Eshab-ı Kiram'ın Muhacirlerinden ve Bedr Harbi'ne katılanlardan. Resulullah'ın, Mısır kralı Mukavkıs'a gönderdiği, elçisidir. Nesebi (silsilesi), Hatib bin Ebî Belteab in Âmir bin Seleme bin Sa'b bin Sehl el-Lahmî'dir. Ayrıca Amradı ile de bilinmektedir. Künyesi “Ebu Muhammed” veya **“Ebu Abdullah”**tır. Kendisinin Yemen'de Kahtanî kabilesine veya Necm bin Adî kabilesine mensup olduğu zikredilmektedir. Doğumu hakkında kesin bir tarih bildirilmemiştir. 30 (m. 650) senesinde Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir.
Hazreti Hatib, genç yaşında Yemen'den Mekke-i Mükerreme'ye gelmiştir. Ubeydullah bin Hamid bin Züheyr bin Haris bin Esed'in azatlık kölesi olduğu da, kaynak eserlerde zikredilmiştir. Mekke'ye yerleşen Hazreti Hatib, burada evlenmiş ve birçok çocuğu olmuştur.
Bedr Savaşı'nın yapıldığı alan.
Hatib bin Ebu Beltea, Bedr Savaşı'na katılarak Eshabı Bedr'den olma şerefine kavuşmuştur. Hatib bin Ebî Beltea, Müslüman olmadan önce, şairliği ile meşhurdu. İyi bir süvari idi. Hicretten önce Müslüman olmakla şereflenmiş olup, bunun kesin tarihi bilinmemektedir.
Mekkeli Müslümanlarla birlikte, Peygamber Efendimizin hicretinden önce Medine'ye hicret etmiştir. Burada, bir süre Ensar'dan Münzir bin Muhammed'in evinde misafir kalmıştır. Resulullah Efendimiz, Muhacirler ile Ensar arasında kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek için Muhacirin'den biri ile Ensar'dan birini kardeş yapmıştı. Hazreti Hatib, Ensar'dan Hâlid bin Rahile ile kardeş yapılmıştı.
Hatib bin Ebu Beltea'nın, iman kuvveti ve Resulullah'a olan sevgisi ve teslimiyeti tamdı. Bedr, Uhud, Hendek harplerinde ve Biat-ı Rıdvan ve Hudeybiye'de bulundu. Büyük Bedr, Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan ilk büyük harpti. Bu harbe katılan Eshab-ı Kiram'ın gösterdikleri cesaret, sabır, fedakarlık ve Resulullah'a olan bağlılıklarından dolayı, Allahü Teâlâ, Bedr Harbi'ne katılan 313 Sahabinin, bütün kusurlarını bağışlamış ve Cennette kavuşacakları nimetleri haber vermiştir. Hatib bin Ebî Beltea da bu müjdeye kavuşanlardandır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz, 1.400 kadar eshabı ile hac niyetiyle Medine'den yola çıkmıştı. Hazreti Hatib de bunlar arasındaydı. Bunu haber alan Mekkeli müşrikler, Onları Mekke'ye sokmamaya karar verdiler. Elçi olarak gönderilen Hazreti Osman'dan bir haber gelmeyince buradaki müminler canlarını feda ederek Resulullah'ı koruyacaklarına söz vermişlerdi. “Biat-ı Rıdvan” adı verilen bu hadiseyi Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de mealen; “Ey sevgili Peygamberim. Ant olsun ki, Allah, Müminlerden (seninle o ağacın altında biat edenlerden) razı olmuştur da, kalplerindekini bilerek, onların üzerine sekine (manevî bir kuvvet) indirmiş ve onları yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştı.” (Fetih suresi: 18) ayet-i kerimesi ile haber vermiş, onlardan razı olduğunu bildirmiştir.
Hatib bin Ebu Beltea, Hayber'in fethinde büyük kahramanlıklar göstermiştir. Resimde Hayber kalıntıları görülmektedir.
Hatib bin Ebu Beltea, Hicretin yedinci senesinin Muharrem ayında Hayber Gazası'nda, Yahudilere karşı büyük bir cesaretle, kahramanca savaşan ve kalelerini muhasara eden süvarilerden biriydi. O, kuvvetli bir hitabete ve ikna edici bir konuşma kabiliyetine sahipti. Sözleri çok tesirliydi. Dinleyenleri mestediyor, etkisi altında bırakıyordu. Sureti, görünüşü çok güzeldi. Güler yüzlü, tatlı dilliydi. İyi bir şairdi.
Resulullah Efendimiz, hicretin altıncı yılında Mekkeli müşriklerle bir sulh antlaşması yaptıktan sonra, Medine civarında bulunan altı hükümdara mektup göndererek onları İslam dinine davet etmişti. Her bir hükümdara gönderdiği elçileri, eshabının en seçkinleri olup, suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Peygamberimiz bunlardan Hatib bin Ebu Beltea'yı Mısır kralı Mukavkıs'a göndermişti. Peygamber Efendimiz, onu göndermeden önce; “Ey eshabım! Mükafatı Allahü Teâlâdan beklemek üzere şu mektubu, Mısır hükümdarına hanginiz götürür?” diye sorunca, Hazreti Hatib, hemen yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve Peygamberimizin huzuruna varıp; “Ya Resulallah! Ben götürürüm!” dedi. Peygamberimiz de; “Ey Hatib! Bu vazifeni, Allahü Teâlâ senin hakkında mübarek eylesin!” buyurdu.
Hatib bin Ebu Beltea, mektubu Peygamberimizden aldı. Veda edip, evine gitti. Yol için hayvanını hazırladı. Ailesi ile de vedalaştıktan sonra yola çıktı. Önce Mısır'a vardı. Mukavkıs'ı orada bulamayınca İskenderiye'ye gitti. Orada hükümdarın sarayını buldu. Kapıcı, içeriye almadan önce, maksadını öğrendi. Kapıcı Hazreti Hatib'e çok hürmet etti. Onu hiç bekletmedi. Mukavkıs, o sırada deniz üzerinde adamlarıyla bir meclis kurmuş bulunuyordu. Hatib, bir sandala binip, Mukavkıs'ın toplantı halinde olduğu yere yaklaştı. Peygamberimizin mektubunu eline alıp, ona gösterdi. Mukavkıs, mektubu görünce Hatib bin Ebu Beltea'yı yanına getirmelerini adamlarına emretti. Huzuruna varınca, Mukavkıs, Peygamberimizin mektubunu Hazreti Hatib'den aldı. Mektupta şöyle yazıyordu:
“Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın kulu ve resulü Muhammed'den Kıbt'ın (Eski Mısır halkının) büyüğü Mukavkıs'a! Selam, hidayete uyanların üzerine olsun. Seni selamet bulman için İslam'a davet ederim. Müslüman ol ki, selamet bulasın ve Allah'ın iki kat ecrine nail olasın. Eğer yüz çevirirsen senin ve Kıbt'ın günahı senin üzerine olur: “Ey kitap ehli! (Yahudiler ve Hıristiyanlar!) Gelin bizimle sizin aranızda eşit olan bir kelimede birleşelim. Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ona hiçbir şeyi, eş ve ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rab'lar (ilahlar) edinmeyelim. Eğer kitap ehli bu davetten yüz çevirirlerse (siz şahit olunuz ki) bizler Müslümanız deyiniz!” (Al-i İmran suresi: 64)
Peygamberimizin mektubu okununca, Mukavkıs, Hazreti Hatib'e; “Hayırlısı olsun!” dedi. Mısır hükümdarı, kumandanlarını, devlet adamlarını topladı ve; “Ben, anlamak, istediğim bazı şeyleri sana soracak, bu hususta seninle konuşacağım.” dedi. Hatib de; “Buyur, konuşalım!” dedi. Mukavkıs; “Sizi gönderen zattan bana haber veriniz. O bir peygamber midir? Biraz bahsedin.” deyince Hatib; “Evet, O bir peygamberdir.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Mukavkıs; “O, böyle gerçekten bir peygamber idiyse, kendisini öz yurdundan çıkarıp başka bir yere sığınmak zorunda bırakan kavminin aleyhinde niçin beddua etmedi?” diye sorunca; “Sen, İsa bin Meryem Aleyhisselam'ın bir peygamber olduğuna inanıyorsun değil mi? O, kavmi kendisini yakalayıp, öldürmek istediğinde, buna rağmen onlara beddua etmedi ve Cenab-ı Hak, Onu, dünya semasına kaldırdı. Mükafatlandırdı. Halbuki, O, kavminin helak edilmesi için Allahü Teâlâya dua etse olmaz mıydı?” diye cevap verdi.
Bu cevap hoşuna giden Mukavkıs; “Çok güzel cevap verdin. Gerçekten sen, hikmet sahibi bir zatın yanından gelen hakîm bir kimsesin. Bu gece yanımızda kal, yarın sana cevabımı vereyim.” dedi. Hatib, Hazreti Musa zamanındaki Firavun'u kastederek Mukavkıs'a dedi ki: “Senden önce, burada bir hükümdar vardı. O, halkına karşı; “En büyük ilah benim!” diyerek Rab olduğunu iddia etmişti. Allahü Teâlâ da, onu, dünya ve ahiret azaplarıyla cezalandırdı. Sonra ondan intikam aldı. Seni ise, senden başkasından ibret al da, başkasına ibret olma!”
Hatib bin Ebu Beltea'nın Mısır hükümdarı Mukavkıs'a götürdüğü Peygamber Efendimizin İslam'a davet mektubu.
Mukavkıs; “Bizim için bir din vardır. Biz bu dinimizi, ondan daha hayırlısı olmadıkça bırakmayız.” diye cevap verince; Hatib; “Senin bağlı olduğun ve daha hayırlısı olmadıkça bırakmayacağını söylediğin dininden daha hayırlı olan din, hiç şüphesiz İslamiyettir. Biz seni Allahü Teâlânın bu son dinine, İslamiyete davet ediyoruz ki, Allahü Teâlâ, dinini O'nunla tamamlamış, O'nu insanlara yeterli kılmıştır. Dahası da yoktur. Bu peygamber (yani Muhammed Aleyhisselam), yalnız seni değil, bütün insanları davet etti. Bu Peygamber, insanları İslam'a davet ettiğinde; Kureyş, O'na, insanların en fazla tepki gösterip, kaba davrananı, Yahudiler en fazla düşmanlık edenleri, Hıristiyanlar da en yakın olanları oldu. Hayatım hakkı için yemin ederim ki, Musa Aleyhisselam'ın İsa Aleyhisselam'ı müjdelemesi ancak İsa Aleyhisselam'ın Muhammed Aleyhisselam'ı müjdelemesi gibidir. Binaenaleyh, bizim seni Kur'an-ı Kerim'e davet etmemiz, senin Yahudileri İncil'e davet etmen gibidir. Şüphesiz malumundur ki, her peygamber kendisini anlayıp idrak edecek bir kavme gönderilmiştir. Ve o kavmin, bu peygambere itaat etmesi, üzerine vacip olmuştur. İşte sende bu peygambere yetişenlerden birisisin. Biz seni Mesih'in dininden nehyetmiyoruz. Fakat bu yeni dine davet ediyoruz.” diye devam etti.
Mukavkıs; “Ben bu Peygamberin haline baktım. Emirlerinde ve yasaklarında asla akla uygun olmayan bir şey bulamadım. Anladım ki, bu kişi sihirbaz değildir. Kahin veya yalancı değildir. Peygamberlik alametlerinden bazı halleri kendinde buldum. Gizli olan şeyleri meydana çıkarmak bu alametlerdendir. Bazı sırlardan haber vermek bu kişiden ortaya çıktı. Hele biraz düşüneyim.” dedi.
Mukavkıs, Peygamberimizin mektubunu aldı. Çok hürmet gösterip, fildişinden yapılmış bir kutu içine koydu. Kutuyu mühürledi ve bir cariyesine teslim etti. Adı geçen bu mektup 1267 (m. 1850) senesinde Mısır'ın Ahmin bölgesinde eski bir manastırdaki Kıbt kitapları arasında bulunmuş ve Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid Han tarafından satın alınarak, İstanbul Topkapı Sarayı, Mukaddes Emanetler Bölümüne konmuştur. Orada muhafaza edilmektedir.
Mukavkıs, Hazreti Hatib bin Ebu Beltea'yı Mısır'da 5 gün misafir etti. Çok hürmet edip, ikramlarda bulundu. Mukavkıs, bir gece haber salıp, Hazreti Hatib'i huzuruna çağırtıp, Peygamber Efendimiz hakkında birçok sorular daha sordu. Arapça konuşan tercümanından başka kimse yoktu.
Mukavkıs; “Onun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verir misin? Eshabının arasından seni seçip gönderdiğini biliyorum. Ben sana üç şey soracağım.” dedi. Hatib; “İstediğin şeyi sor! Ben sana ancak doğruyu söyleyeceğim.” dedi. Bunun üzerine Mukavkıs; “Muhammed, insanları neye davet ediyor?” diye sordu.
Hatib; “Yalnız Allahü Teâlâya ibadet etmeye davet ediyor. Gece ve gündüzde beş vakit namaz kılmayı emrediyor. Ramazan orucunu tutmayı, Kâbe'ye (Beytullah'a) hac etmeyi, verilen sözde durmayı emrediyor, ölmüş hayvan etini ve kan yemekten menediyor.” diye cevap verdi.
Hatib bin Ebu Beltea, Medine-i Münevvere'de Bakî Kabristanlığı'na defnedilmiştir.
Mukavkıs; “O'nun şekil ve şemalini (fizikî görünüşünü) bana tarif et!” deyince, Hazreti Hatib bin Ebu Beltea kısaca tarif etti. Bir çoğunu saymamıştı. Mukavkıs; “Anlatmadığın daha bazı şeyler kaldı, öyle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, arkasında peygamberlik mühürü vardır. Kendisi merkebe biner, harmani (sof) giyer, hurma ve azetli yemekle yetinir. Amcaları veya amca oğulları tarafından korunur.” diye ilave etti. Hatib; “Bunlar da onun hasletlerindendir.” diye tasdik etti.
Mukavkıs; “Ben gelecek bir peygamber kaldığını biliyordum. Fakat onun Şam'dan çıkacağını sanıyordum. Çünkü daha önceki Peygamberler hep oradan çıkmışlardı. Gerçi son peygamberin Arabistan'da, sertlik, darlık, yokluk ülkesinde çıkacağını da kitaplarda görmüştüm. Allah'ın kitabında sıfatlarını yazılı bulduğumuz peygamberin ortaya çıkma zamanı da, tam bu zamandır. Biz, onun vasfını; iki kız kardeşi bir nikah altında birleştirmez, hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez. Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar, diye de kitapta yazılı bulmuştuk. Ona uymak hususunda Kıptiler beni dinlemezler. Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım. O peygamber, ülkelere hakim olacak, kendisinden sonra da Sahabileri, bu topraklarımıza kadar gelip konacaklar. En sonunda şuradakilere galip geleceklerdir. Ben Kıbtilere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim.” dedi ve Arapça yazan katibini çağırdı.
Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı: “Abdullah'ın oğlu Muhammed'e, Kıptilerin büyüğü Mukavkıs'tan! Selam, senin üzerine olsun. Gönderdiğin mektubunu okudum. Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın daveti anladım. Ben de bir peygamberin geleceğini biliyordum. Ama onun Şam'dan çıkacağını zannediyordum. Elçine ikramda bulundum. Sana Kıptilerin yanında büyük değeri bulunan iki cariye ile giyecek elbise gönderdim. Bir de binmen için dişi katır ve merkep hediye ettim.”
Mukavkıs, bundan başka ne bir şey yaptı, ne de Müslüman olmuştu. Hatib bin Ebu Beltea'ya; “Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! O'nun için iki cariye, iki binek hayvanı, bin miskal (bir miskal 4,8 gr. altın) yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim. Senin için de, yüz dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim. Yanımdan ayrılıp git. Sakın, Kıptîler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!” dedi.
Mukavkıs, Hazreti Hatib'e Peygamberimiz hakkında; “Sürme kullanır mı?” diye sormuştu. Hazreti Hatib de; “Evet, aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, sürmedanlığı, tarağı, misvağı yanından ayırmaz!” demişti. Mukavkıs, Peygamber Efendimize ayrıca billur bir kadeh, kokulu bal, sarık, Mısır keten kumaşı, öd, misk gibi güzel kokular, baston, bir kutu içinde sürmelik, gül yağı, tarak, makas, misvak, ayna, iğne ve iplik de hediye etti.
Hatib bin Ebu Beltea, Mukavkıs'ın yanında kısa bir müddet kaldı. Halbuki yabancı heyetler, Mukavkıs'ın yanında bir ay veya daha fazla kalırlardı. Hatib, 5 gün kaldıktan sonra Mukavkıs'ın ülkesinden ayrıldı. O, Hazret-i Hatib'i Arap yarımadasına muhafız askerlerle gönderdi. Bunlar, Arabistan'a ayak bastıkları sırada, Şam'dan Medine-i Münevvere'ye gitmekte olan bir kafileye rastladılar. Hatip de, Mukavkıs'ın askerlerini geri çevirip, o kafileye katıldı. Hatib bin Ebu Beltea, hediyelerle Medine'ye gelip, Resulullah'ın huzuruna kavuştu. Peygamberimiz de, Mukavkıs'ın hediyelerini kabul etti. Hazreti Hatib, Mukavkıs'ın mektubunu verip, sözlerini nakledince, Peygamberimiz buyurdu ki: “Ne kötü adam! Saltanatına kıyamadı. Halbuki iman etmesine mani olan saltanatı ise, kendisinde kalmayacak!”
Mukavkıs'ın, Peygamberimize hediye olarak gönderdiği iki cariye Mariye ve kardeşi Sirin'di. Hatib bin Ebu Beltea yolda bunlara Müslüman olmalarını teklif edince, kabul edip, Müslüman olmuşlardı. Peygamberimiz Hazreti Mariye'yi hanım olarak kabul edip, onunla evlendi. Oğlu Hazreti İbrahim, ondan olmuştu. Sirin'i de Eshabından “Şair-i Nebi” olan Hassan bin Sabit'e verdi. En iyi cins ve beyaza çok yakın gri tüylü iki binek hayvanından katıra “Düldül”, merkebe de “Ufeyr” veya “Ya'fur” adı takıldı. O güne kadar Arabistan'da ak tüylü katır görülmemişti. Müslümanların ilk gördüğü ak tüylü katır, Düldül oldu. Peygamber Efendimiz, hediye edilen billur kadehle su içerdi.
Hazreti Hatib'in Allah'a ve Resulüne imanı tamdı. Yakınlarına olan merhametinin çokluğu, onları kayırması sebebiyle Mekkeli müşriklere, bir mektup göndermişti. Şöyle ki: Mekke'nin fethedildiği sene Resul-i Ekrem Efendimizin hareketinden önce Hazreti Hatib, Kureyş'in azatlılarından olup, Medine'de kalmakta olan Sare adında bir kadınla, Mekke'den bazı tanıdıklarına Hazreti Peygamberin hazırlık planından bahseden bir mektup gönderdi.
“Alimin âbid üzerine üstünlüğü, ayın on beşinci gecesindeki dolunayın, diğer yıldızlar üzerine olan üstünlüğü gibidir.” Hadis-i şerif
Mektupta şunlar yazılı idi: “Ey Kureyş ahalisi, hiç şüpheniz olmasın, Hazreti Resulullah, üzerinize bulut gibi bir askerle geliyor ki, bu asker coşkun, çağlayan bir sel gibidir. Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın Resulü sizin üzerinize yalnız başına da gelse, Cenab-ı Hak onunu zafer kılarak memnun ve mesrur edecektir. O halde başınızın çaresine bakınız. Vesselam.”
Öte yandan Cebrail Aleyhisselam gelerek, gizlice mektup gönderildiğini, mektubun kim tarafından, kiminle ve nasıl gönderildiğini haber verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz, Hazreti Ali, Zübeyr ve Mikdad bin Esved'den meydana gelen bir ekibi, mektubu götüren kadını yakalayıp, mektubu getirmekle vazifelendirdi. Onlara; “Hah bahçesine vardığınızda sol tarafınızda yolcu bir kadın bulacaksınız. Beraberinde bir mektup götürmektedir. Kendisini yakalayıp mektubu getiriniz!” buyurdular. Hah, Mekke ile Medine arasında koruluk bir yerdi.
Ekip, adı geçen yere vardığında tarif edildiği gibi bir kadın gördüler ve yakalayıp, mektubu meydana çıkarmasını istedilerse de, kadın inkar etti. Bunun üzerine; “Ya mektubu çıkarırsın veya elbiseni soyar arama yaparız.” tehdidinde bulundular. Neticede kadın saçının örgüsü arasından mektubu çıkarıp verdi. Böylece mektubu Hatib bin Ebu Beltea'nın yazdığı ortaya çıkmıştı. Peygamber Efendimiz kendisini bu sebeple çağırıp; “Ya Hatib bu nedir?” diye sorunca; “Ya Resulallah! Ben aslında Kureyş kabilesinden değilim. Fakat onlarla münasebetim vardır. Öte yandan Muhacirlerin Mekke'de akrabası çoktur. Onların, orada kalan çoluk çocuğunu ve mallarını korurlar. Benim ise, Mekke'de hiç himaye edecek kimsem yoktur. İşte bu mektup vesilesiyle, onlar arasında minnettarlar kazanarak, akrabamı korumak istedim. Yoksa bu teşebbüsüm, kafirlerden yana olmak, dinimden dönmek ve onlara yardım etmek için değildir.” cevabını verdi.
Peygamberimiz de; “Doğrudur.” diye kendisini tasdik etti. Hazreti Ömer; “Ey Allah'ın Resulü! Bırak da şu münafığın boynunu vurayım.” diye atılınca, Resulullah Efendimiz; “Ey Ömer! Bu zat Bedr Savaşı'na katıldı. Ne bileceksin, belki Cenab-ı Hak, Bedr'de hazır bulunanları iltifat buyurarak: “Ne isterseniz yapınız! Ben sizi bağışladım.” buyurmuştur.” deyince, Hazreti Ömer ağlamaya başladı.
Bunun üzerine Mümtehine suresinin 1. ayeti nazil olmuştur. Ayet-i kerimede Hazreti Hatib'in imanına Cenab-ı Hakk'ın şahit olması şöyle açıklanıyor: Cenab-ı Hak; “Ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanlarınızı dost edinmeyin.” buyurarak Hazreti Hatib'in durumu anlatılmak istenmiş ve kendisinin Mümin olduğu ifade buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimenin gelmesinden ve Peygamber Efendimizin, onun sözünün doğruluğunu tasdik etmesinden sonra, Eshab-ı kiramdan hiçbirinin onun hakkında, kötü bir zannı kalmadı. Eshab-ı Kiram'ın rivayetlerini toplayan eser sahipleri, bu hadiseyi onun faziletini, Allah ve Resulüne bağlılığını göstermek için yazmışlardır. Yukarıdaki hadis-i şerif, Allahü Teâlânın ve Resulünün onu bağışladığını, dünya ve ahirette affedildiğini göstermektedir.
Peygamber Efendimizin ahirete teşriflerinden sonra, Hazreti Ebu Bekr zamanında Hatib, tekrar Mısır'a elçi olarak gönderildi. Ebu Bekr'in hilafetinden sonra Hazreti Ömer devrinde de bu vazifesini çok iyi bir surette yapan Hatib, Mukavkıs ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Mısır'ı feth eden Amr bin As zamanına kadar yürürlükte kaldı.
Hatib bin Ebu Beltea, Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Cenazesini Hazreti Osman kıldırmış ve Bakî kabristanına defnedilmiştir.