HATİB-İ BAĞDADÎ

Ahmed bin Ali bin Sabit bin Ahmed bin Mehdi el-Bağdadî Şam ve Bağdat'ta yetişen hadis âlimlerinin büyüklerinden
A- A+

Şam ve Bağdat'ta yetişen hadis âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin Ali bin Sabit bin Ahmed bin Mehdi el-Bağdadî'dir. Künyesi, Ebu Bekr'dir. “Hatib-i Bağdadî” lakabı ile meşhur oldu. 392 (m. 1002) senesi Cemaziyelahir ayının yirmidördüncü gününe rastlayan Salı gününde Bağdat'ta doğdu. Babası Ebü'l-Hasan Ali, ilim sahibi ve Bağdat'ın Derzacan köyünün hatibi olup, Cuma günleri camide hutbe okur, namaz kıldırırdı.

Oğlunu daha on iki yaşında iken, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmesi, ezberlemesi için, büyük âlim Kettanî'ye teslim etti. Kısa zamanda Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezberledi. Yirmi yaşında iken Basra'ya gitti. Üç sene orada kaldıktan sonra Nişabur'a geçti. Sonra İsfehan'a geldi. Otuz yaşından sonra da Şam'a gitti. Altı sene burada kaldı. Çok âlimden ilim öğrendi. Fıkıh ilmini, Mehamilî'den ve Kadı Ebu Tayyib'den aldı. Hadis ilminde çok bilgi sahibi oldu. Bu ilmin bütün kollarında mütehassıs oldu. Çok kıymetli kitaplar yazdı. Ona “Şarkın Hafizı”denilirdi. İstiab kitabının sahibi Ebu Ömer Yusuf bin Abdülberr için de “Garbın Hafizı” deniyordu. Her ikisi de aynı senede vefat etmişti. İbn-i Abdülber, Endülüs'te Lizbon kadısıydı.

Hatib-i Bağdadî hazretleri Bağdat'tan Şam'a gelince, Şam'ın merkezindeki Dımaşk (Emeviye) Camii'nin doğu tarafındaki minareye yerleşip camide hadis-i şerif öğretmeye başlamıştır.

Kur'an-ı Kerim'in tamamını bir gün ve gecede okurdu. Züht ve vera sahibiydi. Dünya malına düşkün değildi. Haramlardan ve şüphelilerden sakınması çoktu. Hattat olup, Kur'an-ı Kerim harfleriyle çok güzel yazı yazardı. Bağdat'tan çıkıp Şam'a gidince, valinin müezzine ezan okurken: “Hayye alessalah” yerine; “Hayye alâ hayri'l-amel.” diyeceksin diye emir vermesini, Hatib-i Bağdadî beğenmemişti. Böyle denilmesini söylemesi için kendisini sıkıştırdılar, öldürmekle tehdit ettiler. Fakat muvaffak olamadılar. Ezanın aslı gibi okunmasında ısrar etti.

Hadis ilminde; başta hocalarından Ebu İshak, Ebu Bekr el-Berkanî, Ebu Kasım el-Ezherî olmak üzere, aynı asırda yaşayan Abdülaziz bin Ahmed el-Kettanî, İbn-i Makula, Abdullah bin Ahmed es-Semerkandî, Muhammed bin Mezruk ez-Za'feranî, Ebu Bekr bin Hadıbe, Mübarek İbnü't-Tuyyur, Ali bin Ahmed bin Kaysi'l-Gassanî, Muhammed bin Ali bin Ebi'l-A'lâ el-Masisî, Ebü'l-Feth Nasrullah bin Muhammed el-Masisî, Abdülkerim bin Hamza, Tahir bin Sehl ve sayılamayacak kadar pek çok âlim, ondan istifade edip hadis-i şerif öğrendiler ve rivayette bulundular.

Fıkıh ilminde, Şafiî âlimlerinin en büyüklerindendir. O, bu ilmi Ebü'l-Hasan bin Mehamilî, Kadı Ebu Tayyib ve Ebu Nasr bin Sabbag'dan öğrendi. Hilaf ilminde ve diğer meselelerde geniş bilgiye sahip oldu. Kelam ilminde, Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat'in iki büyük imamından birisi olan Ebü'l-Hasan-ı Eş'arî'nin mezhebi üzereydi. Yani itikatta Eş'arî idi.

Kendisi şöyle anlatıyor: “Mısır'da bulunan İbn-i Nahhas'a ilim öğrenmek için gitmek istediğimde, hocam Ebu Bekr-i Berkanî ile istişare ettim. Ona; “Mısır'a İbn-i Nahhas'a mı gideyim, yoksa Nişabur'da Esam-ı Nişaburî'den ilim öğrenen âlimlerin yanına mı gideyim?” diye sordum. Bana dedi ki: “Eğer sen Mısır'a gitmek istersen, ancak bir kişiye gitmiş olursun. Onu bulamazsan yolculuğun boşa gider. Eğer Nişabur'a gidersen, orada bulunan âlimler çoktur. Birini kaybedersen, kalan diğerlerine kavuşmuş olursun.” Bunun üzerine ben de, Nişabur'a gitmek için yola çıktım. Ben, hocam el-Berkanî ile hadis-i şerifleri müzakere ederdim. O, benden işittiği hadis-i şerifleri yazarak, onların hepsini hemen ezberliyordu. Ben, ondan diğer ilimleri öğrenirken, o da benden hadis-i şerif öğreniyordu.”

Şafiî mezhebinde büyük bir âlim olan Hatib-i Bağdadî, çok âlimden ilim aldı. Bağdat'ta Ebu Ömer bin Mehdi el-Farisî, Ebü'l-Hasan bin Rizkuye, Ebu Sa'd el-Malinî, Ebü'l-Feth bin Ebü'l-Fevaris, Hilal el-Haffar, Ebü'l-Hüseyin bin Bişran ve daha başka âlimlerden; Basra'da “Ravi's-sünen” lakabı ile meşhur olan Ebu Ömer ve daha birçok âlimden; Nişabur'da Ebu Bekr el-Hirî, Ebu Hazım el-Abdevî ve daha başkalarından; İsfehan'da Hafız Ebu Nuaym'dan ve başkalarından; Dinever'de de Ahmed bin Hüseyin el-Kassar ve daha başkalarından; Kûfe'de, Rey'de, Hemedan'da ve Hicaz'da (Mekke ve Medine'de) Şam, Kudüs, Sur ve diğer şehirlerde bulunan çok sayıda âlimden ders okudu. Hadis-i şerif alıp ezberledi. Yüz binden ziyade hadis-i şerifi, senetleri ve ravileriyle birlikte ezberlediği için “Hafız” ünvanına sahipti. Hadis ilminde “imam”, en büyük âlimlerden kabul edilmişti. Ebu İshak, onun hocası olmakla beraber, hadis ilminde ondan çok istifade ederdi.

