabiliyorsak, bizler çok bahtiyar ve mesuduz.”

AF ALLAH'A, MERHAMET DİLEMEK KULA MAHSUSTUR

Hacı Tevfik Efendi, uzun boylu, zayıf bir bünyeye sahipti. Yüzündeki tebessümü hiç eksik etmezdi. En sıkıntılı ve en kederli anlarında bile; “Ben kederli isem elaleme ne?” diyerek kendi dert ve elemi ile başkalarını huzursuz etmez ve üzmezdi. O sıkıntılı hâli ile başkalarına sert muamele etmekten daima kaçardı. Şefkatli nazarları ile karşısındakileri kendisine çeken manevî bir kuvvete sahipti.

O, bilgisi ve ilmi az olan kimselerle konuştuğu zaman onların seviyesine inerek, anlayacakları dilde nasihat ederdi. Bu durum karşısında ahaliden bazıları; “Efendi siz âlim birisiniz. Bu cahillerle neden oturuyorsunuz? Siz bunları adam edemezsiniz.” demeleri üzerine çok üzülen Tevfik Efendi; “İnanan ve imanı olan kimselere cahil denilemez. Hakka ve hakikate inanmayan en büyük cahildir. Öğrenmeyen olmasaydı öğretene ne iş düşerdi.” buyurdu.

Hacı Tevfik Efendi, ömrünün son zamanlarında Elazığ'a göç etti. Doksan yaşında olmasına rağmen haftanın bazı günlerinde Hacı İzzet Paşa Camiinde, insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirdi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası