HAYVE BİN ŞÜREYH

Hayve bin Şüreyh bin Safvan bin Malik et-Tücibî Mısır'da yetişen meşhur fıkıh âlimlerinden.
A- A+

Mısır'da yetişen meşhur fıkıh âlimlerinden. Adı, Hayve bin Şüreyh bin Safvan bin Malik et-Tücibî; künyesi, Ebu Zür'a'dır. Arap asıllı olup Kinde kabilesinin Kahire'de yerleşmiş Benî Tücib'e mensuptur. Mısır'da yetişen âlimlerin en büyüklerindendir. Bunun için kendisine “Şeyhu'd-diyari'l-Mısrin” de denmiştir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 158 (m. 775) tarihinde Ebu Ca'fer'in halifeliği sırasında Mısır'da vefat etmiştir.

Birçok âlimden ilim alarak onlardan rivayetlerde bulunmuştur. Onun hadis ve fıkıh ilmindeki rivayetlerinin sika (güvenilir, sağlam) olduğunu pek çok âlim haber vermektedir. O, Rebia bin Yezid, Ukbe bin Müslim, Yezid bin Ebu Hubeyb, Ebu Yunus Selim bin Cübeyr ve onların rivayet zincirine bağlı olan âlimlerden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Abdullah bin Mübarek, Leys bin Sa'd, Abdullah bin Vehb ve daha pek çok âlim hadis-i şerif rivayet etmiştir. Ondan en son rivayette bulunan kimse, Hani bin Mütevekkil'dir.

Onun hadis ve fıkıh ilmindeki yüksekliğini ve bu ilimlerde büyük bir yeri olduğunu, başta İmam-ı Abdullah bin Hanbel olmak üzere birçok âlim bildirmiş aynı zamanda onun ilimden naklettiklerinin hepsinin sika (sağlam) olduğunu haber vermişlerdir. Hadis âlimlerinden Yahya bin Main de onun ilimde sika bir ravi olduğunu söylemiştir. Ebu Hatim'in oğlu diyor ki: “Babama, Hayve, Yahya bin Eyyub ve Sa'id bin Ebu Eyyub sorulduğunda, Hayve bin Şüreyh'in yaşadığı memleketi olan Mısır'da rivayeti bakımından sika olarak bilindiğini, ilmi en çok olan ve en çok güvenilen bir âlim olduğunu ve kendisini Mufaddal bin Fedale'den daha çok sevdiğini söyledi.”

Hayve bin Şüreyh tevazu sahibi, alçak gönüllü ve çok cömert bir zat idi. Eline geçen malın hepsini fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Abdullah bin Vehb diyor ki: “Yaptıklarını, ibadetlerini Hayve'den daha çok gizleyen kimseyi görmedim. Duasının kabul edildiğini herkes biliyordu. Biz onun yanına gidip, ilim öğrenirdik. Devamlı mescitte bulunur, bir direğin arkasında namaz kılardı.” Abdullah bin Mübarek de; “Bana anlatılan herkesi, söylediklerinden daha aşağıda görürdüm. Fakat Hayve bin Şüreyh'i, her bakımdan anlattıklarından daha yüksek buldum.” derdi.

İbn-i Vaddah şöyle anlatıyor: “Bir gün fakir bir adam, Kâbe'yi tavaf ediyor ve; “Ya Rabbî, borcum çoktur. Onu ödemeyi bana nasip et!” diye dua ediyordu. Rüyasında kendisine; “Eğer borcunu ödemek istiyorsan, Mısır'da bulunan Hayve bin Şüreyh'in yanına git. Sana dua etsin!” dendi. O da, Cuma günü ikindiden sonra İskenderiye'ye geldi ve Hayve bin Şüreyh'in yanına varıp oturdu. Daha o sırada etrafının altınlarla dolduğunu gördü. Hayve hazretleri ona; “Allah'tan kork! Borcuna yetecek kadarından fazlasını alma!” dedi. O da, 300 dinar (altın) aldı.” İbn-i Hibban da; Kitabü's-Sika adındaki eserinde şöyle yazıyor: “Hayve bin Şüreyh duası hemen kabul olan bir zattı. O dua ettiği zaman, elindeki çakıl taşları altın oluverirdi.”

Hayve bin Şüreyh, Allah'tan çok korkar, bu korkusu sebebiyle çok gözyaşı dökerdi. Ahmed bin Sehl diyor ki: “Hayve, çok ağlayanlardandı. Sıkıntı içinde ve fakir olarak yaşamaktan şikayet etmezdi. Bir gün kendisinin dua ettiği bir sırada yanına gelip oturdum ve ona; “Keşke haline genişlik vermesi ve seni sıkıntıdan kurtarması için Allah'a dua etseydin.” dedim. Sağa sola bakındı, kimseyi göremedi. Bir çakıl taşını alıp, onu bana attı. Bir de baktım ki, o bir altın külçesi olmuştu. Ondan daha güzelini görmemiştim. Bunun üzerine bana; “Ahirette yaramayan dünyalıklarda hiçbir hayır yoktur.” deyip sonra da; “Allah, kuluna uygun olanı en iyi bilendir.” buyurdu. Bende ona altın olan taşı göstererek; “Şimdi bunu ne yapayım?” diye sordum. O da, “Onu kendi ihtiyaçlarına harca!” dedi. Artık ona başka bir cevap vermekten korktum.”

Hayve hazretlerinin eline, her sene ihsan olarak birçok dinar (altın) geçerdi. O da daha evine gelmeden onların hepsini fakirlere sadaka olarak dağıtır; sonra evine geldiğinde onların hepsini yatağının altında bulurdu. Bir gün amcasının oğlu, bunun durumunu öğrendi. O da eline geçen dinarların hepsini fakirlere dağıttı. Fakat evine gelip yatağının altına baktığında, hiçbir şey bulamadı. Sonra Hayve bin Şüreyh'e bu durumu arz edince, o da ona; “Ben Allah rızası için veriyordum. Sen ise tecrübe için vermişsin!” dedi. Nasihatleri çoktu. Devlet adamlarına da zaman zaman nasihat verirdi. Bir keresinde, valilerden birine buyurdu ki: “Memleketimizi silahsız bırakmayınız. Etrafınızdaki Kıptîlerin, Rumların, Berberîlerin ve Habeşlilerin ne zaman ahitlerini bozacaklarını, sahamızı ne zaman ihlal edeceklerini, ne zaman ayaklanacaklarını veya saldıracaklarını bilemiyoruz.”

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları: “Ümmetimden yetmiş bin kişi (hesapsız) Cennet'e girecek, onlardan bir zümre ay suretinde olacaktır.” Bir gün Abdurrahman bin Ebu Bekr, Hazreti Aişe'nin yanına girdi ve abdest aldı. Hazreti Aişe; “Ya Abdurrahman! Abdesti şartlarına uygun olarak al, çünkü Resulullah'tan işittim. Buyurdu ki: “Vay ateşten (yanacak) ökçelerin (yani abdest alırken ökçelerini yıkamayanların) haline.” dedi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları