İBN-İ TEYMİYYE

Takıyyüddin Ahmed bin Abdülhalim bin Abdüsselam bin Abdullah bin Ebü’l-Kasım bin Teymiyye el-Harranî İslam tarihinin en meşhurlarından ve şahsiyeti en münakaşalı âlimlerindendir
A- A+

İslam tarihinin en meşhurlarından ve şahsiyeti en münakaşalı âlimlerindendir. İsmi Takıyyüddin Ahmed bin Abdülhalim bin Abdüsselam bin Abdullah bin Ebü’l-Kasım bin Teymiyye el-Harranî olup İbn-i Teymiyye diye tanınmıştır. 10 Rebiülevel 661 (22 Ocak 1263) tarihinde Harran’da dünyaya geldi. 20 Zilkade 728 (26 Eylül 1328) tarihinde Şam’da vefat etti.

Yıllardır ilimle meşgul Kürt asıllı bir aileye mensuptur. Dedeleri beldelerinin en önde gelen Hanbelî âlimlerindendir. 682 (1284) tarihinde vefat eden babası fakih ve muhaddis idi. Müderrislik, müftülük ve kadılık yaptı. Şam’da Emevî Camii’nde ders verdi. Sükkeriyye Darülhadisi’nde müderrislik vazifesini deruhte etti. İyi derecede feraiz, hesap ve astronomi bilirdi.

İbn-i Teymiyye yedi yaşına kadar zamanının ilim ve kültür merkezlerinden olan Harran’da yaşadı. Moğolların hücumu üzerine ailesiyle beraber şehri terkederek Şam’a yerleşti. Burada Sükkeriyye Darülhadisi’nde okudu. Babasından, Şemseddin İbni Ebu Ömer, Zeyneddin bin Münecca, İbn-i Asakir, İbni Ebü’l-Yüsr et-Tenuhî, Kasım el-Erbilî, İbn-i Kudame, Şemseddin bin Ata ve İbn-i Abdüdaim başta olmak üzere ikiyüzden fazla âlimden ders aldı. Kur’an-ı Kerim’den başka, Müsned gibi hadis kitaplarını ezberledi. Ali bin Abdülkaviy’den Arabî ilimleri tahsil etti.

Yirmi yaşına varmadan Kur’an-ı Kerim, hadis, kelam, fıkıh, feraiz, hesap, astronomi sahalarında zamanın en meşhurlarından birisi oldu. Şam’da ders ve fetva vermeye başladı. Emevî Camii’nde ders okuttu. Hitabeti kusursuzdu. Babasının vefatı üzerine Tenkiziyye Darülhadisi’nde müderris oldu. İlmi, keskin zekası, kuvvetli hafızası ve sivri dili ile tanındı. 691 (m. 1292) yılında hacca gitti. Menasikü’l-Hac kitabını kaleme alarak hacda kendince gördüğü bidatlere işaret etti. Hıristiyanlığa reddiye mahiyetindeki meşhur eseri Es-Sarimü’l-Meslul ale’ş-şatimi’r-Resul kitabını yazdı.

694 (m. 1295) tarihinde Moğol hükümdarı Gazan Han ve askerlerinin büyük ekseriyeti Müslüman oldu. Mısır Memluk sultanı Nasır’a ittifak teklif etti. Nasır bunu dinlemeyip o zaman Moğolların elindeki Mardin’e hücum edip yağmaladı. Bunun üzerine Mahmud Gazan Han Haleb’e yürüdü. Kendisini karşılamaya giden heyetin reisliğini İbn-i Teymiyye üstlendi. Huzuruna çıktığı Gazan Han’ı ağır bir dille tenkit etti. Hakaretlerde bulundu. Gazan Han Müslümanlık hamiyetiyle kendisine hiçbir şey demedi. Humus’ta yapılan savaşta Nasır bozguna uğradı. Gazan Han askerlerinden bir kısmını Şam’ı almak üzere bırakıp kendisi memleketi olan Tebriz’e döndü. Bunun üzerine İbn-i Teymiyye Mısır’a giderek Memluk Sultanını Moğollarla harbe teşvik etti. Kendisi de harbe bizzat katıldı. Sultan, Mısır’da asker toplayıp Şam’a gönderince Moğol ordusu kumandanı muhasarayı kaldırıp geri döndü. Bunu Kısas-ı Enbiya kitabı anlatıyor. Bunun üzerine İbn-i Teymiyye’nin itibarı bir kat daha arttı. Modernistler tarafından “İslam ülkelerini Tatar istilalarından koruyanların ön safında çalışan manevî önder İmam İbn-i Teymiyye” olarak lanse edildi. Halbuki ön safta bulunan manevi önder gibi yaldızlı kelimelerle övülen İbn-i Teymiyye, iki İslam askerinin harp etmesini kızıştırmış, kardeş kanı dökülmesine, binlerce Müslümanın ölmesine sebep olmuştur. Ehl-i sünnet âlimlerinin yaptığı gibi, bu iki İslam hükümdarına nasihatlar verip din kardeşi olduklarını söyleyip; “Kardeşlerinizin arasını bulunuz!” (Hucurat suresi: 10) mealindeki ayet-i kerimeye uysaydı, zaten iyi niyetli olan Gazan Han ile Sultan Nasır birleşerek, yardımlaşır; büyük bir imparatorluğun meydana gelmesine sebep olabilirdi.

İbn-i Teymiyye, bu hadise vesilesiyle sultan nezdinde büyük itibar ve halk arasında geniş bir şöhret kazandı. Sultan ve halkın fetva mercii oldu. 695 (m. 1296) yılında Şam’daki Medrese-i Hanbeliyye’de müderrislik yapmaya başladı.

İbn-i Teymiyye önceleri Hanbelî mezhebinde iken, sonraları müstakil hareket etmeye başladı. Bu arada kendisinden önce gelenlere, bu arada Sahabe’ye de aşırı tenkitlerde bulundu. Bazı cahil tarikatçıların aşırı hareketlerini bahane ederek, istigase, tevessül, şefaat, kabir ziyareti gibi hususlara muhalefetiyle öne çıktı. “Ancak üç mescide ziyaret için gidilir” hadis-i şerifini; “Ancak üç mescid ziyaret edilir” şekline çevirerek, Hazreti Peygamber’in kabrini ziyaret için bile gitmek günah olur, dedi. Kabir ziyaretine cevaz veren ve tasavvufu, kerameti caiz gören sözleri varsa da tevessül, istigase, kabirlerde dua edip şefaat dilemek gibi hususlara muhalefeti hep sürdü. Giderek tasavvufun Hind felsefesinden etkilenmiş bir bidat olduğunu iddia etti. Sadreddin Konevî ve Muhyiddin Arabî’yi ağır şekilde tenkit etti. Şart-ı vakıfın muteber tutulmaması, bir defada verilen üç talakın bir talak sayılması, yemine bağlanan talakın vaki olmayıp keffaretle iktifa edileceği, hayızlı kadına verilen talakın vaki olmayacağı gibi fıkhî konularda da Selef ulemasının icmalarına uymayan, şaz (marjinal) görüşler ileri sürdü. Bu sebeple yalnız tasavvuf ehlinin değil, zahir âlimlerinin de tepkisini çekti.

Hamalıların akideye dair suallerine cevap olarak 698 (m. 1297) yılında yazdığı Fetave’l-Hameviyyeti’l-Kübra adlı eserinde Allahü tealayı teşbih ve tecsime kayan fikirler ileri sürdü. Bunun üzerine kadı tarafından vaaz ve fetva vermesi yasaklandı. Şiîlere reddiye olarak yazdığı Min-hacü’s-Sünne adlı eserinde Hazreti Ali ve bazı sahabilere karşı ağır ifadelerde bulundu. El-Vasıta diye de bilinen El-Akidetü’l-Vasıtıyye adlı eserindeki aşırı fikirleri sebebiyle 705 (m. 1306) tarihinde Kahire’de Kal’a-i Cebel’de, Kadiyülkudat Zeyneddin Malikî riyasetinde toplanan âlimler huzurunda muhakeme olundu. İnatçı ve doğru bildiğinden şaşmayan bir tabiata sahip olduğu için bundan bir netice çıkmayınca Kahire’ye gönderildi. Tecsim ve teşbihe (Allah’ın sıfatlarının cisme benzediğine) kail olduğu gerekçesiyle hapsolundu. Bir buçuk sene sonra serbest bırakıldı ise de Sultan Baybars tarafından İskenderiye’de ikamete tabi tutuldu. Yedi ay sonra dostu Sultan Nasır tahta çıkınca Kahire’ye dönmesine müsaade edildi. Üç sene burada kalıp Mescidü’l-Hüseyn’de vaaz ve fetvalar verdi. El-Fetave’l-Mısriyye ile Es-Siyasetü’ş-şer’iyye adlı kitaplarını yazdı.

712 (m. 1313) senesinde Şam’a döndü. Eskisi gibi ders vermeye başladı. Burada selefin içtihatlarına uymayan fetvaları yüzünden fitneye sebep oldu. Sultan, 718 (m. 1318) yılında aynı anda verilen üç talakın üç talak sayılacağı hususundaki Hanbelî içtihadına aykırı fetva vermesini yasakladı. Sultanın yasağına uymadığı için 720 (m. 1320) senesinde Şam Kalesi’ne hapsedildi. Beş ay sonra serbest bırakıldı. Kabir ziyareti aleyhinde verdiği fetvalar sebebiyle, 726 (m. 1326) tarihinde Emevî Camii’nde okunan bir sultan fermanı ile fetva vermesi tekrar yasaklandı. Bu emre uymadığı için yine Şam Kalesi’ne kapatıldı. Burada eser yazıp fetva vermeye devam etti. Bunun üzerine talebelerinin gelip kendisinden ders alması yasaklandı. Yazı malzemelerine el konuldu. Bu vaziyet karşısında sinirlenerek hastalandı. 20 Zilka’de 728 (26 Eylül 1328) tarihinde vefat etti.

İslam âleminde mezhepsizlik fitnesini alevlendiren İbn-i Teymiyye’nin Şam’da hastane bahçesinde bakımsız haldeki kabri.

İbn-i Teymiyye’nin yazdığı Es-Sarimü'l-Meslul adlı eserinin kapak sayfası (sağda) Erbeune hadisen adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Çok sayıda talebe yetiştirdi. Talebelerinden İbnü’l-Kayyım-ı Cevziyye, Zehebî ve İbn-i Kesir çok meşhurdur. Bunlar hocalarından mühim ölçüde etkilenmiş olmakla beraber, İbnü’l-Kayyım dışında hiç biri hocaları kadar aşırı gitmemiştir. Hatta Zehebî ona nasihat etmiştir.

İbn-i Teymiyye üçyüz civarında kitap yazmıştır. Minhacü’s-Sünne kitabında Şiîleri, El-Cevabü’ssahih kitabında Hırıstiyanları ve başka eserlerinde eski Yunan filozoflarını reddetmiştir. Es-Siyasetu’ş-şer’iyye kitabı, İslam amme hukukuna dair mühim bir eserdir. H. Laoust tarafından Le Traité du droit d’Ibn Taimiya adıyla Fransızcaya tercüme olunmuştur (Beyrut-1948). Me’aricü’lvüsul adlı eseri de aynı müellif tarafından Contribution à une étude de la méthodologie canonique adıyla Fransızcaya tercüme olunmuştur (Kahire-1939). Fetvaları, halen Suudi Arabistan’daki mahkemelerin müracaat kitabıdır. İbtalü’l-Hiyel, Muvafakatü Sarihi’l-Ma’kul li-Sahihi’l-Menkul, Et-Tevhid, El-Kader, Es-Sarimü’l-Meslul, Iktizau’s-Sıratı’l-Müstakim, Beyanü Telbisi’l-Cehmiyye, Erbeune Hadisen, Meratibü’l-icma, Tahkiku’l-kavl fi mes’eleti İsa Kelimetullah ve’l-kur’anu Kelamullah, Ref’u’lmelam adlı kitapları meşhurdur. Hanbelî âlimlerinden İbn-i Teymiyye adıyla meşhur Fahreddin Muhammed bin Ebü’l-Kasım başkadır. Bu da Harranlı olup 621 senesinde 79 yaşında vefat etmiştir. Tefsiri ve Hanbelî fıkhına dair eserleri vardır.

İbn-i Teymiyye’nin Şiileri reddeden Minhacü’ssünne adlı eserinin kapak sayfası (sağda), Suudi Arabistan Camiatü’l-İmam Üniversitesi Kütüphanesi No: 4994’de kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (ortada) matbu bir baskısının ilk sayfası (solda).

Başta Izz bin Cema’a (vf. 733/1333), Ebü’l-Hasen Sübkî (vf. 756/1355), İbn-i Hacer Askalanî (vf. 852/1448), İmam-ı Süyutî (vf. 911/1505), İmam-ı Şa’ranî (vf. 973/1565), İbn-i Hacer-i Mekkî (vf. 974/1566), Ahmed Savî (vf. 1241/1825), Abdülhay Lüknevî (vf. 1323/1905), Yusuf Nebhanî (vf. 1350/1932) olmak üzere pek çok mühim âlim, İbn-i Teymiyye ve nev’i şahsına mahsus fikirlerine reddiye kaleme almışlardır. Zikri bidat olarak gösteren El-Ubudiyyet adlı eserine, Hindistan ulemasından Habibü’l-Hak Permulî Zikrullah adında bir reddiye yazmıştır.

İbn-i Cema’a’nın Er-Reddü ale’l-müşebbihi fî kavlihi teala Errahmanü ale’l-arşi’s-isteva, İbn-i Hacer Mekkî’nin El-Cevherü’l-Munzam, Camiu’l-ezher ulemasından Muhammed Bahit el-Mutî’nin Tathirü’l-Fuad min Denisi’l-i’tikad, İbni Merzuk’un Beraet-ül-Eş’ariyyin, Yusuf Nebhanî’nin Şevahidü’l-Hak, Muhammed Abdülaziz Ferharevî’nin Nebras gibi kitapları İbn-i Teymiyye’ye cevapları havidir.

İbn-i Hacer Mekkî El-Fetava’l-Hadisiyye adlı eserinde İbn-i Teymiyye için; “Allahü tealanın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir” diyor. Izz bin Cema’a, İbn-i Teymiyye için; “Allahü tealanın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur” diyor. Ebü’l-Hasen Sübkî de; “İbn-i Teymiyye, ilmi aklından çok olan bir kimsedir. Ona şeyhülislam diyenin kafir olacağını söyleyenler vardır” diyor. Celaleddin-i Devanî Akaid-i Adudiyye şerhinde; “İbn-i Teymiyyenin bazı kitapla-rında, Arş kadimdir dediğini gördüm” diyor. Abdülvehhab Şa’rani Tabakatü’l-kübra kitabında; “Veliyi, ancak veliler tanır. Veli olmayanın ve vilayetten haberi olmayanın, vilayete inanmaması, onun inatçı ve cahil olduğunu gösterir. Şimdi İbni Teymiyye’nin tasavvufu inkar etmesi ve ariflere dil uzatması böyledir. Bunun gibi kimselerin kitaplarını okumamalı, yırtıcı hayvanlardan kaçar gibi, onlardan sakınmalıdır” diyor.

İbn-i Teymiyye mağrur, münazaralarda ise üslubunu ayarlayamayan bir kimse idi. Nahiv âlimlerinden Ebu Hayyan, 700 senesinde Kahire’ye geldiğinde, İbn-i Teymiyye buna; “Nahiv âlimi dediğiniz Sibeveyh de kim oluyor. Kitabında tam seksen yanlış var ki sen onları anlayamazsın” demişti. Ebu Hayyan, El-Bahr adlı tefsirinde ve Nehr ismindeki muhtasarında ilim adamına yakışmıyan sözleri karşısında, ondan uzak kalmayı uygun gördüğünü söyleyerek İbn-i Teymiyye’yi ayıplamıştır. İbn-i Hacer Askalanî, Dürerü’l-kamine kitabında, İbn-i Teymiyye’nin önde gelen talebesi Zehebî’nin; “İbn-i Teymiyye, ilim üzerinde konuşurken hiddetlenir; karşısındakini mağlup etmeye çalışır, herkesi gücendirirdi” sözünü naklediyor. İmam-ı Süyutî, Kam’u’l-mu’arıd isimli eserinde; “İbn-i Teymiyye, kibirli idi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek adeti idi” diyor. Şam ulemasından Muhammed Ali Bey, Hıttatü’ş-Şam kitabında diyor ki: “İbn-i Teymiyye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat Hıristiyanlığın müceddidi muvaffak oldu. İslam müceddidi olamadı.”

İbn-i Teymiyye’nin Cehmiyye bozuk fırkasına karşı yazdığı Beyanü Telbisü’l-Cehmiyye adlı eserin kapak sayfası (sağda) Hırıstiyanlığa reddiye olarak yazdığı El-Cevabü’s-sahih adlı eserinin kapak sayfası (solda).

İbn-i Teymiyye’nin bozuk fikirlerinden bazılarını İbn-i Hacer-i Mekkî, Fetave’l-hadisiyye kitabında şöyle bildirmektedir.

“İbn-i Teymiyye’nin Selef-i salihinden ayrıldığını gösteren meseleleri Tâceddin Sübkî şöyle bildirmektedir:

1-Hayızlı kadına verilen talak vaki’ olmaz diyor.

2-Amden yani kasten terk edilen namazı kazâ etmek lâzım değildir, diyor.

3-Hayızlı kadının Kâbe’yi tavaf etmesi mubahdır. Keffaret vermez, diyor.

4-Üç olarak verilen talak, bir talak olur diyor. Hâlbuki, bunu bildirmeden önce icmanın böyle olmadığını kendisi senelerce söylemiştir.

5-İslamiyete uygun olmayan vergiler, bunu isteyene helaldir, diyor.

6-Bunlar tüccardan alınınca niyet edilmese bile, zekat yerine geçer, diyor.

7-Suda fare gibi hayvan ölünce necis olmaz, diyor.

8-Cünüb olanın, gece gusletmeden nafile namaz kılması câizdir, diyor.

9-Vâkıfın yaptığı şarta i’tibar olunmaz, diyor.

10-İcma’yı ümmete uymayan kimse, kafir olmaz ve fasık olmaz, diyor.

11-Allahü teala mahall-i havadistir ve zerrelerden yapılmıştır, diyor.

12-Kur’an-ı Kerim, Allahü tealanın zatından yaratılmıştır, diyor.

13-Âlem, yani her mahluk, nev’i ile kadimdir, diyor.

14-Allahü teala iyi şeyleri yaratmaya mecburdur, diyor.

15-Allahü tealanın cismi ve ciheti vardır ve yer değiştirir, diyor.

16-Cehennem ebedî değildir, sonunda söner, diyor.

17-Peygamberlerin masum olduklarını inkar ediyor.

18-Resulullah’ın diğer insanlardan farkı yoktur. O’nu vasıta kılarak dua etmek caiz olmaz, diyor.

19-Resulullah’ı ziyaret etmeye niyet ederek Medine şehrine gitmek günahtır, diyor.

20-Şefaat istemek için gitmek de haramdır, diyor.

21-Tevrat ve İncil’in kelimeleri değil, manaları değişmiştir, diyor.

Bazı âlimler, yukarıda bildirilenlerin bazısı İbni Teymiyye’nin sözü değildir dedi ise de Allahü tealanın ciheti olduğunu ve parçaların birleşmesinden meydana geldiğini söylediğini inkar eden yoktur. Bu yukarıda anlatılanlar kısaca şöyle özetlenir:

1-Allahü tealaya oturmak, kalkmak, yürümek, inmek, çıkmak gibi insanlara mahsus sıfatlar izafe etmektedir. Hâlbuki; Allahü teala, hiç bir bakımdan insanlara (ve diğer mahluklara) benzemez, zamandan ve mekandan münezzehtir, uzaktır.

2-Peygamberlerin günahsız olduğunu reddetmiştir. Hâlbuki, masumiyet (günahsızlık) peygamberlerin sıfatlarındandır.

3-Cehennem’in ebedî olmadığını ve kafirlerin Cehennem’de ebedî kalmayacağını, söylemiştir. Hâlbuki Cehennem’in ebedî olduğunu ve kafirlerin burada ebedî kalacağını Kur’an-ı Kerim haber vermektedir.

4-Muhyiddîn-i Arabî, Sadreddîn Konevî gibi bazı tasavvuf büyüklerini küfürle itham etmiş, tasavvufu reddetmiştir. Hâlbuki tasavvuf, Peygamber Efendimiz zamanından beri vardı ve tasavvuf büyüklerine hiç bir Ehl-i sünnet âlimi dil uzatmadı.

5-Başta Peygamber Efendimizin kabr-i şerifleri olmak üzere Eshâb-ı Kiram’ın, velîlerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram demiştir.

6-Bir defada üç talakın verilemeyeceğini söylemiş ve icmaya muhalefet etmiştir.

Netice itibariyle İbn-i Teymiyye, zekası, ilmi, ibadeti bir yana, cerbezesi, kibri ve gururu ile öne çıkmış; selef-i salihinin icmasından ayrılmış; İslam tarihinde onulmaz yaralar açmış bir şahsiyettir. Bir tarafta modernistlerin, bir tarafta Vehhabilerin önderi olmak itibariyle ifrat ve tefrit arasında kalmıştır.

İbn-iTeymiyye’nin tıbba dair yazdığı Emrazü’l-kulub adlı eserinin yazma nüshasının ilk sayfası (sağda) ve Fadluehli’l-beyti ve hukukihim adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Onsekiznici asırda Arabistan’ın doğusundaki Necd havalisinde ortaya çıkan ve zamanla bütün Arabistan’a hakim olan Vehhabilik, İbn Teymiyye’nin görüşlerine dayandığı iddiasındadır. Maamafih Vehhabilik, İbn-i Teymiyye’nin fikirlerinden çok daha aşırı bir yol tutmuştur. İbn-i Teymiyye ve fikirleri, unutulmaya yüz tutmuşken, modernistlerin biricik referansı olarak canlandırılmış olup abartılarak hayatiyetini muhafaza etmektedir. Vehhabiliğin kurucusu 1201 (m. 1787) yılında vefat eden Muhammed bin Abdülvehhab’dır. Mezhebinin esasları İbn-i Teymiyye’ye uzanır. Muhammed bin Abdülvehhab, İbn-i Teymiyye ve en önde gelen talebesi İbn-i Kayyım’ın görüşlerini iyice incelemiş ve bunlara taassupla bağlanmıştı. İslamiyeti, ilk zamanlarındaki saflığına döndürme iddiasıyla ortaya atıldı. Kabir ziyaretini, türbe yapılmasını, tevessülü, tasavvufu, camilerde minber ve minareyi, namazlardan sonra tesbih kullanılmasını caiz görmüyordu. Mezhep, Sahabeye bakış açısı bakımından Haricilik, Allah’ın cisim olduğu hususunda Mücessime ve nassların zahiri manalarına bakıp mecaza gitmemek hususunda da Zahiriye mezhebinin tesirlerini taşıyordu. Ehl-i Sünnet’in Matüridî ve bilhassa Eş’arî mezhebini reddederek, kendilerine selef-i salihini hatırlatacak şekilde, Selefiyye adını vermişlerdir. Halbuki inanç ve amelleri selef-i salihine benzememektedir. Vehhabiliğin esasları, İbn-i Teymiyye’nin görüşlerinden daha şiddetlidir. Öyle ki İbn-i Teymiyye’nin caiz değil dediğine, Vehhabîler küfr demiştir.

Bugünki Suudi Arabistan krallık ailesinin dedesi Der’iyye emiri İbnü’s-Suud, Muhammed bin Abdülvehhab’ın eniştesi idi. Bu sebeple İbn-i Abdülvehhab’ın görüşlerini silah zoruyla yaymaya girişti. Medine’ye saldırarak buradaki türbeleri yıktırdı. Osmanlı hükümeti, Mısır valisi mehmed Ali Paşa’ya emir vererek İbnü’s-Suud’u tedib ettirdi. Birinci Cihan Harbi’ni müteakip İbnü’s-Suud’un torunlarından Abdülaziz, İngilizlerle anlaşarak Arabistan ve Hicaz’ı hakimiyeti altına aldı. Burada Suudi Arabistan devletini kurdu. Bugün Vehhabilik diye bilinen Selefiyye mezhebi, devletin resmî mezhebidir. Matbuat ve maarif yoluyla yayılmaktadır. Suudi Arabistan’da imam ve kadılar, Hanbelî mezhebinde değildir. Kaza, fetva ve maarif müesseselerinde İbn-i Teymiyye’nin fetvaları esas ittihaz edilir. İbn-i Teymiyye, önceleri Hanbelî olduğu için Suudi Arabistan’da Hanbelî mezhebinin tatbik edildiği zannedilir. Halbuki Ehl-i Sünnet’in dört mezhebi burada resmen tanınmamaktadır.

İbn-i Teymiyye’nin Hırıstiyanlığa reddiye olarak yazdığı Tahkiku’l-kavl fi mes’eleti İsa Kelimetullah ve’l-Kur’anu Kelamullah adlı eserinin kapak sayfası (sağda) Mühezzebü Iktizau’s-Sıratı'l-Müstakim adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası