HASAN ADLÎ EFENDİ

Hasan bin Mehmed bin Ali İstanbul'un büyük velîlerinden.
A- A+

İstanbul'un büyük velîlerinden. İsmi Hasan bin Mehmed bin Ali'dir. Künyesi Ebü'l-Mütekellim lakabı Adlullah'dır. Mahlası ise Adlî'dir. Doğum tarihi belli değildir. Rumeli'de İştib kasabasında doğdu. 1026 (m. 1617) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kocamustafapaşa Zaviyesi'ne defnedildi.

İlk tahsilini babasının yanında yaptı. Babası Sofyalı Bali Efendi'nin talebelerinden imamlık yapan bir zat idi. Hasan Adlî tahsil hayatına devam etmek için İstanbul'a gitti. Zamanın meşhur âlimlerinin sohbetlerine ve derslerine devam etti. Zahirî ilimleri Kemaleddin Mehmed Taşköprüzade'den öğrendi. Ondan icazet aldı. O devirde makam ve mevki bakımından rağbette olan kadılık ve müderrislik mesleğine ve makam sahibi olmaya çok arzulu idi.

Bir gece Davutpaşa semtinde bir arkadaşının evinde misafir oldu. O gece rüyasında, başına toplanan kırk-elli siyah benizli kafirin eziyet ettiğini gördü. Onların bu eziyetleri karşısında çok zor durumdaydı. Bağırıp çağırmasına rağmen kimse yardımına gelmeyip nefesi kesileceği sırada, gayet nuranî yüzlü bir zat çıktı ve; “Eğer içindeki makam mevki sahibi olmak emellerini atarsan, bu kötü kimselerin elinden seni kurtarırım.” dedi. Bu acılı girdaptan kurtarması için, o zatın sözünü kabul etti. O mübarek zat, o kafirlerin üzerine yürüyüp bırakın onu diye işaret edince bıraktılar. Fakat o zat gözden kayboldu.

Hasan Adlî hazretlerinin kabrinin de bulunduğu Kocamustafapaşa'daki Sünbül Sinan Külliyesi. 

Hasan Efendi uykusundan uyandığında kalbinde mal, makam ve mevki sevgisinin kaybolduğunu gördü. Sonra, sohbetlerini dinlemek için, rüyasında gördüğü o mübarek zatı aramaya başladı. Dost ve arkadaşlarına sorunca Germiyanlı Ya'kub Efendi'nin halifesi Necmeddin Hasan Efendi'den bahsettiler.

Hasan Adlî, dostlarının sözlerinin tesiriyle Necmeddin Hasan Efendi'nin dergahına gitti. Öğle vakti yaklaştığı için, abdest alıp bahçedeki kabirleri ziyaret ettikten sonra içeri girdi. Bu esnada vakarlı ve nuranî yüzlü bir zat gelip öğle namazını huşu içerisinde kıldırdı. Duadan sonra Hasan Adlî o zatın elini öptü. O zat ona, hoş geldin, nasılsın diye hal hatır sordu ve iltifatlarda bulundu. Biraz sonra Hasan Adlî, kalbinin o zata meylettiğini gördü ve bazı nasihatlarını dinledi. Rüyasından haberdar olduğunu anlayınca ona bağlanıp talebesi oldu.

Hasan Adlî, hocasının dergahında on beş sene hizmet etti. Bu müddet içerisinde tasavvuf yolunun edepleri ile edeplendi. Güzel ahlâk ile süslendi. Pek ince sırlara vâkıf oldu. Nefsinin arzu ve isteklerini kırmak için çeşitli riyazetler çekti. Hocası sohbet esnasında, Mısır'daki bir zaviyede çektiği riyazetlerden sık sık bahsederdi. Bir ara Hasan Adlî Efendi'nin kalbinde Mısır'a gitmek ve hocasının bulunduğu yerlerde riyazet çekmek isteği geldi. Fakat hocasından izin istemeye cesaret edemedi. Allahü tealanın izni ile hocası duruma vâkıf oldu ve bir sohbet sırasında Hasan Adlî'ye; “Gönlünüzden geçtiği üzere saadet ile Mısır'a gidiniz. Camiu'l-Ezher'de, gönüllerinde dünya sevgisi olanlardan uzak dur. Gönül ehli olan velîlerle beraber ol.” diye tavsiyede bulunarak Mısır'a gitmesine izin verdi.

Hasan Adlî hazretlerinin kabrinin de içinde bulunduğu türbenin dışarıdan görünüşü. Hasan Adlî, Kahire'ye giderken, İskenderiye'ye uğradı. Buradaki kabirleri ve velîleri ziyaret ettikten sonra Kahire'ye geçti. Hocasının tavsiyesi üzerine dünya ehlinden uzak durdu. Camiu'l-Ezher'de birçok âlim ve velînin sohbetinde bulundu. Bir müddet Mısır'da kaldıktan sonra hocasını çok özleyip dönmeye karar verdi. Birkaç dervişle birlikte yola çıktı. Yolda parası bitti. Sıkıntı içinde Dimyat'a vardı. Dimyat'ta cami ve büyük zatların kabirlerini ziyaret ettiği sırada, karşısına çıkan bir zat, bir kese verip kayboldu. Kesenin içinde bir mikdar para ve küçük bir kağıt parçası vardı. Kağıtta bu sırrı kimseye söyleme diye yazılıydı. Dönüş yolculuğu sırasında Konya'ya da uğradı. Burada Celaleddin-i Rumî'nin kabrini ziyaret ederek, ruhaniyetinden istifade etti. Uzun bir yolculuktan sonra Üsküdar'a ulaştı. Sonunda hocasının dergahına vardı ve huzura girip el öptü. Hocasının iltifatına kavuşan Hasan Adlî, derslere devam etti. Bu sırada pek çok hâllere kavuştu.

Bir gün Hasan Adlî, halvethanesinde tek başına otururken çeşitli memleketleri gezen bir zat yanına girdi. Bu sırada Hasan Adlî Efendi'ye gezip gördüğü, ibret almaya değer yerleri gayet canlı bir şekilde anlattı. Bunun üzerine Hasan Adlî Efendi'de oraları görmek arzusu doğdu. Yatsı namazından sonra yanındaki misafirle beraber hocasının sohbetine katıldı. Hocası sohbet esnasında bir vesile ile onlara, misafirin bahsettiği memleketleri gösterdi. Hasan Adlî Efendi'nin bu manzara karşısında hocasına olan bağlılığı daha çok arttı.

Hasan Adlî günlerini ibadet, taat ve zikirle geçirirken bir gün hatırına; “Ne olaydı ruhanî varlıklar benim dediğimi yapaydı.” diye geldi. Bu arada bir vesile ile hocasının huzuruna gitti. Hocası konuşma sırasında; “Biz talebeliğimiz sırasında sizin kaldığınız odada kalırken ruhanî bir cemaat gelip bize bir kese altın getirirdi. Biz kalbimizi esas maksaddan ayırmayıp altınlara iltifat etmezdik. Bilhassa talebeye, masiva bağı ile bağlanmak yakışmaz. Onlar da masivadandır.” diyerek, Hasan Adlî Efendi'nin kalbinden bozuk düşüncelerin gitmesini sağladı.

Hasan Adlî hazretlerinin vefatına kadar şeyhlik yaptığı Kocamustafapaşa'da Sünbül Sinan Dergahı. Hasan Adlî hazretlerinin kabri (sağda) ve kabrin baş tarafı (solda). Hasan Adlî Efendi, bir süre sonra hocasının terbiyesinde, kemale geldi. Hocasından hilafet ve icazet aldıktan sonra Balat Ferruh Kethüda Zaviyesi şeyhliğine tayin edildi. Burada bir müddet talebe yetiştirmek ve insanlara doğru yolu anlatmakla meşgul oldu. Sonra kendi isteği ile buradan ayrılarak Rumeli'ne gitti. Yanya'da Ya'kub Efendi Dergahı'nda bir müddet kaldıktan sonra Siroz'a geçti. Burada kendisini sevenler onun için bir tekke bina ettiler. Hasan Adlî Efendi burada insanları irşada başladı. Her taraftan yüzlerce talebe geldi.

Daha sonra Hocası Şeyh Hasan Efendi'nin vefatı üzerine Kocamustafapaşa Dergahı'na şeyh tayin edildi. Burada vefatına kadar yedi sene irşat vazifesi yapmıştır.

Eserleri:

1- Divan: Bir nüshası İstanbul Belediye Kütüphanesi Muallim Cevdet Kısmı No: 416'da kayıtlıdır. 

2- Dürr-i Nazım: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 3874'te kayıtlıdır. 

3- Silsilename: Bir nüshası Atıf Efendi Kütüphanesi Atıf Efendi Kısmı No: 1398'de kayıtlıdır. 

4- Ahirkar: Şeyhülislam Yahya Efendi'nin Şah ü Geda adlı eserine manzum naziredir. Bu eserin diğer bir adının Tergibat olduğu kaynaklarda geçmektedir. Bunun bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Mihrişah Sultan Kısmı No: 202'de kayıtlıdır.

Hasan Adlî Efendi bir gün talebeleri ile giderken yolda bir kasabaya uğradı. Bu sırada birisi yanına gelip; “Efendim aileme cin musallat oldu. Her gece hanımımı alıp götürüyor. Lutfedin de bu dertten kurtulayım.” diye ricada bulundu. Hasan Adlî Efendi; “Git cin beyine bizden selam söyle. Bizim hatırımız için bu hatunu incitmesinler.” dedi. Hasan Adlî oradan bir süre sonra ayrıldı. Birkaç ay sonra seyahat dönüşünde oraya yine uğradı. O şahıs, Hasan Adlî Efendi'yi görünce ellerine kapanıp; “Efendim, himmetiniz ile o dertten kurtulduk. O gece gelip yine hanımımı alıp götürdüler. Fakat cin beyi kendilerine; “Bundan sonra o hanımı getirmeyin. O şeyhe bağışladık.” diye emir vermiş. Ondan sonra öyle bir şey olmadı.” dedi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları