İkinci asrın büyük âlimlerinden. Hammad bin Seleme Tebe-i tâbiînin büyüklerindendir. Basra'lıdır. Basra'nın müftisi idi. Künyesi, Ebu Seleme'dir. 90 (m. 709) yılı civarında doğmuştur. 80 yaşlarında hicrî 167 (m. 783)'te zilhicce ayında, Basra'da camide namaz kılarken vefat etti.
Hammad bin Seleme'yi dayısı büyük âlim Hazreti Hamidü't-Tavil yetiştirmiş ve ona gerekli olan ilimleri öğretmiştir. Hadis, fıkıh ve nahiv (Arap lisanının gramer bilgileri) ilimlerinde zamanının ileri gelenlerinden idi. Yüz binden fazla hadis-i şerif ezberlemiş; sika (güvenilir) bir âlimdir. Rivayetleri Kütüb-i Sitte denilen meşhur altı hadis kitabında yer almaktadır. Zehebî onun için; “Hammad, Arabî'de, fıkıhta, hadiste imam idi.” demiştir.
Bid'at sahiplerine karşı son derece şiddetli davranırdı. Birkaç eser yazmıştı. İmam-ı A'zam hazretlerinin hocası Hammad bin Ebu Süleyman'dan da ilim öğrenmişti. Kur'an-ı Kerim'i çok okuyan ve Allahü Teâlâ nın rızasına kavuşmak için çok ibadet eden biri idi. O kadar çok ibadet ederdi ki kendisine; “Ya Hammad! Yarın öleceksin.” deseler ancak o kadar ibadet edebilirdi. Hayatında hiç gülmemişti. Her zaman kendi nefsi ile meşgul olurdu. Günlük maişetini (geçimini) ticaret yaparak kazanır, o günün nafakasını kazanınca, tezgahını toplardı. Bütün işlerini, Allahü Teâlâ nın rızası için yapardı. Günlerini insanlara nasihat ederek, Kur'an-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak ve ilim öğrenerek geçirirdi. Herkese güler yüzlü olup, hiç kimseyi incitmez ve eziyet etmezdi. Dünyaya düşkün olmayıp, temiz elbise giyer, eline diline ve nefsine çok iyi hakim olurdu. Lüzumsuz hiç konuşmaz; “Aksini yapmak benim şanımdan değildir, bana yakışmaz.” derdi.
Hazreti Hammad bin Seleme'nin yanında Allahü Teâlâ dan başka bir şey konuşulsa, onları hemen sustururdu. Herhangi bir kimse bir şey öğrenmek için veya bir sual sormak için gelse, o kimse daha sualini sormadan Hazreti Hammad sualin cevabını söyler ve onun niyetine göre hareket ederdi. Ayrıca ilk musannef (tasnif olunmuş) eser yazarının Hammad bin Seleme olduğu da rivayet edilirdi.
Muhammed bin Haccac, Hammad'ın huzuruna gider, ilim öğrenirdi. Bir defasında Muhammed bin Haccac Çin'e ticaret için gitmişti. Dönüşte de birçok hediye ile Hammad'ın yanına gelip, hediyelerini takdim etmişti. Hammad; “Ya Muhammed eğer senin hediyelerini kabul edersem, seninle hiç konuşmamam gerekir. Şayet kabul etmez isem, seninle devamlı konuşurum. Bunlardan hangisini tercih edersin?” diye sorunca Muhammed bin Haccac da; “Sizinle her zaman konuşmak isterim, efendim.” dedi ve hediyesini mecburen geri aldı.
Bir gün Süfyan-ı Sevrî hazretleri, Hammad'a; “Ey Hammad! Acaba Cenab-ı Hak bizi affeder mi?” diye sordu. Hammad da ona; “Ya Süfyan! Kıyamet günü hesabımın anne ve babama veya Allahü Teâlâ ya verilmesi için, muhayyer edilirsem, vallahi anne babama hesap vermektense Allahü Teâlâ ya hesap vermeyi tercih ederim. Zira bilirim ki Allahü Teâlâ bana, anne ve babamdan daha çok merhamet eder, affeder.” diye cevap verdi.
Hadis âlimleri bazı hadis-i şeriflerin senetlerini ve metinlerinin sıhhatini anlayamadıkları zaman, Hammad bin Seleme hazretlerine sual ederler, o da sorulan hususları gayet güzel açıklar ve gelenleri tatmin ederdi. Doğruluğu ve ciddiyeti o derecede idi ki raviler onun hakkında; “O ne derse doğrudur.” derlerdi. İlminin çok yüksek olduğunu İmam-ı Ahmed bin Hanbel de haber vermektedir. Yahya bin Daris, Hammad bin Seleme'den 10 bin hadis-i şerif almıştır.
