Taceddin Zakir: Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden ve Mısır'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Abdülvehhab bin Ahmed bin Muhammed bin Abdullah bin İbrahim'dir. Lakabı Taceddin'dir. Künyesi Ebu Nasr olan Abdülvehhab bin Ahmed, İbn-i Arabşah diye meşhur olmuştur. 813 (m. 1411) senesinde Türkistan'da bulunan Hac-ı Tarhan'da doğdu. 901 (m. 1496) senesinde Mısır'da vefat etti. Bab-ı Züveyle dışında, kendi dergâhı bahçesine defnedildi.
İbn-i Arabşah, daha küçük yaşta iken babasıyla birlikte Tokat'a, sonra Halep ve Şam'a gitti. Kur'an-ı Kerim'i okudu ve diğer ilimleri tahsil etti. Arabî ilimleri, fıkıh ilmini ve başka ilimleri babasından okudu. Babasının, Kadı Şihabeddin bin Habal'dan okuduğu esnada, Sahih-i Müslim'i dinledi. İbn-i Hacer el-Askalanî'den hadis-i şerif dinledi. Alaeddin es-Sayrafî, el-Mahyevî gibi zatlar ondan ilim öğrendiler. 850 (m. 1446) senesinde, babasının sağlığında hac ibadetini yerine getirdi. Feraiz ilmini Şam'da Şihabeddin Ahmed el-Hımsî'den öğrendi ve bu ilimde özel ihtisas sahibi oldu. Şerif bin Emir'den güzel yazı yazmayı öğrendi. Sofiyyeden Şeyh Nureddin bin Halil ile karşılaşıp ona talebe oldu. Ondan feyiz alıp yükseldi. Bu arada Şeyh Takıyyüddin Abdürrahim el-Evkacî'nin de sohbetlerine devam edip ondan; Sahih-i Buharî, Şifa, Avarifü'l-Mearif adlı eserleri okuyup manevî feyiz aldı.
Şam'da ve Kahire'de bir müddet kadı vekilliği yaptıktan sonra 884 (m. 1479)'da Şam'a kadı olarak tayin edildi. Kendisini çekemeyenlerin birçok şikayetlerinden dolayı, Şam'dan ayrılıp Kahire'ye geldi. Sargatmışiyye Medresesi müderrisi Selahaddin et-Trablusî'den boşalan fıkıh müderrisliğine tayin edildi ve oraya yerleşti. Yaşadığı beldenin insanları ona çok ikram ve lütufta bulundular. Zamanla cemaati çoğaldı. Gidip gelenlerle, onun sohbet meclisi dolup taşardı. Vefat edinceye kadar Sargatmışiyye müderrisliğine ve orada bulunanlara vaaz ve nasihat etmeye, insanları hak yola davet etmeye devam etti.
İbn-i Arabşah; âlim, fazıl, vakar sahibi, kadılık vazifesinde çok dikkatli, abid bir zattı. Daima abdestli bulunurdu. Yüzü, kalbinden taşıp gelen nurlarla parlardı. Kendisini ahlâkî güzelliklerle bezemişti. Allahü tealanın sevgili bir kuluydu. Yürüyenlerin ayak sesi duyulmasın diye, dergâhını siyah keçe ile döşemişti. Bu hususu merak edip sormak isteyenlere şöyle derdi: “Dervişlerin yeri Hakk'ın huzurudur. Orada ne yüksek bir ses duyulmalı, ne de çok sesli bir hareket olmalıdır.” Çok talebe yetiştirdi. Talebeleri son derece olgun ve nur yüzlüydüler. Avam ve havass arasında onun üstünlüğünü kabul etmeyen yok gibiydi. Sultanların ve valilerin yanında ne gibi bir arzusu olursa olsun, mutlaka yerine getirirlerdi.
İbn-i Arabşah hazretlerinin birçok kerameti ve manevî hâlleri vardır. Onun bu hâl ve kerametlerini, İmam-ı Şa'ranî hazretleri anlatırken buyuruyor ki: “İbn-i Arabşah'ın hizmetçisi Abdülbasıt Tehavî anlatır: Bir abdestle yedi gün kaldığı olurdu. Ömrünün sonuna yakın, bir abdestle on bir gün kaldığı çok görülürdü.” İbn-i Tolun Camii'nde bir takım kimseler, İbn-i Arabşah hazretlerinin günlerce abdestinin bozulup bozulmadığını anlamak için onu imtihan etmek istediler. Bir bahar günü Cize'ye davet ettiler. Daveti kabul edip gitti. Orada kendisine çok çeşitli yemekler ikram ettiler. Bu yemeklerden onlarla birlikte yedi. Sonra odasına çekildi. Bundan sonra onu gözetlemeye koyuldular. Gece gündüz onu gözlerinden uzak tutmadılar. Gördüler ki hiç abdestini bozmuyor ve abdest almıyor. Bu durum tam dokuz gün sürdü. İbn-i Arabşah onların bu hâlinden habersiz görünüyordu. Bir ara onların bu takip işini yakından bilen biri, İbn-i Arabşah hazretlerine yaklaşıp şöyle dedi: “Ya Seyyidî! Bunlar seni abdest meselesi için imtihan ediyorlar. Bu kadar yemekten sonra durabilecek mi diye bakıyorlar.” Bunun üzerine üzülüp oradan ayrıldı. Memleketine gitmek üzere limana gitti ve bir gemiye bindi. İmtihan eden topluluk da peşinden başka bir gemiye bindiler. Ama biner binmez gemileri battı ve boğulup gittiler. Bu durum kendine haber verilince; “Şimdiye kadar böyle bir hadise ile karşılaşmamıştım. Allah'a hamd olsun.” dedi. Daha sonra bu sözünden üzülüp 47 gün hasta yattı.
Şeyh Salih Şemseddin el-Mürsafî anlatır: “Bana Taceddin Zakir şöyle buyurdu: “Kırk yıldır yatsı abdesti ile sabah namazını kılarım. Fakat seccadem bundan sonra dürülecek.” Kansu Gavrî, Yavuz Sultan Selim'le harp ettiği zaman onun Ramazan ayı boyunca bir abdestle kaldığı anlatılır. Yirmi beş sene yanı ve sırtı üzerine yatağa yatıp uyumadı. Hasır üzerinde, diz üstü oturup uyurdu. Kansu Gavrî, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim'le harp etmek üzere hazırlandığı zaman, Şeyh Taceddin Zakir ve o beldenin ileri gelen zatlarının kendisiyle beraber gelmelerini istedi. Kabul etmediler. Kansu Gavrî, onları kendisiyle birlikte Yavuz Sultan Selim'e karşı harbe gitme hususunda tehdit etti. Şeyh Taceddin Zakir; “Seninle beraber olamayız. Bizi öldürecek olsan dahi Yavuz'a karşı harbe gitmeyiz. Yavuz'un zaferi muhakkaktır.” dedi ve buyurduğu gibi oldu.
Hikmetli sözlerinden bazıları: “Kanaat, bir dervişin az katık ve az ekmek bulup yemesi değildir. Asıl kanaat üç günde ancak birkaç lokma yemesidir. O da canlılığını devam ettirebilmesi içindir. Daha iyisini yapmak isteyen, beş günde birkaç lokma ile yetinmeli.” “Bir talebe hocasını kalben sevip ona tâbi olmadıkça, hakiki talebe olamaz.”
Taceddin Zakir'in uzun yıllar müderrislik yaptığı Kahire'deki Sargatmışiyye Medresesi.
Eserleri: İbn-i Arabşah hazretlerinin, kelam, fıkıh, feraiz, tasavvuf ilimlerine dair yazdığı ve bir kısmı manzum olan eserlerinin çoğu günümüze ulaşmamıştır. Bazıları şunlardır:
1- Mürşidü'n-nasik li edai'l-menasik: 1200 beyitlik bir hac rehberidir.
2- Lamiyye fi't-tevhid veya Tenzihü'l-muvahhid,
3- Şürbü riyazi't-tabid zülali müzni't-tevhid,
4- Şifaü'l-kelim bi medhi'n-nebiyyi'l-kerim,
5- Eşrefü'l-ensab nesebü efdali'l-enbiya ve a'zami'l-ahbab,
6- Eşrefü'r-resail ve azrafü'l-mesail,
7- Risaletü'l-encab fî zikri'l-hilafe li efdali'l-ashab,
8- El-Cevheretü'l-vadiyye tahmisü'l-kasideti'ş-şerifiyyeti'l-di'l-Aleviyye,
9- Vasiyye,
10- Keşfü'l-kürub zikru evliyaillahi allami'l-güyub.
11- Letafifü'l-hikem,
12- Tercemetü validihî sahibi fakiheti'l-hulefa.
13- El-Burhanü'l-farıd li kavli'l-muarıd: Bu risalenin bir nüshası Atıf Efendi Kütüphanesi No: 838'de vardır.
14- Tahriru Tenkihi'l-beyan,
15- El-İrşadü'l-müfid li halisi't-tevhîd,
16- El-Celaliyyetü'l-uzma fi't-tevhid ve'l-esna,
17- Tazarruu'l-abdi'z-zelil,
18- Ravdatü'r-raid fî ilmi'l-feraid,
19- Müferricü'ş-Şidde,
20- Nuniyye fi't-tevhid,
21- El-Minahu'l-muazzama,
22- Delailü'l-insaf,
23- El-Cevherü'l-munaddad fî ilmi Halil bin Ahmed,
24- Kitabü't-ta'bir.