İBN-İNÜCEYD

İsmail bin Nüceyd bin Ahmed bin Yusuf bin Salim bin Halid Evliyanın büyüklerinden
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. Künyesi Ebu Amr olup, ismi, İsmail bin Nüceyd bin Ahmed bin Yusuf bin Salim bin Halid'dir. Süleym kabilesine mensuptur. Sülemî'nin anne tarafından dedesi Hamdan Sülemî'nin torunudur.

Ebu Osman Hirî'nin talebelerinden olup, onların önde gelenlerindendi. 272 (m. 886)'da Nişabur'da doğdu. Nişabur'da yaşamıştır. 366 (m. 976) yılında Nişabur yakınlarında Şahinber denilen yerde vefat etti. Mekke'de vefat etti denilmesi yanlıştır. Menkıbeleri ve birçok veciz sözleri vardır. Pek çok hadis-i şerif ezberlemiş ve rivayet etmiştir. Cüneyd-i Bağdadî ile görüşmüş, onun sohbetinde bulunmuştur. Vera, marifet, riyazet ve kerametleri çoktur.

Kendisi anlatır: “İlk defa Ebu Osman Hirî'nin meclisinde tövbe ettim. Bir süre sonra tekrar günah işlemeye başlayınca, sohbetlerini terk ettim. Bu zatı ne zaman görsem, beni görmesin diye utancımdan kaçardım. Fakat bir gün beni yolda görünce; “Yavrucuğum, günahsız ve temiz olduğun sürece düşmanlarınla oturma. Çünkü düşman sende kusuru görür ve bundan dolayı sevinir. Buna da sen üzülürsün. Günah işlemen gerekiyorsa, gene bizim yanımıza gel, biz sana katlanırız. Böylece düşmanın istediği bir duruma düşmüş ve onu sevindirmiş olmazsın.” deyince, günah işlemekten vazgeçtim ve samimî bir şekilde tövbe ettim.”

Bir gün Ebu Osman, sınır boylarındaki Müslümanların ihtiyaçlarını görmek için halktan yardım istedi. Kimse bir şey veremedi. Bundan dolayı Ebu Osman çok üzüldü ve ağladı. Yatsı namazından sonra İbn-i Nüceyd, içinde iki bin dirhem olan bir kese getirip Ebu Osman'a verdi ve; “Bu paraları istediğiniz yere harcayınız!”dedi. Ebu Osman buna çok sevindi ve hayır duada bulundu. Sabahleyin sohbetindekilere; “Dün gece İbn-i Nüceyd bizi çok sevindirdi. Sınır boyundaki Müslümanların ihtiyacı için iki bin dirhem getirdi.”deyince, İbn-i Nüceyd ayağa kalkarak, “O dirhemler annemin idi. Onun rızasını almadan onları size getirdim. Onları geri verin de, anneme iade edeyim.” dedim. Ebu Osman dirhemleri geri verdi. Akşam olduğu zaman İbn-i Nüceyd dirhemleri tekrar geri getirerek Ebu Osman'a; “Bu malı öyle bir şekilde sarf ediniz ki, bizden başka hiç kimse bilmesin!” dedi.

Ebu Osman el-Hirî hazretlerinin hizmet ve sohbetinde olgunlaşıp kemale gelen İbn-i Nüceyd, yüksek haller ve kerametler sahibi bir veli oldu. Pek çok hadis-i şerif ezberleyip rivayet etti. Amellerinde sadece Allahü Teâlâ nın rızasına kavuşmayı gaye edindi. Riyadan ve gösterişten uzak, sade bir hayat yaşamaya çalıştı.

İbn-i Nüceyd, Ebu Amr Züccacî'ye; “Farz namazlarda ilk tekbiri getirirken neden halin değişiyor?” diye sordu. Züccacî şöyle cevap verdi: “Bir farza sıdk ve doğrulukla başlamamak hususunda korkuyorum. Bir kimse; “Allahüekber” (Allah en büyüktür) der de kalbinde O'ndan büyük bir şey bulunursa veya ömür boyunca O'ndan başka birinin yüceliğini ve büyüklüğünü kabul ederse, kendini kendi diliyle yalanlamış olur.”

Ebu Osman el-Hirî hazretlerinin en son vefat eden talebesi olan İbn-i Nüceyd sohbetleriyle insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünya ve ahirette saadete, mutluluğa kavuşmaları için gayret etti. İnsanların hayırlı işler yapmasını ve iyi kimselerle beraber bulunmasını tavsiye etti. Âlimlere ve velilere karşı çok saygı duyardı.

Şah Şuca Kirmanî hakkında şöyle buyurdu: Şah Şuca Kirmanî'nin hata etmeyen keskin bir firaseti vardı. Şöyle derdi: “Harama bakmaktan gözü muhafaza edenin, kendini nefsanî arzulara kapılmaktan koruyanın devamlı murakabe ile batınını, kalbini sünnete tabi olarak zahirini imar edenin ve helal lokma yemeyi alışkanlık haline getirenin firaseti şaşmaz. Firaseti tam isabet kaydeder.”

İbn-i Nüceyd hazretleri ince bir düşünce tarzına sahipti. Naklederler ki: Ebü'l-Kasım Nasrabadî onunla birlikte Sema meclisindeydi. Ebü'l-Kasım Nasrabadî'ye; “Bu Semaı neye göre dinliyorsun?” diye sordu. Ebu Kasım; “Oturup gıybet yapmaktan ve bunu dinlemektense sema dinlemek daha iyidir.” cevabını verdi. Bunun üzerine İbn-i Nüceyd hazretleri; “Sema esnasında yapmama gücüne sahip olduğun bir hareket senden sadır olsa, yüz yıl gıybet etmek ondan iyidir.” buyurarak semanın uygun olmadığını bildirdi.

Allahü Teâlâ dan, O'nun rızasından başka bir şey istemeyeceğim diye söz vermiş ve ahdine kırk yıl sadık kalmıştı. Evli bir kızı vardı. Bu kızı hastalanmıştı. Doktorlar tedavisinden aciz kalmışlardı. Bir gece damadı hanımına; “Sendeki bu derdin devası babandadır.” dedi. Hanımı; “Nasıl?” diye sordu. “Baban kırk yıldır Allahü Teâlâ ya rızasından başka bir şey istemeyeceğine dair söz vermiştir. Şayet ahdini bozup dua edecek olursa, Hak Teâlâ sana şifa verir.” dedi. Kadın gece yarısı babasının yolunu tuttu.

İbn-i Nüceyd hazretleri gece vakti kızını görünce; “Yavrum! Bu vakitte senin buraya gelmene sebep nedir?” dedi. Kızı; “Senin gibi bir babam var. Allah'ın dinindeki hüznün faziletini senden dinleyeyim diye geldim. Ayrıca yaşamak ve Allahü Teâlâ yı zikretmek istiyorum. Hak Teâlâ nın hastalığıma şifa vermesi için dua etmeni arzu ediyorum.” dedi. İbn-i Nüceyd hazretleri; “Ahdi bozmak caiz değildir. Sen eğer bugün ölmezsen, yarın öleceksin. Ölecek olanın ölmesi iyidir. Babasının ciğerparesi buradan uzaklaş, beni günaha sokma. Şayet senin için ahdimi bozarsam, sen iyi bir evlat olmazsın.” dedi. Kızı; “O halde vedalaşalım, zira bana öyle geliyor ki, ecelim yakındır. Bu hastalıktan kurtulamayacağım.”dedi.

İbn-i Nüceyd buyurdu ki: “Gelir cenaze namazını kılarım.” Bunun üzerine kızı babasına veda edip ayrıldı. Evine varıncaya kadar hastalığı iyileşip sıhhatine kavuştu. Hatta babasının vefatından sonra kırk sene daha yaşadı.

İbn-i Nüceyd buyurdular ki:

“Nefsine değer veren, dinine kıymet vermez.”

“Kula lazım olan şey, sünnete uygun olarak kulluğa yapışmak ve bu yolda yürümektir.”

“Faydasız ilim, sahibine menfaatten çok zarar verir.”

“Fikri sıhhatli olanın sözü sadık, ameli hâlis olur.”

“Tasavvuf, Allahü Teâlâ nın emir ve yasaklarına uymakta sabretmektir.”

“Bir kimsenin gözünde nefsinin değeri olursa, ona işlediği günah basit gelir.”

“Allahü Teâlâ bir kuluna hayır murad ederse, ona salih ve ihtiyar zatlara hizmet etmeyi, onların istedikleri işleri yapmayı, hayır yollarına girmeyi ve bu hayırları görmeyi nasip eder.”

“Düşüncesini doğrultan kimsenin konuşması doğru olur ve ameli de hâlis olur.”

“Tevekkül eden kimse, Allahü Teâlâ nın hükümlerine razı olan kimsedir.”

“Kim bir şeyin ona faydalı veya zararlı olduğunu bilmezse, cehaletini ortaya koyar.”

“Halkın karşısındaki itibar ve mevkisini bir tarafa atıverenin, dünyadan ve dünya ehlinden yüz çevirmesi gayet kolay olur.”

“İnsanı terbiye etmek, ona ihsanda bulunmaktan daha hayırlıdır.”

“Emirleri hafif tutmak, o emri veren âmiri az tanımaktan ileri gelir. Eğer kul, emir veren, âmir olan Allahü Teâlâ yı tam hakkı ile tanırsa, emirlerini hafif görmez.”

Abdülvahid bana vasiyet et, deyince şöyle buyurdu: “İlim ile meşgul ol. Bütün Müslümanlara hürmet et. Günlerini boş geçirme, insanların arasında garip ol. İlim ve Müslümanlara hürmet ile meşgul olman, Allahü Teâlâ nın emirlerinden sana bir hissedir.”

İbn-i Nüceyd'in âli isnadlı hadisleri ihtiva eden El-Cüz' adlı bir risalesi Köprülü Kütüphanesi'nde (Mecmua Nr: 1584/3) mevcuttur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları