Meşhur altı hadis kitabından (Kütüb-i Sitte) ikincisi olan, Sahih-i Müslim'in müellifi. İsmi, Müslim bin Haccac bin Müslim el-Kuşeyrî en-Nişaburî'dir. Künyesi, Ebü'l-Hüseyin'dir. 206 (m. 821) senesinde Nişabur'da doğup, 261 (m. 875) tarihinde burada vefat etmiştir. Nasrabad'a defnedilmiştir. Arapların Beni Kuşeyr kabilesine mensuptur. Büyük hadis imamlarından birisidir.
İmam-ı Müslim hazretleri, zamanın büyük hadis âlimlerinden hadis-i şerif dinlemek ve öğrenmek için, Hicaz, Irak, Şam ve Mısır'ı dolaştı. Yahya bin Yahya en-Nişaburî, Ahmed bin Hanbel, Kuteybe bin Sa'id, Ebu Bekr bin Ebu Şeybe, Osman bin Ebu Şeybe, İmam-ı Şafiî hazretlerinin talebelerinden Harmele bin Yahya gibi büyük âlimlerden hadis-i şerif dinleyip, rivayette bulunmuştur. Ondan da, Tirmizî, Yahya bin Sa'id, Muhammed bin Mahled, Mekkî bin Abdan ve daha başka âlimler, hadis-i şerif bildirmişlerdir.
İmam-ı Müslim hazretleri, Bağdat'a birkaç defa gelmiş ve Bağdat âlimleri ondan hadis-i şerif dinleyip, rivayette bulunmuşlardır. Bağdat'a en son 259 (m. 872) senesinde gelmiştir. İmam-ı Buharî hazretleri ile Nişabur'da görüşmüş, onun ilim meclisine devam etmiştir.
İmam-ı Müslim, İmam-ı Buharî ile bir hadis-i şerifin müzakeresini yaparken; İmam-ı Buharî, hadis-i şerifin senedinde, onun bilmediği bir illeti gösterince, İmam-ı Müslim ayağa kalkıp, Buharî'nin alnından öperek, onu çok methetmiştir. İmam-ı Buharî hazretleri için; “Sana buğzedenler, ancak hasedinden dolayı buğzeder. Dünyada bir benzerin olmadığına şehadet ederim.” demiştir.
Hadis-i şerif öğrenmek ve öğretmek için çok yerlere seyahat yapan İmam-ı Müslim, ömrünün son yıllarını Nişabur'da geçirmiştir. Hadis-i şerif dersi vermekle ve ticaretle meşgul olmuştur. Nişabur'da 55 yaşında iken vefat etmiştir. Kabri eskiden çok ziyarete dilirdi. Zamanımızda, o havalideki diğer büyük zatlar gibi, onun kabrinin de bakımsız halde bırakıldığı söylenmektedir.
Eserleri:
1- Sahih-i Müslim: Kütüb-i Sitte'nin ikincisi olup, içinde 4.000 civarında hadis-i şerif vardır. Bunları, bizzat kendisinin topladığı, 300.000 hadis-i şerif arasından seçmiştir. O Sahih'in iki kitaplara ayırmıştır. Fakat ayrıca bablara bölmemiştir. Buharî ise, kitapları ayrıca bablara ayırmıştır. Her bab içinde lüzumlu açıklamalarda bulunmuştur. İmam-ı Müslim, Sahih'inin baş kısmında, hadis ilmi ile alakalı mühim bir açıklama vardır. Bugün Müslim'de bulunan bab başlıkları İmam-ı Nevevî tarafından konulmuş ve konular birbirinden ayrılmıştır.
54 kitap ve 1.329 babı ihtiva eden Sahih-i Müslim'de, İbn-i Salah'ın belirttiğine göre tekrarlarıyla birlikte 7.275 hadis-i şerif vardır. Sahih-i Müslim'i sonraki nesillere iki talebesi Ebu İshak Muhammed bin Süfyan Nişaburî ile Ebu Muhammed Ahmed bin Ali Kalanisî nakletmişlerdir. Sahih-i Müslim'in en doğru ve itimat edilen baskısı, Mehmed Zihni Efendi tarafından harekelenip 1914'te İstanbul'da basılanıdır.
Birçok âlim tarafından 35'in üzerinde şerh edilmiştir. En meşhur şerhi İmam-ı Nevevî tarafından yapılanıdır. Bütün bu özelliklerine rağmen, Sahih-i Müslim, Buharî'nin Sahih'inden sonra gelir. Çünkü Müslim, ravilerin zaman ve mekan itibarıyla birbiriyle görüşmeleri ihtimalini araştırır; aksi takdirde kitabına yazmazdı. Buharî ise bizat görüşmüş olmalarını arardı.
Müslim hazretlerinin diğer eserleri şunlardır:
2- El-Müsnedü'l-Kebir, 3- El-Câmi' ale'l-ebvab, 4- El-Esma ve'l-Künâ, 5- El-Efrad ve'l-vuhdan, 6- Tesmiyetü Şuyuhü Mâlik ve Süfyan ve Şu'be, 7- Kitabü'l-Muhadramîn, 8- Kitabü evlâdi's-Sahabe, 9- Evhamü'l-Muhaddirîn, 10- Et-Tabakat, 11- Efrâdü'ş-Şamiyyin, 12- Et-Temyiz, 13- El-İlel.
Sahih-i Müslim'deki hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
“Herhangi bir Müslümanın başına, yorgunluk, hastalık, düşünce, keder, acı, diken batmasına kadar, her ne gelirse, Allahü Teâlâ bunları, o Müslümanın hatalarına keffaret kılar.”
Ebu Abdurrahman Abdullah bin Mes'ud rivayet etti: “Resulullah Efendimiz, Peygamberlerden birini hikaye buyururlarken, dikkatle dinliyordum. “Kavmi onun yüzüne vurmuş ve kanatmışlardı. Bir yandan yüzünün kanını siliyor, bir yandan da; “Allah'ım! Kavmimi af ve mağfiret et. Çünkü onlar bilmiyorlar.” diyordu.”
“Başına gelen bela ve musibetten dolayı, hiçbir kimse ölüm istemesin. Eğer bunu yapmak mecburiyetinde ise, Allah'ım! Benim için yaşamak hayırlı ise, beni yaşat, ölüm hayırlı ise, beni öldür, desin.”
Süleyman bin Sured rivayet etti. Günün birinde Resulullah Efendimiz ile oturuyorduk, iki adam birbirine çirkin sözler söylüyorlardı. Birisinin yüzü kıpkırmızı olmuş ve şah damarları şişmişti. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: “Ben bir kelam (söz) biliyorum ki, eğer bu kimse onu söylerse, üzerindeki hal ondan gider; eğer “Euzü-billahimineşşeytanirracim” derse, üzerindeki hal ondan gider.”
“Doğru sözlü olmak, iyiliğe götürür, iyilik, Cennet'e götürür. Kişi doğru söyleye söyleye, Allahü Teâlânın katında, sıddîk olarak yazılır. Yalan söylemek, günaha, günah Cehennem'e götürür, insan yalan söylemekte devam ederse, nihayet Allahü Teâlânın indinde yalancı diye yazılır.”
“Dünyat athıdır, yeşildir, yani çekicidir. Allahü Teâlâ onu başkalarından alıp, size verecek ve nasıl amel edeceğinize bakacaktır. Binaenaleyh dünyadan ve kadınlardan sakının. Çünkü İsrailoğulları arasında ilk fitne, kadın yüzünden olmuştur.”
“İyi ameller hususunda acele ediniz. Yakın zamanda karanlık geceler gibi birtakım fitneler meydana gelecektir ki, insan Mümin olarak sabahlar, kafir olarak geceler, Mümin olarak geceler ve kafir olarak sabaha çıkar. Dünyamalı karşılığında dinini satar.”
Zübeyr bin Adî'den bildirilmiştir. Enes bin Malik'in yanına geldik. Haccac'dan gördüğümüz zulüm ve haksızlıkları ona anlattık. O zaman bize: Peygamberimizin; “Rabbinize kavuşuncaya kadar sabrediniz. Çünkü, her gelen zaman, geçen zamandan kötüdür.” buyurduğunu, işittim dedi.
“Kuvvetli Mümin, zayıf Müminden daha hayırlı ve (Allahü Teâlânın katında) daha sevgilidir. Bununla beraber hepsinde de hayır vardır. Dünya ve ahiretine faydalı olan şeye çok çalış. Allahü Teâlâdan yardım iste. Acz gösterme. Eğer başına bir iş gelirse; “Şöyle yapsaydım, şöyle olurdu.” deme, Allahü Teâlâ takdir etti ve dilediğini yaptı, de. Çünkü, şöyle yapsaydım, deyip durmak, şeytanın vesvesesine yol açar.
“Cehennem nefsin arzu ettiği şeylerle, Cennet ise, nefsin sevmediği şeylerle kuşatılmıştır.”
Resulullah Efendimiz Allahü Teâlânın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
“Ey kullarım! Zulmetmeyi kendime haram kıldığım gibi, onu sizin aranızda da haram kıldım. Binaenaleyh birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım! Benim doğru yola kavuşturduklarımdan başka, hepiniz yolu şaşırmışsınız. Öyleyse, benden hidayet isteyiniz ki, sizi doğru yola kavuşturayım. Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka, hepiniz açsınız. Öyleyse, benden doyurmamı isteyiniz ki, sizi doyurayım.”
“Ey kullarım! Benim giydirdiklerimin dışında, hepiniz çıplaksınız. Bununla beraber, benden giydirmemi isteyiniz ki, sizi giydireyim. Ey kullarım! Gece gündüz, günah işliyorsunuz. Ben de, bütün günahları bağışlıyorum. Bununla beraber, benden affınızı ve mağfiret olunmanızı isteyin ki, sizi af ve mağfiret edeyim. Ey kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki, bana zarar verebilesiniz. Bana fayda vermek elinizden gelmez ki, bana fayda veresiniz. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler bütün insanlar ve cinler, en iyi ve en takva sahibi bir kimse gibi olsalar, bu benim mülkümde en ufak bir şey bile arttırmmaz. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler, en kötü bir insanın duygu ve düşüncesini taşısalar, bu benim mülkümden en küçük bir şeyin noksanlaştırmaz. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler bir yere toplanıp, benden ihtiyaçlarını dileyecek olsalar, ben de hepsinin dileklerini yerine getirsem, bu benim mülkümden ancak, iğne denize batırıldığında, onun denizden noksanlaştırdığı kadar azalır. Ey kullarım! Ancak sizin için amellerinizi saklar, sonra hiç eksiksiz olarak karşılıklarını veririm. Öyleyse, iyiliğe kavuşanlar, Allahü Teâlâya hamdetsin. Kötülükle karşılaşanlar ise, kendisinden başka kimseyi kınamasın.”
“Her kul, hangi amel üzere ölürse, o amel üzere diriltilir.”
“Ümmetimin, iyi ve fena bütün amelleri bana arz olundu. İyi amellerin içinde, eziyet verecek şeyin yoldan kaldırılması da vardı. Mescidin kirletilmesini ve o halde bırakılmasını da, kötü ve çirkin ameller arasında gördüm.”
“Kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği hor görme.”
“Ey Müslüman kadınlar! Sizden biriniz, komşusunun verdiği paça bile olsa, iyiliği hor görmesin.”
“Müslüman yahut Mümin kul, abdest alırken yüzünü yıkadığı sırada, gözüyle işlediği günahlar su ile yahud suyun son damlasıyla yüzünden dökülür. Sonra elini yıkadığı zaman, elleriyle yaptığı her günah tamamıyla temizleninceye kadar su ile yahut suyun son damlasıyla dökülür. Sonra ayaklarını yıkadığında, ayaklarıyla kazandığı bütün günahlar su ile veya suyun son damlasıyla çıkıp, gider. Nihayet insan günahlarından tertemiz olur.”
“Bir Müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o Müslüman için sadaka olur.”
“Allahü Teâlâ, kulunun yemek yedikten sonra, yahut bir şey içtikten sonra kendisine hamdetmesinden razı olur.”
Ebu Musa rivayet etti. Resulullah; “Her Müslümanın sadaka vermesi lazımdır.” buyurdu. “Sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapar?” dediler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Eliyle çalışır, kendisi de istifade eder, sadaka da verir.” buyurdu. (Bunu) yapamazsa, dediler. “Sıkıntıya düşmüş bir muhtaca yardım eder.” buyurdu. (Bu da) elinden gelmezse, denildi. “Hayrı (iyiliği) emreder.” buyurdu. Bunu da yapamazsa denildi. “Fenalık yapmaktan çekinir, bu da sadakadır.” buyurdu.
“Bir kimse, dinimizde olmayan bir amel (iş, ibadet) yaparsa, o şey kabul edilmez.”
“Başkalarını doğruluğa çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Bununla beraber onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Sapıklığa çağıran kimseye de, ona uyanların günahı gibi günah verilir. Bununla beraber ona uyanların günahlarından hiçbir şey eksilmez.”
“Kıyamet gününde bir kimse getirilip, Cehennem'e atılır, bağırsakları karnından dışarı fırlar. O halde değirmen çeviren merkep gibi döner. Cehennem'dekiler onun yanına toplanır ve; “Ey filan! Bu ne hal? Bize iyiliği emreden, kötülükten nehyeden (sakındıran) sen değil mi idin?” derler. O da; “Evet iyiliği emrederdim. Fakat onu (kendim) yapmazdım. Kötülükten men ederdim de, onu kendim yapardım.” der.”
“Haklar, kıyamet gününde sahiplerine iade edilecektir. Hatta boynuzlu koyundan, boynuzsuz koyunun hakkı alınacaktır.”
“Haksızlık etmekten sakınınız. Çünkü haksızlık, kıyamet gününde karanlığa sebep olur.”
“Müminler birbirini sevmekte, birbirine acımakta, birbirini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden humma ve uykusuzluğa tutulurlar.”
“İnsanlara merhamet etmeyen kimseye, Allahü Teâlâ merhamet etmez!”
“Bir kimse hanımına buğzetmesin. Çünkü hoşlanmadığı huyları varsa, ona karşılık memnun olacağı huyları da vardır.”
“Cebrail, bana, durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti. Bu ısrarlı tavsiyeden, komşunun komşuya varis olacağını zannettim.”
Ebu Zer bildirdi. Resulullah bana şöyle tavsiye buyurdu: “Çorba pişirdiğiniz zaman, suyunu çok koy. Sonra da komşularına bak. Onlardan muhtaç olanlara, münasib bir pay ayır.”
“Allahü Teâlâya ve ahiret gününe inanan, komşusuna iyi muamele etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, misafirlerine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, ya hayır söylesin veya sükut etsin.”
“Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine veya her ikisine yetişip de (bunlara layık oldukları hürmet ve saygıda bulunmadıklarından dolayı) Cennet'e giremeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün.” diye üç defa tekrarladılar.
Hazreti Ebu Bekr'e, Nufeyl bin Harise şöyle bildirmiştir: “Resulullah; “En büyük günahı size haber vereyim mi?” buyurunca, biz de; “Evet ya Resulallah!” dedik. Resulullah; “Allahü Teâlâya ortak koşmak, ana ve babaya asi olmak.” buyurdu. Sonradan yanmış olduğu yerden doğrulup oturdu ve; “Haberiniz olsun, aman yalan sözden veya yalan şehadetten sakınınız.” buyurdu. Bu cümleyi üç defa tekrar etti. O kadarki, biz keşke sükut buyursaydı diye temennide bulunduk.”
“Bir kimsenin ana babasına sövmesi, büyük günahlardandır.” buyurmuşlardı. Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah! Bir adam ana babasına söver mi?” dediler. Resulullah Efendimizde; “Evet, bir kimse başkasının babasına söverse o da onun babasına söver. Başkasının anasına söverse, o da onun anasına söver.” buyurdu.
“Bir mecliste beraber oturduğun iyi arkadaşla fena arkadaşın hali, iyi koku satanla, demircinin hali gibidir. Misk satan adam, ya sana güzel kokusundan bir şey verir veya sen satın alırsın. Körük çeken demirciye gelince ya bir kıvılcım isabet eder, elbiseni yakarsın. Veya körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” buyurdu.
“İnsan sevdiği ile beraberdir.”
“Bir kimsede şu üç haslet tam olarak bulunursa, imanın tadını duyar: Allahü Teâlâ ve Resulullah kendisine başkalarından daha sevgili olmak, sevdiği kimseyi yalnız Allahü Teâlâ için sevmek, Allahü Teâlâ onu küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi kötü görmek.”
“Kıyamet günü, Cehennemliklerin azapça en hafif olanı o kimsedir ki, ayak oyuklarına iki kor konur da (onun tesiriyle) o adamın beyni kaynar. Hiçbir kimsenin, kendisi kadar şiddetli azapta olduğunu hatırına getirmez. Halbuki o azabı en hafif olandır.”
“Cehennemliklerden bazıları vardır ki, ateş topuklarını, bazılarının dizlerini ve bazılarının kuşak yerini sarar. Bazılarının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.”
“İnsanlar, Allahü Teâlânın emriyle (kabirlerinden) kalkarlar. Onlardan bir kısmı, kulaklarının yanlarına kadar ter içinde kalırlar.”
Resulullah Efendimiz bir gün bir hutbe irad buyurmuşlar ve; “Bana Cennet ve Cehennem arz olundu. Bugün Cennet ve Cehennem'i gördüm. Hayır ve şerrin çokluğu bakımından o günkü gibisini görmedim. Eğer benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, herhalde az güler çok ağlardınız.” buyurdu. Eshab-ı Kiram hazretleri, bu kadar kederli bir gün geçirmediler, başlarını örtüp, hıçkırarak ağladılar.
Hazreti Aişe validemiz, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu bildirdi: “İnsanlar kıyamet gününde, yalın ayak, çıplak olarak haşrolunacaktır.” “Ya Resulallah! Kadınlarla erkekler bir arada mı haşrolunacaklar? Bunlar birbirine bakarlar.” dedim. Bunun üzerine; “Ya Aişe, o iş bunu hatıra getirmeyecek kadar şiddetlidir.” buyurdular.
“Allahü Teâlânın yüz rahmeti vardır. Bunlardan birini, cin, insan, hayvan ve haşarat arasına indirmiştir. İşte bununla birbirlerini severler, bu yüzden birbirlerine şefkat ve merhamet gösterirler. Yabani hayvan yavrusu üzerine titrer. Allahü Teâlâ doksan dokuz rahmeti de, kullarına merhamet etmek için kıyamete bırakmıştır.”
Muaz bin Cebel rivayet etmiştir. “Ben, bir gün, Resulullah'ın bindiği bir merkebin terkisinde idim. Resulullah Efendimiz bana; “Ey Muaz! Allahü Teâlânın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allahü Teâlâ üzerindeki hakkını biliyor musun?” buyurdu. Ben; “Allahü Teâlâ ve Resulü daha iyi bilir.” dedim. Resulullah Efendimiz; “Allahü Teâlânın kulları üzerindeki hakkı: Onların Allahü Teâlâya ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O'na şerik (ortak) koşmamalarıdır. Kulların da Allahü Teâlâ üzerindeki hakkı: Allahü Teâlânın kendisine ortak koşmayan kimseye azap et memesidir.” buyurdular. Bunun üzerine; “Ey Allah'ın Resulü, halkı müjdeleyeyim mi?” deyince; “Onları müjdeleme. Çünkü onlar buna güvenirler (iyi işlerde gevşeklik yaparlar).” buyurdu.”
“Kıyamet gününde Müslümanlardan bir kısım, dağlar gibi günahlarla gelir de, Allahü Teâlâ, onların o kadar günahını af ve mağfiret eder.”
“Kıyamet günü Mümin, Rabbine (Rabbinin lütuf ve ihsanına ve yardımına) o kadar yaklaşır ki, Allahü Teâlâ onu setr eder (onu herkesten gizler), günahlarını ikrar ettirir. Ve şöyle buyurur: “Falan günahı biliyor musun? Filan günahı biliyor musun?” (O Mümin); “Ya Rabbî! Biliyorum.” der. Allahü Teâlâ da; “Ben bu günahı dünyada örtmüştüm. Bugün de onu af ve mağfiret ediyorum.” buyurur. Sonra o kimseye, iyiliklerinin yazıldığı defter verilir.”
“Sizden hiçbir kimse yoktur ki, abdest suyunu hazırlar, ağzına burnuna su verir ve burnunu temizlerse, yüzünün, ağzının ve burnunun günahları dökülür. Sonra, Allahü Teâlânın emir buyurduğu şekilde yüzünü yıkarsa, şüphesiz sakalının etrafından yüzünün günahları su ile beraber düşer, sonra, dirsekleriyle beraber ellerini yıkarsa, elinin günahları parmaklarından su ile birlikte akıp gider. Sonra başını meshederse, saçının uçlarından, başının günahları su ile beraber dökülür. Sonra topukları ile birlikte ayaklarını yıkarsa, muhakkak ayaklarının günahları parmaklarının ucundan su ile birlikte akıp gider. Bu şahıs, kalkıp namaz kılar. Allahü Teâlâya hamd ve sena eder, layık olduğu sıfatlarla O'nu tazim eder ve tam manasiyle kalbini Allahü Teâlâya bağlarsa, şüphesiz o kimse, anasından doğduğu gündeki gibi günahlardan sıyrılır.”
İbn-i Mes'ud hazretleri bildirdi: “Bir gün Resulullah Efendimiz bana; “Kur'an-ı Kerim oku!” diye emir buyurmuştu. “Kur'an-ı Kerim size nazil olmuş iken, size ben mi Kur'an-ı Kerim okuyayım?” dedim. Bunun üzerine Resulullah; “Ben Kur'an-ı Kerim'i başkalarından dinlemeyi severim.” buyurunca, Nisa suresini okumaya başladım. “Biz her ümmetten şahit getirdiğimiz ve onlara seni şahit kıldığımız zaman, onların hali nice olur?” mealindeki ayeti kerimeye geldiğimde; “Şimdilik bu kadar okuman yeter.” buyurdu. Bir de baktım ki, Resulullah Efendimizin gözlerinden yaşlar akıyordu.”
“Benden sonra size dünya nimetlerinin ve ziynetlerinin açılıp, onlara gönlünüzü kaptıracağınızdan korkuyorum.”
“Dünyada iken en rahat ve müreffeh bir hayat yaşamış olan Cehennemliklerden birisi, kıyamet günü getirilir. Cehennem'e bir kere daldırılır. Sonra da: “Ey Âdemoğlu! Sen hayatında hiç iyi bir gün geçirdin mi? Hiç rahat bir hayat gördün mü?” diye sorulur. O şahıs: “Vallahi görmedim ya Rabbi!” cevabını verir.”
“Dünyada en fazla sıkıntı ve ızdıraba uğrayan Cennetliklerden biri getirilir ve Cennet'e bir kere daldırılır. Sonra buna da: “Ey Âdemoğlu! Sen hayatında hiç sıkıntıya uğradın mı? Hiç acı ve ızdırap çektin mi?” diye sorulur. O da: Vallahi hiçbir acı ve sıkıntı görmedim, der.”
“Ahirete göre dünyanın kıymeti ancak, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağı ile denizden aldığı suyun ne kadar olduğuna baksın.”
Abdullah bin eş-Şıhhir rivayet etti: Bir gün Resulullah'a gelmiştim. O sırada Tekasür suresini okuyorlardı. Sureyi tamamladıktan sonra şöyle buyurdu: “Âdemoğlu malım malım diyor. Ey Âdemoğlu! Yiyip, bitirdiğin veya giyip de eskittiğin yahut sadaka verip, önceden gönderdiğinden başka senin malın var mı? (Geride bıraktığın senin değil, mirasçılarınındır.)”
“Yarım hurmayı sadaka olarak vermek suretiyle bile olsa, Cehennem'den korunmaya çalışınız. (Yani, az veya çok iyi amellerinizi, Cehennem'e karşı siper yapınız.)”
“Namazın peşinde söylenecek güzel kelimeler vardır ki, onları her farz namazın ardında söyleyen veya yapan kimse hiçbir vakit hüsrana uğramaz. Onlarda otuz üç kere tesbih (sübhanallah) otuz üç kere tahmid (elhamdülillah), otuz üç kere de tekbir (Allahüekber)dir.”
“Sizden biriniz, her gün bin iyilik kazanmaktan âciz midir?” buyurunca Eshab-ı Kiram'dan biri; “Ey Allah'ın Resulü! İnsan bin haseneyi nasıl kazanabilir?” diye sordu. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Yüz kere Sübhanallah derse, o kimse için bin hasene yazılır ve ondan bin günah silinir.” buyurdu.
“Allahü Teâlânın yollarda gezen, zikir ehlini arayan melekleri vardır. Onlar, Allahü Teâlâyı zikreden (anan) bir cemaat (topluluk) bulunca, birbirlerine; “Aradığımız işte buradadır, geliniz.” diye seslenirler.
Melekler bu zikredenleri, dünya göğüne kadar kanatlarıyla çevrelerler. Allahü Teâlâ, onların durumlarını meleklerden daha iyi bildiği halde meleklere; “Kullarım ne söylüyorlar?” diye sorar. Melekler; “Seni tesbih ve tenzihediyorlar. Allahü Ekber diyerek seni tazim ediyorlar. Sana hamd ve sena ediyorlar.” derler. Allahü Teâlâ; “Bu kullarım beni gördüler mi ki, böyle beni tesbih ve tekbir ediyorlar?” buyurunca melekler; “Hayır, vallahi seni görmezler.” derler. “Kullarım beni görseler ne yaparlar?” “Onlar seni görseler, ibadet ve kullukları, tazimleri, hamdetmeleri ve seni tesbih etmeleri daha çok olurdu.”“Kullarım benden ne diliyorlar?” “Cennet istiyorlar.” “Onlar Cennet'i görmüşler mi?” “Hayır ya Rabbî! Vallahi onlar asla Cennet'i görmemişler.” “Cennet'i görseler ne yaparlar?” “Cennet'i görmüş olsalardı, ona karşı arzu ve istekleri daha çok olurdu.” “Bunlar Allahü Teâlâya niçin sığınıyorlar?”“Cehennem'den sığınıyorlar.” “Cehennem'i görmüşler mi?” “Vallahi görmediler.” “Ya görselerdi?”“Eğer Cehennem'i görselerdi, ondan daha fazla kaçar ve pek çok korkarlardı.” Allahü Teâlâ; “Ey meleklerim! Sizi şahit kılarım ki, zikir yerinde bulunanların günahlarını af ve mağfiret ettim.” buyurur. Bunun üzerine melekler; “Ya Rabbî! Falanca, onlardan değildir. O zikir için değil, şahsî bir işinden dolayı gelmişti.” derler. Allahü Teâlâ; “Onlar öyle olgun kimselerdir ki, onlarla beraber onlar şaki olmazlar, iyilerden olurlar.” buyurur.
“Herhangi bir cemaat, Allahü Teâlâyı zikr için bir araya gelirse, şüphesiz melekler onları kuşatır, onları rahmet kaplar, onların üzerine sükunet ve vekar iner, Allahü Teâlâ, onları katında bulunan meleklere över.”
“Bir kimseye şer olarak, Müslüman kardeşine hakaret etmesi yeter.”
“Her kim, her günün sabah ve akşamında üç kere: “Bismillahillezi la yedurru measmihi şey'ün fi'l-erdi velâ fi's-semâi ve hüvessemi'ul-âlîm (Yüce ismi sayesinde, yerde ve gökte hiçbir şey ona zarar vermeyen ve her şeyi işiten bilen Allahü Teâlânın adıyla) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.”
Hazreti Aişe buyurur ki: “Resulullah Efendimiz yatağına yatacağı zaman, İhlas-ı şerif (Kul hüvallahü ehad) ile Muavvezateyn (Kul euzü birabbil felak ve Kul euzü birabbinnas) surelerini okuyup, iki eline üfleyerek vücudunu mesh ederdi.”
Resulullah Efendimiz şöyle dua buyuruyorlardı: “Allah'ım! Ben âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, bunaklık derecesinde ihtiyarlıktan, kabir azabından, sana sığınırım. Allah'ım! Nefsime günahlardan korunmasını ilham eyle. Onu (günah kirlerinden) temizle. Sen günahlardan temizliyenlerin en hayırlısısın. Nefsimin maliki ve tasarruf sahibi sensin. Allah'ım! Faidesiz ilimden, doymak bilmiyen nefsten, kabul olmayacak duadan sana sığınırım.”
“Allah'ım! İhsan etmekte olduğun nimetinin elimden gitmesinden, afiyetin değişmesinden, aniden karşılaşacağım musibetlerden, gazabını gerektirecek şeylerin hepsinden sana sığınırım. Beni bunlardan muhafaza eyle ya Rabbî!”
“Müslüman birinin, din kardeşinin gıyabında yaptığı dua kabul olunur. Onun başucunda vazifeli bir melek vardır ki o Müslüman ne zaman bir din kardeşi için hayır ile dua ederse, o melek ona (Duan kabul olsun, onun için istediğin kadar da senin için olsun) der.”
“Kendinize, evlatlarınıza ve mallarınıza sakın beddua etmeyiniz ki, duaların kabul olunacağı bir saata rastlarsınız da bedduanız kabul olur.”
“Müşteri kızıştırmayın (alıcı ile satıcı arasına girip, kendisini alıcı gibi göstererek müşteriyi aldatmak için malın kıymetini arttırmaya uğraşmayın.).”
“Her Pazartesi ve Perşembe günleri, mükellef olan kimselerin amelleri Allahü Teâlâya arz olunur. Allahü Teâlâ kendisine şirk (ortak) koşmıyan her Mümini affeder. Ancak, din kardeşi ile aralarında düşmanlık bulunan kimseyi affetmeyip, birbiriyle barışıncaya kadar bunları bırakır.”
“Üç kişi bir arada bulunduğu zaman, ikisi, diğerini bırakıp da kendi aralarında konuşmasınlar.”
“Bir kadın, açlıktan ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azaba uğradı ve o yüzden Cehennem'e girdi. Kediyi hapsettiğinde ona yemek yedirmemiş, su içirmemiş, yerdeki böcekleri yemek için salıvermemişti.”
Ebu Mes'ud el-Bedrî anlattı: “Hizmetçimi kamçı ile dövüyordum. Arkamdan; “Ey Ebu Mes'ud! Sen bil ki.” diye bir ses işittim, öfkemden, bu sesin manasını anlayamadım. Bana yaklaşınca, bir de ne göreyim. Resulullah Efendimiz bana hitaben; “Ey Ebu Mes'ud, Allahü Teâlânın senin üzerindeki kudreti, senin bu hizmetçiye karşı kudretinden daha büyüktür.” buyurdu. Bunun üzerine ben; “Bundan sonra hizmetçimi bir daha dövmeyeceğim.” dedim.”
“Her kim, yaptığı bir hayrı şöhret kazanmak için halka duyursa, Allahü Teâlâ onu rezil ve rüsva eder. Kim de, halkın nazarında makam ve mevki elde etmek için, yaptığı bir hayrı halka gösterir ve riyakârlık yaparsa, Allahü Teâlâ kıyamet gününde onun gizli hallerini yayar ve duyurur.”
Hazreti Aişe validemiz anlattı. Resulullah rüzgâr şiddetli estiği zaman; “Allah'ım! Bu rüzgârın hayrını, taşıdığı ve getirdiği şeylerin faydalarını diler, bunun kötülüğünden vereceği zararlardan sana sığınırım.” diye dua buyururlardı.
“Kim benim, üzerime salevat getirirse, Allahü Teâlâ bu yüzden o kimseye, getirmiş olduğu salevatın on katı mağfiret buyurur.”
“Bir kimse her namazın peşinden otuz üç kere sübhanallah, otuz üç kere elhamdülillah, otuz üç defa Allahüekber der ve “La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh, lehü'l mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir.” demek suretiyle yüzü tamamlarsa, deniz köpüğü kadar çok günahı olsa bile, Allahü Teâlâ onları af ve mağfiret eder.”
“Sizi, kabirleri ziyaretten menetmiştim. Fakat artık ziyaret edebilirsiniz.” Başka bir rivayette; “Kabirleri ziyaret etmek isteyen, ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti, ahireti hatırlatır.” buyurdular.
“Cehennemlikleri size haber vereyim mi? Onlar katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen kibirli kimselerdir.”
“Sizin en hayırlılarınız, ahlâkça en güzel olanınızdır.”
“Allahü Teâlâ kullarına yumuşaklıkla muamele buyurur. Bütün işlerde yumuşaklığı sever.”
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”
“Yumuşaklıktan mahrum olan kimse, bütün hayırlardan mahrum olur.”
Birisi; “Ya Resulallah! Bana bir şey tavsiye buyur.” dedi.
Bunun üzerine Resulullah; “Hiddetlenme, kızma.” buyurdu. O zat sözünü birkaç kere tekrarladı. Resulullah Efendimiz her defasında; “Kızma!” buyurdular.
“Sizden biriniz ayakkabı giyeceği zaman, önce sağından giysin. Çıkaracağı zaman önce solundan çıkarsın.”
“Sizden biriniz cemaate imam olduğu zaman, namazı hafif kılsın. Çünkü içlerinde zayıf, hasta veya yaşlı olanlar vardır. Eğer kendi kendine kılarsa, istediği kadar uzatsın.”
“Birbirinizi kıskanmayınız. Alışverişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız. Birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allahü Teâlânın kulları, kardeş olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımsız bırakmaz. Onu hor ve aşağı görmez.” Resulullah üç defa mübarek göğsüne işaret buyurarak; “Takva işte buradadır. Bir kimsenin, Müslüman kardeşini hor görmesi, kötülük olarak ona yeter. Müslümanın Müslümana, kanı, malı, ırzı haramdır.”
“İnsanların, vücutlarındaki mafsalların her biri için, güneş doğan her günde (sağlık nimetine şükür olarak) sadaka borçları vardır.”
“İki kimse arasında adalet etmek sadakadır.”
“Bir kimse hayvana binerken, ona yardım edip bindirmek yahut yükünü hayvanına yükleyivermek de sadakadır.”
“Güzel söz de bir sadakadır.”
“Gelip, geçenlere eza verecek şeyi yoldan gidermek de sadakadır.”
“Cennet ehlinin kimler olduğunu size bildireyim mi? Halk tarafından hor görülüp hiçe sayılan bir zaif ve mütevazı olan Mümindir ki, Allahü Teâlâya yemin ederse, muhakkak Allahü Teâlâ, onun yeminini yerine getirir. Size Cehennem ehlini haber vereyim mi? Onlar da katı yürekli, kaba ve kurularak yürüyen, iri yarı ve kibirli kimselerdir.”
“Taamın (yiyeceğin) yaramaz olanı, fakirlerden esirgenip, zenginlerin çağırıldığı düğün yemeğidir. (Mazeretsiz) düğün yemeğine icabet etmeyen, Allahü Teâlâ ve Resulüne isyan etmiş olur.”
“Sizden birisi, imamdan önce başını secdeden veya rükudan kaldırdığında Allahü Teâlânın, onun başını merkep başına yahut suretini merkep suretine çevirmesinden korkmaz mı?”
“Yemek hazır iken veya küçük, büyük abdest bozma sıkıntısı varken kılınan namaz, kâmil bir namaz olmaz.”
“Her kim birisine; “Ey kafir veya ey Allah'ın düşmanı!” diye hitap eder de, kendisine bu sözlerin söylendiği kişi bu sözlere layık değilse, bu sözler söyleyene döner.”
“Akıllı bir Mümin, bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz. (Yani, zararını gördüğü bir şeyi tekrar yapmaz.)”
“Allahü Teâlâya beldelerin en sevimlisi, oraların mescidleridir. En sevimsizi de çarşılardır. (Yani oralardaki hile ve aldatmalardır.)”
“Cennetlikler, Cennet'te, (ihtiyaç duyduklarından dolayı değil, sadece, devamlı bir zevk ve lezzet için) yer ve içerler. Fakat onlar abdeste çıkmazlar, aksırıp, sümkürmezler. Ağız ve burunlarından, tiksinilecek şeyler çıkmaz. Onların yedikleri vücudlarından ter olarak çıkar. Terleri ise misk gibidir. Onlar rahatça nefes alırlar, sabah-akşam Allahü Teâlâyı noksan sıfatlardan tenzih edip, kemal sıfatlarıyle anmaktan zevk alırlar.”
“Allahü Teâlâ; “Salih kullarım için Cennet'te, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın gönlünden bile geçirmediği birtakım nimetler hazırladım.” buyurdu.”
“Cennet'te bir pazar yeri vardır ki, Cennet sakinleri oraya her Cuma gelirler. Şimal rüzgarları eser, onların yüzlerine ve elbiselerine Cennet kokuları saçar. Bu yüzden onların güzelliği artar. Onlar bu şekilde güzellikleri artmış olarak, çarşıdan ailelerinin yanına dönerler. Aileleri onlara; “Vallahi, siz bizden ayrıldıktan sonra güzelliğinizi arttırmışsınız.” derler.”
“Cennetlikler, Cennet'e girdikleri zaman bir münadi (Seslenen birisi): Şüphesiz, siz (Cennet'te) ebedi (sonsuz) yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Hastalanmayacak, daima sağlık ve sıhhat içerisinde olacaksınız. İhtiyarlamayacak, devamlı genç kalacaksınız. Sonsuz nimetlere kavuşacaksınız. Asla, üzüntü ve keder görmeyeceksiniz.”