İbn-i Makula diyor ki: “Ebu Bekr Hatib-i Bağdadî, Resulullah'ın hadis-i şeriflerini iyi tanımak, ezberlemek, sağlam bir şekilde yazıp zapt etmek, hadis-i şeriflerin illetleri ve senetleri hakkında çeşitli ilme sahip olmak, onların sahih, garip, ferd, münker, metruk hadisler olduğunu bilmek bakımından kendisiyle görüşüp ilim aldığımız meşhur âlimlerin en sonuncusu oldu. Bağdatlı âlimler arasında, hafız Dare Kutnî'den sonra onun gibisi yoktur. Surî'ye, Hatib-i Bağdadî'den ve Ebu Nasr-ı Seczî'den sordum. O, Hatib-i Bağdadî'nin daha üstün olduğunu bildirdi.”

Hocası Ebu İshak-ı Şirazî diyor ki: “Hatib-i Bağdadî, hadis-i şerifleri iyi tanımak ve onları ezberlemek bakımından Dare Kutnî'ye ve onun derecesindeki âlimlere benziyordu.”

Bağdat'ta Bişr-i Hafî Camii. Hatib-i Bağdadî, vasiyeti üzerine Bağdat'ta Bişr-i Hafî hazretlerinin yanına defnedilmiştir.

Hatib-i Bağdadî'nin meşhur eseri Tarihu Bağdad'ın yazma nüshasının dokuzuncu cildinin ünvan sayfası.

İbn-i Sem'anî de diyor ki: “O, heybetli ve vakur bir zat, güvenilir bir ravi, araştırıcı, ilimde hüccet ve senet olan bir âlim olup, güzel hat ile çok kitap yazardı. Çok fasih (açık) konuşurdu. Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezberleyenlerdendir. O, her gün ve gecede, Kur'an-ı Kerim'i bir defa hatmederdi. Kıraati çok güzel olup, açık bir sesle okurdu. O, Tarih-i Bağdat adındaki on dört ciltlik kitabın sahibidir. Âlimler Onun bu eserinin bir benzerinin yazılmadığını bildirirler.”

İbn-i Ehdel diyor ki: “Onun eserleri yüze yakındır. Lügat ilminde emsali bulunmayan bir eser yazdı. Sonra hadis ve tarih ilimlerinde meşhur oldu. Hocası Şeyh Ebu İshak, hadiste ona müracaat eder ve onun sözüne uyardı. Bağdat'ta, Besasirî'nin isyan edip muvaffak olmasından sonra, kendisine bağlılığı ve hürmeti çok olan vezir İbn-i Müslime vazifeden alınınca, Şam'a gitti. Rafızî itikadındaki Fatımî Devleti Şam'ı eline geçirmişti. O, Şam'ın merkezindeki Dımaşk Camii'nin doğu tarafındaki minarede ikamet etmeye başladı.

Hatib-i Bağdadî'nin meşhur eseri Tarihu Bağdad'ın yazma nüshasının dokuzuncu cildinin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1025'de kayıtlıdır.

Her gün camide insanlara hadis-i şerif öğretiyordu. Sesi gür ve yüksek olduğu için, caminin her tarafından işitilirdi. Bir gün, insanlara Hazreti Abbas'ın faziletlerini anlatıyordu. Bunu gören Fatımî Rafızîleri, ona hücum edip öldürmek istediler. Orada bulunan Şerif Zeynebî'den yardım isteyip kurtuldu. Akbakî'nin evine yerleşti. Sonra Şam eyaletinin sahil şehri olan Sur'a gitti. Bir müddet orada kaldı. Ebu Abdullah-ı Surî'den çok ilim aldı. Kitaplarını orada yazmaya başladı.

Sonra Bağdat'a döndü. Bağdatlılar onu iyi karşıladılar, ilminin çokluğu sebebiyle ona çok saygı gösterdiler. 463 (m. 1071) senesi Zilhicce ayının yedinci günü olan Pazartesi gününde vefat edinceye kadar, ilim yaymakla meşgul oldu. Cenazesini taşıyanlar arasında, hocası Ebu İshak da vardı. Evliyanın büyüklerinden Bişr-i Hafî'nin yanına defnolundu.

Muhibbüddin bin Neccar'ın Tarih-i Bağdat isimli eserinde kaydedildiğine göre; Ebü'l-Berekat İsmail bin Ebu Sa'd es-Sûfî anlatıyor: “Ebu Bekr bin Ezher es-Sûfî, kendisi için Bişr-i Hafî'nin kabri yanında bir mezar kazdırıp hazırlamıştı. Hatib-i Bağdadî, haftada bir kere buraya gidip uyuyor ve ayrıca burada Kur'an-ı Kerim'in tamamını okuyordu. Ölünce, kendisinin, Bişr-i Hafî'nin yanına defnedilmesini vasiyet etti. Vefat ettiği zaman, hadis âlimleri İbn-i Ezher'e gelip, kendisi için hazırladığı kabre onun defnedilmesini ve kendisinin yerine, onu tercih etmesini istediler. Buna taraftar olmadı ve; “Senelerden beri kendim için hazırladığım bu yeri, ne olur benden istemeyin.” dedi.

Onlar da, şeyhin babası Ebu Sa'd'ın yanına geldiler ve durumu ona anlattılar. O da, derhal Şeyh Ebu Bekr bin Ezher'in yanına gidip; “Sana, onlara kabrini ver demiyorum. Fakat diyorum ki, şayet Bişr-i Hafî hayatta iken, sen de onun yanında bulunduğun sırada Hatib-i Bağdadî gelseydi, senden aşağıya oturur muydu? Veya senin, ondan daha yüksek bir yerde oturman güzel olur muydu?” dedi. İbn-i Ezher de; “Hayır! Bilakis ben hemen ayağa kalkar, yerime onu oturturdum.” diye cevap verdi. O da; “Mademki, böyledir, şimdi de onu yapmalısın!” dedi.

Kalbinde Hatib-i Bağdadî'ye karşı muhabbet birden arttı ve onun, kendisi için hazırladığı kabrine defnedilmesine izin verdi. Onlar da, Bağdat'ın kuzeybatısında bulunan Bab-ı Harb kabristanlığında Bişr-i Hafî'nin (Bişr bin Haris'in) yanına defnettiler.

Hatib-i Bağdadî, kitaplarının hepsini Müslümanlara vakfetti. Çok serveti, malı vardı. Tamamını sadaka olarak dağıttı. Ölüm hastalığında, 200 dinarının hadis âlimlerine, ilim talebelerine ve fakirlere verilmesini vasiyet etti. Kendisinin hiç vârisi olmadığı için malının hepsi Beytülmala (Hazineye) kalmıştı. Bu vasiyetini yerine getirmek için, zamanın halifesi Kaim bi Emrillah'tan izin istediler. O da izin verdi. Çünkü, hazineye intikal eden böyle malların tasarrufu halifeye aitti.

