İBN-İ YEZDANYAR

Hüseyin bin Ali bin Yezdanyar Evliyanın büyüklerinden
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. İsmi Hüseyin bin Ali bin Yezdanyar olup, lakabı Ebu Bekr'dir. Urmiyelidir. Urmiye'de doğdu. İlköğrenimine burada başladı. İyi bir tahsil gördükten sonra tasavvufa yöneldi. Bağdat'a gidip tanınmış velîlerin sohbetinde bulundu. Daha sonra memleketine döndü. 334 (m. 945)'te Urmiye'de vefat etti.

Tasavvufta, kendisine has takip ettiği bir yolu vardı. Haramlardan ve şüphelilerden çok sakınır, devamlı mubahların fazlasını terk ederdi. Zahirî ilimlerde de âlimdi.

Kendisine; “Ha yâ (utanmak) nedir?” diye sordular. Onlara şöyle buyurdu: “Ha yâ nın çok türleri vardır. Bunlardan birisi: Meleklerin ha yâ sı ki, onlar, “Ya Rab bî! Sübhansın, sana layık bir ibadeti yapamadık.” diyerek kusurlu olduklarını bildirirler. Buna; “Kusur ha yâ sı” denir.

İsrafil Aleyhisselam'ın ha yâ sı ki, Allahü Teâlâ nın büyüklüğü karşısında utancından kanatlarını sarkıtır. Buna; “İclal ha yâ sı” denir.

Bir gün müşriklerden Feza rî, Peygamber Efendimizin huzuruna geldi. O sırada Hazreti Aişe validemizde oradaydılar. Peygamber Efendimiz, Feza rî'nin geldiğini görünce, Hazreti Aişe'yi görmemesi için, Hazreti Aişe'nin önüne geçtiler. Peygamberimizin, bu yaptığına; “Gayret ha yâ sı” denir.

Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de mealen; “... Peygamberin evinde yemeğinizi yedikten sonra dağılınız! Söz konuşmak, sohbet etmek için de izinsiz girmeyiniz. Çünkü bu, Peygamberlere eziyet veriyor, (sonra “çıkın” veya “girmeyin” demeye) sizden utanıyor...” (Ahzab suresi: 53) işte buna; “Kerem ha yâ sı” denir.

Musa Aleyhisselam, dünyalık işleri Allahü Teâlâ dan istemeye utanıp; “Ya Rab bî! Bazı dünyalık ihtiyaçlarım oluyor, fakat istemekten ha yâ ediyorum.” deyince, Cenab-ı Hak da; “Ya Musa! Hamurun tuzundan, merkebin otuna kadar, ne ihtiyacın varsa benden iste...” buyurdu. Musa Aleyhisselam'ın bu ha yâ sına, “İstihkar” denir.

Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah! Hazreti Osman ile olunca, bizim yanımızda oturduğunuz gibi oturmuyorsunuz. Hikmeti nedir?” diye sordular. Buyurdu ki: “Osman öyle bir kimsedir ki, melekler dahi ondan ha yâ eder, ben nasıl etmeyeyim?” işte buna, “Vakar ha yâ sı” denir.

Allahü Teâlâ, İsa Aleyhisselam'a; “Ya İsa! Önce nefsine öğüt ver, sonra insanlara. Aksi hâlde benden utan.” buyurdu. Bu utanmaya, “Murakabe ha yâ sı” denir.

Miraç'ta namaz elli vakit farz olduğunda, Hazreti Musa, Peygamber Efendimize; “Ümmetin dayanamaz. Allahü Teâlâ dan azaltılmasını dile.” deyince, Resulullah Efendimizde beş vakte kadar indirtmişti. Hazreti Musa; “Bu dahi çoktur.” deyince Peygamber Efendimiz; “Artık bunu da azaltmasını istemekten utanırım.” buyurdular. İşte buna, “Müracaat ha yâ sı” denir.

Haramlardan sakınanlar hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Ben halkı hesaba çektiğim zaman, onları hesaba çekmekten utanırım.” Bunu Peygamber Efendimiz haber verdi. Buna da, “İhsan ha yâ sı” denir.

Peygamber Efendimiz; “Allahü Teâlâ, “Ben azimüşşan, İslam'da ağaran saç ve sakala azap etmekten ha yâ ederim.” buyurdu.” Bu ha yâ ya, “Rahmet ha yâ sı” denir.

Hazreti Ebüdderda, Humus halkına, “Siz Allahü Teâlâ dan utanmaz mısınız? Oturamayacağınız binalar yapıyorsunuz. Yiyeceğinizden çok mal biriktiriyorsunuz. Ömrünüz boyunca ulaşamayacağınız uzun emeller peşinde koşuyorsunuz.” buyurdu. İşte bu utanmaya da; “Gurur ha yâ sı” denir.

Resulullah Efendimiz; “Ha yâ imandandır. Ha yâ Cennet'tedir.” buyurdular. Burada anlatılan ha yâ nın adı da, “İman ha yâ sı”dır.

Bir de ziynet (süs) ha yâ sı vardır ki, kimde bulunursa onu süsler. Hadis-i şerifte; “Rıfk, bulunduğu yere sadece süs getirir.” buyuruldu. Bu, ruhu süsleyen bezeyen bir ha yâ dır.”

Bir kimse kendisinden nasihat istediğinde ona; “İnsanlar arasında bulunmak zorunda kalırsan, kalb kırmaktan sakın. Çok sakın... Öyle dikkatli ol ki, Allahü Teâlânın rahmet nazarından düşürecek bir harekette bulunmayasın. Edep dışı bir sözün ve hareketin sebebiyle sana göz dikmesinler.”

Buyurdu ki: “Cenab-ı Hakk'ın tövbe kapısı devamlı açıktır. Bir hata ve bir kusur meydana çıkar, bir günaha düçar olursan, hemen Allahü Teâlâ ya yönel. Senden beklenen budur. Şayet bu şekilde yaparsan, Rabbimiz fadlı ve keremiyle kabul buyurur.”

“Melekler semanın bekçileri, muhaddisler sünnetin bekçileri, evliya da Allahü Teâlâ ya giden yolun bekçileridir.”

Allahü Teâlâ ya kavuşmak için ne yapmalıdır? diye soranlara; “Allahü Teâlâ nın rızasından başka bir şey düşünmemeli, nefsin isteklerini ve heveslerini bir daha hiç yapmamalı, terk ettiği günahlara dönmemelidir.” buyurdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları