HALLAL, Ebu Bekr

Ahmed bin Muhammed bin Harun el-Bağdadî Bağdat'ta yetişen Hanbelî mezhebi fıkıh âlimlerinden
A- A+

Bağdat'ta yetişen Hanbelî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Harun el-Bağdadî'dir. Künyesi, Ebu Bekr'dir. Hallal lakabıyla meşhur olmuştur. 234 (m. 848) veya 235 (m. 849) yılında Bağdat'ta doğdu. İlim tahsil etmek için çok yer dolaştı. İmam-ı Ahmed bin Hanbel'in mezhebindeki meseleleri birçok âlimden öğrenip, büyük bir eser yazdı. 311 (m. 923) senesi Rebiülevvel ayında Bağdat'ta vefat etti. Cenaze namazını Ebu Ömer Hamza bin Kasım el-Haşimî kıldırdı. Ebu Bekr-i Mervezî'nin kabrinin güney tarafına defnedildi.

Hanbelî mezhebinde yetişen âlimlerin en büyüklerinden olan Ahmed el-Hallal, Ahmed bin Hanbel'in eshabından olan birçok âlimden ilim aldı. Bunlardan Hasan bin Arefe, Sa'dan bin Nasr, Muhammed bin Avf el-Hımsî ve onların zamanındakiler ile daha sonra gelen birçok âlimden, bu mezhebin meselelerini öğrendi. Onlardan hadis-i şerif dinledi ve rivayetlerde bulundu. Yüksek din bilgilerinde mütehassıs büyük İslam âlimi Ebu Bekr el-Mervezî ile ölünceye kadar sohbet edip ilminden istifade etti. Fıkıh ilmini ondan öğrendi.

Kendisinden de, İmam-ı Ahmed'in mezhebindeki meselelere ait ilimleri öğrenmek için, birçok kimseler gelip ilim tahsil etti. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Ahmed bin Hanbel'in iki oğlu Salih ve Abdullah, İbrahim el-Harbî, el-Meymunî, Bedrü'l-megazî, Ebu Yahya en-Nakıd, İmam-ı Ahmed'in amcasının oğlu Hanbel, Harb el-Kirmanî, Ebu Zür'a ed-Dımaşkî, İsmail bin İshak es-Sekafî, Yusuf bin Musa el-Kattan, Muhammed bin Bişr, Ebu Nadr el-İclî, Muhammed bin Yahya el-Kehhal, Ömer bin Salih el-Bağdadî, Talib bin Hırre el-Ezenî, Hasan bin Sevvab, Muhammed bin Hasan bin Hassan, Ebu Davud es-Sicistanî, Ahmed bin Haşim el-Antakî, Osman bin Salih bin Harraz, Ahmed bin Mekin el-Antakî ve daha isimleri sayılamayacak kadar çok âlim.

Ondan en çok istifade eden ve Gulamü'l-Hallal adı ile meşhur olan Ebu Bekr Abdülaziz bin Ca'fer'dir. Ondan ilim öğrenmek için gelenler, Mehdiyye'de büyük bir halka teşkil ediyorlardı. Onun Hanbelî mezhebindeki meselelere vukufu o kadar çoktu ki, o asırda ve daha sonra ona yetişen olmadı. Bu mezhepte zamanının âlimlerine imam oldu. İlimdeki ve faziletteki büyüklüğünü, bütün âlimler söz birliği ile bildirmekte olup, ayrıca eserleri de, ilminin genişliğine şahittir. O, çok hadis-i şerif rivayet edip, eserinde yazdı. Meselelerin delillerini beyan edip, isbat etmek hususunda çok mahirdi. İlmi müzakere ve münazarada eşine az rastlanırdı.

Talebesi Abdülaziz bin Ca'fer diyor ki: “Büyük âlim Ebü'l-Hasan bin Beşşar ez-Zahid, Ebu Bekr-i Hallal ile mescitte bulunuyordu. Kendisine dinî bir mesele soruldu. Ahmed bin Hanbel'in mezhebinde büyük âlim olan bu zata sorun diyerek, Ebu Bekr-i Hallal'ı işaret edip ona havale etti. Bunu tekrar tekrar söylediğini çok işittim.”

Yine Ebu Bekr Abdülaziz dedi ki: “Ebu Bekr-i Hallal'dan işittim: “İlim öğrenmeyi talep etmeyen kimse, ayağını nereye koyacağını bilemez.” buyurdu.”

Ebu Bekr-i Hallal buyuruyor ki: “İlim ehli için, kendilerinin bilmesi gereken şeyleri iyi öğrenmeleri ve onu devamlı müzakere etmeleri lazımdır. Bununla beraber çok dinlemeleri, ilimle amel etmeleri ve bu hususta çok tefekkür etmeleri de gerekir. Bu işe ilk defa teşebbüs eden kimse, Şu'be bin Haccac'dır. Ondan sonra Yahya el-Kattan oldu. Bu ikisinden sonra üç kişi daha oldu. Bir dördüncüsü olmadı. Bunlar da, Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Main ve Ali bin Medenî'dir.”

Hüseyin bin Şehriyar diyor ki: “İlimde, hepimiz Ebu Bekr-i Hallal'a tabi olmuştuk. Çünkü onun eserlerini ve sahip olduğu ilmi hiç kimse geçememişti.”

Ebu Bekr Şehriyar diyor ki: “Hallal, kitaplarını tasnif ettikten sonra, bizim de ilim için huzuruna gelip bizzat kendisinden dinleyerek öğrenmemizi istiyordu. Hâlbuki bu, bizim için çok zor olan bir işti. Ebu Bekr bin Şehriyar, bu hususta bana şöyle demişti: “İlim öğrenmek isteyen herkes, niçin Ebu Bekr-i Hallal'a gitmiyor? Onun öğrenip rivayet ettiği kadar ilme sahip olan daha başka kim vardır?”

Abdülaziz bin Ca'fer, hocası Ebu Bekr-i Hallal'ın şöyle dediğini bildiriyor: “İbrahim bin İshak en-Nişaburî, diyor ki: “Ebu Abdullah'a biri gelip; “Benim Rafızî bir komşum var. Ona selam verebilir miyim?” diye sordu. O da; “Hayır! Verdiği selamını da almayın.” diye cevap verdi.”

Ebu Bekr-i Hallal şöyle anlatıyor: “Ahmed bin Hanbel'e züht hakkında; “Bir kimsenin yanında çok mal, para bulunması zühdüne mani olur mu?” diye soruldu. O da; “Evet!.. Fakat o mal, arttığı zaman sevinip şımarmamak, azaldığı zaman da üzülmemek şartı ile mani olmaz.” diye cevap verdi.”

Ve yine şöyle anlatıyor: “Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî'nin; “Bir kimsenin insanlara reis, şef olmak arzusu, onun altını ve gümüşü, yani parayı sevmesinden daha sevimlidir. Hâlbuki mevki, makam sevgisi çok olan kimse, daima insanların ayıbını araştırır, insanlar da, ona ayıp, kusur gibi şeyler bulaştırmaya kalkışırlar.” buyurduğunu bildirdi.”

Yine anlattı ki: “Abdullah bin Ahmed'in babasından, onun da Süfyan-ı Sevrî'den şöyle bildirdiğini işittim. Süfyan-ı Sevrî hazretleri; “İlmini arttıran kimse, ilmi sebebiyle dünyaya yaklaşırsa, Allahü Teâlâ'dan da uzak olur.” buyurdu.”

Yine şöyle anlatıyor: “İbrahim bin Eş'as diyor ki: “Fudayl'dan şöyle işittim. Buyurdu ki: İnsanlardaki zühdün alameti; insanların kendisini övmesini istememesi ve onların kötülemeleriyle rahatsızlık duymamasıdır. Tanınmamaya gücün yeterse, böyle yap! İnsanların övmemesinin sana ne zararı dokunur? Allahü Teâlâtarafından övülmüş olduğun zaman, insanların yanında kötülenmiş olmandan sana ne? Bir kimse, kendisinin meşhur olmasını isterse, kimse onun adını anmaz. Kendisinin övülmesinden hoşlanmayan kimseyi de, hep hayırla yad ederler.”

Ahmed bin Muhammed el-Hallal'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerif şöyledir: Resulullah Efendimiz, şehirde olduğu hâlde (özrü sebebiyle), öğle ile ikindi namazlarını cem' ederek, birleştirerek dörder rekat kıldı. Akşam ile yatsı namazlarını cem' edip, yedi rekat olarak kıldı. İmam-ı Malik; “Yağmurlu bir gecede böyle kılmıştı.” diyor.

Eserleri:

Eserlerinden başlıcaları şunlardır:

1- Kitabü's-sünne: Kaynaklarda kısaca Es-Sünne olarak geçer. Kitap, İmam-ı Ahmed bin Hanbel'den bildirilen itikat bilgilerini ihtiva etmektedir. Bu yüzden El-Müsned min Mesaili Ebu Abdullah Ahmed bin Hanbel adıyla da anılır. Kitabın tamamı günümüze ulaşmamış, ulaşan kısım Es-Sünne adıyla Riyad'da 1989'da neşredilmiştir.

2- El-Cami: Hanbelî mezhebinin ilk temel fıkıh kitabıdır. Eser, İmam-ı Ahmed bin Hanbel'e sorulan sorulara verdiği cevaplardan meydana gelmiştir. Bu hükümler âyet-i kerime ve hadis-i şerif ve Sahabe kavli ile desteklenmiştir. Hallal bu eserinde yer yer İmam-ı Ahmed'den gelen rivayetlerde tercihte bulunmuştur. Eserin günümüze ulaşan bazı kısımları neşredilmiştir. Hallal'ın talebesi Gulamü'l-Hallal, eseri tamamlayıcı olarak Zadü'l-müsafirîn adlı eseri yazmıştır.

3- El-Emru bi'l-ma'ruf ve'n-nehyü ani'l-münker: Bazı araştırmacılar bu eseri El-Cami'nin bir parçası sayarlar. Eser birkaç defa basılmıştır.

4- El-Hass ale't-ticare ve's-sinaa ve'l-amel ve'r-reddü alâ men yeddei't-tevekkül fi terki'l-amel. Eser son olarak Riyad'da 1408'de yayınlanmıştır.

5- Tabakatü Eshabi Ahmed: İlk Hanbelî tabakat kitaplarındandır. Yazması Zahiriyye Kütüphanesi'ndedir.

Ebu Bekr Hallal'ın rivayet ettiği, İmam-ı Ahmed'in Er-Reddu ale'z-zenadıka ve'l-Cehmiyye adlı eseri Şam'da 1408'de neşredilmiştir. Kaynaklarda Hallal'ın El-İlm, El-İlel, Tefsiru Garibi'l-edeb, Ahlaku Ahmed bin Hanbel adlı eserleri bulunduğu da belirtilmektedir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası