HAYYAT

Muhammed bin Ahmed bin Ali bin Abdürrezzak Kıraat ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi.
A- A+

Kıraat ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi, Ebu Mansur olup; ismi, Muhammed bin Ahmed bin Ali bin Abdürrezzak'tır. Aslen Şirazlı olup, Bağdat'ta yerleştiği için Bağdadî nisbet edildi. Bakır işleriyle uğraştığı için Saffar, kıraat âlimi olduğu için Mukrî denildi. Hayyat lakabı verildi. 401 (m. 1011) yılında doğdu. 499 (m. 1105) yılında Bağdat'ta vefat edip, Bab-ı Harb'de Şeyh Ebü'l-Vefa bin Kavvas'ın yanına defnedildi. Talebeleri, mezarı başında yüzlerce defa Kur'an-ı Kerim'i hatmettiler.

Küçük yaşta Kur'an-ı Kerim okumaya başlayan Ebu Mansur Hayyat, kıraat ilmini; Ebu Nasr Ahmed bin Abdülvehhab bin Mesrur ve akranından öğrendi. Ebü't-Tayyib Taberî, Ebü'l-Kasım bin Büşran, Ebu Mansur bin Sevvak, Ebu Tahir Abdülgaffar bin Muhammed, Hüseyin bin Muhammed Hallal, Ebü'l-Hasan Ali bin Ömer Kazvinî ve daha birçok âlimden hadis ilmi tahsil etti. Fıkıh ilmini ise; Velid es-Sa'id ve Kadı Ebu Ya'lâ'dan öğrendi. 

Fıkıh ve kıraat ilminde çok yükseldi. Bağdat'ta hilafet sarayı yakınındaki İbn-i Cerde Camii'nde imamlık yapardı. Pek çok kimseye kıraat ilmine göre Kur'an-ı Kerim öğretti. Ömrünü, yalnız Kur'an-ı Kerim okuyup öğretmeye hasretti. Altı senede, yetmiş bin kişiye Kur'an-ı Kerim öğrettiğini İbn-i Neccar bildirmektedir. İmamlık yaptığı İbn-i Cerde Mescidi'nde devamlı itikâf (zaruret harici dışarı çıkmayıp, ibadet maksadıyla bir cami veya odada bulunmak) hâlinde olup, huzuruna gelenlere kıraat öğretirdi. Dünyaya ehemmiyet vermez, aza kanaat eder, eline geçeni fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Yalnız Allahü tealanın rızasını kazanmak için çalışırdı.

Başta kızının oğlu Ebu Muhammed Abdullah bin Ali Mukrî olmak üzere; kardeşi Ebu Abdullah Hüseyin, Abdülvehhab bin Enmatî, İbn-i Nasır, Silefî, Hafız Ebü'l-Fadl Muhammed bin Nasr, Sa'dullah bin Düccacî, Musul'un hatibi diye meşhur Ebü'l-Fadl ve daha birçok âlim ondan ilim öğrendi. Bu talebeleri, hocalarından öğrendikleri ilmi, bütün İslam dünyasına yaydılar. Her biri, binlerce kimseye kıraat ve fıkıh bilgileri öğretti.

Talebelerinden Hafız Ebü'l-Fadl Muhammed bin Nasr anlatır: “Nizamiye Medresesi'ndeki fıkıh âlimlerinin sohbetlerine devam ederdim. Onlar çok zaman; “Ebu Mansur Hayyat, Kur'an-ı Kerim'in kıraatini iyi bilir, manasını anlar, harfleri söyleyişinden ve sesinden, Kur'an-ı Kerim'den ne kadar çok lezzet aldığı anlaşılmaktadır.” derlerdi. Onların böyle söylemeleri kalbimde Ebu Mansur hazretlerine karşı muhabbete sebep oldu. Öyle oldu ki, gidip ondan ders alarak, onun yoluna tâbi olmayı arzular oldum. Her namazdan sonra; “Ya Rabbî! Sana hangi yoldan yaklaşabileceğimi, hangi âlime tâbi olmamın uygun olduğunu bana göster.” diye Allahü tealaya yalvarır oldum. Bir hayli zaman bu hâl üzere devam ettim. 494 (m. 1101) senesi Recep ayının ilk gecesi bir rüya gördüm. Rüyamda, Ebu Mansur Hayyat hazretlerinin mescidine doğru gidiyordum. Mescidin bahçe kapısında bir hayli insan toplanmıştı. Onlara ne için toplandıklarını sordum. Resulullah'ın Hayyat hazretlerinin mescidini şereflendirdikleri ve beraberce içeride olduklarını söylediler. Hayyat hazretlerinin camisinin bahçesinde bulunan odasına doğru yöneldim. Odada Hayyat hazretleri ile, o zamana kadar hiç görmediğim bir kimse oturuyordu. Üzerinde beyazdan da beyaz bir elbise vardı. Dikkat ettim, Resulullah'ın kitaplarda bildirilen bütün vasıfları, o nuranî yüzlü kimsede vardı. Yanlarına yaklaşıp selam verdim. Selamımı aldılar. Yanlarına oturdum. Daha ben hiçbir şey söylemeden Hayyat hazretleri, Resulullah'a benim hâlimi arz etti. Her zaman hangi âlime uymamın münasip olacağını bildirmesi için Allahü tealaya yalvardığımı söyledi. Resulullah da bana dönüp; “Sana tavsiyem, bu zatın mensup olduğu mezheptir. Sana tavsiyem, bu zatın mensup olduğu mezheptir. Sana tavsiyem, bu zatın mensup olduğu mezheptir.” buyurdu ve sağ eliyle de Hayyat'ı işaret etti. Hayretle uyandım. Büyük âlim Ebu Hakim Habrî'nin kızı olan annem Rabia'ya anlattım. Sabah namazında Hayyat hazretlerinin mescidine gittim. Sabah namazını onun arkasında kıldım. Namazdan sonra gördüğüm rüyayı kendisine arz ettim. Gözlerinden yaşlar akarak dinledi. Bana; “Evladım! Şafiî hazretlerinin mezhebi güzeldir. Sen füruda yine Şafiî mezhebi üzere ol. Usul ve hadiste de Ahmed bin Hanbel hazretlerine tâbi ol!” buyurdu. Ben de; “Efendim! Allahü teala, melekleri ve siz şahit olun ki, ben bundan sonra usulde de füruda da İmam-ı Ahmed bin Hanbel hazretlerinin mezhebi üzereyim.” dedim. Hayyat hazretleri alnımdan öpüp; “Allahü teala seni muvaffak etsin.” buyurdu. Ben de elini öptüm. Bu hâlden sonra yakînim fazlalaştı. Allahü tealanın bana verdiği bu ihsanının şükrünü yapmaktan âcizim. Allahü tealadan arzu ve isteğim, son nefesimi İslam ve Sünnet üzere vermektir.”

Talebelerinden Silefî anlatır: “Hocam Ebu Mansur Hayyat'ın cenazesinde bulundum. Namazını kılan cemaat çok kalabalıktı. O zamana kadar öyle bir kalabalık toplandığını görmemiştim. İnsanlar bereketlenmek için onun cenaze namazını kılmak istiyorlardı. İlk önce Kasr Camii'ne götürüldü. Orada namazı kılındıktan sonra, izdihamdan namaz kılamayanlar, Mansur Camii'nde ikinci defa namazını kıldılar. Cenazedeki bu kalabalığı, bir İslam âlimine bu derece iltifat edilip kıymet verilmesini, Müslümanların hüzünlü ve coşkun hareketlerini, kenardan seyreden bir Yahudinin kalbi yumuşadı. Allahü teala, bu mübarek zatın hürmetine o Yahudiye hidayet verdi. Kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Çarşamba günü vefat etti, Perşembe günü güçlükle defnedilebildi.”

Hüseyin bin Hüsrev Belhî anlatır: “Vefatından sonra Ebu Mansur Hayyat'ı rüyamda gördüm. “Allahü teala sana nasıl muamele etti?” dedim. “Allahü teala beni, çocuklara Fatiha suresini öğrettiğim için affetti.” buyurdu.

Sözleri ve kerametleri dilden dile, sevgisi gönülden gönüle aktarılan Ebu Mansur Hayyat hazretleri pek çok kitap yazdı. Kitapları ellerden düşmedi. Kıraat ilmine dair yazdığı Mühezzeb fi'l-kıraati aşer adlı eseri meşhurdur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları