Peygamberimizin şairi olarak tanınan Sahabi. Ensar'dandır. Künyesi, Ebü'l-Velid'dir. Ebu Abdurrahman ve Ebu Hüsam da denilmiştir. Lakabı, Şairu Resulullah'tır. Soyu, Benî Neccar kabilesinden Hazrec kabilesine, bunlardan da Kahtan kabilesine ulaşır ki, aslı Yemen'den gelmektedir. Annesi Fürey'a binti Hâlid de Hazrec kabilesindendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Kendisinden nakledildiğine göre, Peygamberimizden 7 veya 8 sene önce doğmuştur. 60 (m. 680) senesinde 120 yaşında Medine-i Münevvere'de vefat etti.
Hassan bin Sabit, Müslüman olmadan önce de meşhur şairlerden olup, Şam ve civarında hüküm sürmekte olan Gassanî hükümdarlarının sarayına giderdi. Şiirleri ile bu devletin ileri gelenlerini methederdi. Onların verdiği bahşişlerle hayatını sürdürürdü. Ayrıca Medine'de Evs ve Hazrec arasındaki kavgaya da şiirleri ile katılırdı.
Peygamberimizin geleceğini daha önceden Yahudi âlimlerinden işitmişti. Kendisi şöyle anlatmıştır: “Ben 7-8 yaşlarında aklı eren bir çocuktum. Bir defasında meşhur Yahudi âlimlerinden biri Medine'de yüksek bir yere çıkıp, ey Yahudiler diye bağırarak Yahudilerin toplanmasını istedi. Yahudiler toplanınca; “Ne var? Ne diyorsun?” dediler. Yahudi âlim toplananlara; “Bu gece Ahmed'in, ahir zaman peygamberinin yıldızı doğdu.” diye bağırarak haber vermişti.”
Hassan bin Sabit, bir defasında Gassan hükümdarının huzurunda “Lâmiye kasidesini” okumuş ve hükümdar bu kasideyi çok beğenmişti. Orada meşhur şairlerden Nâbiga da vardı. O da bir şiir okumuş fakat hükümdar Hassan'ın şiirini daha çok beğenmiş ve Hassan'a çeşitli hediyeler ve paralar vermiştir. Hassan bin Sabit, Hire'deki Lahmî hükümdarlarından Numan bin Münzir'in sarayında da bulunmuş ve şiir söylemiştir.
Hassan, Mekke'de Ukaz panayırında düzenlenen şiir yarışmalarına katılırdı. Nâbiga'nın hakemliğinde yapılan bir yarışmada A'şa ve kadın şair Hansa'dan sonra üçüncü ilan edilmesi üzerine, Nâbiga'ya itiraz ederek; “Sendende, babandan ve dedenden de daha iyi şairim.” demişti.
Muhammed Aleyhisselam peygamberliğini açıklayıp, İslam dinine davete başlaması ile Hazrec kabilesi de İslamiyetle şereflenmişti. Bu sırada Medine'ye gelmiş bulunan Hassan bin Sabit de Müslüman olmuştu. Müslüman olduğunda 60 yaşında bulunuyordu. Hassan bin Sabit Müslüman olduktan sonra Peygamberimizin yanından ayrılmadı. Peygamber efendimizi metheden çok şiir söyleyip Bedr Savaşı'nda Medine'de kalmakla vazifelendirilmişti. Yaşlı ve bedenen çok zayıf olduğu için bizzat savaşa katılamadı. Bu sırada Müslümanları metheden ve cihada teşvik eden şiirler yazdı. Müşriklerin şairleri tarafından Müslümanlara karşı yazılan şiirlere cevap verip, onları hicvetti. Bu şiirleri pek meşhur olup, o zaman Arabistan'da yaşayan kabileler arasında pek tesirli olmuştur.
Hassan bin Sabit, Bedr Gazası'na bizzat katılamadığı için, cihat sevabına ve verilen müjdelere kavuşamadın diyenler olmuştu. O da buna çok üzülmüştü. Fakat Peygamber Efendimiz, onun İslam düşmanlarına karşı yazdığı şiirlerle cihat ettiğini ve düşmanlara karşı yazdığı şiirlerin her bir kelimesine verilen sevap, başkalarının gazada kazandığı sevaptan daha çok olduğunu, bildirmiş; “Hassan'ın beyitleri düşmana ok darbesinden daha tesirlidir.” buyurmuştur.
Hassan bin Sabit şiirleri ile Resulullah'ı, İslamiyet'i ve Eshab-ı Kiram'ı över, medheder ve İslam kahramanlarını cihada teşvik edici beyitler söylerdi. Ayrıca Kureyş kafirlerinin ve diğer müşriklerin yüz karalarını ortaya koyucu şiirler okurdu. Peygamberimiz Mescid-i Nebevi'de Hassan bin Sabit'e mahsus bir minber yaptırmışlardı. Hassan bin Sabit buna çıkıp Eshab-ı Kiram huzurunda İslamiyet'i metheden şiirleri okurdu. Peygamberimiz, Ona, hiciv şiirleri yazarken Hazreti Ebu Bekr'e danışmasını, ondan bilgi almasını emretmiştir. Hazreti Ebu Bekr'den bilgi aldıktan sonra hiciv şiirleri yazardı.
Bir defasında kafirlerin yüz karalarını ortaya koyan bir şiirini okuduktan sonra Peygamberimiz; “Ey Hassan, müşriklerin, kafirlerin yüz karalarını ortaya koy! Cebrail seninledir. Eshabım silahla harp ettikleri gibi sen de dil ile harp et.” buyurdular. Hassan bin Sabit böylece cihadın en kıymetlilerinden olan söz ile ve yazı ile cihat etmek şerefine ilk kavuşanlardan oldu.
Cahiliyet devrinde ve Asr-ı se'adet'te Arabistan yarımadasında şiir ve edebiyatın pek büyük kıymeti, tesirleri ve rolü vardı. Araplar buna pek kıymet verir, övünürlerdi. Yarışmalar tertip eder, birincilik kazanan şairlerin şiirlerini Kâbe'nin duvarlarında herkesin görebileceği şekilde asarlardı. Hassan bin Sabit hazretleri her iki dönemde de bu sahanın önde gelen simalarından biriydi. Resulullah'ı, Eshab-ı Kiram'ı ve İslamiyet'i anlatması, kafirleri ve bunların yüz karalarını dile getirmesi çok tesirli idi. Hassan bin Sabit hazretleri, Resulullah'ın ayrıca akrabası da oldu. Mariye hazretlerinin kız kardeşi Sirin ile evlendi.
Bedr Savaşı'ndan sonra, Kâ'b bin Eşref adında Yahudi bir şair Bedr'de ölen Mekkeli müşrikler için bir şiir söylemişti. Çevrede tesir uyandıran bu şiire karşı Peygamberimiz Hassan bin Sabit'e bir şiir yazmasını emretmişti. Hassan bin Sabit de o Yahudi şaire karşı bir şiir yazdı. Bu şiiri o derece tesirli oldu ki, Mekkeli müşriklerden hiçbiri o Yahudi şairi evinde misafir etme cesareti gösteremedi.