Muhammed bin Salih şöyle anlatır: “Bir gün Hammad bin Seleme'yi ziyaret ettim. Evinde bir hasır, bir Kur'an-ı Kerim, içine kitaplarını koyduğu bir dolap ve bir de abdest almak için bir kap vardı. Bir ara kapı vuruldu ve Muhammed bin Süleyman geldi. İzin ile içeri girip oturdu. Hammad'a; “Sizi görünce bana bir hal oldu. Beni bir heybet sardı. Bunun hikmeti nedir?” diye sordu. Hazreti Hammad da; “Peygamber Efendimiz; “Âlim, ilmi ile Allah rızasını murat ederse, ondan her şey korkar, fakat ilmi ile para kazanmayı arzu ederse, kendisi her şeyden korkar.” buyurmuştur.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Muhammed bin Süleyman, Hammad'a kırk bin dirhem verdi ve; “Bunu alıp ihtiyaçlarına harca.” dedi. Hammad; “Ben bunu almam.” buyurunca o da; “Vallahi bu helal paradır.” dedi. Hazreti Hammad; “Benim ihtiyacım yok.” deyince o yine ısrar edip; “Alınız, ihtiyacı olanlara verirsiniz.” diye tekrar etti. Hazreti Hammad; “Onu da yapamam, ihtiyacı olanlara dağıtırken ne kadar adil davransam da yine; “Doğru taksim etmedi.” diyen çıkar. Hem onun dostluğunu kaybederim hem de bana su-izan edip günaha girmesine sebep olurum.” buyurdu ve kırk bin dirhemi kabul etmedi.”
Hep kendi nefsini terbiye etmekle meşgul olur, her an Allahü Teâlâ yı hatırlar, Allahü Teâlâ nın rızası için insanlara nasihat ederdi. Günleri, Kur'an-ı Kerim okumakla, Allahü Teâlâ yı hatırlamak ve namaz kılmakla geçerdi. Herhangi bir kimse, kendisi ile konuştuğunda hemen ona İslamiyet'i anlatırdı. Sözleri öyle tesirli idi ki, inançsızlardan onun anlatması ve tavsiyesi ile iman edenler çok olurdu. Hammad bin Zeyd vefat ettikten sonra kendisini rüyada görenler; “Allahü Teâlâ sana ne muamele etti?” diye sordular. “Allahü Teâlâ beni affetti ve Cennet'ine koydu.” dedi. “Peki Hammad bin Seleme'nin hali nasıldır?” diyesorulunca; “Hammad bin Seleme'nin yeri, derecesi benden çok yüksektedir.” dedi.
Hammad bin Seleme, Hazreti İbn-i Ebu Nafî'den, Peygamber Efendimizin yüzüğü sağ ellerine taktığını rivayet etmiştir.
Yine Hammad'dan gelen bir rivayet şöyledir: “Mescid-i Nebî'de, Peygamber Efendimiz bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe irad ederlerdi (söylerlerdi). Daha sonra minber yapılıp, hutbe minberde okunmaya başlanınca, o hurma kütüğünün, Peygamber Efendimize olan şevkinden ve ayrılığından inlediği işitildi. Orada bulunan herkes bu inlemeyi duydular. Peygamber Efendimizin mucizelerinden olan bu hadiseye hurma kütüğünün inlemesi denir.
Hammad bin Seleme'nin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
“Allahü Teâlâ, Cennet ehlinden bir kimseye; “Senin yerin nasıldır?” diye sual eder. O kimse; “Ya Rabbî, benim yerim çok güzeldir.” der. Allahü Teâlâ; “Benden ne istersin?” buyurur. O kimse; “Ya Rabbî, ben, on defa dünyaya dönüp, senin rıza-i şerifin için on defa şehit olmak istiyorum. Çünkü ben şimdi, şehit olanların yüksek derecelerini görüyorum ve onlara imreniyorum.” der.
Allahü Teâlâ bu sefer Cehennem ehlinden birisine; “Yerinnasıldır?” diyesual edince o kimse; “Ya Rabbî! Benim yerim en şiddetli azapların olduğu yerdir.” der. Allahü Teâlâ ona; “Yeryüzünün bir kısmı senin için altın olsa, o altınları ne yapardın?” diye sorduğunda ise o kimse; “Ya Rabbî! O altınların hepsini kendime fidye verir ve bu azaptan kurtulurdum.” der. Allahü Teâlâ bu sefer; “Hayır, yalan söylüyorsun. Çünkü sen dünyada iken bu azaptan korunman için senden daha az şey istedim ama sen vermedin. Onun için sen burada azapta kal.” diye buyurur.”
“Münafıklık alameti üçtür: Yalan söylemek, vaadini ifa etmemek (yerine getirmemek), emanete hıyanet etmek.”
“Cennet'te bazı kimselerin makamları gittikçe yükseltilir. Onlar öyle kimselerdir ki vefatlarından sonra, evlatları onlara istiğfar ederler. Çocuklarının istiğfarı, ana ve babanın Cennet'teki makamlarının yükselmesine sebep olur.”
“Ya Rabbî! Faydası olmayan ilimden, kabul olmayan ibadetten, Allahü Teâlâ dan korkmayan kalbden, kabul olmayan duadan sana sığınırım.”
“Cennet ehlinin Cennet'e, Cehennem ehlinin de Cehennem'e girdiği zaman, bir münadi (tellal); “Ey Cennet ehli! Allahü Teâlâ katında size yapılan bir vaat var. Şimdi o vaadini size yapmayı ister.” diye seslenir. Cennet ehli de; “O nedir ki? Mizanımız (terazimiz) ağır gelmedi mi? Yüzlerimiz ağarmadı mı? Bizi Cennet'e koymadı mı? Bizi ateşten korumadı mı? Daha ne isteriz?” der. Bundan sonra, perde açılır. Allahü Teâlâ ya nazar ederler. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü Teâlâ ya yemin ederim ki, bu nazardan daha sevimli ve daha güzel bir şey onlara verilmez.”
Hammad bin Seleme'nin rivayet ettiğine göre, bir kimse Peygamber Efendimize; “Ya Resulallah! Siz, bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğlusunuz. Siz bizim efendimiz ve efendimizin oğlusunuz.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Eshab-ı Kiram'adönerek; “Siz de böyle söyleyin, sakın ki şeytan sizi de aldatmasın. Ben Muhammed bin Abdullah'ım.” dedi.
Hammad bin Seleme buyurdular ki: “Sıla bin Eyşem'e, etekleri yerde sürünen kibirli bir kimse geldi. Sıla bin Eyşem'in öğrencileri o adama sertlik göstererek eteklerini kısaltmayı istediler. Hazreti Sıla da öğrencilerine; “Siz durun ben onu ikaz edeyim.” buyurdu. O adamı yanına çağırdı ve; “Evladım, benim sizden bir isteğim var.” deyince adam; “Buyurun efendim, isteğiniz nedir?” dedi. Hazreti Sıla; “Eteğini biraz kısaltmanı istiyorum.” deyince adam da; “Baş üstüne.” diyerek teklifi kabul etti. Sonra Hazreti Sıla talebelerine dönerek; “Şayet bu adama sert davransaydık kabul etmeyecekti. Üstelik bize de cephe alacaktı. Yumuşak davrandığımız için kabul etti.” buyurdu.”
“Köle satın alacak biri, sahibine kölenin bir ayıbının olup olmadığını sorar. O da; “Biraz nemmamlığı (söz taşıyıcılığı) var.” der. O kimse bunu önemsemez ve köleyi satın alır. Köle yeni efendisinin yanında bir müddet kalır ve bir gün evin hanımına; “Kocanın seni daha çok sevmesini ister misin?” der. Kadında; “Elbette.” deyince köle; “Öyle ise, kocan uyurken sakalının alt kısmından ustura ile bir kıl kes, o kıl ile büyü yapayım da seni sevsin.” der. Sonra, efendisine giderek; “Hanımın senden hiç hoşlanmıyor, hatta öldürmek istiyor, öğrenmek istersen bu gece uyur gibi yap da gör.” der. Evin sahibi o gece yatağına yatıp uyur gibi yapar. Hanımı da elinde ustura ile gelirken görünce hemen kalkıp hanımını öldürür. Hanımının tarafları da onu öldürürler. Böylece iki kabile birbirine girerek helak olurlar. İşte fesatlığın ve koğuculuğun kötü neticeleribudur.” der.
“Âdem Aleyhisselam Allahü Teâlâ ya halini; “Ya Rabbî! Bana ve evladıma, İblis'i musallat ettin. Onun bize sataşmasına ancak seninle engel olabilirim.” diye arz edince Allahü Teâlâ; “Senin neslinden gelecek olan her çocuğa, koruyucu bir melek vereceğim, o melek onu İblis'ten ve kötü arkadaştan koruyacak.” buyurdu. Hazreti Âdem bu sefer; “Ya Rabbî, bu ihsanını arttır.” diye talep edince Allahü Teâlâ; “Bir iyiliğe on misli sevap veririm. Kötülüğü ise bire bir yazarım. Hattayokederim.” buyurdu. Hazreti Âdem yine; “Ya Rabbî, bu ihsanını daha da arttır.” deyince Allahü Teâlâ; “Ruh bedende bulundukça tövbeleri kabul ederim.” buyurdu.