HAKİM-İ SEMERKANDÎ

İshak bin Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Zeyd el-Hakim es-Semerkandî Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden
A- A+

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebü'l-Kasım olup, adı İshak bin Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Zeyd el-Hakim es-Semerkandî'dir. Hakim Semerkandî lakabıyla meşhur olmuştur. Yaklaşık 260 (m. 874) tarihinde doğmuştur. Fıkıh ve kelam ilmini, meşhur âlim Ebu Mansur Muhammed Matüridî'den tahsil etti. Ebu Bekr Verrak ve zamanındaki Belh evliyası ile sohbet etti ve onlardan tasavvuf ilmini öğrendi. Hakim Semerkandî 342 (m. 953) senesinde Muharrem ayının onuncu günü Semerkant'ta vefat etti. Cakerdize Mezarlığı'nda İmam-ı Matüridî'nin kabri yakınına defnedildi.

Hakim Semerkandî, Abdullah bin Sehl ez-Zahid ve Amr bin Asım el-Mervezî'den hadis-i şerif dinleyerek rivayet etmiştir. Kendisinden ise, Abdülkerim bin Muhammed el-Fakih es-Semerkandî hadis-i şerif dinleyip rivayette bulunmuştur. Sem'anî, Hakim Semerkandî hakkında şöyle demiştir: “Hakim Semerkandî salih kullardan olup, hikmet, güzel söz, iyi ifade hususunda örnekti. Uzun zaman Semerkant kadılığı yaptı. Güzel ahlâk sahibiydi. Doğu ve batı illerinde ismi yayıldı. Ebü'l-Kasım Hakim diye tanındı.”

Eserleri:

Hakim Semerkandî, birçok eser yazmıştır. Eserlerinden Es-Sevadü'l-a'zam diye tanınan eseri çok meşhurdur. Bu kitapta Ehl-i Sünnet itikadına ait altmış bir temel esası açıklamakta ve bidat ve dalalet fırkalarını reddetmektedir. Ayrıca Es-Sahaifü'l-İlahiyye adlı yazma eseri Mısır'daki Ezher Üniversitesi'nin kütüphanesinde mevcuttur. Risale fî beyanı enne'l-iman cüz'ün mine'l-amel em lâ; Es-Sevadü'l-a'zam kitabının sonunda yer alan küçük bir risaledir. İman ve amel ilişkileri hususundadır. Er-Risale: Yetmiş iki bozuk fırkayı anlatmaktadır. Tebriz'de yayınlanmıştır.

Hakim Semerkandî Es-Sevadü'l-a'zam kitabına, Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifini rivayet ederek başlar: Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Benî İsrail, yetmiş bir fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan yetmişi Cehennem'e gidip, ancak bir fırkası kurtulmuştur. Nasara da, yetmiş iki fırkaya ayrılmıştı, Yetmiş biri Cehennem'e gitmiştir. Bir zaman sonra, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılır. Bunlardan yetmiş ikisi Cehennem'e gidip, yalnız bir fırkası kurtulur.” Eshab-ı Kiram, bu bir fırkanın kimler olduğunu sordukta; “Cehennem'den kurtulan fırka, benim ve Eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.” buyurdu. O kurtulan fırka, Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'tir ki, insanların en iyisi olan Peygamber Efendimizin yoluna sarılmışlardır.

Hakim-i Semerkandî'nin aynı eserinde; bir insanın “Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'ten olabilmesi için, altmış bir temel esası kabullenmesi gerekir. Bu temel esaslardan bazıları şunlardır:

1- İmanında şüphesi olmayacak. Mümin, imanında şüpheye yer vermemelidir. Çünkü Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah'a ve Peygamberine iman etmişlerdir, sonra imanlarında şüpheye düşmemişlerdir.” (Hucurat suresi: 15)

2- Günahkâr olan Mümine, günaha helal demedikçe kâfir denmeyecek. Mesela, bir Müslüman yüz bin cana kıysa, yüz bin küp şarap içse ve bu günahlara helal demedikçe yine Mümindir. Bir Müslümana kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.

3- Hayır ve şerrin Allahü Teâlânın takdiriyle meydana geldiğine inanacak. Çünkü Cebrail Aleyhisselam, Peygamber Efendimize imanın ne olduğunu sorduğunda, imanın altı temel esasını açıklamış ve sonunda şöyle buyurmuştur: “İmanın altıncı şartı da, kadere, hayır ve şerrin Allahü Teâlâdan olduğuna inanmaktır.” Mümin bilmelidir ki, hiçbir şey ilahî kaza dışında meydana gelemez ve kul Allahü Teâlânınkazasının önüne geçemez. Allahü Teâlânın kazasını inkâr ve reddetmek de küfürdür.

4- Allahü Teâlânın kelamı olan Kur'an-ı Kerim mahluk değildir diyecek ve inanacak. Çünkü Kur'an-ı Kerim, hakiki anlamında Allahü Teâlânın sözüdür. Kur'an-ı Kerim mahluktur diyen küfre gider. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdu ki: “Ümmetim üzerine bir zaman gelecek ki, o zaman bazı kimseler Kur'an mahluktur (yaratılmıştır) diyecek. Aranızdan, yaşayıp da onlara yetişen olursa, kendileri ile ağız mücadelesi yapmasın, onlarla oturup kalkmasın, çünkü onlar yüce Allahü Teâlâya küfretmişlerdir. Onlar Cennet'e gidemezler, kokusunu alamazlar.”

5- Kabir azabını hak bilecek ve inanacak. Kabir hayatının varlığını Peygamber Efendimiz şöyle açıklıyor: “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya ateş çukurlarından bir çukurdur.” “Her gece Mülk suresini okuyandan, Allahü Teâlâ kabir azabını uzaklaştırır.”

6- Peygamber Efendimizin şefaatine inanacak. Çünkü Peygamber Efendimiz; “Şefaatim, ümmetimden günahı büyük olanlaradır.” buyurdu. Şefaati inkâr eden sapık yoldadır. Yine bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Her kim bana salavat getirirse, onun bu salavatı kıyamet günü bana arzedilir. Umarım ki, ben de kendisine şefaatte bulunurum.”

7- Peygamber Efendimizin miracına, göklere yükselip Arş'a vardığına inanacak. Miracı inkâra kalkışıp bu husustaki ayetleri reddeden dinden çıkar. Kur'an-ı Kerim'de miraç hakkında Allahü Teâlâ mealen şöyle buyuruyor: “Peygamber doğru yoldan sapmadı. Batıla da inanmadı. O kendi nefsinden söylemiyor. Kur'an sade bir vahiydir, ancak vahiy olunur. O'na, kuvvetleri pek çok olan (Cebrail) öğretti. Öyle ki, görünüşü güzel olup, hemen hakiki şekli üzere doğruldu ve Cebrail en yüksek ufukta idi (dünya semasında idi). Sonra Cebrail, Hazreti Peygambere yaklaştı ve (aşağı) sarktı. Böylece Peygambere olan mesafesi, iki yay aralığı kadar veya daha az oldu. Cebrail vahyetti. Allah'ın kuluna vahyettiğini, Hazreti Peygamber, miraçta gözü ile gördüğünü, kalbi ile tekzip etmedi. Şimdi siz Peygamberin o görüşüne karşı, O'nunla mücadele mi ediyorsunuz? Yemin olsun ki O, Cebrail'i hakiki suretinde bir daha da (miraçtan inerken) gördü. Sidretü'l-müntehanın yanında gördü. Me'va Cennet'i, Sidre'nin yanındadır. Sidre, çepe çevre meleklerle kaplanmıştı. (Hazreti Peygamber gördüğü ahvali tam gördü de) göz ne kaydı, ne de aştı. Ant olsun ki; Peygamber, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.” (Necm suresi: 2-18)

8- Bir Mümin kıyamet günü hesaba çekileceğine inanmak zorundadır. Bunu inkâra kalkışan, İslamiyetten ayrılmış olur.”

9- Bir Mümin, Peygamber Efendimizden sonra gerek Sahabiler, gerek ümmet içinde sırasıyla Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali'den daha üstün kimsenin olmadığına ve bunların Allah'ın Resulünün halifeleri olduğuna inanacaktır. Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte buyurdular ki: “Benden sonra bu ümmetin en üstünü (sırasıyla) Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Ali'dir. Onların aleyhinde konuşmayın, haklarında hayırdan başka söz söylemeyin ki, bedbaht olmayasınız.”

10- Bir Müslüman Peygamberlerin derecelerinin, velilerin mertebelerinden üstün olduğuna inanacak. Aksini söyleyen doğru yoldan ayrılmıştır. Çünkü veliler yüksek derecelere, ancak Allahü Teâlâya ve Resulüne üstün bir itaat göstermekle yükselebilirler. Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “Allah'a ve Peygambere itaat edenler. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Bunlar ne güzel bir arkadaştır.” (Nisa suresi: 69)

11- İmanın iki uzuv, yani dil ve kalp ile gerçekleştiğine inanacak. İman, Allahü Teâlânın vahdaniyetine ve Hazreti Muhammed'in O'nun kulu ve resulü olduğuna kalp ile inanmak, dil ile söylemektir. Dil ile söyleyip, kalbi ile bu birliği ikrara yanaşmayan münafıktır. İkiyüzlüdür. İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir.

12- Allahü Teâlânın hiçbir varlığa benzemediğini bilecek. Çünkü Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden çiftler yaratmıştır. O'nun misli gibi O'na benzer hiçbir şey yoktur. O, Semi'dir. Bütün söylenenleri işitir. Basir'dir; bütün yapılanları görür.” (Şûra suresi: 11) İhlas suresinde ise Allahü Teâlâ mealen şöyle buyuruyor: “De ki; O, Allah'tır, tekdir, eşi ortağı yoktur. Allah Samed'dir; her yaratığın muhtaç bulunduğu eksiksiz bir varlıktır. Doğurmadı ve doğurulmadı da. Hiçbir şey de O'na denk olmamıştır.”

13- Müslüman, ölüm sonrası dirilmeyi kabullenecek. Diriliş gününü inkâr eden İslamiyetin iman esasını kabul etmemiş olur. Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: Sizi (babanız Âdem'i), o arzdan (topraktan) yarattık. Yine ölümünüzden sonra, sizi ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi, başka bir defa daha, çürümüş ve dağılmış bedenlerinizi toplayıp ruhlarınızı iade ederek çıkaracağız.” (Taha suresi: 55)

14- Vücuttan kan, irin, vs. aktığında abdestin bozulduğuna, yeniden abdest almak lazım geldiğine inanmak gerekir. İnsanın içinden dışarıya çıkan veya akan her madde ile abdest bozulur.

15- Müslüman, son nefesini nasıl vereceği endişesiyle Allahü Teâlâdan korkmalıdır. Çünkü hiçbir kimse, imanla mı, yoksa imansız olarak mı gideceğini bilemez. Son nefes korkusunu hissetmek, bütün Müminlere farzdır. Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarın için önden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr suresi: 18)

Bir hadis-i kutside ise, Peygamber Efendimiz, Allahü Teâlânın şöyle buyurduğunu haber verir: “Kuluma iki korku ve emanı birlikte vermem. Yani, dünyada benden korkanı, ahirette emin kılarım, dünyada benden emin bulunanı da, ahirette korkuturum.” Son nefes endişesi duymayan ve sonunun ne olacağı hususunda Allahü Teâlâdan korkmayan dalalet içindedir.

16- Müslüman pek çok günah işlese de, Allahü Teâlânın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Çünkü, Allahü Teâlânın rahmetinden ümidini kesen imansız olur. Allahü Teâ Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “Allah'ın lütfundan ümidinizi kesmeyiniz! Çünkü Allah'ın lütfundan ancak kâfirler topluluğu ümidini keser.” (Yusuf suresi: 87)

Müslüman bir kimse, Mümin bir kardeşini öldürse, zinayapsa, namaz kılmazsa, oruç tutmasa ve birçok günah işlese, İslamiyeti inkâr etmediği sürece kesinlikle Mümin sayılır. Bu işlediği günahlardan tövbe ederse, Allahü Teâlâ tövbesine karşılık verir. Tövbe etmeden ölürse, Allahü Teâlâ dilerse adaletiyle azap eder, dilerse rahmetiyle Cennet'e sokar. Kim bir Mümine bu işlediği büyük günahlardan dolayı kâfir dese, kendisi kâfir olur. Ayrıca, Allahü Teâlâya inandıktan sonra yaptığı günahlar, Mümine zarar getirmez fikrini ileri süren de imansız olur.

Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: “Ey günah işlemekle nefislerine karşı haddini aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidini kesmeyiniz. Çünkü Allah, şirk ve küfürden başka, dilediği kimselerden bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz ki, O, Gafurdur; çok bağışlayıcıdır. Rahimdir, çok merhametlidir.” (Zümer suresi: 53)

17- Müslüman, imanla amelin ayrı ayrı şeyler olduğunu bilecek. Her peygamberin kendine has bir şeriati, bir yolu vardır. Fakat hiçbirinin imanı ötekinden farklı değildir. İmanda süreklilik şart iken, amelde bu mevzubahis değildir. Zira kişinin vakit girmeden kıldığı namaz, vakit namazı yerine geçmez. Ramazan gelmeden tuttuğu oruç, Ramazan orucu olarak sayılmaz. Bir inançsız bütün hayır ve taatleri yapsa Müslüman olamaz, çünkü iman amelden önce gelir.

18- Müslüman, Münker ve Nekir adlarındaki iki meleğin, kabirde ölüyü sorguya çekeceklerini hak bilecek. Bunu inkâr eden Ehl-i Sünnet itikadından ayrılmış olur. Peygamber Efendimiz Hazreti Ali'nin de bulunduğu bir toplulukta Hazreti Ömer'e buyurdu ki: “Ya Ömer! Ölünce seni dar bir mezara koyarlar. Münker ve Nekir gelir. Gözleri şimşek çakar, sesleri gök gürültüsü gibidir. O zaman ne yapacaksın?” Hazreti Ömer sual etti ki: “Ya Resulallah, o zaman, şimdiki gibi aklım başımda olur mu?” “Evet ya Ömer.” diye buyurduklarında Hazreti Ömer, “Öyleyse korkmam. Allah'ın izniyle onlara gereken cevabı veririm.” dedi.

19- İman eden kimse, dünyadaki insanların beş kısma ayrıldığını bilecek. Bunlar; müşrik, münafık, günah işlemeyen Mümin, günah işleyip hemen arkasından tövbe eden Müslüman ve tövbede ısrar etmeyen günahkâr Müslümandır. Müşrik veya münafık olarak ölen, Cehennem'e girer ve orada ebediyyen kalır. Günahsız veya tövbe etmiş olarak vefat eden Mümin, Cennet'e girer ve orada ebedî kalır. Günahkâr Müminlere ise, Allahü Teâlâ dilerse adaletiyle azap eder, dilerse lütfuyla Cennet'e sokar.

20- Bir Müslüman şunu iyi bilmelidir: Üzerinde kul hakkı olan bir kimse, hakkı bulunan kimseleri hoşnut kılmadan ve helalleşmeden vefat ederse, ahiret gününde, Allahü Teâlâ onun iyiliklerinden hak sahiplerine alacakları kadar verir.

21- Bir Müslümanın, Sırat köprüsünü hak bilmesi lazımdır! Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte buyuruyorlar ki: “Cenab-ı Hak, Cehennem üzerinde kıldan ince, kılıçtan keskin, geceden karanlık, yedi geçitli bir köprü yaratmıştır. Her geçit; bin içikiş, bin iniş, bini de düz olmak üzere, yaya yürüyüşüyle üç bin yıllık yoldur. Her geçitte kul hesaba çekilir. Birinci geçitte imandan, ikinci geçitte namazdan, üçüncü geçitte zekattan, dördüncüde oruçtan, beşincide hacdan, altıncıda abdest ve gusülden, yedincide ana, baba hakkından ve kul hakkından sorulur. Bunlara cevap verirse, şimşekten hızlı geçer ve Cennet'e girer. Cevap veremezse Cehennem'e düşer.”

22- Mümin kişinin, Allahü Teâlânın dilediğini yaptığını veya yapacağını bilmesi gerekir. Hüküm O'nundur. Kimse O'na hükmedemez. İstediğine karar veren O'dur. Yapacağından mesul olmaz.

23- İman eden kimse, Allahü Teâlânın bizatihi âlim ve kâdir olduğunu, ilim ve kudret sahibi bulunduğunu bilmelidir.

24- Evliyanın kerametine inanmak lazımdır. Evliyanın kerametine inanmayan, bidat sahibi sapık olur.

Es-Sevadü'l-a'zam kitabının son kısmında, Hakim Semerkandî şöyle yazıyor: “İmam-ı A'zam Ebu Hanife'ye göre, iman iki temel üzeredir. Kalp ile tasdik, dil ile ikrardır. Tasdik en büyük temeldir. İkrar bu tasdikin varlığını isbatlayan bir delildir. İman kesinlikle, ziyade ve noksanlığı kabul etmez.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası