Anadolu'da yetişen büyük âlim ve velilerden. Harput'un bugünkü adı Akçakiraz olan Perçenç köyünde 1218 (m. 1803) senesinde doğdu. 1309 (m. 1891) senesinde İstanbul'da vefat etti. Fatih Camii'nin kıble tarafındaki bahçeye defnedildi. Babasının ismi Abdullah Efendi'dir. Büyük dedeleri Dördüncü Murad devrinde Bağdat seferine iştirak eden ve gösterdiği yararlığa mukabil Harput'ta kendisine beylik verilen Karakoyunlu İsmail Bey ile yine Harput'ta türbesi bulunan din âlimlerinden Şeyh Ali Efendi'dir.
İlk tahsilini Harput'ta yaptıktan sonra, ilim öğrenmek için İstanbul'a gitti. Fatih Camii etrafındaki Sahn-ı Seman Medreselerinde ders gördü. İstanbul'da uzun bir tahsil hayatından sonra icazet, diploma aldı ve Harput'a döndü.
Harputî, İcazetname'sinde tahsil ettiği ilimlerden ve bu ilimleri aldığı hocalardan bahsederken, hocalarının değeri ve önemine de vurgu yapmaktadır. Kendisi, Sarf ilmini Abdullah el-Harputî'den, Nahv ve Mantık ilmini Seyyid el-Hacc Ali el-Harputî'den, Belagat ve Usul ilmini Mustafa el-Vedinî'den, Tefsir ilmini sultan hocası olarak da bilinen el-Hacc Ömer el-Akşehirli'den, Kelam, Hikmet (Felsefe), Hadis, Fıkıh ilmiyle beraber diğer aklî ve naklî ilimleri İmamzade olarak bilinen Muhammed Esad'dan aldığını belirtmektedir. Daha sonra muteber hadisleri rivayet etme konusunda Seyyid Abdurrahman el-Kuyucu'dan ve Seyyid Salih el-Amasravî'den icazet aldığını, Muhammed Ahmed et-Tarsusî'den Kütüb-i Sitte'den Buharî dışındaki kitapları okuduğunu bildirmektedir. Ayrıca Muhammed bin Hibetullah bin Muhammed en-Naci'den de Şifa-i Şerif ve başka ilimler okuduğunu ve başka hocalardan da icazet aldığını bildirmektedir.
Harput Meydan Camii Medresesinde ders verdi ve çok sayıda talebe yetiştirdi. Talebeleri üzerine çok titreyen Harputlu İshak Efendi; “Talebe, solmayan güle ve konuşan bülbüle benzer.” buyururdu.
Harputlu İshak Efendi, Harput'ta iki sene kaldıktan sonra tekrar İstanbul'a giderek ilim öğrendiği medresede ders vermeye başladı. Ardından Valide mektebi birinci muallimliğine tayin edildi. Sohbetlerinin tatlılığı ve ilminin yüksekliği ile kısa zamanda meşhur oldu. Zamanın sultanı Abdülaziz Han tarafından saraya davet edildi. Sultan ona şahzedegan ve huzur hocalığını verdi. 1272 (m. 1855)'te ise Darülmaarif hocalığına getirildi. Bundan sonra molla diye anılmaya başlandı. Sultan Abdülhamid Han zamanında 1296 (m. 1879)'da İstanbul payeliği rütbesi verildi ve Evkaf Nezaretinde büyük bir komisyona üye oldu. Medine, Mekke ve Isparta kadılığı gibi vazifelerde kırk yıl çalıştıktan sonra memuriyetten ayrılarak tamamen ilmî çalışmalara yönelmiştir.
Hıristiyanların; “İslamiyet kılıç zoruyla yayıldı ve kabul ettirildi.” iddialarını değişik delillerle çürüten Harputlu İshak Efendi; “Saldırmakla, öldürmekle bu yüce din yayılmadı. Bu devletleri ayakta tutan, yaşatan büyük ve başlıca kuvvet; iman, adalet, doğruluk ve fedakarlık kudretiydi. Ruslar, yüz yıldan beri istila ettikleri Kazan, Özbekistan, Kırım, Dağıstan ve Türkistan'da bulunan Müslümanların küçük çocuklarından, en ihtiyarına kadar her fert için senede birer altın almışlardır. Ayrıca askerlik yapmak, mekteplerde Türkçe konuşturmayıp, zorla Rusça öğretmek gibi çeşitli işkence ve zorlamalara rağmen bu kadar senedir Rusya'daki Müslümanlardan kaç kişi Hıristiyan olmuştur.” buyurdu.
Yine protestanların; “Oruç tutmak gibi ağır bir yüku, insanlara yüklemek yerine, insanın yalnız bozuk, kötü niyetlerden ve batıl düşüncelerden kendini uzaklaştırmasını herkese tavsiye ederiz.” sözlerine ise; “Allahü Teâlâ tarafından gönderilen hak dinin ahkâmını insanlar değiştiremezler. Oruç, yalnız aç ve susuz kalmaktan ibaret değildir. Orucun Batınî birçok hikmet ve faydaları vardır. İlahî esaslar üzerine bina edilmiş olan bir farzı papazların ve hiçbir kimsenin tahrif etmeye, değiştirmeye selahiyeti yoktur. Oruç zahirî ve lüzumsuz amel değildir.”
Harputlu İshak Efendi buyurdu ki: “Akıl sahibi olan herkesin açıkça gördüğü gibi, kainata ibret nazarıyla bakıldığında, bütün işlerin ve hâllerin, bir düzen içinde değişmeyen kanunlara bağlı olduğu görülür. O kanunları koyan ve aynı şekilde hıfz eden bir yaratıcının, yani vacib-ül-vücud olan Allahü Teâlâ'nın lazım olduğu, aklı selim sahibi kimseler tarafından hemen anlaşılır. İşte cenab-ı Hak, bu her şeyin ilk başlangıcı ve keyfiyeti, nasıl olduğu akıl ile anlaşılmayan ezelî ve ebedî olan mutlak yaratıcısıdır. O, bütün kemalatı ve üstünlükleri kendisinde toplamıştır.”
Harputlu İshak Efendi, hastalanıp yatağa düşünce, talebeleri ve ziyaretine gelenler çok üzüldüler. Onlara; “Neden üzülüyorsunuz dostlarım? Gören de sizi hiçbir şey bilmez sanır. Ölüm mümine hediyedir. Ölüm Hakk'a kavuşmaktır. Ölüm, fanî alemden göç etmektir. Ölüm yok olmak değildir. Bırakınız üzülmeyi ve ağlamayı. Ben seviniyorum, çünkü asıl vatanıma gidiyorum.” buyurdu.
Ailesi hakkında pek bilgi bulunmayan İshak Efendi'nin Cemaleddin Molla isminde Mısır'a kadı tayin edilen bir oğlu bulunmaktadır.
Büyük bir din âlimi olması sebebiyle sarayda padişahın ve devlet erkânının huzurlarında âlimlerle, yabancı din adamları ile ilmî ve dinî tartışmalar yaptığı hatta bir defasında bir misyoner heyeti ile yaptığı dinî münakaşada bütün soruları cevaplandırdığı, buna mukabil kendisinin sorduğu bir soruya cevap alamadığı, eserlerini de bu tartışmaların sonucunda yazdığı kaydedilmektedir.
Yine verilen bilgilerden İshak Efendi'nin cesur, dürüst, vazifesine bağlı ve eğitime verdiği önem anlaşılmaktadır. Sultan Aziz devrinde saraya davet edildiği bir Kadir gecesinde yaptığı konuşmayı dinlemeyen padişahı uyarmış, padişahın hareketlerinde bir değişiklik olmayınca da kızarak toplantıyı terk etmiştir. Bunun üzerine ertesi gün Bursa'ya sürgün edilmiştir. Burada bir gece kalmış ve: “Hünkâra arz edin, emrettiler geldik, geceyi misafiriniz olarak burada geçirdik. Ulû'l-emre itaat vaciptir, vazifeye icabet ise farzdır, beni talebem bekliyor”, diyerek de ayrılmıştır. Kendisinin bu sözlerindeki amacı aslında hükümdara itaatsizlik etmek değildir. Sadece bir an önce ilim hayatına ve öğrencilerine geri dönmek istemiştir.
İshak Efendi'ye Şeyhülislamlık teklif edildiği halde: “Bana makam ve paye vererek ağzımı kapatmak istiyorsunuz, ben kendimi Allah yoluna verdim, artık kul kapısına dönmem”, diyerek geri çevirmiştir. Bu hadiseden de kendisinin ilme verdiği önem bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Isparta kadılığı sırasında şehrin valisi kendisine fazla alâka göstermiş ve bir köşk hazırlayıp burada misafir etmiştir. Bu vaziyetten hiç memnun olmayan Hoca Efendi, kendine uygun bir yer bulup oradan taşınmıştır. Bir müddet sonra maaşının gecikmesinden dolayı vali fazla ödeme yapmak isteyince, valiyi azarlamıştır. Bu menkıbe de İshak Efendi'nin mütevâziliğini ve tok gözlülüğünü ortaya koymaktadır.
İshak Efendi'nin Beykoz'un Akbaba Köyü'nde 1303 (m. 1886) yılında yaptırdığı cami Birinci Dünya Savaşı sırasında asker işgali yüzünden ve bakımsızlıktan yıkılmıştır. Buradan yazarın kendisini hayır işlerinden de eksik etmediğini görülmektedir.
İshak Efendi'nin hayatı ile ilgili kaynaklarda geçen bilgilerden ve eserlerinden çok yönlü bir ilim adamı olduğu ortaya çıkmaktadır. İlmî konudaki zenginliğini kendisine saklamayıp farklı dallarda eserler vermiştir. Aynı zamanda eserlerini Türkçe olarak kaleme alması yazdıklarının herkes tarafından anlaşılmasını istediğini göstermektedir.
Harputlu İshak Efendi birçok eser yazmıştır. Bazıları şunlardır:
-
1Şemsü'l-Hakika: Hırıstiyan misyonerlerine cevap vermek için yazmıştır. Çeşitli tahrif konularını ve İncillerdeki tenakuzları ve teslisi reddetmekte ve Hırıstiyanlara sorduğu 70 soru ile kitabı bitirmektedir. Eser 1278 tarihinde İstanbul'da basılmıştır.
-
2Es'ile-i Hikemiyye: Soru cevap şeklinde kelam ve akait konularını anlatır. İnsanların kafasındaki şüpheleri gidermek için yazmıştır. 1302 tarihinde İstanbul'da basılmıştır.
-
3Miftahü'l-Uyun: Tabiuyyun denilen felsefecilere reddiye olarak kaleme almıştır. Yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi İzmirli İsmail Hakkı kısmı No: 1091'de kayıtlıdır.
-
4Mecmuatü'l-Kavaid: Sarf nahiv ve mantık konularını anlatır ve 1283'de İstanbul'da basılmıştır.
-
5Kaşifü'l-Esrar ve Dafiu'l-eşrar: Hurufîliğe ve sahte Bektaşîlere reddiye olarak kaleme alınmıştır. 1291'de İstanbul'da basılmıştır.
-
6Diyaü'l-Kulub: Hırstiyanlığa reddiye olan bu eser Hakikat Kitabevi tarafından Cevab Veremedi ismiyle Türkçeye çevrilip bastırılmıştır.
-
7El-İstişfa fi tercemeti'ş-Şifa: İbn-i Sina'nın Şifa adlı eserinin İlahiyat bahsinin tercümesidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Tire Necip Paşa Vakfı Kısmı No: 112'de kayıtlıdır.
-
8İcazetname: Yazma olarak Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir. Hocalarını anlatır.
“Harputlu İshak Efendi'nin Fatih Camii bahçesindeki kabri.”
“Harputlu İshak Efendi'nin Şemsü'l-Hakika adlı eserinin ilk sayfası (sağda) ve Es'ile-i Hikemiyye adlı eserinin ilk sayfası (solda).”
“Harputlu İshak Efendi'nin Diyaü'l-Kulub adlı eserinin ilk iki sayfası (sağda) ve bu eserin Hakikat Kitabevi tarafından Cevap Veremedi adıyla yayınlanan tercümesinin kapak sayfası (solda).”
“Harputlu İshak Efendi'nin verdiği bir İcazetname (sağda). Harputlu İshak Efendi'nin Kaşifü'l-esrar adlı eserinin ilk sayfası (solda).”
“Harputlu İshak Efendi'nin Miftahü'l-Uyun adlı eserinin yazma nüshasının ilk sayfası. Eser Süleymaniye Kütüphanesi İzmirli İsmail Hakkı Kısmı No: 1091'de kayıtlıdır.”