Mağrib âlim ve velilerinden. İsmi Ahmed bin Ömer bin Muhammed bin Aşir el-Ensarî el-Endelüsî olup künyesi Ebü’l-Abbas’tır. Endülüs’te Şimene (şimdi Jemina) şehrinde dünyaya geldi. Bazı kaynaklar, babasının ismini Muhammed, dedesinin ismini Ömer şeklinde verir. 765 (m. 1363) senesinde Fas’ın Sela şehrinde vefat etti.
İlk tahsilini Şimene’de yaptı. Bilahare Ceziretülhadra (şimdiki Algedras) şehrine gitti. Burada ders vermeye başladı. Bu esnada İspanyollar şehrin önlerine geldi. Bunun üzerine İbn-i Aşir şehri terk ederek hacca gitti. Hac dönüşü Fas’a yerleşti. Miknase, ardından da Sela şehrinde oturdu. Sonra Rabat’a geçti. Şeyh Ebu Abdullah el-Yaburî’nin talebesi oldu. Ondan hilafet aldı. Şeyhi vefat ettikten sonra Sela şehrindeki Ebu Zekeriyya tekkesine yerleşerek, kendisine talebe olanları yetiştirmeye çalıştı. Derslerinde umumiyetle İmam Gazalî’nin İhyau Ulumi’d-Din kitabını okuturdu. Kitap istinsah ederek geçimini temin ederdi. El-Hikemü’l-Ataiyye kitabının müellifi meşhur âlim ve veli Ataullah el-İskenderî’nin hocasıdır. Başka talebeleri de çoktur.
Tasavvuf ehlinin çoğu gibi devlet ricali ile görüşmemeyi düstur edinmişti. Nitekim Mağrib’deki Merini sultanı Ebu İnan el-Faris kendisini ziyaret etmek üzere Sela şehrine geldi. Ancak İbn-i Aşir kendisiyle görüşmedi. Ancak bir mektup gönderip nasihat ederek gönlünü aldı.
Makkarî, büyük âlimlerin çoğunun onu pek medhü sena ettiklerini; evliyanın büyüklerinden olduğunu söylediklerini nakleder. Makkarî, İbn-i Kunfüz’den şöyle bildirdi: Büyük zatlardan birisi, benim yanımda Ahmed bin Aşir’e Müslümanın mükaşefesi ile Hıristiyanın mükaşefesi arasındaki farkı sordu. Çünkü mükaşefe hali, bazı Hıristiyanlardan da zuhur edebiliyordu. Ahmed bin Aşir şöyle cevap verdi: Böyle bir derecede olan Müslüman, zulmani ve manevi afetten de uzaktır. Fakat Hıristiyan böyle bir afetten temizlenmiş değildir, dedi.
Başka bir sefer de Müslüman görünüşünde olan bir Hıristiyan, bu ikisinin arasındaki farkı sorunca İbn-i Aşir; “İkisinin arasındaki fark, senin belinden zünnarın düşmesidir” deyince o sırada, kendisine Müslüman görünüşü veren şahsın belinden zünnar yere düştü. Hayrette kalan Hıristiyan, Müslüman oldu.
765 (m. 1363) senesinde Fas’ın Sela şehrinde vefat eden İbni Aşir’in kabri ziyaretgah olup halk arasında kerametleri nesilden nesile anlatılagelmiştir. 1163 (m. 1750) senesinde vefat eden Ahmed bin Aşir el-Hafi’nin Tuhfetü’z-zair bi-Lafzı Menakıbi Sidi’l-Hac Ahmed bin Aşir adındaki eserinde menkıbeleri anlatılır. 1040 (m. 1631) senesinde vefat eden Faslı kıraat ve fıkıh âlimi Ebu Muhammed İbni Aşir başkadır.
İbn-i Aşir’in Fas’ın Sela Şehrindeki türbesi.