İbn-i Asakir anlatıyor: “Ben, Hüseyin bin Muhammed'den işittim. Ona da, Ebü'l-Fadl bin Hayran ve başkaları bildirdi. Şöyle ki: Hatib-i Bağdadî, hacca gidince Zemzem suyundan üç kere içip, Allahü Teâlâya, üç arzusuna kavuşturması için dua etti: Bunlardan birincisi, Zemzemin bulunduğu yerde Tarih-i Bağdad'ı okutup öğretmesini istedi. İkincisi, Cami-i Mansur'da hadis-i şerifleri yazdırmak suretiyle okutmayı arzu etti. Üçüncüsü, vefat ettiğinde Bişr-i Hafî'nin yanına defnedilmesini arzu edip, vasiyet etmişti. Allahü Teâlâ onu, bu üç arzusuna da kavuşturdu.”

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin Kitabü'l-Fakih ve'l-mütefakkih adlı eserinin birinci cildinin kapak sayfası (sağda), Köprülü Kütüphanesi 392 numarada kayıtlı bulunan el yazması nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk iki sayfası (solda).

Gaysü'l-Ermanazî diyor ki: “Bize Ebü'l-Ferec İsferainî bildirdi ve dedi ki: “Hatib-i Bağdadî, hacda bizimle beraberdi. Her gün gizlice Kur'an-ı Kerim'i hatmederdi. Sonra insanlar, onun huzuruna toplanıyorlar ve; “Bize hadis-i şerif naklet.” diyorlardı. Bu sırada o, bir hayvanın üzerinde bulunuyor ve onlara hadis-i şerif öğretiyordu.”

Abdülmuhsin de diyor ki: “Dımaşk'tan Bağdat'a kadar herkes, Hatib-i Bağdadî'yi hadis ilminde adil, güvenilir bir âlim kabul ettiler. Ondan hadis-i şerif almak için herkes gelir, yazar ve bunları öğrenirlerdi.”

Hatib-i Bağdadî, hocası Ebu İshak-ı Şirazî'nin dersinde hazır bulunmuştu. Ebu İshak, Bahr bin Kesir es-Sakka'nın rivayetlerinden bir hadis-i şerifi rivayet ediyordu. Hatib'e dönerek; “Onun hakkında ne diyorsun?” diye sordu. O da; “İzin verirseniz, onun hâlini anlatayım.” dedi. Hocası, ders kürsüsünden ayrılıp, onun yanına gelip oturdu ve Hatib-i Bağdadî'nin sözünü dinlemeye hazırlandı. Hatib, onun hâllerini açıklamaya başladı ve mevzu (konu) bitinceye kadar sözü çok uzadı. Hocası hep bu hâlde kaldı ve sonra; “Bu, bizim zamanımızdaki büyük hadis âlimi Dare Kutnî gibidir.” buyurdu.

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin Talî Telhisü'l-müteşabih adlı eserinin kapak sayfası (sağda), eserin yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk sayfası (solda).

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin İktidau'l-ilmi'l-amel adlı eserinin kapak sayfası (sağda), eserin yazma nüshasının unvan sayfası (solda).

Mü'temen bin Ahmed es-Sacî diyor ki: “Bağdat'ta Dare Kutnî'den sonra Hatib-i Bağdadî'den daha çok hadis-i şerif ezberleyen kimse olmadı.”

Ebü'l-Ferec el-İsferainî diyor ki: “Hafız İbn-i Asakir Tebyin adındaki eserinde anlatıyor: “Ebü'l-Kasım Mekkî bin Abdüsselam el-Makdisî dedi ki: “Bir gece Bağdat'ta Şeyh Ebü'l-Hasan ez-Za'feranî'nin evinde uyuyordum. Seher vaktinde rüyamda gördüm ki, sanki biz, Hatib-i Bağdadî'nin evindeyiz. Onun Tarih-i Bağdad kitabını okumak için âdet üzere toplanmışız. Hatib, oturmuş, sağında Nasrü'l-Makdisî ve onun sağında da, kendisini tanımadığım nuranî yüzlü bir zat bulunuyordu. Ben de; “Bizimle beraber huzura gelmek âdeti olmayan bu zat kimdir?” diye sordum. Bana denildi ki: “Bu, Resulullah'tır. Tarih-i Bağdad'ı dinlemek için geldi.” Kendi kendime; “Bu, Şeyh Ebu Bekr Hatib-i Bağdadî'nin büyüklüğüdür. Çünkü Peygamber Efendimiz, onun meclisinde hazır oldu.” diye düşündüm. Sonra yine dedim ki: “Tarih-i Bağdad kitabına kusur isnat eden ve onda çeşitli kavimlere haksız ithamlar vardır, diyen kimselere cevaptır.” Bu husustaki düşüncelerim, beni Resulullah'ın yanında iken kalkıp O'na sual sormaktan alıkoydu. Halbuki ben, Tarih-i Bağdad hakkında kendi kendime söylediğim birçok şeylerden sual sormayı düşünüyordum. Bu hâlde iken uyandım ve Resulullah Efendimiz ile konuşamadım.”

Hatib-i Bağdadî'nin Müselsilü'l-Iydeyn adlı el yazması eserinin ilk iki sayfası.

Bir gün Hatib-i Bağdadî, vezir Ebü'l-Kasım bin Mesleme'nin evinde bulunuyordu. Hayber Yahudileri, kendilerinin yanında Resulullah Efendimize ait bir mektubun bulunduğunu iddia ettiler. Bu mektupta, Hayber Yahudilerinden cizye alınmasının kaldırıldığı yazılıydı. Bunun hakkında Eshab-ı Kiram'dan şahitler de gösteriliyordu. Hatta onun Hazreti Ali tarafından yazıldığını söylediler. Bu mektup, Hatib-i Bağdadî'ye arz edildiğinde, onu mütalaa etti ve dedi ki: “Bu, baştan başa yalandır.” Vezir İbn-i Mesleme; “Yalan olduğuna delilin nedir?” deyince şöyle cevap verdi: “Çünkü mektupta, Hazreti Muaviye'nin şahitliği de vardır. Halbuki o, Mekke'nin fethinde Müslüman oldu. Hayber ise, hicretin yedinci senesinde fethedilmişti. Daha o zaman, Hazreti Muaviye Müslüman olmamış ve olayın geçtiği yerde hazır da değildi. Hazreti Sa'd bin Muaz'ın şahitliği de doğru değildir. Çünkü o da, Benî Kureyza içinde bulunurken, bir okun kendisine isabet etmesiyle Hendek Harbi'nde şehit olmuştu. Bu harp de, hicretin beşinci senesinde vuku bulmuştu.” Orada bulunanlar onun bu ikna edici cevabına hayran kaldılar.

Salih kimselerden birçokları, onu rüyasında gördüler ve hâlinden sordular. O da dedi ki: “Ben, rahat ve zevk-ü safa içinde Cennet-i Huld'da bulunuyorum.”

Onun bazı kitaplarında bildirdiği hadis-i şeriflerden bir kısmı şunlardır:

  • •
    “Ümmetimden, günahları çok olanlara şefaat edeceğim.”
  • •
    “Ümmetimden, Ehl-i Beytimi çok sevenlere şefaat edeceğim.”
  • •
    “Fitneler, bidatler yayıldığı ve eshabım kötülendiği zaman, hakikati bilen, bildirsin! Bildiğini bildirmeyenlere, Allahü Teâlâ ve melekler ve bütün insanlar lanet eylesin! Allahü Teâlâ bunların ibadetlerini ve hiçbir iyiliklerini kabul etmez.”
  • •
    “Zamanlar, asırlar ahâlisinin en hayırlısı, en iyisi, benim asrımın insanlarıdır (yani Sahabe-i kiramın hepsidir). Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra da üçüncü asrın Müminleridir.”
  • •
    “İnsanlarla yaptığı işlerde onlara zulmetmeyen, onlarla konuştuğunda yalan söylemeyen, bir şeyi vaat ettiği zaman sözünden dönmeyen kimse; şahsiyetli, adaletli, kendisiyle arkadaşlık yapılması gereken ve arkasından konuşulması haram olan kimsedir.”

Hatib-i Bağdadî, Tarih-i Bağdad kitabında bildiriyor ki: “Nükaba” üç yüz kişidir. “Nüceba” yetmiş kişidir. “Büdela” yani “Ebdal” kırk kişidir. “Ahyar” yedi kişidir. “Amed” dörttür. “Gavs” birdir. İnsanlara bir şey lazım olsa, önce Nükaba dua eder. Kabul olmazsa, Nüceba dua eder. Yine kabul olmazsa, Ebdal, daha sonra Ahyar, sonra Amed dua ederler. Kabul olmazsa, Gavs dua eder. Bunun duası elbette kabul olur.” Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • •
    “Yeryüzünde, her zaman, kırk kişi bulunur. Her biri, İbrahim Aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar. Biri ölünce, Allahü Teâlâ, onun yerine başkasını getirir.”
  • •
    “Bu ümmette, her zaman otuz kimse bulunur. Her biri, İbrahim Aleyhisselam gibi bereketlidir.”
  • •
    “Ümmetim içinde, her yüz senede iyiler bulunur. Bunlar beş yüz kişidir. Kırkı ebdaldir. Bunlar, her memlekette bulunurlar.”

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin El-Müntahab mine'z-zühd ve'r-rekaik adlı eserinin kapak sayfası (sağda), eserin yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk iki sayfası (solda).

“Ümmetim arasında her zaman kırk kişi bulunur. Bunların kalbleri, İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi gibidir. Allahü Teâlâ, onların sebebi ile, kullarından belaları giderir. Bunlara ebdal denir. Bunlar, bu dereceye namaz ile, oruç ile ve zekat ile yetişmediler.” İbn-i Mes'ud sordu ki: “Ya Resulallah, ne ile bu dereceye vardılar?” “Cömertlikle ve Müslümanlara nasihat etmekle yetiştiler.” buyurdu.

“Ümmetim içinde ebdal olanlar, hiçbir şeye lanet etmezler.”

Hatib-i Bağdadî'nin Takyidü'l-ilm isimli kitabında kaydettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: Ebu Sa'id el-Hudrî'den rivayete göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

  • •
    “Benden, Kur'an-ı Kerim ayetlerinden başka bir şey yazmayınız. Benden, kim, Kur'an'dan gayri bir şey yazmışsa, onu imha etsin.”

Bu hadis-i şerif, başlangıçta, hadis-i şeriflerin Kur'an-ı Kerim'e karışması ihtimaline karşı yazılmamasını emretmektedir. Sonradan, bazı Sahabilerin hadis-i şerifleri yazmalarına müsaade edilmiştir. Nitekim buna dair hadisler de kitapta gösterilmiştir.

  • •
    “Benden hadis rivayet ediniz. Bana yalan isnat etmeyiniz. Kim, bile bile bana yalan isnat ederse, Cehennem'de oturacağı yere hazırlansın.”
  • •
    “İlmi yazmakla takyid ediniz (kaydediniz).”

Allahü Teâlâ, Bakara suresinin 282. ayet-i kerimesinde, kullarını, borç hususunda şöyle terbiye etmektedir. Mealen; “Küçük (az) olsun, büyük (çok) olsun, hakkı vadesiyle beraber yazmaktan usanmayın. Bu hareket, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeye daha da yakındır...”

Hatib-i Bağdadî'nin Terâiyü'l-Hilal adlı eserinin kapak sayfası (sağda), el yazma nüshasının ünvan ve ilk sayfası (solda).

Müşrikler, Allahü Teâlânın meleklerden kızlar edindiğini iddia edince, Saffat suresinin 157. ayet-i kerimesinde Peygamberine, onlara karşı mealen şöyle söylemesini emir buyurdu: “Doğru söyleyenler iseniz kitabınızı getirin.” Allahü Teâlâ, En'am suresinin 91. ayet-i kerimesinde mealen; “Yahudiler, Allah'ın kadrini gereği gibi tanıyamadılar. Çünkü; “Allah, hiçbir insana bir şey indirmedi.” dediler (Vahiy ve kitapları inkâr ettiler.) Onlara de ki: “Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar hâline koyup hesabınıza geleni açıkladığınız, fakat çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediğiniz ve atalarınızın da bilmediği şeyler, size, (peygamber diliyle Kur'an'da) öğretilmiştir.” Ey Resulüm, sen Allah (o kitabı indirdi) de! Sonra onları bırak, batıl dedikodularında oynaya dursunlar.” buyurdu.

Ahkaf suresinin 4. ayet-i kerimesinde ise mealen şöyle buyurmuştur: “(Ey Resulüm, o kâfirlere) de ki: “Allah'tan başka ibadet ettiklerinizi bana bildirin; yerde olan şeylerden hangisini yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? (Gökleri Allah ile beraber mi yarattılar?) Haydin bana bu Kur'an'dan önce bir kitap, yahut ilimden bir eser getirin, eğer (söylediklerinizde) doğru iseniz.”

Bir ilim ve emlaktan bir hak iddia eden kimsenin, ikrar dışında bir delil getirmesi lazımdır. Bu delil de; ya adil bir şahidin şehadeti veya bozulmamış bir yazı olabilir. Yoksa, onun iddiasını tasdike imkan yoktur. Yazı, ihtilaf vukuunda bir şahit sayılır.

Amr bin Şuayb'in, babası yoluyla dedesinden rivayetine göre, o şöyle demiştir: Dedim ki; “Ya Resulallah, senden işittiklerimi yazayım mı?” “Evet.” buyurdu. “Ben de, rıza hâlinde iken de, gazap hâlinde iken de yazayım mı?” dedim. “Evet, çünkü ben, haktan başka bir şey söylemem.” buyurdu.

Başka bir rivayette şöyle buyurulmuştur: Dedim ki: “Ya Resulallah! Senden işittiklerimi yazayım mı?” “Evet, çünkü benim, bu hususta haktan başka bir şey söylemem layık olmaz.” buyurdu. Yine Amr bin Şuayb'in dedesi Peygamber Efendimize; “Senden her işittiğimi yazayım mı?” demiş, O da; “Evet.” cevabını vermiştir.

Hatib-i Bağdadî'nin Takyidü'l-ilm adlı eserinde naklettiğine göre, İbn-i Abbas demiştir ki: “İlim çoktur. Onu kalblerimiz ezberleyemeyecektir. Fakat onun en güzelini isteyiniz. Allahü Teâlâ Zümer suresinin 18. ayetinde mealen buyuruyor ki: “O kullarım ki, (Kur'an'ı) dinlerler, sonra da onun en güzelini (en açığını ve kuvvetlisini) tatbik ederler. İşte bunlar Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve bunlar gerçek akıl sahipleridir.”

Ahmed İbnü'l-Kasım el-Kâtib dedi ki: “Ebu Amr bin Ebu Muaz'ı şöyle söylerken işittim: Me'mun, oğullarından birine şu vasiyeti yapıyordu: “Duyduğunun en güzelini yaz. Yazdığının en güzelini ezberle ve ezberlediğinin en güzelini rivayet et.”

Hatib-i Bağdadî, El-Fakih ve'l-mütefakkih isimli kitabının mukaddimesinde diyor ki: Resulullah buyurmuştur ki: “Allahü Teâlâ bir kavme hayır (iyilik) murad ederse, fakihlerini çoğaltır, cahillerini azaltır, öyle ki, âlim konuştuğu zaman, yardımcılar bulur. Cahil konuştuğu zaman kahr-u perişan olur. Allahü Teâlâ bir kavme de şer (kötülük) murad buyurursa, cahillerini çoğaltır, fakihlerini azaltır, öyle ki, cahil konuştuğu zaman, yardımcılar bulur; fakih konuştuğu zaman makhur olur (yalnız kalır).”

Hazreti Enes'ten rivayete göre Resulullah buyurdu ki: “Üç kişiye merhamet ediniz, acıyınız: Fakirleşmiş bir kavmin zengini, zelil olmuş bir kavmin azizi (büyüğü, reisi) ve cahillerin oynaştıkları, maskaralığa aldıkları fakih.”

İbn-i Mes'ud buyurmuştur ki: “Ruhunuz kabz olunmadan önce ilme sarılınız, ilmin kabz olunması, ilim sahiplerinin gitmesi, ölmesidir. İlim öğreniniz; çünkü insan, herhangi birinin ne zaman ona (ilme) ve kendi yanındakine (öğrendiği bilgilere) muhtaç olacağını bilmez. Siz, bir takım kavimler (topluluklar) bulacaksınız ki, onlar sizi Allah'ın kitabına davet edecekler, fakat kendileri ona sırt çevirmiş olacaklar. Siz ilmi öğreniniz. Bidatten sakınınız, derinlere dalmaktan kaçınınız ve eski temel bilgilere yapışınız.”

Hatib-i Bağdadî, dinde tefekkuhun, fıkhî bilgilere sahip olmanın; bütün Müslümanlara lazım olduğuna dair bölümde, Hazreti Ali'den şu hadis-i şerifi nakletmiştir: Peygamberimiz buyurdu ki: “İlim tahsili her Mümine farzdır.” Bu, orucu, namazı, haramı, hududu (hadleri, cezaları) ve hükümleri bilmektir. Diğer bir rivayette; “İlim tahsili, her Müslümana farzdır.” Enes rivayetiyle gelen bir hadis-i şerifte ise şöyle buyuruldu: “Dinde tefekkuh (fıkıh ilmi), her Müslüman üzerine bir haktır.” Yine Hazreti Enes'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Fıkıh talebi (tahsili) her Müslümana farzdır.”

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin Et-Tatfîl adlı eserinin kapak sayfası.

Bazı ehl-i ilim (ulemadan bazıları) demiştir ki: Resulullah bu hadis-i şerifiyle tevhit ilmini, kendisiyle amel edilince Mümin olunacak ilmi (akait bilgilerini) kastetmiştir. Bunu bilmek, her Müslümana farzdır ve hiçbir kimsenin bilmemesi caiz değildir. Zira bunun vücubu (farz olması) belli bir gruba değil, umumadır (herkesedir).” Denilmiştir ki: Bunun manası, kâfi miktarda insan, bu ilmi öğrenmediği zaman, her Müslümana ilim tahsili farzdır demektir. Bu söz, Süfyan bin Uyeyne'den rivayet edilmektedir.

Mücahid bin Musa'nın naklettiğine göre; “Her Müslümana, ilim tahsili farzdır.” hadis-i şerifi, İbn-i Uyeyne'nin huzurunda zikredildi. Bunun üzerine İbn-i Uyeyne dedi ki: “İlmi bazı Müslümanlar tahsil ettikleri zaman kâfi gelip, her Müslüman üzerine farz olmaz. Cenaze namazında olduğu gibi ki, bazı Müslümanlar cenaze namazını kıldığı zaman, diğer Müslümanlardan sakıt olur.” Ben derim ki, İbn-i Uyeyne'nin burada kastettiği dinin füruuna dair fıkhî ahkam bilgisidir. Allahü Teâlâyı, tevhidini, sıfatlarını, resullerinin doğruluğunu bilmek gibi usul-i din, her Müslüman tarafından bilinmesi gereken ve bazı Müslümanlar öğrenince diğerlerinden sakıt olması caiz olmayan bilgilerdir.

Hatib-i Bağdadî'nin Cüz' fihi mes'eletü'l-ihticaci bi'ş-Şâfi'î fima ensede ileyhi ve'r-reddi ale't-tâ'inin bi-azmi cehlihim aleyh adlı el yazması eserinin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda).

Hatib-i Bağdadî'nin, Kitabu İtikâdi Ehli's-Sünne adlı eserle birlikte basılan Cevabu Ebî Bekri'l-Hatîbi'l-Bağdadî an suâli ba'dı ehli Dımaşk fi's-Sıfat adlı risalesinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

Yine denilmiştir ki: “İlim tahsil etmek, her Müslümana farzdır.” hadis-i şerifinin manası şudur: Her kişinin, ilmihâlden bilmesi gerekenleri öğrenmesi lazımdır. Hasan İbnü'r-Rebî demiştir ki: “İbnü'l-Mübarek'e sordum: “İlim tahsili, her Müslümana farzdır.” hadis-i şerifinin tefsiri (açıklaması) nedir?” Dedi ki: “O, sizin talep (tahsil) ettikleriniz değildir. Farz olan talebü'l-ilim, kişinin dinî işlerinden birini sorup öğreninceye kadar, ona dair bilgi almasıdır.”

Ali İbnü'l-Hasan bin Şakik demiştir ki: “Abdullah bin Mübarek'e, öğrenilmesi insanlar üzerine farz olan ilmin hangisi olduğunu sordum.” O da şu cevabı verdi: “Bu, insanlara öğrenilmesi farz olan ilimdir.” deyip, sonra şöyle açıkladı: “Bir kimsenin malının olmasıyla, onun zekatı öğrenmesi farz olmaz. Eğer 200 dirhemi (672 gr. gümüşü) bulunursa, (şimdi gümüş, para olarak kullanılmadığı ve itibarını kaybettiği için, 20 miskal (96 gr.) altına malik olan) zekatın ne kadar, ne zaman, nereye verileceğini ve diğer şeyleri öğrenmesi üzerine lazım olur.”

Hazreti Ali'nin bir tacire, ticaretten önce fıkıh öğrenmesini emrettiği rivayet edilmiştir. Bir kişi gelip; “Ya Emira'l-Müminîn, ben ticaret yapmak istiyorum.” deyince, Hazreti Ali; “Fıkh ticaretten öncedir; çünkü fıkhı öğrenmeden önce ticaret yapan faizden kurtulamaz.” buyurmuştur.

Ahmed bin Hanbel'in oğlu Abdullah demiştir ki: “Babama, üzerine ilim tahsili farz olan kişiyi sordum. Dedi ki: “Namaz kıldıran, oruç, zekat gibi dinî hükümleri emreden, İslam'ın ahkamını zikreden bir imama farz olur.” Ben derim ki: Kendi nefsi için muktedir olmasına göre, Allahü Teâlânın farz kıldıklarından, bilinmesi lazım olanları tahsil etmek herkese lazımdır. Hür ve köle, erkek ve kadın, akıllı, baliğ her Müslümana taharet, namaz ve oruç bilgilerini öğrenmek farzdır.

Bunun gibi, her Müslüman üzerine, kendisine helal ve haram olan yiyecek, içecek, giyecek, ırzlar, kanlar ve malları öğrenmesi vacip olur. Bunların hepsinin herkes tarafından bilinmesi lazımdır. Müslüman olarak büluğa erinceye kadar veya büluğdan sonra Müslüman olacakları zaman, bunları öğrenmeleri farzdır.

Hatib-i Bağdadî, El-Fakih ve'l-mütefakkih isimli eserinin, “Erkeklerin çocuklarına ve hanımlarına, efendilerin de kölelerine ve cariyelerine öğretmeleri” başlıklı bölümünde şunları kaydetmektedir:

Enes bin Malik'ten rivayete göre, Peygamberimiz buyurmuştur ki: “Her biriniz râî'dir (yani elinin altında ne varsa, onu layıkıyla muhafaza ve sıyanetle, korumakla mükelleftir). Her biriniz elinin altındakinden mesuldür. Devlet adamları insanlar üzerinde birer çobandır ve güttüğü sürüden mesuldür. İnsan ehl (u ıyali)nin çobanııdır. Zevcesi ve kölelerinden mesuldür.” (Bu hadis-i şerifin bazı rivayetlerinde şu cümleler de kaydedilmiştir: “Kadın kocasının evinin reisidir (yani muhafızıdır). Hizmetkar, efendisine ait malın reisidir ve elinin altındakinden mesuldür. (Elhasıl) her biriniz râî'dir (çobansınız ve her biriniz emri altında olanlardan mesuldür).”)

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin Men vafakat künyetuhu isme ebihi adlı eserinden Fadıl Alaeddin Moğoltay tarafından yapılan seçmelerin yazma nüshasının ilk iki sayfası.

Peygamberimiz buyurdu ki: “Yedi yaşındaki çocuğa namazı emrediniz ve on yaşında namaz kılmazsa döverek kıldırınız.”

Abdullah bin Ömer bir kimseye şöyle demiştir: “Çocuğunu terbiye et. Çünkü sen, çocuğuna öğrettiğinden mesulsün, o da sana yapacağı iyilik ve itaatten mesuldür.”

Hazreti Ali; “...Nefsinizi ve nasihatla ehl ve evladınızı ateşten koruyun.” mealindeki, Tahrim suresinin 6. ayet-i kerimesi için; “Onlara öğretiniz, onları tedib (terbiye) ediniz manasındadır...” buyurdular. Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: “Allahü Teâlâ, dinde fakih olan (dinî bilgileri öğrenen) Ensar kadınlarına rahmetiyle muamele buyursun.”

Dinî bilgileri öğrenenlerin mertebelerine dair, Peygamber Efendimizin zikrettikleri bir benzetmeyi ele alan Hatib-i Bağdadî şöyle demektedir: Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayete göre, Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

“Allah'ın benimle (benim vasıtamla) gönderdiği hidayet ve ilim, bol yağmura benzer. (Bu yağmur, öyle) bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder de, bol ot yetiştirir. Bir kısmı da kurak olur, suyu (üstünde) tutar da, Allahü Teâlâ, halkı onunla faydalandırır. Ondan (hem kendileri) içerler, (hem hayvanlarını) sularlar, ekin ekerler. (Bu yağmur) diğer (bir nevi) toprağa daha isabet eder ki, düz ve kaypaktır. Ne suyu (üstünde) tutar, ne çayır bitirir. Allah'ın dinini anlayıp da, Allah'ın benimle (benim vasıtamla) gönderdiği (hidayet ve ilimden) faydalanan ve bunu bilip (başkasına) bildiren kimse ile (bunu duyduğu vakit kibrinden) başını (bile) kaldırmayan ve Allah'ın benimle (benim vasıtamla) gönderdiği hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir.”

 

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin El-Kifaye fî marifet-i usul-i ilmi'r-rivaye adlı eserinin kapak sayfası (sağda). Medine İslam Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk sayfası (solda).

El-Hasan ve El-Kasım demişlerdir ki: Resulullah fakihleri ve mütefekkıhleri (fıkıh öğrenen talebeyi), hiçbirini dışarıda bırakmaksızın bu hadiste toplamıştır. “Güzel toprak”, rivayet edileni zapt eden, kaydeden, manaları anlayan, hakkında ihtilaf olan hususlarda Kitap ve Sünnet'e müracaat eden fakih misalidir. İnsanların istifade edecekleri suyu tutan “Kurak toprak”, sadece işittiğini ezberleyen, kaydeden ve tutan, değiştirmeksizin, hıfz olunmuş (ezberlenmiş, korunmuş) hâlde başkasına rivayet eden insanlar misalidir. Bunlarda, o bilgilerde tasarruf yapacak, fıkıh (dinî bilgi) ve Kitap ile Sünnet'e başvuracak anlayış yoktur. Fakat Allahü Teâlâ onu tebliğ hususunda faydalı kılmıştır. O, kendisinden daha iyi anlayıp ezberleyen bir kişiye tebliğ edebilir. Nitekim Resulullah buyurmuştur ki: “Kendisine tebliğ yapılan nice kimseler vardır ki, onu bizzat işitenler daha iyi ezberlerler. Fıkıh bilgilerini taşıyan nice kimse vardır ki fakih değildir.”

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin El-Cami' li ahlâki'r-râvî ve âdâbi's-sâmi' adlı eserinin İskenderiye Belediye Kütüphanesi'nde kayıtlı bulunan yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda).

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin El-Müttefik ve'l-müfterik adlı eserinin kapak sayfası.

İşittiğini ezberlemeyen ve kaydetmeyen; “Güzel toprak” gibi de değil, yukarıda zikredilen “Kurak toprak” gibi de değildir. Bilakis o mahrumdur. Onun misali; çayır bitirmeyen ve suyu üstünde tutmayan kaypak toprak misalidir. Allahü Teâlâ Zümer suresinin 9. ayet-i kerimesinde mealen buyurdu ki: “(Ya Muhammed) de ki! Âlimlerle cahiller müsavi (eşit, beraber) olur mu?” Ra'd suresinin 19. ayet-i kerimesinde de mealen buyurdu ki: “Rabbin Teâlâdan sana nazil olan şeyin hak olduğunu bilip itaat eden kimse, kalbi âmâ (kör) olup inkâr üzere olan kimse gibi midir?”

Cenab-ı Hak, ilimden yüz çevirmek ve onu hafife almak ve yalanlamak maksadıyla ilmi terk edeni, kelbe (köpeğe) benzetmiştir. Nitekim A'raf suresinin 175 ve 176. ayet-i kerimelerinde mealen şöyle buyurmuştur:

Hatib-i Bağdadî'nin El-Bühala adlı eserinin kapak sayfası (sağda). Londra'da British Museum OR.3137 numarada kayıtlı bulunan yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

“(Ya Muhammed!) Ayetlerimizin ilmini verdiğimiz kimsenin (Belam bin Baura'nın) haberini onlara (İsrail oğullarına) oku ki, o kimse bu ayetlerimizi inkâr etmekle imandan çıkmıştı. Böylece şeytan onu kendisine uydurmuş, o da azgınlardan olmuştu. Eğer dileseydik, o kimseyi ona verdiğimiz ilim sebebiyle iyiler derecesine yükseltirdik. Fakat o aşağılığa meyletti. Rüşvet alarak hevasına uydu. İşte bunun hâli, o köpeğin hâline benzer ki, üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. Bizim ayetlerimizi yalanlayanların hâli işte böyledir. (Ey Resulüm) sen bu kıssayı (Mekkeli) kâfirlere anlat, umulur ki ibret alırlar.”

Hazreti Ali, Kumeyl bin Ziyad en-Nehaî'ye şöyle buyurdu: “Ey Kumeyl bin Ziyad, sana söyleyeceklerimi ezberle! Kalbler kaplardır. Onların en hayırlısı en çok alanı, en geniş olanıdır. İnsanlar üç gruptur: Rabbanî âlim (yüksek ilimlerde üstün derece sahipleri), necat yolunda olan müteallim (talebe) ve her çağırana tâbi olan, her rüzgâra kapılıp sürüklenen, ilim nuruyla aydınlanmamış ve sağlam bir kulpa yapışmamış, işe yaramayan insandır. İlim maldan hayırlıdır. İlim seni korur; malı ise sen korursun. İlim, amel ettikçe artar, nafaka malı azaltır (mal harcandıkça azalır). İlim hâkimdir; mal mahkumdur. Malın peyda ettiği sevgi, mal yok olunca ortadan kalkar; âlimin muhabbeti ifası gerekli bir borçtur ki, hayatında iken ona itaati, vefatından sonra da hayırla yad edilmesini gerektirir.”

Hatib-i Bağdadî “Fıkhın beyanı” babında şunları bildirmektedir: İbn-i Kuteybe ed-Dineverî demiştir ki: “Fıkıh, lügatte anlamak demektir. Filan kimse benim sözümü anlamıyor denilirken, bu kelime kullanılmaktadır. Allahü Teâlâ, İsra suresinin 44. ayet-i kerimesinde bu lafzı bu manada zikretmektedir: “(Mahluklarından) hiçbir şey yoktur ki, Allahü Teâlâyı hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz, onların tesbihlerini anlamazsınız. Allahü Teâlâ hâlimdir, gafurdur.”

İlme, fıkıh denilir; çünkü o, fehmden meydana gelir ve âlime de fakih denilir. Ebü'l-Abbas Sa'leb'e; “Allahü Teâlâ dilediğine ilm-i nafi' (faydalı ilim) ihsan eder. Kime hikmet verilirse, muhakkak ona çok hayır verilmiştir...” (Bakara suresi: 269) mealindeki ayet-i kerimesinden soruldu. Cevabında dedi ki: “Buradaki hikmet, anlayış demektir.”

Ebu Bekr Muhammed İbnü'l-Kasım el-Enbarî demiştir ki: “Fakih adam demek, âlim kişi demektir.” Sa'id bin Cübeyr'e; “Dinde fakih olmak ne demektir?” diye sorulunca; “Allahü Teâlânın emrettiği ve yasak ettiği şeyleri bilmektir.” diye cevap verdi. Sünnetten bilinmesi ve muhafaza edilmesi emredilen şey, dinde fıkıh sahibi olmaktır.

Ebu İshak İbrahim bin Ali el-Fakih el-Firuzabadî demiştir ki: “Fıkıh, içtihat yoluyla elde edilen şer'î ahkamı bilmektir. Ahkam-ı şer'iyye ise farz, mendub, mahzur (haram), mekruh, sahih ve batıl gibi hükümlerdir. Farz: Beş vakit namaz, zekatlar, vediaların (emaneten bırakılan) ve gaspedilen şeylerin geri verilmesi gibi ki, bunlar yapılmazsa ikab (ceza) taalluk eden şeydir. Mendub: İşlenmesine sevap verilip, terkinde ceza verilmeyen ibadetlerdir. Bunlar; nafile namazlar, sadakalar ve diğer müstehap olan ibadetler gibidir. Mubah: İşlenmesinde sevap olmayan, terkinde de ceza bulunmayan şeydir. Helal şeylerden istediğini yemek, güzel elbise giymek, uyumak, yürümek ve diğer mubahlar gibi. (Bunlar yapıldığı niyete göre sevap veya cezaya sebep olurlar.) Haram: Zina, livata, gasp, hırsızlık gibi; işlenmesi cezayı gerektiren günahlardır. Mekruh: Terk edilmesi, yapılmasından efdal olan şeydir. Sahih: Geçerli olan ve kendisiyle maksat hasıl olan şeydir. Batıl: Geçerli olmayan ve kendisiyle maksat hasıl olmayan şeydir. Taharetsiz namaz, kendisinin olmayan malı başkasına mülk olarak vermek gibi muteber olmayan fasit işlerdir.”

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin “Nasihat-ü ehli'l-hadis” adlı eserinin kapak sayfası.

Hatib-i Bağdadî, bunlardan sonra “El-Fakih ve'l-mütefakkıh” isimli eserinde edille-i şer'iyyeye geçmektedir.

Eserleri

Hatib-i Bağdadî çok kıymetli kitaplar yazmıştır. Bunların sayıları yüze yakındır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Tarih-i Bağdad: Gayet geniş ve mükemmel bir şekilde hazırlanmış en meşhur eseridir. Metin tam olarak 14 cilt hâlinde 1931 yılında Kahire'de basılmıştır. Muhtelif baskıları yapılmıştır. Bağdat'ta yaşamış hadis âlimlerinin hâl tercümelerini anlatmaktadır. Kitabın içinde 7.831 âlimin hayatı vardır. Eserde, en önce Hazreti Ali'nin hâl tercümesi anlatılmaktadır. Hâl tercümelerinin başında, Bağdat şehrinin tarihi, coğrafyası ve topografyası ile ilgili olarak 100 sahifeden fazla bilgi verilmektedir. Bu medhal (giriş) bilgileri, G. Salman tarafından, hulasa edilerek kısmen neşredilmiş ve “Introduction topographique de l'histoire de Bağdad”adı ile Fransızcaya tercüme edilmiştir.

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin “El-Esmaü'l-mübheme fî'l-enbai'l-muhkeme” adlı eserinin kapak sayfası (sağda). Bayezit Devlet Kütüphanesi Veliyüddin Efendi kısmı 812 numarada kayıtlı olan yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin bildirdiği, “Ümmetimden, günahları çok olanlara şefaat edeceğim.”manasındaki hadis-i şerifin yazılı olduğu bir levha. Sultan III. Ahmed Han'ın tuğra şeklinde yazmış olduğu bu levha Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.

2- El-Kifaye fî marifet-i usul-i ilmi'r-rivaye: Hadis ilmindeki, rivayet edilen şeylerin çeşitlerinden, usul-i hadisten bahseden bir eserdir. Kitaplarının en mühimlerindendir.

3- El-Kitabü'l-faslü'l-vaslü'l-müdreci fi'n-nakl

4- El-Cami' li adabi'r-ravi ve's-sami'

5- Rafiü'l-irtiyab fi'l-kulub mine'l-esma ve'l-elkab

6- El-Kitabü fi'l-mübhemat

7- El-Kitabü fi'l-müttefik ve'l-müfterik

8- El-Mü'telif ve'l-muhtelif

9- İcazetü'l-mechul

10- İzahü'l-mültemis

11- Tali Telhisü'l-müteşabih

12- Şerhu divan-ı Ebu Temmami't-Taî

13- Kitabü'l-fakih ve'l-mütefakkıh

14- Keşfü'l-esrar

15- Takyidü'l-ilm

16- El-Bühala

17- El-Esmaü'l-mutavatı'a

18- Temyizü'l-mezid (Beyanü hükmi'l-mezid) fî muttasıli'l-esanid

19- El-Mudeb

20- Tavzihü'l-efkar

Hatib-i Bağdadî hazretlerinin “El-Sabıku ve'l-lahık” adlı eserinin kapak sayfası (sağda). Mısır Milli Kütüphanesi 381 numarada kayıtlı olan yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

21- İhtisaru ulumi'l-hadis

22- Kitabü't-tarihi ve'l-mecruhin

23- El-Kunut

24- El-Faslü ve'l-vasl

25- El-Mükemmel fi'l-mühemmel

26- Er-Ruvatü an-Malik

27- Kitabü'l-Besmele

28- Gunyetü'l-muktebis fî temyizi'l-mültebis

29- Rivayetü'l-ebnai an abaihim

30- El-Mü'tenif li tekmileti'l-mü'telef ve'l-muhtelef

31- Maklubü'l-esma'

32- El-Amelü bi şahidin ve yeminin

33- Et-Tebyin li esmai'l-müdellisin

34- Rivayetü'l-aba ani'l-ebnai

35- El-Kavlü fi'n-nücum

36- Rivayatü's-Sahabe ani't-tabiin

37- Salatü't-tesbih

38- Savmü yevmi'ş-şek

39- Mu'cemü'r-rüvat an Şu'be

40- Müsned-i Muhammed bin Suka

41- El-Müselselat

42- Er-Ruba'iyyat

43- Turuk-ı kabzi'l-ilm

44- Guslü'l-Cuma

45- El-Emali

46- Hadisü'n-nüzul

47- Muhtasarü's-sünen

48- İktidaü'l-ilmi'l-amel

49- Er-Rıhle fî talebi'l-hadis

50- Nehcü's-savab

51- Ed-Delail ve'ş-şevahid

52- El-Asarü'l-merviyye

53- El-Müntahab mine'z-zühd ve'r-rekaik

54- Et-Tenbih ve't-tevkif fî fedaili'l-harif

55- El-Esmaü'l-mübheme fi'l-enbai'l-muhakeme

56- Beyanü ehli'd-derecati'l-ula

57- Menakıbü'ş-Şafiî

58- Menakıb-ı Ahmed bin Hanbel

59- Kitabü'l-vefeyat

60- Et-Tafsil li mübhemi'l-merasil

61- Müselsilü'l-lydeyn

62- Terâyiü'l-hilal

63- Et Tatfil

64- Cüz'ü fihi müselatü'l-ihticaci bi'ş-Şafiî

65- Kitabü İ'tikadi Ehli's-Sünne

66- Nasihatü ehli'l-hadis

67- Es-Sabık ve'l-Lahik

Bu eserlerinin yanında daha birçok telifi vardır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları