Hindistan ulema ve evliyasının büyüklerinden. İsmi Muhammed bin Ataullah Mahmud el-Buharî, El-Hanefî olup Hamidüddin lakabı ile tanındı. Nagurî nisbet edildi. Buhara'da doğdu. Şam ve Bağdat'ta din ilimleri tahsil etti. Arapça ve Farsçayı şiir yazacak derecede iyi öğrendi. Babasıyla birlikte Buhara'dan Hindistan'a göç etti. Şihabeddin Sühreverdî hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi.
Hindistan'da Çeştî büyüklerinden Hace Kutbüddin Bahtiyar Kakî'ye talebe oldu. Hem Sühreverdî, hem de Çeştî büyüklerinin yolunda ilerledi. Feridüddin Genc-i Şeker hazretleriyle sohbet etti. Nagur'da kadılık yapan babasının vefatı üzerine burada kadı oldu ve üç sene kadılık yaptı. “Nagur Kadısı” diye tanındı. Sonra Delhi'ye yerleşti. 673 (m. 1274) yılında Delhi'de vefat etti. Hocası Kutbüddin Bahtiyar Kakî hazretlerinin ayakucuna defnedildi.
Herkese iyilik eden, vaktini, Allahü Teâlâ nın kullarına O'nun dinini öğretmekle kıymetlendiren Kadı Hamidüddin Nagurî, insanlarla iyi geçinir, herkese iyilik ederdi. İnsanlara karşı çok merhametliydi. Onları Cehennem'de ebedî azap çekmekten kurtarmak için durmadan çalışırdı. Hakk'a olan aşkını dile getirdiği şiirleri dilden dile dolaşır, güzel eserleri her cemiyette okunur, istifade edilirdi.
Nizamüddin Evliya, talebelerine; “Gerek benim, gerek sizin ihtiyaç duyduğunuz bilgiler Nagurî'nin eserlerinde vardır.” demiştir. Fevaidü'l-füad adlı eserde, onun şiirleriyle ilgili bir menkıbe şöyle anlatılır: Zamanın büyüklerinden ve Kutbüddin Bahtiyar Kakî'nin ileri gelen halifelerinden olan Feridüddin Genc-i Şeker, huzurunda kaside okunmasını emir buyurdu. Kaside okuyacak kimse bulunamadı.
Hamidüddin Nagurî hazretlerinin türbesi.
Talebelerinden Bedreddin'e emredip Kadı Hamidüddin Nagurî'nin gönderdiği mektupları getirmesini söyledi. Bedreddin, mektup ve yazıları sakladığı çantayı getirip önüne koydu. Eline gelen ilk mektubu Feridüddin hazretlerine verdi. “Ayakta oku.” buyurdu. O da mektubu okumaya başladı. Mektupta şöyle diyordu: “Fakir, hakir, zayıf, nahif Muhammed Ata ki, dervişlerin bendesi, baş ve gözüyle onların ayaklarının tozudur.” Şeyh bu kadar dinleyince kendine bir hâl ve zevk peyda oldu. Sonra bu mektupta bulunan şu rubaîyi okuttu:
O akıl nerede ki, kemaline erişsin,
O ruh nerededir ki, celaline yetişsin,
Farz edelim ki, yüzünden perdeyi kaldırmışsın,
O göz nerededir ki, cemaline erişsin.
Ziraatle meşgul olup el emeği ile geçinirdi. Kadı Hamidüddin hazretleri, zahir ve batın ilimlerinde birçok talebe yetiştirdi. Kerametleri meşhur oldu. Kıymetli eserler yazdı. Rahatü'l-kulub, Işkname, Şerh-i Erbain ve Tavaliü'ş-şümus fî esmai'l-Kuddus adlı eserlerinde hakikat sırlarını anlattı.
Ön planda hocası Kutbüddin Bahtiyar Kakî hazretlerinin türbesi; sütunlarının arasından görülen arka duvara bitişik olan türbe ise Hamidüddin Nagurî'ye aittir.
Kadı Hamidüddin bu eserinde ve diğerlerinde, vahdet ve tevhit sırlarını, tasavvuf erbabının gönlündeki aşk ve muhabbet nehirlerinin sızıntı ve serpintilerini dile getirip ortaya döktü. Ama ehli kalmadı ki anlasın, kaybeden yok ki, bulunca sevinsin. Beyt:
Bilmeyenler tanıyamaz bileni.
O hâlde sözü kısa kesmeli.
Hamidüddin Nagurî, Çeştî tarikatının Nizamşahlar kolunun kurucusudur. Yerine oğlu Abdülaziz geçmiştir.