Hicretin dokuzuncu senesinde Benî Temim kabilesinden bir heyet, esirlerini almak için Medine'ye gelmişti. Yanlarında en meşhur hatiplerini ve şairlerini de getirmişlerdi. Önce getirdikleri Utarid konuşup, kabilesini övdü. Buna karşı Peygamberimiz Eshab-ı Kiram'dan, Sabit bin Kays'a; “Kalk bunun konuşmasına karşılık ver.” buyurdu. Sabit bin Kays ayağa kalkıp, Allahü Teâlânın büyüklüğüne ve Peygamberimizin methine dair bir konuşma yaptı. Onun bu hitabı gelen heyeti fevkalade tesir altında bıraktı. Sonra da gelen heyetin şairleri şiir okumaya başladı. Şairlerinden biri bir kaside okuyup, bitirince Peygamberimiz, Hassan bin Sabit'e; “Kalk! Ya Hassan bunun şiirine karşılık ver!” buyurdu. Böyle bir vazife üzerine sevinerek, aşk ve şevk içinde ayağa kalktı. Temim kabilesinin şairinin söylediği şiire karşılık, aynı vezin ve kafiyede uzun ve pek mükemmel bir şiir okudu. Bu şiirinde İslamiyet'in üstünlüğünü gayet açık bir ifade ile dile getirdi. Bunu dinleyen Temim heyeti ve bilhassa hatip ve şairleri hayret içinde kaldı. İlerigelenlerinden Akra bin Habis kendini tutamayıp, şöyle dedi: “Allah'a yemin ederim ki, bu zata (Muhammed Aleyhisselam'a), her zaman bizim bilemediğimiz bir yardım gelmektedir. O, muhakkak muvaffak olacaktır. Her şeyde, herkese üstün gelecektir. O'nun hatibi ve şairi, bizim hatibimizden ve şairimizden üstündür. Sesleri de seslerimizden daha canlı ve gürdür.” dedi. Akra bin Hâbis bu sözleri söyledikten sonra Peygamberimizin yanına yaklaştı ve Kelime-i şehadetisöyleyerek Müslüman oldu. O Müslüman olunca bu heyette bulunanların hepsi Müslüman oldu. Bunun üzerine Peygamberimiz hepsine birer hediye verdi. Onlardan alınmış olan bütün esirleri de serbest bıraktı.
Hassan bin Sabit, Peygamber Efendimizin vefatında çok üzülüp, bu üzüntülerini bildiren uzun mersiyeler yazmıştır. Hazreti Ömer'in halifeliği sırasında gözleri görmez oldu. Daha sonra Hazreti Muaviye'nin halifeliği sırasında vefat etti. Peygamberimiz; “Muhakkak ki, Allahü Teâlâ Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassan'ı ruhü'l-kudüs (Cebrail Aleyhisselam) ile takviye etmektedir.” buyurmuştur.
Hassan bin Sabit, Peygamber Efendimizden bizzat işiterek hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bera bin Âzib, Sa'id bin Müseyyeb, Ebu Seleme bin Abdurrahman, Ebü'l-Hasan (Nevfel'in azatlık kölesi), Abdurrahman bin Hassan, Harice bin Zeyd bin Sabit, Yahya bin Abdurrahman gibi hadis âlimleri Hassan bin Sabit'ten hadis rivayetinde bulunmuştur. Hassan bin Sabit'in rivayet ettiği hadis-i şerifler, meşhur hadis kitaplarından Sahih-i Buharî'de, Sahih-i Müslim'de, Sünen-i Ebu Davud'da, Sünen-i Nesaî'de ve Sünen-i İbn-i Mace'de yer almaktadır.
Hassan bin Sabit buyurdu ki:
“Kötü bir söz işittiğin zaman göz yum, af ile karşıla, onu dinlememiş gibi ol.”
“Kalplerinde buğz ve husumet taşıyan insanların içi, altında ateş yanarak kaynayan tencereler gibi devamlı kaynar. Buğz ve düşmanlık sebebiyle içlerinden ateş saçılır.”
Hassan bin Sabit'in şiirlerini ihtiva eden Divan'ı, Beyrut'ta basılmıştır. Bir şiirinde Resulullah'ın methi hususunda diyor ki:
“Sizden iyisini gözlerim görmedi asla. Sizden güzelini doğurmadı hiçbir ana. Her ayıp ve kusurdan pak yaratıldınız. Sanki dilediğiniz gibi yaratıldınız.”