Osmanlı devrinde yetişen İslam âlimlerinden. İsmi Muhammed bin Ahmed bin Adil Paşa olup lakabı Hafızüddin'dir. Hafız-ı Acemî veya Hafız-ı Acem diye de tanınır. Kafkasya'da Arran vilayetine bağlı Berdaa şehrinde doğduğu için nisbeti Berdaî diye geçer. Doğum tarihi bilinmemektedir. 958 senesi Muharrem ayının 23'ünde (1551) İstanbul'da vefat etti. Bazı kaynaklarda vefat tarihi 957 (1550) olarak verilir.
Hafız-ı Acemî ilk tahsilini Tebriz'de yaptı. Mevlana Mezid'den ilim öğrenerek çok istifade etti. Bu arada 907 (m. 1501) senesinde İran'da Safevî Devleti kurulmuş; Şah İsmail Şiîliği yaymak yolunda büyük baskı ve zulümlere girişmişti. Bunun üzerine Hafız-ı Acemî, ufak tefek olduğu için Kukla Acem diye tanınan kardeşi ile Osmanlı memleketine hicret etti. Önce Amasya'ya yerleşti. Burada Anadolu kazaskeri Müeyyedzade Abdurrahman Efendi'nin ilim meclisine katıldı. Amasyalı olan Müeyyedzade kendisini çok takdir etti. Rivayete göre Müeyyedzade, Hafız-ı Acemî'yi vaktiyle Tebriz'de Celaleddin Devanî hazretlerinin yanında ilim tahsil ederken tanımıştı. Onunla ilmî müzakerelerde bulundu. Kısa zamanda ilimdeki meziyet ve fazileti ortaya çıktı.
Hafız-ı Acemî ayrıca burada meşhur hattat Şeyh Hamdullah'dan da hat icazeti aldı. Abdurrahman Efendi, Hafızüddin'in ilim ve edepteki bu üstünlüğüne hayran olup onu Sultan İkinci Bayezid Han'ın huzurunda medh ve sena etti. Böylece Ankara Medresesi'ne tayinini temin etmiş oldu.
Hafız-ı Acemî'nin yazısı güzel olduğu gibi kitap yazmakta da seri idi. Bir ayda Sadrüşşeria'yı istinsah edip haşiye yazdı. Bunu medresede okuttu. Eserini ithaf ettiği Sultan İkinci Bayezid kendisini Merzifon'daki Çelebi Sultan Mehmed medresesine tayin etti.
Burada Seyyid Şerif Cürcanî'nin Şerhu'l-Miftah adlı eserine haşiye yazarak ilimde derinleştiğini gösterdi. Ayrıca Sekkakî'nin Miftahu'l-Ulum adlı eserini de şerhetti.
Yavuz Sultan Selim, İran seferinden dönüşte Amasya'da kışladı. Avlanmak maksadıyla Merzifon'a gittiğinde kendisini karşılayanlar arasında Hafız-ı Acemî de vardı. Çağatayca bir gazel yazarak Padişaha takdim etti. Padişah gazeli çok beğendi. Kendisine çok caize (hediye) verip ayrıca İstanbul Atik Ali Paşa medresesine tayin etti.
Bu tarihte Müeyyedzade Abdurrahman Efendi Rumeli kazaskeri idi. Hafız-ı Acemî burada Seyyid Şerif Cürcanî'nin Şerhu'l-Mevakıf adlı eserine haşiye yazdı. Bir ara İznik Orhan Gazi Medresesi'nde müderrislik yaptı. Burada da Risale fî Tasviri Heyula'yı kaleme aldı. Bunun üzerine İstanbul'daki Sultan Fatih'in Sahn-ı Seman Medresesi'nin Çifte Başkurşunlu kısmına müderris tayin olundu. Burada da eserlerinin en mühimlerinden birisi olan Muhakemetü't-Tecridiyye'yi yazdı.
942 (m. 1535) senesinde Ayasofya Medresesi müderrisliği payesi verildi. Burada Medinetü'l-ilim adlı eserini yazdı. Bilahare 70 akçe gündelikle emekliye ayrılarak kendisini ilme ve kitap telifine verdi. Sabahlara kadar kitap okuyup yazardı. 958 senesi Muharrem ayının 23'ünde (1551) İstanbul'da vefat etti.
Oğullarından Hafızzade Ebü'l-Meali de ilmiyeden olup Ürgüp, sonra Filibe kadılığı yaparak 990 (m. 1582) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kardeşi Abdülfettah Efendi de Şeyh Muhyiddin İskilibî ve Müeyyedzade'den okuyup âlim olmuş; Bursa'da müderrislik yapmıştır. Bu da kardeşi gibi Şeyh Hamdullah'dan icazetli bir hattat idi. İstanbul'da İbrahim Paşa medresesi müderrisliğinden emekliye ayrıldı. 924 (m. 1518) senesinde burada vebadan vefat etti.
Hafız-ı Acemî zamanının en büyük âlimlerinden; tefsir, kelam, fıkıh ve usul-i fıkıhta en önde gelen müderrislerinden sayılmıştır. Her bir eseri, yazıldığı sahadaki müşkil meseleleri izah etmeye muvaffak olmuş, güzide eserlerdir. Gelibolulu Ali onun için; “Fazileti güneşten de parlaktır.” tabirini kullanır. Âlimler arasında itibarlı, fazilet sahibi ve vakur olarak tanındı.
Hafız-ı Acemî ayrıca güçlü bir şair idi. Edebiyat üzerinde de derin vukûfu vardı. Şiir ve edebiyat meclislerinde Kemalpaşazade, Muhyiddin Fenarî, Kadri Çelebi, İskender Çelebi, Yahya Bey, Hayalî, İshak Çelebi, Nihalî ve Tacizade Cafer Çelebi ile bir araya geldi. Hafız mahlasıyla yazdığı şiirleri çok beğenildi. Ağızdan ağza dolaşmaya başladı. Padişahlar kendisini caizeye boğdular. Tezkire müellifleri kendisini Fuzulî ayarında bir şair olarak görür. Türkçeden başka, Arapça, Farsça ve Çağatayca manzumeleri vardır. Şiir lisanını ağır, hatta anlaşılması güç bulanlar da vardır. Yine de şiirleri ince ve derin mânâlıdır. Şu beyiti çok meşhurdur:
“Aşıklarız, belazedeler mübtelalarız,
Âlemde bir muhabbete kalmış gedalarız.”
Hafız-ı Acemî aynı zamanda güzel ve seri yazan bir hattat idi. Daha İran'da iken buna merak sarmış; Yakut üslubunda sülüs ve nesih yazılar yazar olmuştu. Amasya'da Şeyh Hamdullah'dan ders alıp onun ömrünün son yıllarında icazetli bir talebesi oldu. Yazıları günümüze kadar intikal etmiştir.
Eserleri:
1- Haşiyetü Şerhi'l-Vikaye: Vikaye adlı fıkıh kitabına Hanefî ulemasından Sadruşşeria es-Sanî'nin yaptığı şerh üzerine haşiyedir.
2- Haşiye ala Şerhi'l-Misbah: Sekkakî'nin Miftahu'l-Ulum adlı eserinin belagata dair kısmının Seyyid Şerif tarafından yapılan şerhine haşiyedir.
3- Haşiye ala Şerhi Miftahi'l-Ulum: Sekkakî'nin eserinin üçüncü kısmının metni üzerine doğrudan yaptığı şerhdir.
4- Haşiye ala Şerhi'l-Mevakıf: Seyyid Şerif el-Cürcanî'nin kelama dair çok kıymetli eserinin haşiyesidir.
5- Risale fî Tasviri'l-Heyula: Varlıkların mertebeleri üzerine yazılmış kelami bir eserdir.
6- Muhakematü't-Tecrid: Tusî'ye reddiyedir.
7- Medinetü'l-İlm: Fıkıh üzerinedir.
8- Mearikü'l-Ketaib fî Mebahis mine'l-ulum ve'l-kütüb: İlimler ve kitaplar üzerine ansiklopedik bir eserdir.
9- İrcau'l-İlm ila nukatihi: Matematiğe dairdir.
10- Fihrisü'l-Ulum: İlimler ansiklopedisidir.
11- Es-Seb'atü's-Seyyare: Astronomiye dairdir.
12- Nuktatü'l-İlm
13- Risale fî meseleti'l-ikrar bi'ddeyn
14- Dairetü'l-Hindiyyeti'l-Vakıa fî Şerhi'l-Vikaye: Astronomiye dairdir.
15- Nefsetü'l-Masdur
16- Terceme-i Zafername: Şerefeddin Ali Yezdî'nin Timur Han hakkında yazdığı Farsça eserinin Türkçe tercümesidir.
17- Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib.