İBN-İ VEHB

Abdullah bin Vehb bin Müslim el-Fihrî, el-Mısrî Mısır'da yetişen en büyük âlimlerden.
A- A+

Mısır'da yetişen en büyük âlimlerden. İsmi, Abdullah bin Vehb bin Müslim el-Fihrî, el-Mısrî, künyesi, Ebu Muhammed'dir. Fıkıh ilminde imam, müçtehit; hadis ilminde hafız (yüz bin hadis-i şerifi ravileri ile birlikte ezbere bilen), sika (güvenilir) fazilet sahibi bir zat idi. 125 (m. 743)'te Kahire'de doğdu. 197 (m. 813)'de Kahire'de vefat etti.

Yedi yaşında ilim tahsiline başladı. Kendilerinden ilim öğrendiği hocalarının sayısı 370 civarındadır. Bu âlimlerin en meşhurları, başta İmam-ı Malik olmak üzere, Hayve bin Şureyh, Sa'id bin Ebu Eyyub, Leys bin Sa'd, Süleyman bin Bilal, İbn-i Cüreyc, Süfyan-ı Sevrî ve Süfyan bin Uyeyne gibi büyük zatlardır. Bilhassa İmam-ı Malik'in derslerine çok devam edip, onun ilminden, İslamiyetin bildirdiği edeplere tam uygun olan yaşayışından ve örnek hallerinden devamlı istifade etti. Bu derslerde İmam-ı Malik'ten duyduğu hadis-i şerifleri, eserleri (Eshab-ı Kiram'dan nakledilen sözleri) edep ve terbiye ile alakalı meseleleri toplayıp El-Mücalesat adında bir kitap meydana getirdi. Ayrıca, hadis ilmine dair El-Cami adlı iki ciltlik eseri ve yine iki cilt olan Muvatta-ı Sagir, Muvatta-ı Kebir, Kitabu Ahvali'l-Kıyame ve Tefsirü'l-Kur'an adlı eserleri vardır. Hocası tarafından en çok sevilen ve sünneti en iyi bilen olduğu da rivayet edilmiştir.

İbn-i Vehb hazretlerinin otuz altı defa Hac ettiği rivayet edilmektedir.

İmam-ı Malik, bu zata yazdığı mektuplarında, kendisine; “Mısır'ın fakihi Ebu Muhammed Müfti.” diye hitap ederdi. Bundan başkasına fakih (derin fıkıh âlimi) diye yazmazdı. İlmi çok fazla idi. Kendisine “Divanu'l-İlm” (ilmin kütüphanesi) denilmiştir. İbn-i Ebu Hatim; “Ben İbn-i Vehb'in, Mısır'da ve başka yerlerde rivayet ettiği seksen bin kadar hadis-i şerife baktım. Aslı olmayan bir hadis-i şerif görmedim.” demiştir. Kendisinden rivayet edilen hadis-i şeriflerin sayısı yüz bin civarındadır. Ahmed bin Salih; “İbn-i Vehb'den daha fazla hadis-i şerif rivayet eden birini tanımıyorum.” demiştir. Eserlerinde yirmi binin üzerinde hadis topladığı rivayet edilmektedir.

Abdullah bin Vehb, fıkıh ilminde de çok yüksek idi. Bundan dolayı, kendisi için; “Hadis ilmi ile fıkıh ilmini cem' eden.” buyuruldu. Bir defasında, İmam-ı Malik'in huzurunda, İbn-i Kasım ile İbn-i Vehb'den bahsediliyordu, İmam-ı Malik; “İbn-i Vehb bütün ilimlerde âlimdir. İbn-i Kasım ise sadece fakihtir.” diye buyurdu.

İbn-i Vehb hazretlerinin basılmış olan Müsned adlı eserinin kapak sayfası.

Medine ahalisi bir meselede ihtilaf ettikleri vakit, İbn-i Vehb'in gelmesini beklerler, geldiği zaman ihtilaf ettikleri meseleyi kendisine arz edip verdiği fetvayı kabul ederlerdi.

İbn-i Vehb buyurdu ki: “Allahü teala beni, İmam-ı Malik ve Leys bin Sa'd vesilesi ile dalalete düşmekten kurtardı.” “Bu nasıl oldu?” diye sordular. “Ben hadis-i şerifleri toplamakla meşgul iken, bana ulaşan çeşitli rivayetler karşısında şaşırıp kalmıştım. Ne zamanki, İmam-ı Malik ve Leys bin Sa'd hazretleri ile karşılaştım. Onlar beni; “Şu rivayeti al, şunları alma. Bu hadis-i şerifin manası şudur. Şunun manası şöyledir.” diye ikaz ettiler. Böylece bende şaşkınlıktan ve dalalete düşmekten kurtuldum.” diye cevap verdi.

Hayatını din düşmanları ile savaşmakla, ders vermekle ve hacca gitmekle geçirmiştir. Bir defa zamanın halifesi; kendisine mektup yazıp, kadı olması için teklifte bulundu ise de mesuliyetin çok ağır olması sebebiyle bunu kabul etmedi. “Niçin kabul etmiyorsunuz? Allahü tealanın kitabı ve Resulullah'ın sünneti ile hüküm verirsiniz.” diyenlere karşı; “Bilmiyor musunuz? Kıyamet günü âlimler, Peygamberler ile ve kadılar, sultanlar ile beraber haşrolunacaklar (beraber diriltilecekler).” buyurdu. Öğrendiği ilmi başkalarına da öğretti. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerin en meşhurları arasında kardeşinin oğlu, Ahmed bin Yusuf et-Tunusî, Ahmed bin Salih el-Mısrî, İbrahim bin Münzir ve Yahya bin el-Mekabirî bulunmaktadır.

Yahya bin Bekr; “Abdullah bin Vehb'in ömrünün üçte biri, kendi nefsini terbiye ve hesaba çekmekle, üçte biri, ilim öğretmekle ve üçte biri de hacca gidip gelmekle geçmiştir.” buyurmuştur. Otuz altı defa Hac ettiği rivayet edilmektedir. İmam-ı Ahmed bin Hanbel, İbn-i Vehb hakkında buyuruyor ki: “İbn-i Vehb, akıl, din ve salih ameller sahibi idi.”

İbn-i Vehb, bir kimsenin; “Hatırla o vakit ki, (kafirlerin önderleri ile onlara uyanlar) ateşte birbirleri ile çekişirlerken, zayıf olanlar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: “Biz (dünyada) size itaatkar idik. Şimdi siz, bizden ateşin bir kısmını savabilir misiniz?” (Mümin suresi: 47) mealindeki ayet-i kerimeyi okuduğunu işitti. İbn-i Vehb, bu ayet-i kerimeyi duyar duymaz titremeye başladı ve uzun müddet kendisine gelemedi. İbn-i Vehb, İmam-ı Malik'ten rivayetle buyurdu ki: “Peygamber Efendimizin kabr-i şerifini ziyaret edip, selam vermek isteyen kimse; “Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatühü.” demelidir.”

Bir gün huzurunda kendisinin telif ettiği, Kitabu Ahvali'l-Kıyame isimli eserinde, kıyamet hallerine ait mevzular okunuyordu. Kitap bittiğinde, sanki benzi sararmış, yüzünün kanı çekilmişti. Bundan sonra, hiç konuşamadı ve birkaç gün sonra vefat etti. İbn-i Vehb'in rivayetlerini İbn-i Beşkuval Ahbaru İbn-i Vehb adıyla toplamıştır.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Kim ki bana salat-ü selam getirirse, o kimse bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.” Resulullah Efendimiz, namaz kıldığı vakit, ayakları şişecek şekilde ayakta dururdu. Hazreti Aişe; “Ya Resulallah! Allahü teala, sizin gelmiş geçmiş bütün günahlarınızı bağışladığı halde, yine bunu mu yapıyorsunuz?” diye sordu. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Ya Aişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?”

Yine, buyurdularki: “Şüphesiz Cennetlikler, kendilerinden üstün olan köşk sahiplerini sizin doğu ve batı ufkunda kavuşmakta olan parlak yıldızı gördüğünüz gibi görürler. Çünkü, aralarında fark vardır.” Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah! Bunlar Peygamberlerin yerleridir. Başkaları onlara ulaşamaz.” dediler. Peygamberimiz buyurdu ki: “Bilakis! Nefsim yed-i kudretinde bulunan Allahü tealaya yemin ederim ki onlar, Allah'a iman ve Peygamberleri tasdik eden bazı kimselerdir.” “Bir sadaka verip de sonra sadakasından dönen kimsenin misali, kusup da sonra onu yiyen köpek gibidir.”

Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk, Peygamber Efendimize; “Ya Resulallah! Bana bir dua öğret ki, namazımda ve evimde onunla dua edeyim.” dedi. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “De ki; Ya Rabbî! Ben nefsime çok zulmettim. Günahları ise ancak sen affedersin. Bana tarafından mağfiret buyur ve bana acı. Çünkü hakkıyla acıyan, affeden ancak sensin.”

“Biriniz bir yere indiği zaman; “Euzü bikelimatillahit tammatimin şerri ma haleka.” desin. Çünkü oradan gidinceye kadar hiçbir şey ona zarar ve kötülük yapmaz.” buyurdu.

“Kul günah veya kat-ı rahm (sıla-yı rahmi, akraba ziyaretini terk) davasında bulunmadıkça ve acele etmedikçe duası kabul edilir.” Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah! Acele etmek nedir?” diye sorunca; “Dua ettim de, kabul edildiğini görmedim deyip ve o anda vazgeçerek duayı bırakmaktır.” buyurdular. “Allahü teala, rahmeti yüz parça olarak yarattı. Doksan dokuzunu kendi nezdinde tutu. Bir paçasını yeryüzüne indirdi. İşte mahlukat bu bir parçadan dolayı birbirlerine acır. Hatta hayvan, üzerine basarım endişesiyle, tırnağını yavrusundan kaldırır.”

Bir kimse Peygamber Efendimize; “Müslümanların hangisi daha hayırlıdır?” diye sordu. Resulullah da; “Elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir.” buyurdu. Bir zaman Yemen'den bir şahıs hicret edip, Medine-i Münevvere'ye, Peygamber Efendimizin huzur-ı şeriflerine gelv edediki: “Ya Resulallah! Ben Yemen'den hicret edip cihada gitmek üzere buraya geldim.” Peygamber Efendimiz; “Senin Yemen'de kimsen var mıdır?” diye sorunca, o kimse; “Evet, ya Resulallah! Anam ve babam var.” dedi. Peygamberimiz bu sefer; “Buraya gelip cihada gitmek için onlardan izin aldın mı?” diye sordu. Okimse; “Hayır, ya Resulallah!” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Sen tekrar Yemen'e dön. Eğer annen ve baban izin verirlerse, o zaman cihada gel. Şayet izin vermezlerse, onların yanında kal ve onlara hizmet et.”

“Her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman ederse, ya hayır söylesin, yahut sussun. Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ederse, komşusuna ikram etsin. Her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman ederse, misafirine ikram etsin.”

İbn-i Vehb'in Hazreti Aişe'den rivayet ettiği Hadis-i şerifte, Hazreti Aişe buyurdu ki: “Resulullah'a ilk vahyin başlaması uykuda saduk (doğru) rüya görmekle olmuştur. Gördüğü her bir rüya muhakkak sabah aydınlığı gibi apaçık meydana gelirdi. Sonra kalbine yalnızlık sevgisi düşürüldü. Artık Hira Mağarası içinde yalnız kalmayı tercih eder oldu. Orada ehlinin yanına dönmeden birkaç gün ibadet ederdi. Bu maksatla yanına yiyecek de alırdı. Sonra Hazreti Hadice'nin yanına döner yine o kadar bir müddet için yiyecek tedarik ederdi. Nihayet Hira Mağarası'nda bulunduğu bir sırada ansızın Emr-i Hak karşısına çıkıverdi. Şöyle ki, kendisine melek gelerek; “Oku!” dedi. Resulullah; “Ben okuma bilmem.” cevabını verdi. Fahr-i Kainat buyurdular ki: “O zaman melek beni alarak takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine; “Oku!” dedi. Bende; “Okuma bilmem.” dedim. Melek beni yine alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine; “Oku!” dedi. Bende; “Okumak bilmem.” dedim. Nihayet beni üçüncü defa olarak takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp şu ayetleri okudu: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O Allah ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Herhalde oku! Senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten kerimler kerimidir. İnsana bilmediğini öğretmiştir.” (Alak suresi: 1-5) Bunun üzerine Resulullah o sıkıştırma sebebiyle (heyecandan) boyun etleri titreyerek döndü. Ve Hazreti Hadice'nin yanına giderek; “Beni örtün! Beni örtün!” diye buyurdu.

El yazması Risale-i İbn-i Vehb'den iki sayfa.

İbn-i Vehb hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte bir kimse Peygamber Efendimize; “Müslümanların hangisi daha hayırlıdır?” diye sordu. Resulullah da; “Elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir.” buyurdu.

Mübarek vücudunu sarıp örttüler. Ondan sonra Peygamber Efendimiz Hazreti Hadice'ye; “Ey Hadice! Acaba bana ne oluyor?” diye buyurup olup bitenleri ona anlattı. “Kendimden korktum.” dedi. Hazreti Hadice de O'na şunları söyledi: “Öyle deme, sevin! Allah'a yemin ederim ki, Allahü teala seni hiçbir vakit utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, sözün doğrusunu söylersin, işini görmekten âciz olanların ağırlığını yüklenirsin. Fakire verir, kimsenin kazandırmayacağını kazandırır, misafiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında (halka) yardım edersin.”

Bundan sonra Hazreti Hadice, Resulullah'ı beraberine alarak Varaka bin Nevfel'e götürdü. Bu zat, Hazreti Hadice'nin amcasının oğlu idi. Cahiliyet zamanında Hıristiyan dinine girmiş bir kimse olup, Arapça yazı yazmasını bilir, İncil'den Allahü tealanın dilediği bazı şeyleri Arapça yazardı. Varaka gözleri görmez olmuş biri (pir-i fani) idi. Hazreti Hadice kendisine; “Ey Amca! Dinle bak, kardeşinin oğluneler söyleyecek.” dedi. Varaka bin Nevfel; “Ne var kardeşimin oğlu?” diye sorunca, Resulullah gördüğü şeyleri kendisine haber verdi. Bunun üzerine Varaka; “Bu gördüğün Musa Aleyhisselama indirilen Namus-u Ekber'dir (Cebrail Aleyhisselamdır). Ah keşke senin davet günlerinde genç olaydım. Keşke kavmin seni çıkaracakları (hicret ettirecekleri) zaman hayatta bulunsaydım.” dedi. Resulullah; Onlar beni çıkaracaklar mı ki?” diye sordu. Varaka; “Evet, çıkaracaklar. Zira senin gibi bir vahiy getirmiş hiçbir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın. Şayet senin davet günlerine yetişirsem sana son derece yardım ederim.” cevabını verdi.

Eserleri:

1- El-Cami fi'l-hadis: 1996'da yayınlanmıştır. 717 rivayet vardır.

2- Tefsiru'l-Kur'an: İsnad yoluyla hazırladığı bu eser, 1995'te bir kısmı yayınlandı.

3- Kitabu'l-kader ve ma verede fî zalike mine'l-asar: Kadere ait olup 1406'da yayınlandı. Bunlardan başka;

4- Muvatta-i Kebir,

5- Muvatta-i Sagir,

6- Kitabu Ahvali'l-Kıyame,

7- El-Mücalesat,

8- Kitabu'l-Cenaiz,

9- El-Cami adlı eserleri de mevcuttur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları