HIZIR ÇELEBİ, Hızır Bey

Hızır Çelebi bin Celaleddin Arif Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden
A- A+

Osmanlı âlimlerinin büyüklerinden. İstanbul'un ilk kadı ve belediye reisi. İsmi, Hızır Çelebi bin Celaleddin Arif olup Sivrihisarlıdır. Annesinin meşhur Nasreddin Hoca'nın torunu olduğu rivayet edilir. Babası Celaleddin Arif Çelebi, bir sipahi ailesine mensup olup, Sivrihisar kadısı idi. Sivrihisar, bugünkü Eskişehir'in ilçesi olabileceği gibi, Akşehir yakınlarında o devirde büyükçe bir kasaba olan bugünkü Sivrihisar köyü de olabilir. Çelebi ünvanının Mevlana Celaleddin Rumî soyundan olduğu için verildiği söylenir. 810 (m. 1407) senesi Rebiülevvel ayının birinde doğdu. 863 (m. 1459) senesinde İstanbul'da vefat etti. Vefa'da bugünkü İMÇ Bloklarının bulunduğu yerde Voynuk Şüca mescidinin haziresine defnedildi. Voynuk Şüca Camii 1958'de yıkılmıştır.

Küçük yaşta babasından ilim tahsil etti. Daha sonra Molla Yegan'a talebe olup, aklî ve naklî ilimleri tamamladı ve kızıyla evlenip damadı oldu. İbnü'l-Cezerî'den kıraat ilmini öğrendi. Hızır Bey, zekasının kuvveti ve çalışmasının çokluğu sebebiyle, birçok dinî ve fennî ilimlerde derin âlim oldu. Memleketi olan Sivrihisar'da kadılık ve müderrislik yaptı. Esas şöhreti Fatih Sultan Mehmed ile tanışmasından sonradır.

Fatih'in, Hızır Bey hakkındaki muhabbet ve teveccühü günden güne arttı. Kendisine hil'at giydirip, Bursa'da Çelebi Sultan Mehmed (Sultaniye) medresesine müderris tayin edildi. Burada çok talebe yetiştirdi. İçlerinden Hocazade Muslihuddin, Hayalî Ahmed Efendi, Muslihuddin Kastalanî (Kestelî). Alaeddin Arabî, Hatibzade ve Muarrifzade çok meşhur oldu. Daha sonra Edirne'deki Üç Şerefeli Cami Medresesi'nde müderrislik yaptı. 848 (m. 1444) tarihinde İnegöl ve 855 (m. 1451) tarihinde Yanbolu kadılığı yaptı.

İstanbul fethedilince, Fatih Sultan Mehmed tarafından şehrin ilk kadılığına ve dolayısıyla belediye reisliğine getirildi. Ayrıca Padişah, bugünkü Kadıköy'de kendisine arpalık arazi verdi. Bu sebeple burası Kadıköy diye anılmaya başladı. Vefatına kadar altı sene bu mühim makamda kaldı. Adalet ve hakkaniyete riayeti ile meşhur oldu. Adaletine dair çok menkıbeler anlatılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed ile Hıristiyan bir mimar arasında geçtiği rivayet edilen ve Sultan Fatih'i gaddar olarak tasvir eden meşhur menkıbe, aslında eski İran mitolojisine ait bir efsane olup, sahih kaynaklarda hiç zikredilmemektedir.

Daha çok hizmetlere vesile olması umulurken 863 senesi Rebiülevvel ayında (Ocak 1459) genç denilecek bir yaşta vefat etti. Kabri Zeyrek'te Şeyh Vefa yakınında ismini taşıyan ve cami yaptırdığı mahalledeki bir tekkenin haziresinde şair Necati Bey'in yanında idi. Burası bugün Unkapanı'na inerken İMÇ bloklarının önünde hâlâ mevcuttur.

Bursa müftisi Ahmed Paşa, Tazarruname şairi Sinan Paşa ve Bursa kadısı Ya'kub Paşa, Hızır Bey'in oğullarıdır. Üçü de; zekaları, ilim ve irfanları ile temayüz etmiş üstün kimselerdir. Sultan (Hacı Kadın) ve Fahrünnisa adında iki kızı vardı. Bunlardan birincisi İstanbul'da Hacı Kadın mescidini yaptırdı.

Hızır Bey, devrinin en büyük âlimlerinden; Anadolu ve Türk âlimlerinin medar-ı iftiharlarındandır. Hızır Bey, derin meselelere dair vukufu ile Molla Fenarî'nin hemen ardından gelmektedir. Bu hususta bir eşi yoktur. Ayrıca idarî pozisyonu itibariyle de Osmanlı tarihinin en popüler şahsiyetlerindendir. Hiç Arap memleketinde yaşamamasına rağmen Arapça'ya hakkıyla vukufu hayrete şayandır. Kelamda en önde gelen âlimlerden olup Fahrü'r-Razî ekolüne mensuptu.

Eserleri:

Genç yaşta vefatı sebebiyle eserleri fazla değildir. Ancak kaleme aldıkları ilminin yüksekliğini göstermeye kafidir.

1- Kaside-i Nuniyye: Akaide dair meşhur manzum bir eser olup kelamda ilminin derecesinin şahididir. Cevahirü'l-Akaid diye de tanınan 105 beyitten mürekkep bu eser İmam-ı Matüridî'ye göre Ehl-i sünnet itikadını çok güzel anlatmaktadır. Kaside-i Nuniyye, talebesi Molla Hayalî ve diğer âlimler tarafından şerh olundu. 1297'de Basılmıştır. Çeşitli tercüme ve şerhleri vardır.

2- Icaletü leyle ev leyleteyn: Bir-iki gecede yazdığı anlaşılan Arapça bir kasidesidir. Bunu müstakil bir eser, yahut Kaside-i Nuniyye'nin devamı veya İthafname'si olarak görenler bulunmaktadır. Zade fiilinin Kur'an-ı Kerim'deki kullanılışına dair padişahın sorduğu bir sual üzerine yazılmış, çok ince edebî sanata sahip bir eserdir.

3- Tefsir-i Yasin-i Şerif: Yasin suresinin Türkçe tefsiridir. Neşredilmiştir. Rivayet ve dirayet metodlarını birleştirmiştir. Yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi İbrahim Efendi Kısmı No: 140'da bulunmaktadır.

4- Terceme-i Külliyat-ı Hace Ubeydullah: Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin vaaz ve nasihatlerini havi risalelerin Türkçe tercemesidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Bağdatlı Vehbi Kısmı No: 2047/3'te bulunmaktadır.

5- Terceme-i Metali'u'l-Envar: Urmevî'nin mantığa dair Metalî adlı eserinin Farsça tercümesidir. Bu tercümeyi Sultan Fatih'in arzusu üzerine yapmış; bazı ilavelerde de bulunmuştur. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı No: 2488'de kayıtlıdır.

Hızır Çelebi'nin Bursa'da müderrislik yaptığı Sultaniye Medresesi.

6- Tuhfe-i Sultan Murad Han: Hazreti Davud'a ait bazı enteresan menkıbelere dair Farsça bir risaledir. Sultan Fatih'in babası Sultan Murad'a ithaf edilmiştir. Bir nüshası Bayezid Devlet Kütüphanesi No: 5577'de kayıtlıdır.

7- Kaside-i Taiyye: Yedi beyitten mürekkep bir müstezaddır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Kısmı No: 5427'de kayıtlıdır. Ayrıca Haşiye ala Tecridi'l-Akaid ve Şerhu İsaguci fi'l-Mantık adında iki eser de kendisine nisbet edilmektedir.

Hızır Bey'in güzel ahlakı, zühd ve takvası da, ilmi gibi yüksekti. Latifeci, açık görüşlü ve ince ruhlu idi. Arab, Fars ve Türk edebiyatında da geniş bilgi sahibi olup, şairliği de vardı. Her üç dilde de kıymetli şiirler yazdı. Şiirlerin son beyitiyle mühim hadiselere tarih düşürme geleneğini Hızır Bey başlatmıştır. İstanbul'un fethi için düşürdüğü tarih çok meşhurdur:

Feth-i İstanbul'a nusret bulmadılar evvelun;

Feth edib Sultan Muhammed kıldı tarih ahırun (857=1453)

Şu beyit de onundur:

Vermiş saba benefşeye peygam-ı zülf-i yar,

Ol lezzetin hevası dimagındadır dahi.

Hızır Çelebinin ilk önce defnedildiği İstanbul Vefa'daki Voynuk Şüca Camii (sağda) ve Hızır Çelebi'nin kabrinin 1940 yılındaki hali (solda).

Çok sevdiği mübarek bir zata hitaben yazdığı bir beytinde; “Ey benim ruhumun dostu, senin cisminin (vücudunun) gölgesi, vefatımdan sonra kabir toprağına bir düşse; kabirdeki kemiklerim, zerrelerim selamına cevap verirdi.” demektedir. Farisi bir beytinde ise; “Aşk yetmiş iki millet dışında kalan bir hâldir. Aşıklara kalabalık hâli tatlı olmayıp, onlar yalnızlığı isterler.” demektedir.

KASİDE-İ NUNİYYE TERCEME VE İZAHI

Sena-u hamd-u minnet Hakk'a her an,

O'dur Sultan Âli-l-Vasfı veş şan.

Yetişmez künhüne efham-ı mahluk,

Erişmez hükmüne asar-ı butlan.

Hamd=güzel övgüler, batıl olmanın eserinden hüküm ve hikmeti münezzeh, şanı ve sıfatları âli Allah'a mahsustur.

Salat olsun Nebimiz Mustafa'ya,

Odur mübdi'-i nur-i şer'i Yezan.

Allah'tan rahmet ve bereketler, şeriatini izhar eden Adnan neslinden Mustafa=seçilen=seçkin Nebîmiz'in üzerinde olsun.

Dahi ashab-u al-u tabiine,

Bulutlar nitekim bezi ede baran.

Böylece rahmetler, bulutlar mer'alarda sahralarda cömerdlik yaptığı müddetçe, âlinin, ashabının ve sonra kendilerine tabi' olanların üzerinde olsun.

Budur abd-i fakirin i'tikadı,

Kabul eder her ehli iman.

Zihnimde tutmuş olduğum hükümler Allah'a karşı günah işleyen kulunun akidesidir. Onu, imanla vasıflanan her Müslümana tavsiye etmektedir.

Zahire eyleyub ruz-i cezaya,

Umar Hakk'dan anınla ecr u ihsan.

O zihni akidelerimi, ihsan ve adalet sahibinin yanına emanet bırakmış olduğum halde hakkında şüphe olmayan güne zahire= azık saymaktayım.

Vucud-i Sani'-u Bani Kadime,

Delillerdir havadis cümle erkan.

İlahımız=azabından korktuğumuz nimetini sevdiğimiz olan Ma'bud'umuz, Vacib=aklın yokluğunu kabul etmediği Hak Bir Varlık'tır. Eğer O olmasaydı, imkan vasfıyla kuşatılmış silsile ferdleri kesilmezdi. Böylece hadiseler=olaylar, asli unsurlar, ferden ve topluca, kadim, San'atçı, Yaratıcı'nın Vücudu üzerine şehadet etmektedirler.

Çu yok halk-ı halayık ihtilafı,

Bilindi bir durur bu hükme sultan.

Mahlukun muhalefetten hali olarak yaratılması- çünkü tevatür yoktur- ikinci bir halıkın=yaratıcının varlığına hüküm etmeyi engeller.

A'nın Zatı'na benzer nesne yok hiç,

Vucub ile değil bu hükm-i imkan.

O Mutlak Vücud'un Zat'ı yani Kendisi, imkanla vasıflanan şeyin benzeri değildir. Binaenaleyh Vücub ile imkan hükmü bir değildir.

Subutî Sıfatlar

Veli Semi'-u Basar İlm-u iradet,

Hayat, Kudret, Kelam-ı gayri elhan.

Sıfatlardır bular Zat ile kaim,

Kadimlerdir gerekdir böyle iman.

Çu etmez Hakk'dan anlar infikakı,

Hata görmez bu sözde ayn-ı yekzan.

O Mutlak vücud, Hayy=Diri'dir, İşiti'dir, Görücüdür, Bilici'dir, İradeli'dir, Kudret Sahibi'dir; telaffuz olmaksızın Kelam Sahibi'dir.

İfade eyledi nefy-i teselsül,

Ki vardır kudret zi sun'-u itkan.

Birbiri ardınca yahud topluca teselsülün nefyi, sanatı hatadan korunan sanat Sahibi'nin Kudreti'ni ifade etmektedir.

Zatî sıfatların delili

Delil eylediler ilmine anın,

Kemal-i sun'unu erbab-ı ikan.

Nitekim yakin erbabı, müessirin ilminin üzerine işinin hatadan ari olmasını delil kılar.

Erişmezse zamaniyyata ilmi,

Değil lazım gelir kevkit-i ezman.

Ve Onun bütün zamanları bilmesi, ilminin zamana bağlanmasını gerektirmez.

İradetle gelir her şey vücuda,

Değil lakin rızası üzre küfran.

O'nun iradesinden hiçbir şey haric değildir. Ancak Kendisi asla küfre razı olmaz.

Dahi emr-u taleb olmaz iradet,

Sıfatdır ol eder isbat-ı rüchan.

Allahü Teâlâ'nın iradesinin manası, emretmek, taleb etmek değildir, bilakis makduru=güç yetirilen şeyi, tercihe tahsis eden bir vasıftır.

Hızır Çelebi'nin Edirne'de müderrislik yaptığı Üç Şerefeli Camii.

Şu eşyada kim olmaya teracuh,

Revadır anda tercih etmek insan.

İki kase beraber su verilse,

Birin almak gibi ol demde atşan.

Seçilmesi menfi olan şeyin tercih edilmesi mümkündür. Mesela susuz bir kimsenin iki su kabından birisini seçmesi gibi.

Dahi tekvininin yokdur zamanı,

Veli mahluka vardır vaktile an.

Zatî sıfatların delili-2

Kelam aslında bir nefsi sıfattır,

Anın çün söylemez hırsla hayvan.

Konuşmamız, nefsi bir sıfattır. Binaenaleyh kendimize mahsus olan konuşmak=telaffuz vasfıyla, dilsizden ve konuşamayan hayvandan ayrılmaktayız.

Değildir mukteza Nefsiyle halkın,

Lügatin halkı İncil-u Furkan.

İncil ve Tevrat gibi lügatleri yaratması, Zatı'na mahsus kelamının mahluk olmasını ve o kelamın çokluğunu gerektirmez.

Hızır Çelebi'nin kabrinin bulunduğu hazirenin yukardan görünüşü.

Kelamın gayrıdır ilm-u İradet,

Anı tefrik eder yerinde vicdan.

Binaenaleyh vicdanla beraber olduğu zamanda, iradesinin farklı olmasından dolayı, kelam, bir şeyi bilmek yahud onu irade etmek demek değildir.

Değildir şer'i hak fer'i kelamın,

Yeter isbatına i'caz-ı Kur'an.

Kur'an'ın muciz olması kafi geldiği için şeriatin sübutu kelam sıfatının dalı değildir.

Ahirette Allah'ın görünmesi Haktır.

Görür gözlerle Mü'minler Hûda'yı,

Anı görmez olanlar bunda umyan.

(Küfür sebebiyle dünyada) Kör olanlara değil lakin ahirette Allah'ın gözle görülmesi Mü'minler için vaki'dir.

Dahi bilkim hüviyetdir görünen,

Veli cevherliğinden sanma ey can.

Dahi sanma araz olmak yönünden,

Ola ya sebk yönünden ana fukdan.

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zat-ı Şerifi Kendisi görülecektir.

Bilinmez bunda Hakk'ın kühn-i Zatı

Tereddüd ahiretde etti ihvan.

Hakk Teâlâ'nın Zatı'nın Hakikati, âlemimize nazaran idrak edilmemektedir. Lakin ahirette idrak edilip edilmemesi hususu tereddüdlüdür.

Cüz'i ihtiyariye=irade vardır

Huda'dır halkeden fi'l-i ibadı,

Değildir halk eden bir nesne insan.

Allah Azze ve Celle, kullarının fiillerinin ve zahirde insandan meydana gelmesi zannedilen şeylerin Yaratıcı'sıdır. İnsanı da, insanın kendi eliyle yapageldiği şeyleri de Allahü Teâlâ yaratır.

Fiildir her ne eylerse suduri,

Olubdur halık'ı anın da Yezdan.

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zat-ı Şerifi Kendisi görülecektir.

Hakikatde O'dur Hadi Mudil Ol,

Mecaz oldu rusul etti ya şeytan.

Hakikatte Allahü Teâlâ, doğruya iletici=maksada ulaştırıcı veyahud doğrudan saptırıcıdır; her ne kadar mecaz yolu üzere hidayet peygamberlere ve dalalet şeytanlara nisbet edilse bile.

Kamu hüsn-u kubh şer'idir amma,

Olunur ba'zısı aklile iz'an.

Şeyin güzel veya çirkinliği şer'idir, amma, biz deriz ki akıl vasıtasıyla da bilinebilir.

Kulun kisbidir elde ihtiyari,

Anınla etti derler tav'u isyan.

Kulun cüz'i ihtiyarı=iradesi vardır ve o kazançlarıdır. Binaenaleyh o kazanç sebebiyle “itaat etti“ diye vasıflanır.

Bilinmez akılla hükmi Huda'nın,

Var amma illet ba'zında kavlan.

Aslında Ma'bud'un hükmünde aklın müdahalesi yoktur. Bazılarda sebebinin bilinmesinin imkanlığı hususunda iki görüş vardır.

Hem olmaz olmayan vüs'atde teklif,

Veli acizdir anda akl-ı insan.

Kul gücünün fevkindekine mükellef değildir. Lakin mükellef olmaması hükmü, aciz akılla değil, şeriatle bilinmektedir.

Olaydı halkı islah Hakk'a vacib,

Olur muydu bu küfr-u fakr-u ahzan.

Hızır Çelebi'nin medfun olduğu hazirenin önden görünüşü.

Hızır Çelebi'nin medfun olduğu hazirenin kapısı (sağda) ve kabir kitabesi (solda).

Eğer kulu için en yararlıyı yaratması gerekli olsaydı, hiçbir kimseyi küfürle, fakirlikle, çeşitli belalarla, üzüntülerle mübtela etmezdi.

Rızk birdir

Haram olsun mübah olsun muhassal,

Ne yerse rızkını yer cümle hayvan.

Rızk, hayvanın yemesi için sevk edilen şeydir; haram olsun mübah olsun. Binaenaleyh rızk iki kısımdır.

Ecel birdir, herkes eceliyle ölür

Mukaddem bir diri ölmez ecelden.

Ederse pare pare anı şiran.

Hiçbir hayvan ecelinden önce ölmez. Aslanların sivri dişleriyle parça parça olunsa dahi.

Kainat yokluktan var olmuştur ve yok olacaktır

Felekler cümlesi külli anasır,

Olubdur belki hadis hem dahi fan.

Dahi eczalarıdır cevher-i ferd,

Ederler ehli Hakk isbat-ı burhan.

Unsurlar, felekler = küreler hepsi hadistir = yoktan var olmuştur. Açık delille cüzleri cevher-i ferd = maddedir.

Olubdur süfle ulvun irtibatı,

Değil ta'lil ile belkim müdafan,

Görürsün gah olur dair medarı,

Yine resm-i kadimi üzre devran.

Aşağıdaki cisimlerin yukarıdaki cisimlerle irtibatı vardır, amma bu irtibat, ta'lil=birbirini var etmesi yoluyla değil. Çünkü cisimler yahud hadiseler, Allahü Teâlâ tarafından sebebiyle var olur. Bilakis irtibat sadece izafidir.

Peygamberlere iman

Huda gönderdi insana resûller,

Değil cinn-u melek ol yine insan.

Hüda ile muhakkak muddailer,

Musaddık anları ayat-ı tıbyan.

Ayet ve mucize ile davalarını tasdik ettiği halde Allahü Teâlâ doğruluğa iletmek için biz insanlardan peygamberleri gönderdi.

Gerekdir halka labud bir mütemmim,

Çu lazımdır bilinmek Ulu Subhan,

Tamam ola anınla hükm-i akli,

Kemale erişe hem ilm-i edyan.

Dinler ilminde, Yaratıcı'yı bilmekte akılların hükmünde mahluk tamamlayıcıya muhtac olduğu için peygamberler gönderildi.

Nizam olmaz idi ger olmayaydı,

Çu vardır arada isar-u udvan.

Peygamberlerin gönderilmesi olmasaydı, ahiret işleri, isar ve udvandan dolayı dünya işleri nizam bulmazdı.

Peygamberimiz'in bazı mucizeleri

Muhammed'dir O Şah-ı enbiya kim,

Edibdirler cemadatile zi'ban.

Anın tasdikini edib tekellüm,

İşitdiler melaik cinn-u insan.

Anın evvelde ve ahirde şanı,

Değildir i'tibar ehline pünhan.

Tamam ola anınla hükm-i akli,

Kemale erişe hem ilm-i edyan.

Hızır Çelebi'nin eski mezar kitabesi (sağda) ve yeni kitabesi (solda).

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bütün resûllerin efdalidir. İnsanlar tasdikini, cemadattan ve kurtlardan dahi işittiler. İbret almak halinde iki gözü olan kimseye, Nübüvvetten önce ve sonra olmak üzere her iki hâlde de işi açıktır.

Dahi gaibden ol verdi haberler,

Birisi şol musibet ki gördü Osman.

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in, Osman bin Affan radıyallahu anh'ın başına gelecek bela gibi, hikaye yoluyla gaybdan haber vermesi,

Biri ashab-ı kisra macerası,

Hazain gelmesi tahrib-i buldan.

Yine, ashabla Kisra'nın arasındaki maceradan, Kisra'nın hazinelerinin Allah yolunda harcanacağından, beldelerin harab olmasından,

İki kere denizden hem gazalar,

Hem ola evvelinde Binti Milhan.

Ashabının denizde iki kere savaşından ve ilk kafilesinde Ümmü Haram binti Milhan'ın bulunacağından haber vermesi, Risaleti'nin birer delilleridir.

Birisi subh-i mi'racında anın,

Nice dediyse keşf-i hal-i rukban.

Kamer şakkı Bedir'de remy-i hasya,

Uhud'da redd-i ayn-ı ibni Numan.

Yine, mi'racının vuku bulduğu gecenin sabahında kavmi mucize istedikleri zaman, ay küresini yarması ve gelen kervanın ahvalinden haber vermesi, fiili mucizelerinden biridir. Ve Bedir'de keseklerle müşriklerin gözlerine atması, Uhud'da İbn-i Nu'man'ın yaralanmış gözünü sıhhate döndürmesi, yine Onun mucizelerindendir.

Rivayetler senedlerle musahhah,

Anın misli ki nakleyler Sahihan.

Ve sahih senedlerle Sahihan=Müslim ve Buharî'nin tahric ettikleri gibi nice sahih senetlerle yukarıdaki mucizeleri naklettiler.

Kamusunun budur sıdkına şahid,

Tevatür buldular çün şi'r-i Hassan.

Mucizeyi nakleden hadislerin manada hepsinin müşterek olması, Hassan'ın şiirleri gibi tevatür haline gelmektedir.

Veli en A'zamı Kur'an olubdur,

Anın bir suresinde acizdir ezhan.

Ve mucizelerin en büyüğü Kur'an-ı Hakim'dir. Nitekim bütün gayretlerini, zekalarını harcadıkları halde Arab fasihleri, bir surenin mukabilini getirmekten aciz kaldılar.

Ve mi'rac-ı Nebî hakdır Anın şahsıyla muhtasdır, Çıkıb fevk-al-ulaya Hakk'ı görmüşdür Habibullah.

Dahi mi'racıdır vaki' resûlün,

Olubdur hem bedenle dahi yekzan.

Kitab ile ehadis ile sabit,

Ki variddir meşahir ile vuhdan.

Uyanıklıkta bedenen mi'racı, yani Mekke'den Kudüs'e ve Kudüs'ten Arş-ı A'la'ya ve Sidretü'l-Münteha'ya kadar yükselişi vaki'dir. Ayet, meşhur hadis ve haber-i ahedle tesbit edilmektedir.

Dediler hem mükerredir vukuu,

Muarız düşdü gördüler hadisan.

Zahirde tearuz suretiyle varid olan mi'racın hakkında iki had, mi'racın önce ruhani sonra cismanî olarak vuku bulmasıyla defedilmiştir.

Anın dini olubdur gayrı nasih,

Dahi neshı değil cehlen li-Deyyan.

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in dini = şeriati, sair dinleri neshedicidir. Dinlerin neshedilmesi, Deyyan olan Allahü Teâlâ'ya haşa cehil değildir.

Vürud etmişdi nass-ı neshı Tevrat,

Haber vermişti Musa-bni-İmran.

Velakin gizleyib anı hasedden,

Rivayet etmediler bil Yahudan.

Olur ki Musa İbn-i İmran aleyhisselam, Tevrat'ın sonraki gelen kitapla neshedilmesinden haber vermişti. Yahudiler hasetten dolayı onu rivayet etmediler, gizlediler.

Peygamberler küfür ve günahtan uzaktırlar

Kamusu enbiyanın ittifaken,

Berîdir küfr-u fısk etmekden i'lan.

Nebîler cümlesi, ümmetin ittifakıyla, küfürden, yalan etmekten, hükmü apaçık fısktan uzaktırlar.

Dahi amden kebair eylemekden,

Buna zahibdir ekser ehli ilman.

Dahi hisset-u denaet etmediler,

Gerek amden gerek ya sehv-u nisyan.

Sirka eyleyib şey-i hakiri,

Dahi etmek gibi tatfif-i evzan.

Ehli sünnetin ittifakıyla nebiler, bile bile büyük günah işlemekten, çoğu Ehli sünnete göre tartıları eksiltmek gibi küçük gühahtan dahi berîdirler.

Müevveldir zünub ile haberler,

Sagair olmağıyla dahi nisyan.

Denir yahud mukaddemdir vahiyden,

Çu natıktır vukuu üzre Kur'an.

Nebîlerin günah işlemelerini hikaye eden kıssalar, vahiyden önce yahud unutkanlık halinde vuku bulmuş demekle tevil edilir.

Delalet eyledi ta'zim-u tekrim,

Melek üzre nebide ola rüchan.

Melekler üzerine Nebîlerin tercih edilmelerine, kendilerine ilmin tâlimi ve Allah'ın onları şerefli kılması ile delil getirildi.

Evliya kerameti haktır

Muhakkakdır keramet evliyada,

Gelibdir kıssa-i Asaf'la selman.

Asaf'tan, Ebu Derda'dan, Selman'dan nakledildiği gibi velinin kerametleri haktır=vaki'dir.

Görüb ya Sariye kim dedi Faruk,

Mesafe arada olmuşdu şehran.

Ve özellikle Ömer Faruk radıyallahu anhın seslenip, Sariye adlı kumandanı dağdan çevirmesi... Halbuki Nihavend ile Medine arasında tam bir ay yol mesafesi vardı.

Hem efdaldir nebiler evliyadan,

Edibdir ittifakı bunda ihvan.

Değildir bir nübüvvetle velayet,

Neberin dahi olursa lem'an.

Nebîlerin üstünlüğü açıktır. Bazı Ehli Sünnet âliminin nezdinde, nebînin zatındaki nübüvvet makamı, kendisinin velayet makamından üstündür.

Dahi bilkim kücücük enbiyayı,

Ebu Bekr oldu hayr-ı cümle insan.

İşitdiler çu mi'racın Resulün,

O tasdik etti evvel sonra akran.

Nebilerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekr Sıddik'tır. Çünkü muasır ashab içerisinde en önce o, Peygamber'i tasdik etti.

Ömer'dir bil hem andan sonra efdal,

Olubdur dine ol hayru'l-muinan.

Ebu Bekr'den sonra Ömerü'l-Faruk üstündür. Çünkü Resûl-u Muhterem'in dinini izhar etmekte en hayrlı yardımcı idi.

Ömer'den sonra dediler meşayıh,

Tereddüdsüz durur tafdil-i Osman.

Hazreti Ömer'den sonra meşayıhımız, Hazreti Osman'ın daha üstün olmasında tereddüd etmemekle fetva verdiler.

Dahi sonra Ali'dir efdal-inas,

Rasul'ün ibni ammi kân-i irfan.

Hazreti Osman'dan sonra ashabın en üstünü Hazreti Ali'dir. Ve kendisi Peygamber'e onlardan daha yakın ve damatlar arasında en mutludur.

Haşir bahsi

Seçilmez birbirinden haşr-i ebdan,

Ki mahiyetde birdir işbu emran.

Birinde medhali yokdur zamanın,

Müsaviler durur bulmakda imkan.

İmkan ve birbirinden ayrılış olarak haşir yani ikinci kez bedenlerin dirilmesi, bedi' yani bedenlerin ilk yaratılışı, zamanın müdahalesi olmamakla beraber eşittir.

Hızır Çelebi'nin yazdığı Kaside-i Nuniyye adlı eserin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 243/6'da kayıtlıdır.

Kamu ecza-i aslidir ki vardır,

Ekilde eyler ise anı hayvan.

Huda sun'i ile hıfzeyler anı,

Ol olmaz gayrıya ecza-i ebdan.

Bilakis bedenin haşrolunması hususunda, “Yokluğa uğramış mahluk iade edilir.” sözünün tashihine ihtiyac yoktur.

Çu verdi muhbir-i sadık haberler,

Muhakkakdır vukuu göre insan.

Sırat-u vezn-u ahval-i kıyamet,

Hisabıyla kitab-u havz-u kizan.

Hayat-ı kabr-u lezzat-ı naima,

İkab-ı kafire alam-ı didan.

Ve en doğru söyleyen, mümkinattan her neyi apaçık söylediyse, mesela sırat köprüsü, amel terazisi gibi, Hesap gibi, kıyametin şiddetleri gibi, Efendimiz'in havz-ı Kevseri ve Havz-ı Kevser'de bulunan taslar gibi, Ve kendisiyle lezzetlenilen veyahut elemlenilen kabir hayatı, cümlesi hakdır ve vaki'dir.

Tevbesiz gidenlerin affı mümkündür

Giderse tevbesiz ehli Kebair,

Ana vardır reca-i afv-ı Rahman.

Ayıblı ve hased edicinin sözlerine rağmen, tevbesiz ölen kebair işleyenlere af umulur.

İLİM ADAMIMIZ YOK MU?

Ki zira müstehak olmaz ikaba,

Günaha tevbe eden ehli isyan.

Değildir hem mukayyed tevbe ile,

Nedenlü var ise ayat-ı gufran.

Çünkü Allah Azze ve Celle'nin nezdinde, tevbeyle birlikte işlenen günaha azap yoktur. Ve aynı zamanda mağfiret bildiren ayetlerde, tevbe etmek şart koşulmadı.

Kebair işleyenlere şefaat umulur ve dua tesirlidir

Şefaatle haber tahsis olunmaz,

Görür anı muti'-u ehli isyan.

Anın nefsi umum etmez ifade,

Murad olmaz kamu evkaf-u a'yan.

Umumu ifade etmeyen ve şefaati nefyeden ayetler, şefaat hadislerini bazı vakitler ve şahıslara tahsis etmemektedir.

Ola ahyara cümle enbiyaya,

Şefaat etmek içün izn-i Rahman.

Rahman olan Allah'ın nezdinde bazı asiler için şefaat hakkı, Rasullere ve hatta mü'minlere vardır.

Dahi ahyaye ve emvate duanın,

Olur nef'i görülür bazı ahyan.

Ölüler ve diriler için yapılan duanın menfaatleri vardır. Ve nitekim bazı vakitlerde müşahade edilmiştir.

Fatih Sultan Muhammed Han'ın padişahlığının ilk senelerinde, Arabistan'dan bir zat gelip, çeşitli ilim ve fenlerden sualler sordu. Zamanının âlimleri tatmin edici cevaplar veremediklerinden, Fatih'in canı sıkıldı. Bütün beyleri, paşaları ve vezirleri topladı ve: “Ülkemde bu adama cevap verecek bir ilim adamımız yok mudur? Çabuk olun, araştırın ve bana derhal müsbet bir cevap getirin!” dedi. Vatan topraklarını iyi bilen vezirler, düşündüler ve Sivrihisar Medresesi'nde vazife yapan Hızır Bey hatırlarına geldi ve Fatih'e; “Sultanım! Ülkemizde Hızır Bey adında değerli bir âlimimiz var, emir buyurursanız, haberci gönderip onu buraya çağıralım.” dediler. Sultan hemen; “Durmayın, kim varsa derhal da'vet edin, gelsin.” dedi.

Bunun üzerine, Hızır Bey'i çağırmak üzere Sivrihisar'a üç kişilik bir heyet gönderdiler. Hızır Bey, bu heyetle İstanbul'a geldi. Hızır Bey, o zaman daha otuz yaşlarında ve asker kıyafetinde bulunduğundan, yaş ve kıyafeti, meşhur âlimlere meydan okuyan zatın alay edercesine gülmesine sebep oldu. Ancak, onun sorduğu bütün sorulara cevap verdi. Bundan sonra Hızır Bey suale başladı. O kimse cevap veremeyip, mağlup oldu ve şu i'tirafı yaptı: “Hızır Bey, İslam âleminde benzeri pek az bulunan ilim adamlarınızdan biridir. Kendisinde öylesine bir hafıza ve zeka var ki, karşısında durmak mümkün değildir.” Bu durum Fatih Sultan Mehmed Han'ı fevkalade memnun ettiğinden, ona; “Yüzümüzü ak eyledin, Cenab-ı Hak da iki cihanda senin yüzünü ak eyleyip, ilmini ve faziletini arttırsın.” dedi.

Amel imandan cüz değildir

Değildir hem amel imanda dahil,

Mücerred ol olur tasdik-u iz'an.

Amel imanın aslına dahil değildir. Bilakis iman, kalbi tasdik ve iz'andan başkası değildir.

Delil-i cahd kılındı şedd-i zünnar,

Şeri'de nitekim ta'zim-i evsan.

Şer'i şerif, adamın zünnar bağlamasını, puta saygı göstermesini, inkar ve küfrün delili kılmıştır.

Hem olmazlar şeriatde muğayir,

Hükümde bir durur islam-u iman.

İman, İslamdan ayrı bir şey sayılmamaktadır. Ve şer'i şerifte, imana ayrı, İslama ayrı hüküm yoktur.

Sahihdir gerçi iman-ı mukallid,

Veli asımdir eden terk-i im'an.

Her ne kadar delili terk etmekle asi olunsa da, taklidi imanla sevab kazanılır.

Kulun olmaz Huda'yı cehle özri,

Zaman olduysa fikre dedi Nu'man.

Ergenlik çağına erişirse, İmam-ı A'zam Ebu Hanife nezdinde, Halık'ını bilmeyen kimseye mazeret yoktur. Çünkü Yaratıcı'yı akılla bilmek ve inanmak imkanları verilmiştir.

İbadetde kul ermez bir makama,

Kim anda ref'ide teklif-i Deyyan.

Deli ve çocuktan teklifin düşürülmesi gibi, kul için teklifi düşüren hiçbir mertebe yoktur.

Müçtehit hata etse de sevap kazanır

Hata etmek olur hem müctehidler,

Bozubdur hükm-i Davudi Süleyman.

Müçtehit fetvasında bazan hata eder; Süleyman aleyhisselam'ın fetvasıyla birlikte Davud aleyhisselam'ın hükümden dönüşü gibi.

İnşaallah demek gerekmez,

Niyet etse de ruz-i hicran.

Kıyamet gününde kurtuluşu kasdetse dahi bir kişinin imanında şek etmesi layık olmaz=gerekmez.

Şeytana, Yezid'e lanet etmekte sevap yoktur

Değildir müstehak çünkim itaba,

Edenler terk-i sebb-u la'ni şeytan.

İblis, kafir ve cani olduğu halde, ona lanet etmeyi terk etmekte hiçbir kimseye azab yoktur.

Fesadı çok mudur andan Yezid'in,

Sükut et demesinler sana la'an.

Bundan böyle Muaviye radıyallahu anh'ın oğlu Yezid, şeytandan daha ziyade müfsid değildir; hakkında tel'inden sükut et, tel'inci ismiyle kınanmaya razı olma.

İmamı=Halifeyi tayin etmek vaciptir

Olubdur nasbı vacip bir imamın,

İrade olmağıçün def'i tuğyan.

Dahi sem'iledir anın vucubi,

Dedi aklendir ehli'tizalen.

Tuğyanı = can güvensizliğini = zulmü, ızrarı=mal güvensizliğini bertaraf etmek için, doğrusu zâlimi susturup mazlumun hakkını korumak için imamı=halifeyi tayin etmek, şer'an biz Müslümanların üzerine vaciptir.

İmam olan mukaddem iş bu dine,

Ebu Bekr idi sahib-i sıdk-u ikan.

Rasulden ana olmuşdu işaret, hem icma' etdi cümle ehli iman. Kadi Ebu Bekr Bakillanî ve Celaleddin Devvanî'nin ittifak ettikleri üzere, Ebu Bekr radıyallahu anh'ın hilafeti, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in işaretiyledir.

Ebu Bekr etdi Faruk'u halife,

Sonunda meşveret ettiler erkan.

Bundan sonra Ebu Bekr, Ömer Faruk'un hilafetini tasrih etti. Ebu Bekr'den sonra Hazreti Ömer tarafından hilafet, Erkan'a = ashab-ı şura'ya havale edildi.

Bu erkanın beşi çün oldu teslim,

Bamu Osman'a biat etti a'yan.

Ali'de etti ashab ictihadı,

Hata etti Muaviye ile Mervan.

Ashab-ı Şura'dan beşi = Ali, Abdurrahman bin Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas radıyallahu anhüm, altıncısının = Hazreti Osman radıyallahu anh'ın hilafeti üzerine, büyük eshabın huzurunda bil'icma ittifak ettiler. Hakkında ittifak edilen Osman'dır. Hazreti Osman'an sonra kavmin büyükleri, Biat-u Rıdvan gibi Hazreti Ali'ye biat ettiler. Hazreti Ali'nin hilafeti hakkında açık bir hüküm yoktu, bilakis eshab-ı kiramın en büyükleri ittifak ettiler. Bununla beraber Hazreti Muaviye, Mervan gibi içtihadında hata etti.

Bütün sahabeyi hayrla yad etmek gerekir

Anıb harla ashabın kamusun,

Birine anların sen olma ta'an.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının hepsini hayırla, iyilikle yad et, ta'n edicilerin ta'nını terk et. Bu dine eylediler bezl-i makdur, Olub şer-i şerife hayr-ı a'van. Ve hepsi din ve şeriat için ruhlarını harcadılar. Ve en hayrlı olarak dine yardımcı oldular.

İlahi şol Habibin hürmeti çün,

Kim ettin Sen Cemalin ana ihsan.

Bizi Cennet'de ol cem'in ayırma,

Bula amin diyen son demde iman.

Ey Rabb'im! Ebedî olarak sevgilerini kalbimden silme. Duama amin diyen kimse, imanın selbinden emin olsun.

Dahi olsun meserretlerde daim,

Beni bir hayr ile yad eden ihvan.

Cihanda nitekim ruy-i zemini,

Siyab-ı hıdır ile zin ede nisan.

Nisan yağmuru yer yüzünü yeşillendirdiği müddetçe, beni hayırla yad edenin yardımı devam etsin.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları