Osmanlı âlim ve devlet adamlarından. İsmi İdris bin Ali el-Bitlisî olup lakabı Hakimüddin veya Kemaleddin'dir. İdris-i Bitlisî diye tanınır. Dokuzuncu asrın ikinci yarısında Bitlis'te doğdu. 926 (m. 1520) senesi Zilhicce ayının yedisinde Eyüp'te vefat etti. Kabri Eyüp sırtlarında Hanımı Zeynep Hatun camii bahçesinde iken günümüzde cami bahçesinin avlusuna yapılan evlerden birinin bahçesinde kalmıştır.
Babası Hüsameddin Ali Bitlisî, Kürt asıllıdır. Nurbahşiyye tarikatinin kurucusu Seyyid Muhammed Nurbahşî'nin halifesi idi. Uzun zaman Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ın divanında nişancılık yapmıştı. Tebriz'de Molla Camî'nin sohbetlerinde bulunmuştu. 909 (m. 1504) senesinde Bitlis'te vefat edip Ebu Tahir Kürdî türbesindedir. İki cild İrşadu Menzilu'l-Küttab tefsiri, Kitabu'n-Nusus, Şerhu Istılahatu's-Sufiyye li-Kaşanî Şerh-i Gülşen-i Raz-ı Şebüsterî adlı eserleri vardır.
İdris-i Bitlisî'nin hanımı Zeyneb Hatun'un Eyüp'te yaptırdığı Köşkün üst kısmı.
İdris-i Bitlisî ilk tahsilini babasından yaptı. Akkoyunlu payitahtı olan Diyarbekir ve Tebriz'te ilim tahsil etti. 896 (m. 1490) senesine kadar Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey'in oğlu Ya'kub Bey'in divan hizmetinde çalıştı. Nişancılık ve şehzadelere lalalık yaptı. Bu arada Abdurrahman Camî, Kadı Seyfeddin Savucbulağı, Vezir Necmeddin Mes'ud, Molla Şehidî ve Kadı İsa es-Savecî gibi âlimlerden istifade etti. Yakub Bey'in haleflerinin yanında nişancılık vazifesini sürdürdü.
Osmanlı padişahı Sultan İkinci Bayezid Han'ın bir zaferi münasebeti ile gönderdiği fetihnameye, sultanı adına cevap yazan İdris-i Bitlisî, İstanbul'a davet edildi. O sırada Şah İsmail Akkoyunlu Devleti'ni yıkıp Safevî Devleti'ni kurunca aleyhine şiir yazarak “ mezheb-i na hakk 906 (m. 1501) ” ibaresiyle tarih düşürdü.
Tebriz Safevîlerin eline düşünce İdris-i Bitlisî Hicaz'a gitti. Sonra İstanbul'a geçti. Sultan İkinci Bayezid Han'ın iltifatına mazhar oldu. Daha evvel Akkoyunlu hükümdarı Yakub Bey'in yanında iken Sultan İkinci Bayezid'e bir tebrikname yazıp göndermişti. Padişah onu hususî katipliğine tayin ederek yüksek bir maaş tahsis etti. Ondan bir Osmanlı tarihi yazmasını istedi. O da bu emre uyarak, ilk sekiz Osmanlı padişahı hakkında, Farsça ve manzum olarak 80.000 (seksen bin) beytlik Heşt-Behişt adında manzum bir eser telif etti. Bu eser, daha sonra Türkçe nesre tercüme edildi. Otuz ayda tamamlayıp 911 (m. 1505) senesinde Padişaha takdim ettiği bu eserin karşılığında 50.000 akçe ile mükafatlandırıldı.
Mezhebimiz Haktır
Şerefname'de şöyle anlatılır: “Şah İsmail ortaya çıktığında, Rafızîlerin mezhebi revaç buldu. Mevlana İdris de onların tarihini “ Mezheb-i Na Hakk .” (Farsça, hak olmayan mezhep) olarak düşürdü. Bu, Şah İsmail tarafından duyulduğunda, musahibi ve meclisinin has nedimi Kemaleddin Tabib Şirazî'ye Mevlana İdris'e bir mektup yazıp bu tarihi onun söyleyip söylemediğini sormasını emretti. O da bu emre uyarak, zarif ve latif bir mektup yazıp Mevlana İdris'e yolladı. Mektubu okuyan Mevlana İdris, bunu inkar etmedi ve cevaben şunları söyledi: “Evet! Bu tarihi ben buldum. Ancak bu terkib Farsça değil, Arapçadır. Ben; “ Mezhebuna Hakk (mezhebimiz haktır) ” dedim.” Mevlana İdris'in bu tavrı Şah İsmail'in hoşuna gitti ve yanına gelip maiyyeti arasına girmesi için davet etti. Mevlana İdris ise buna rağbet etmeyip mazeret bildiren Farsça bir manzumeyi Şah'a yolladı.”
İdris-i Bitlisî'nin Eyüp'te yaptırdığı Sıbyan Mektebi.
Bu ikbali bazılarını kıskandırdı. Vezir Atik Ali Paşa ile arası açıldı. Hacca gitmek için izin istediyse de verilmedi. Nihayet Atik Ali Paşa vefatı üzerine izin çıktı. 917 (m. 1511) senesinde hac emiri olan amcası ile hacca çıktı. Yolda Kahire'ye uğradı. Memluk sultanı Kansu Gavrî ve Kahire uleması ile görüştü. İbrahim Gülşenî'nin hizmetinde bulundu. Mekke-i Mükerreme'ye geçti. İstanbul'a mektup göndererek ailesinin Mekke-i Mükerreme'ye gönderilmesini istedi.
Ertesi sene (918/1512) Yavuz Sultan Selim padişah olunca hediyeler yollayarak İdris-i Bitlisî'yi davet etti. O da kabul etti. Yolda Halep'te bir müddet kalıp ulema ile görüştü. İskenderun'dan deniz yoluyla İstanbul'a döndü. En büyük hizmetini de bu devirde yaptı. Ehl-i Sünnet itikadına tam bağlılığı padişahın çok hoşuna gitti ve iltifatını celbetti. Kendisini hususî musahip tayin eyledi.
Şah İsmail 906 (m. 1501) senesinde Akkoyunlu payitahtı Tebriz'i zaptettikten sonra Anadolu'yu işgale girişti. Erzincan ve Malatya'yı işgal etti. Bir yandan da Anadolu'daki göçebe Türkmenler arasında Şiî propagandasına girişti. Öte yandan Bağdat'a yöneldi. Bu havalide çok sayıda taraftar buldu. Doğu'da Özbek Hanlığı ile de savaşıp Şeybanî Han'ı öldürttü. Herat'tan Sivas'a kadar hakimiyetini genişletti. Osmanlı Devleti büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim İran seferine çıktı. İdris-i Bitlisî de bu sefere katıldı. Bu arada Şah İsmail'in topraklarını işgal ettiği Şarkî Anadolu'daki Kürt beylerinin bazısı Sultan Selim'in huzuruna çıkarak bağlılık bildirdi. Buradaki Kürtlerin hemen hepsi Sünnî ve Abbasî hilafet geleneğine bağlı idiler. Bu sebeple Sultan Selim'i kendilerine yakın görüp Çaldıran Harbi'nde beraber çarpıştılar. Şah yenilip ağırlıklarını bırakarak Şiraz'a kaçtı.
İdris-i Bitlisî Çaldıran Zaferi'ni takiben Şah İsmail'in payitahtı Tebriz'e giren vezir Dukakinzade Ahmed Paşa'ya refakat etti. Padişahı burada karşıladı. Safevî zulmünden bıkan halk padişaha büyük tezahürat gösterdi. Padişah geri dönmek veya Şah'ı takip etmek hususunda muhayyer olunca İdris-i Bitlisî Tebriz veya Karabağ'da kışlayıp baharın Şah üzerine yürümeyi ve tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmayı teklif etti. Ancak yorgun asker arasındaki huzursuzluk sebebiyle vezirler geri dönülmesini teklif etti. Padişah bunu kabul ederek yanına Tebrizli bazı âlim ve sanatkârları da alarak geri döndü. İdris-i Bitlisî'yi belde halkını Osmanlı hükümeti yanına çekmek üzere vazifelendirdi.
İdris-i Bitlisî Tebriz'de vaazlar vererek halkı Osmanlı idaresine karşı ısındırmaya çalıştı. Padişahın İstanbul'a dönmesinin ardından burada kaldı. Anadolu'nun şarkında öteden beri muhtariyeti haiz beylikler vardı. Ekserisi Şafiî mezhebinde Kürt, bazısı da Türkmen idi. Osmanlılar, kendilerine problem çıkartmayan bu mıntıkayı ilhak etmeyi düşünmedi. Ancak Kürt beylikleri kendilerini tazyik eden Şiî İran'a karşı Osmanlıları bir kurtarıcı olarak görmüş; Şark sınırını böylece emniyet altına alma düşüncesi de Osmanlılara cazip gelmiştir. İdris-i Bitlisî Çaldıran Seferi sırasında havalideki beyleri Osmanlı Devleti'ne yardıma teşvik etti.
Çaldıran'dan sonra İranlılar fırsat bulup Diyarbekir'i kuşatınca 25 Kürt beyinden Erdelan beyi Halid Bey dışındaki 24'ü, İdris-i Bitlisî vasıtasıyla padişaha imzalı bir ariza (dilekçe) verdiler. Yardım talep ediyor, mıntıka Osmanlı Devleti'ne bağlanmadıkça, huzur bulamayacaklarını beyan ediyorlardı. Arizadaki şu cümleler dikkat çekicidir: “Sizin inayetiniz olmazsa, kendi başımıza İranlılarla başa çıkamayız. Zira Kürtler ayrı ayrı aşiretler tarzında yaşamaktadırlar. Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak hâlindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Allah'ın âdeti böyledir. Ancak ümitvarız ki Padişahtan yardım olursa, Arap ve Acem Irak'ı ile Azerbeycan'dan o zâlimlerin elleri kesilir. Bilhassa İran'ın kilidi ve Akkoyunlu payitahtı Diyarbekir, bir senedir Kızılbaş işgali altındadır. 50.000'den fazla insan öldürmüşlerdir. Eğer padişahın yardımı bu Müslümanlara yetişirse, hem uhrevî sevap ve hem de dünyevî faydalar umulur.” Camilerde zaten padişah adında hutbe okunmaya başlamıştı.
İdris-i Bitlisî'nin Eyüp sırtlarında Hanımı Zeynep Hatun camii bahçesinde iken şu anda cami bahçesinin avlusuna yapılan evlerden birinin bahçesindeki kabri (sağda) ve kabrin yeni bir resmi (solda).
İdris-i Bitlisî'nin de yerli gönüllülerle katıldığı on bin kişilik ordu, Diyarbekir'i kurtardı. Ardından Mardin de fethedildi. Padişahın emriyle bizzat kumanda ettiği ordu ile Hasankeyf'i de alıp eski hükümdarı Halil Eyyubî'ye teslim etti. Urfa ve Musul da bu vesileyle Osmanlı ülkesine katıldı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu kendiliğinden Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu. Padişah, İdris-i Bitlisî'ye üstü tuğralı boş fermanlar vererek icabında aşiret beylerine verilecek beratlarda kullanmasını söylemişti. Kendi arzularıyla Osmanlı Devleti'ne tabi olan beylere birer ferman verildi. Hemen ardından Irak, Suriye ve Filistin'deki Arap aşiretleri padişaha aynı mealde bir ariza gönderip Osmanlı Devleti'ne iltihak ettiler. Bu mühim hizmeti mukabilinde padişah kendisine mükafat olarak 2000 flori altını ile değerli kılıç ve kürkler verdi. Sefer dönüşü Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği ve Siverek'in Osmanlı hakimiyetine girmesini temin etti. Merkezi Diyarbekir olan Arab-Acem kazaskerliğine tayin edildi. Bu makam Rumeli ve Anadolu kazaskerliğinden sonra kurulan üçüncü kazaskerlik idi.
İdris-i Bitlisî, Mısır'ın fethinde de bulundu. Fetihten sonra burada kalarak Hayatu'l-Hayvan tercümesi'ni tamamladı ve Padişah'a takdim etti. Ayrıca Padişah'ın emriyle Mısır fetihnamesini kaleme aldı. İbrahim Gülşenî ile görüştü. Burada yeni idareciler ile halk arasındaki intibaka yardımcı oldu.
İdris-i Bitlisî'nin "Tercüme-i Hayatü'l-Hayavan" adlı eserinin müellif hattı nüshasının ilk iki sayfası: Eser Topkapı Sarayı, "Revan Köşkü Kütüphanesi No: 1665"'de kayıtlıdır. Halk şikayetlerini kendisi vasıtasıyla arzetmeye başladı. O da bunları bir kaside halinde padişaha bildirdi. Padişah kendisine 10 bin filori ihsan etti. Mükafat beklentisi içinde olmayan İdris-i Bitlisî gücenerek caizeyi iade etti. Bunun üzerine padişah derhal İstanbul'a dönmesini istedi. O da dönmekte olan donanmaya katılarak İstanbul'a geldi.
İstanbul'da kendisini ibadete verdi. "Heşt Behişt"'e zeyl olarak "Selimşahname"'yi yazmaya başladı ise de tamamlayamadı. Yavuz Sultan Selim Han'ın vefatından iki ay sonra Kanunî Sultan Süleyman Han'ın tahta çıktığı 926 (m. 1520) senesi Zilhicce ayının yedisinde vefat etti. Eyüp Sultan'da İdris Köşkü civarında, yaptırdığı çeşme ve mektebin karşısında zevcesi Zeyneb Hatun'un yaptırdığı caminin yakınında, Bülbül Deresi tarafında bir set üzerine defnedildi. Sonradan yenilendiği anlaşılan üstüvani mezar taşında şu kitabe mevcuttur: Kutbü'l-Arifin Merhum ve mağfurün leh İdris Efendi Ruhiyçün El-Fatiha.
İdris-i Bitlisî, zahir ve batın ilimlerinde âlim olduğu kadar, tabii ilimlerde de mahir idi. Güzel şiir yazardı. Şiirlerinde Molla Camî, Mevlana Celaleddin Rumî, Senaî ve Şebüsterî'nin tesirleri görülür. Nesirde, şiirden daha kabiliyetli idi. Nişancı sıfatıyla kaleme aldığı mektupları bunun delilidir. İdrisi Bitlisî'nin Koca Mustafa Paşa Camii'nin ana kapısının sol tarafına yazdığı kitabe (sağda) ve İdris-i Bitlisî'nin mührü (solda). İdris-i Bitlisî'nin babası Hüsameddin Ali Bitlisî ve Ebu Tahir-i Kürd'ün Türbesi (sağda) ve Türbenin içindeki kabirler (solda).
Muhtelif yazı çeşitlerinde mahir bir hattattı. Koca Mustafa Paşa camiinin kapı kitabesi ona aittir. İlmi siyasette bir benzeri olmadığını hizmetleri ispatlamaktadır. Güzel huylu, iyi konuşan, dindar, yardım sever bir zat idi. Bu sıfatları ile hem Akkoyunlu, hem de Osmanlı hükümdarlarının sohbetinden zevk aldığı bir zat olmuş; bir ara Yavuz Sultan Selim'in nedimi olmuştur.
Oğullarından Ebü'l-Fadl Mehmed Efendi de babası gibi âlim olup devlet hizmetine girerek başdefterdarlığa kadar yükselmiş; üç sene sonra hükümetin bir tasarrufuna karşı çıktığı için istifa ederek ömrünün kalanını yalısında ibadetle geçirmiştir. Babasının eksik kalan "Selimşahname"'sini 974 (m. 1567) senesinde tamamlamış; buna ve "Heşt-Behişt"'e zeyl yazmıştır. Farsça Osmanlı Tarihi olarak 12 fasıl üzere "Tarih-i Ebü'l-Fadl"'ı kaleme almış; Hüseyin Vaiz el-Kaşifî'nin Farsça tefsirini Türkçeye tercüme etmiştir. 982 (m. 1574) senesinde vefat etmiştir. Tophane sırtlarında kendi hayratı olan cami haziresinde medfundur. 1912'de yanan, 1950'lerden sonra arsa hâline gelen bu caminin haziresindeki mezar taşları Kılıç Ali Paşa Camii haziresine naklolunmuştur. İdris-i Bitlisî'nin Emirek diye tanınan Mustafa İdris-i Bitlisî'nin hanımı Zeyneb Hatun'un Eyüp'te yaptırdığı Mescit (sağda). İdris-i Bitlisî'nin Eyüp'teki Sıbyan Mektebinin yanında yaptırdığı Çeşmenin yıkılması üzerine Sultan Abdülaziz Hanın Cariyelerinden Rayet Kalfa'nın yeniden inşa ettirdiği çeşme (solda).
Çelebi adında bir oğlu daha vardır. Ebu'l-Fazl Efendi'nin iki yetişkin oğlu babaları hayatta iken denizde boğularak vefat etmiştir.
Eserleri:
İdris-i Bitlisî nesir ve nazımda güçlü bir kaleme sahipti. İran'da iken de bu üstün hususiyetleri sayesinde zamanın seçkin şahsiyetleri arasında yer almıştı. Arapça ve Farsça olarak kaleme aldığı eserleri sayılamayacak kadar çoktur. Şer'î ilimlerden başka, tıp, felekiyat (kozmografya), tarih ve siyasete dair büyük eserler ve küçük risaleler yazmıştır. 28 kadar eserinden 25'i elde mevcuttur.
1- "Kenzu'l-Hafî fî Beyan-i Makamati's-Sufî": Arapça, bilinen tek nüshası, Siirt Tillo'da Molla Burhan'ın özel kitaplığındadır.
2- "Mir'atu'l-uşşak": Yavuz Sultan Selim'e ithaf edilmiştir. Farsça olup bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/4"'tedir.
3- "Tuhfe-i Dergah-ı Âlî": Eserin varlığı bilinmemektedir.
4- "Şerhu Fususi'l-Hikem": Muhyiddin-i Arabî'nin "Fususi'l-Hikem"'i üzerine yazılmış bir şerhtir. Arapça, bilinen tek nüshası, yine Tillo'da aynı şahsın kitaplığındadır.
5- "Şerhu'l-Hamriyye": Arapça, ünlü İbn-i Farız'ın "El-Kasidetü'l-Hamriyye"'sine yazılmış bir şerhtir. Bilinen yegane nüshası, Bitlis-Norşin (Güroymak)'ta, Nureddin Mutlu'nun özel kitaplığındadır.
6- "Hakku'l-Mubin fî Şerhi Hakki'l-Yakin": Farsça, Şeyh Mahmud Şebüsterî'nin "Hakku'l-Yakin" adlı eserinin şerhidir. Bilinen tek nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Ayasofya Kısmı No: 2338"'dedir.
7- "Münazaratu's-savm ve'l-iyd": Farsça, oruç ve Ramazan Bayramı ile ilgili fıkhî bir eserdir. Yarı nesir yarı manzum haldedir. Eserin bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/5"'tedir. Diğer bir nüshası ise Bitlis-Norşin (Güroymak)'ta Nureddin Mutlu'nun özel kitaplığındadır.
8- "Şerhu Esrari's-savm min şerhi esrari'l-ibadin": Arapça, Mekke'de bulunduğu yıllarda yazmış olup Mısır Sultanı Çerkez Kansu Gavrî'ye sunmuştur. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Ayasofya Kısmı No: 1994"'te kayıtlıdır.
9- "Tercüme ve Tefsir-i hadis-i Erbein": Farsça, Kırk hadis tercümesidir. Bilinen tek nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Fatih Kısmı No: 791/1"'de kayıtlıdır.
10- "Tercüme ve Nazm-ı Hadis-i erbein": Farsça, İdris-i Bitlisî'nin ikinci Kırk Hadis kitabıdır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Farsça Yazmalar Bölümü No: 823'te ve Süleymaniye Kütüphanesi "Lala İsmail Kısmı No: 30"'da birer nüshası mevcuttur.
11- "Hâşiye ala Tefsiri Beydavî": Arapça, Kadı Beydavî'nin ünlü tefsiri üzerine yazdığı bir haşiyedir. Eser İkinci Bayezid'e ithaf edilmiştir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Ayasofya Kısmı No: 303"'tedir.
12- "Risâle fi'n-nefs": Arapça, nefs ve ruh konusunda yazılmış kelama dair bir eserdir. Eserin bir nüshası, İngiltere Manchester'da, "John Rylands Kütüphanesi No: 385"'te kayıtlıdır. Diğer bir nüshası ise Bitlis-Mutki, Ohin (Yukarı Koyunlu) köyünde, Şeyh Alaadin Efendi özel kütüphanesindedir.
13- "Şerhu Haşiyeti't-tecrid": Arapça, Seyyid Şerif Cürcanî'nin "Tecrîd Haşiyesi"'ne yapılmış bir şerhtir. Bilinen tek nüshası, Bitlis, Norşin (Güroymak)'ta, Nureddin Mutlu özel kitaplığındadır.
14- "Münazara-i Işk ba akl": Farsça, Kelam-Tasavvuf konusunda bir eserdir. Bilinen tek nüshası, Beyazıd Devlet Kütüphanesi No: 5863'tedir.
15- "Seyfu'ş-şer'i'l-meşhur ala Şahi Ahmeri'r-Reisi'z-Zendiki'l-Meşhur": Rafızîlere reddiyedir. Arapçadır. Ahmed Rif'at Efendi, "Lügat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye"'de; “Mezheb-i Revâfızı red zımnında güzel bir kitap telif eylemiş ki.” diye ifade etmekte ve bugüne kadar bir nüshasına tesadüf edilmemişti. Ancak son yıllarda, Konya Yusufağa Kütüphanesi No: 6730'daki bir mecmua içinde bir nüshasına rastlanmıştır. Risale 12 yapraktan oluşmakta ve talik olarak yazılmıştır.
16- "Mir'atu'l-Cemal": Farsça, ahlak ve siyasetle alâkalı olup veciz sözlerle doludur. Eserin bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/1"'de bulunmaktadır.
17- "Kanun-i Şehinşahî": Farsça, "Mir'atu'l-cemal" gibi, siyaset ve ahlak konularını içermektedir. Kanunî Sultan Süleyman'a ithaf edildiğinden, hayatının son aylarında bittiği anlaşılmaktadır. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/2"'de diğer bir nüshası da Türk-İslam Eserleri Müzesi, No: 2087'de bulunmaktadır. İdris-i Bitlisî'nin en meşhur eseri "Heşt Behişt"'in müellif hattı nüshasının ilk iki sayfası. Eser Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 3209'da kayıtlıdır. İranlı araştırmacı, Hasan Tevekkülî'nin bu kitap üzerine bir doktora çalışması mevcuttur. Bu çalışmada, Kitabın Farsçası ile birlikte, Türkçe tercümesi de derc edilmiştir.
18- "Risale der İbahat-ı Eganî": Farsça, İdris-i Bitlisî, "Kanun-i Şehinşahî" adlı eserinde, bu kitabına atıflarda bulunmaktadır. Bu eserin herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır.
19- "El-İba' an mevaki'i'l-veba": Diğer adıyla "Risale fi't-taun ve cevazi'l-firar", Arapça, 1511 ya da 1512 yılında yazıldığı tahmin edilen eser, adında da anlaşıldığı gibi veba hastalığı ile ilgilidir. Eserin bir nüshası, Selimağa Kütüphanesi No: 12-72'de, diğer bir nüshası da Süleymaniye Kütüphanesi "Şehid Ali Paşa Kısmı No: 2033/2"'dedir.
20- "Tercüme-i Hayatü'l-Hayavan": Farsça, Hayvan ilimleri ile alâkalı bu eser, Mısırlı Kemaleddin Muhammed bin Musa (vf: 808/1406)'nın "Hayatü'l-hayavan" kitabının Farsça tercümesidir. "Heşt Behişt"'in Sa'dî Çelebi tarafından yapılan tercümesinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda). Eser Süleymaniye Kütüphanesi "Hamidiye Kısmı No: 928"'de kayıtlıdır. İdris-i Bitlisî'nin yazdığı "Şerhu'l-Hamriyye" adlı eserin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüshası, Bitlis-Norşin (Güroymak)'ta, Nureddin Mutlu'nun özel kitaplığındadır. Müellif hattı olan nüsha Topkapı Sarayı, "Revan Köşkü Kütüphanesi 1665"'dedir.
21- "Risale-i Bahariyye": Farsça, Kozmoloji ile alâkalı bir eseridir. Akkoyunlu Sultanı Sultan Yakub'un son zamanlarında yazılmış olup ona sunulmuştur. Eserin bilinen tek nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/6"'da kayıtlıdır.
22- "Risale-i Hazaniyye": Farsça, Akkoyunlu sultanı Yakub ile birlikte Azerbaycan'dan Erivan'a yaptığı yolculuğu anlatan bir nevi seyahatname kitabıdır. Eserin bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/7"'de kayıtlıdır.
23- "Heşt Behişt": Farsça, İdris-i Bitlisî'nin tarihle ilgili yazdığı en önemli, en mufassal eserdir. Sultan İkinci Bayezid devrine kadarki Osmanlı sultanlarının hayatı ve dönemleri anlatılır. "Heşt Behişt", Farsça'da “Sekiz Cennet” anlamına gelmektedir ki İkinci Bayezid'e gelinceye kadar sekiz Osmanlı padişahına işaret eder. Eserin mukaddimesinde 908/1502 tarihinde, İkinci Bayezid'in İdrisi Bitlisî'nin Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği mektup (sağda) ve İdrisi Bitlisî'nin Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği istimaletname (ortada) ve İdris-i Bitlisî'nin kendi el yazısı ile bir arizası (solda) kendisine, Osmanlı hanedanının ortaya çıkışından o güne gelinceye kadar tarihlerini yazmayı emrettiğini bildirir.
Eser, her padişah için bir kitap olmak üzere sekiz Ketibeye ayrılmıştır. İdris-i Bitlisî eseri 911/ 1505 tarihinde tamamlayarak Sultan İkinci Bayezid'e sunar. Ancak sonradan ilavelerle eserin yazımını sürdürür. Esere son ilave İkinci Bayezid'in tahtı oğlu Selim Han'a bırakması hadisesi ile yapılmıştır. Eserin Türkiye ve yurt dışında birçok nüshası bulunmaktadır. Müellif hattıyla olan bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No. 2197"'de bulunmaktadır. Eserin sonunda ketebe kaydında, İdris-i Bitlisî kendi imza ve mührünü basmıştır. Eser Sultan Birinci Mahmud döneminde Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa'nın isteği ile Hacegan-ı Divandan, Vanlı Abdülbaki Sa'dî Bin Ebu Bekr Vehbî Efendi tarafından Osmanlı Türkçesine çevrilmiş olup bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi "Hamidiye Kısmı No: 928"'dedir.
24- "Selim Şahname": Farsçadır. İdris-i Bitlisî bunu "Heşt Behişt"'e zeyl olarak kaleme almış, Yavuz Selim devri anlatılmıştır. Ancak İdris-i Bitlisî Yavuz Sultan Selim'den çok kısa bir süre sonra vefat ettiğinden bu eserini bitirememiş, eser eksik ve müsveddeler hâlinde kalmıştır. Daha sonra oğlu Defterdar Ebü'l-Fadl Mehmed Efendi eseri derleyip ilavelerle tamamlamıştır. Ayrıca, "Heşt Behişt"'e ve buna, "Süleymanname"diye bir zeyl yazmıştır. Bu zeylin çeşitli kütüphanelerde nüshaları bulunmaktadır. "Selim Şahname"'nin bir nüshası Topkapı Sarayı, "Revan Köşkü Kütüphanesi No: 1540"'ta, diğer bir nüshası da Süleymaniye Kütüphanesi "Lala İsmail Kısmı No: 348/2"'dedir.
25- "Kasaid Münşeat ve Müraselat": Farsça olup İdris-i Bitlisî'nin sultanlar ve diğer devlet adamları hakkında yazdığı kasideler ve mektuplarını ihtiva eder. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi "Es'ad Efendi Kısmı No: 1888/3"'te kayıtlıdır.
26- "Mecmua-i Münşeat": Farsça olup İdrisi Bitlisî'nin döneminin, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Timurlu, Osmanlı sultanlarına ve diğer devlet adamlarına yazdığı mektupları ihtiva etmektedir. Mektupların çoğu Mevlâna İdris'e ait olmasına rağmen bazıları da oğlu Ebü'l-Fadl'a aittir. Bu mecmua, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Farsça Yazmalar Bölümü, No: 906'da kayıtlıdır. Yavuz Sultan Selim'in İdris-i Bitlisî'ye gönderdiği ferman (sağda) ve İdris-i Bitlisî'nin Sultan Selim'e 1516 yılında yazdığı, Osmanlı ve İran arasında geçen savaşı ve savaşta Kürtler'in nasıl kahramanca savaştıklarını anlattığı bir mektup (solda).
27- "El-Münşeat": Türkçe olup İdris-i Bitlisî'nin bilinen tek Türkçe eseridir. Eser ayrıca İdris-i Bitlisî'nin Türkçe mektuplarını da ihtiva eder. Eserin son bölümündeki mektuplar ise oğlu Ebü'l-Fadl'a aittir. Eserin bilinen tek nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi No: 3879'dadır.