İMAM-I ŞAFİÎ

Muhammed bin İdris bin Abbas bin Osman bin Şafiî bin Saib bin Ubeyd bin Abdülyezid bin Haşim bin Muttalib bin Abdümenaf Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
A- A+


Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı. İsmi Muhammed olup nesebi şöyledir: Muhammed bin İdris bin Abbas bin Osman bin Şafiî bin Saib bin Ubeyd bin Abdülyezid bin Haşim bin Muttalib bin Abdümenaf. Künyesi Ebu Abdullah'dır. Soyu Kureyş kabilesindendir. Hem anne hem de baba tarafından Peygamber Efendimizin soyu ile birleşmektedir. Annesi tarafından soyu; Fatıma binti Abdullah bin Hasan el-Müsenna bin Hasan bin Ali bin Ebu Talib'dir.

Peygamberimizin üçüncü dedesi olan Abdümenaf, İmam-ı Şafiî'nin dokuzuncu dedesidir. Dördüncü ve beşinci dedesi Şafiî ve Saib, Eshab-ı kiramdandır. Dedesinin ismine izafeten ona da Şafiî denilmiş ve bu isimle meşhur olmuştur.

Tahsili: İmam-ı Şafiî henüz beşikte iken babası vefat etmişti. Annesi onu iki yaşında asıl memleketleri olan Mekke'ye getirdi. Orada büyüdü. Yedi yaşına gelince Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Bundan sonra ilim öğrenmeye başladı. Kendisi, ilim öğrenmeye başladığı bu ilk günler için şöyle demiştir:

“Kur'an-ı Kerim'i ezberledikten sonra devamlı Mescid-i Haram'a gidip, fıkıh ve hadis âlimlerinden pek çok istifade ettim. Fakat çok fakirdik. Bir yaprak kağıt almaya bile gücümüz yoktu. Derslerimi ve öğrendiğim mes'eleleri, kemik parçaları üzerine yazardım.”

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

150 (m. 767) senesinde Gazze'de doğdu. 204 (m. 820)'de Mısır'da bir Cuma gecesi 54 yaşında iken vefat etti. Kabri Kahire'dedir.

Kahire Karafe'de İmam-ı Şafiî hazretlerinin kabrinin de içinde bulunduğu, kendi adıyla anılan camii.

Din-i İslam'a hizmet yolunda ömrünü tüketen İmam-ı Şafiî hazretleri, her gün bir hatim olmak üzere ayda otuz hatim okurdu. Ramazan-ı şerifte ise gece ve gündüz birer hatim olmak üzere altmış hatim okurdu. Vefatı, İslam âlemi için büyük bir kayıp oldu. Kabri kazılırken etrafı misk kokusu kaplamış, orada bulunanlar bu kokunun tesiriyle gözyaşları içinde kendilerinden geçmişlerdi.

Sonra kabri üzerine bir türbe yapılmıştır. Türbesi üzerinde bulunan şimdiki muhteşem kubbe, Eyyübî sultanlarından El-Melik el-Kamil tarafından 608 (m. 1211) yılında yaptırılmıştır. Selahaddin-i Eyyubî tarafından da türbesinin yanına büyük bir medrese inşa olunmuştur.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

Kahire'de İmam-ı Şafiî Camii'nin içinden bir görünüş.

İmam-ı Şafiî, Mekke'deki bu ilk tahsilinden sonra Arapça'nın inceliklerini ve edebiyatını öğrenmek için çölde yaşayan Huzeyl kabilesinin arasına gitti. Orada da bilgisini ilerletip ok atmayı öğrendi. Bu hususta şöyle demiştir:

“Ben Mekke'den çıktım. Çölde Huzeyl kabilesinin yaşayışını ve dilini öğrendim. Bu kabile, Arapların dil bakımından en fasihi idi. Onlarla birlikte gezdim, dolaştım, ok atmayı öğrendim. Mekke'ye döndüğüm zaman, birçok rivayet ve edebiyat bilgilerine sahip olmuştum.”

İmam-ı Şafiî daha on yaşında iken, o zamanın en meşhur âlimi İmam-ı Malik'in Muvatta adlı hadis kitabını dokuz gecede ezberlemiştir. Gençliğinin ilk yıllarında kendini tamamen ilme verip Mekke'deki Süfyan bin Uyeyne ve Müslim bin Halid ez-Zencî gibi fakih ve muhaddislerden ilim tahsil etti. On beş yaşında iken Mekke-i Mükerreme fukahasından Müslim bin Halid ez-Zencî'nin icazeti ile fetva vermeye başladı.

İmam-ı Malik ile Karşılaşması

İmam-ı Şafiî hazretlerinin tahsilinde en önemli safha, İmam-ı Malik'e talebe olmasıyla başlamıştır. İmam-ı Malik, Şafiî'deki cevheri hemen fark ederek ona şu nasihatte bulunmuştur:

“Ey Muhammed! İleride büyük bir şanın olacak. Allahü teala senin kalbine bir nur vermiştir. Onu ma'siyetle (günahla) söndürme!”

İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik'in yanında dokuz yıl kalarak ilimde yüksek bir dereceye ulaştı. Ardından Yemen'de beş yıl kadılık yaptı ve burada İmam Evzaî ile Leys bin Sa'd'ın talebelerinden ders aldı.

Bağdat Yılları ve İmam-ı Muhammed

Daha sonra Bağdat'a giderek İmam-ı Azam'ın talebesi olan İmam-ı Muhammed Şeybanî'den ders almaya başladı. İmam-ı Muhammed ona Irak fıkıh ekolünü öğretti. İmam-ı Şafiî bu dönem için şöyle buyurmuştur:

“İmam-ı Muhammed'den öğrendiğim meselelerle ve ilimle, bir deve yükü kitap yazdım. Eğer o olmasaydı ilim kapısının eşiğinde kalmıştım. Bütün insanlar ilimde Irak âlimlerinin, Irak âlimleri de Kufe âlimlerinin çocuklarıdır. Onlar da Ebu Hanife'nin çocuklarıdır.”

Dersleri ve İçtihat Usulü

İmam-ı Şafiî, Bağdat'ta bulunduğu sırada Ahmed bin Hanbel gibi büyük zatlara hocalık yaptı. Ahmed bin Hanbel onun üstünlüğüne hayran kalmıştır. İmam-ı Şafiî hem Hicaz hem de Irak hukuk ekollerini çok iyi öğrenmiş, bunları birleştirerek ayrı bir içtihat yolu kurmuştur.

Arap dili ve edebiyatına olan derin hakimiyeti, ayet ve hadislerin ifade tarzından hüküm çıkarma yeteneğini zirveye taşımıştır. Bu bakımdan kendisini tefsirde büyük otorite olan Abdullah bin Abbas'a benzetirler.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin camiine bitişik olan türbesi.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin Yunanca bildiği söylenir. Tıp ilminde ve okçulukta da mahirdi. Mutezile itikadındaki Halife Me'mun kendisine kadılık teklif ettiyse de kabul etmedi. Biraz da bu sebeple Mısır valisinin daveti üzerine 199 (m. 814) senesinde Mısır'a gelip yerleşti.

İlimdeki Üstünlüğü

İmam-ı Şafiî; ilim, züht, marifet, zeka, hafıza ve nesep bakımlarından zamanındaki âlimlerin en üstünü idi. On üç yaşında iken Harem-i şerif'te “Bana istediğinizi sorunuz!” derdi. On beş yaşında iken fetva verirdi.

Zamanının en büyük âlimi olan ve yüz binlerce hadis-i şerifi ezbere bilen İmam-ı Ahmed bin Hanbel, ondan ders almaya gelirdi. Çok kimse İmam-ı Ahmed'e; “Böyle büyük bir âlim iken, bu genç karşısında nasıl oturuyorsun?” dediklerinde şu tarihi cevapları verirdi:

  • “Bizim ezberlediklerimizin manalarını o biliyor. Eğer onu görmeseydim, ilmin kapısında kalacaktım.”
  • “O, dünyayı aydınlatan bir güneştir, ruhlara gıdadır.”
  • “Fıkıh kapısı kapanmıştı. Allahü teala bu kapıyı, kullarına İmam-ı Şafiî ile tekrar açtı.”
  • “İslamiyete şimdi Şafiî'den daha çok hizmet eden birini bilmiyorum.”

İmam-ı Ahmed, yine buyurdu ki: “Allahü teala her yüzyılda bir âlim yaratır, benim dinimi herkese onun ile öğretir.” hadis-i şerifinde bildirilen âlim, İmam-ı Şafiî'dir. Hadis-i şerifte; “Kureyş'i kötülemeyiniz. Zira Kureyşli bir âlim, yeryüzünü ilimle doldurur.” buyuruldu. İslam âlimleri; “Bu hadis-i şerif, İmam-ı Şafiî'nin geleceğini bildirmiştir.” demişlerdir.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin türbesinin girişi.

Ahmed bin Hanbel'in oğlu Abdullah, babasının İmam-ı Şafiî'ye çok dua ettiğini görerek sebebini sorunca; “Oğlum, İmam-ı Şafiî'nin insanlar arasındaki yeri, gökteki güneş gibidir. O, ruhların şifasıdır.” demiştir. Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam; “Nice âlim ve faziletli kimselerle görüştüm. Şafiî hazretleri gibi âlim ve fadıl bir kimse görmedim.” demiştir. Ahmed bin Hanbel; “Eline kalem kağıt alan herkesin İmam-ı Şafiî'ye şükran borcu vardır.” demiştir.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifler; Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesaî, Sünen-i İbni Mace ve Sahih-i Buharî'nin ta'likatında yer almıştır. İmam-ı Şafiî'nin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden biri şudur:

“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrum olan kimse, dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur.”

Mezhebi ve İçtihat Usulü

İmam Şafiî de diğer Ehl-i sünnet uleması gibi, hukuki meselelerin hallinde bir hiyerarşi takip ederdi. Bu usul, fıkıh tarihinde "Usul-i Fıkıh" ilminin sistematik olarak ilk kez yazıya döküldüğü er-Risale eserinde temellendirilmiştir.

1. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet

Aynı zamanda bir lügat âlimi olduğu için ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin zahiri (açık) manalarına bakardı. Örneğin; Maide suresi 6. ayette geçen "kadınlara dokunma" ifadesini çıplak tenin dokunması olarak anlamıştır.

Hadisler konusunda ise Hanefîlerin aradığı bazı ağır şartları aramazken, mürsel (senedinde kopukluk olan) hadisleri delil olarak kabul etmezdi. Kitap ile sünnet arasında nesih (bir hükmün diğerini kaldırması) cereyan etmeyeceğini savunurdu.

2. İcma (Fikir Birliği)

Sünnetten sonra icmaya bakardı. Ancak Medine halkının amelini tek başına icma saymadığı gibi, sessiz kalınan "sükuti icmayı" da delil almazdı. Görüş beyan etmeyen müçtehidin her zaman muhalefet etme imkanı olduğunu savunurdu.

3. Sahabe Kavli

İcmada bir çözüm bulamadığında sahabenin sözlerini araştırır; bunlardan nasslara (ayet/hadis) en yakın veya kıyasa en uygun olanını esas alırdı. Örneğin "kur'" kelimesinin tefsirinde Hazreti Aişe ve İbn-i Ömer'in görüşünü tercih etmiştir.

4. Kıyas

Sahabe kavillerinde de bir yol bulamadığı zaman kıyasa müracaat ederdi. İstihsan (bir delili diğerine tercih etme) ve Maslahat (kamu yararı) prensiplerini "keyfi deliller" olarak nitelendirip genel kural olarak reddetmiş olsa da, içtihatlarında zaman zaman bu prensiplere uygun hükümler verdiği (örneğin toplu cinayetlerde kısas hükmü) görülmektedir.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı­ Şafiî­ Camii'nin­ kıble­ duvarının­ sağında­ yer alan­ Hazreti­ İmam'ın­ türbesinde­ kubbenin­ içten görünüşü.


İmam Şafiî, bir mesele hakkında kıyas yaptıktan sonra sahih bir hadis bulursa, kıyası terkedip bu hadise göre hükmederdi. Bu sebeple mezhebinin en önemli hususiyetlerinden biri, kaynaklarında çoğu zaman İmam Şafiî'ye ait birkaç kavlin (görüşün) zikredilmiş olmasıdır.

Mezheb-i Kadim ve Mezheb-i Cedid

İmam Şafiî, örf ve âdete mezhebinde çok mühim bir yer vermiştir. Mısır'a yerleştikten sonra buradaki örf ve adetleri nazara alarak içtihatlarını değiştirmiş; adeta yeni bir mezhep kurmuştur. Bu sebeple:

  • Mezheb-i Kadim: Mısır'a gelmeden önceki (Irak dönemi) içtihatlarıdır.
  • Mezheb-i Cedid: Mısır'a geldikten sonraki yeni içtihatlarıdır.

Şafiî âlimleri, yaklaşık 17-22 kadar meselede İmam Şafiî'nin Irak'taki eski içtihatları (kadim) ile amel edilmesini uygun görmüşler, diğerlerinde ise yeni görüşlerini (cedid) esas almışlardır.

Hukuk Tarihindeki Dev Eseri: Er-Risale

İmam Şafiî'nin hukuk ilmine en büyük hizmeti Er-Risale fi'l-Usul adlı eseridir. Bu kitap, dünyada hukuk metodolojisi (usul-i fıkıh) sahasında yazılmış bilinen ilk kitaptır. İmam-ı Şafiî, Mısır'a yerleştikten sonra bu eseri genişletip bugünkü mükemmel haline getirmiştir.

Diğer Önemli Eserleri:

  1. 1
    El-Ümm: Fıkıh hükümlerini içeren dev eser.
  2. 2
    Ahkamü'l-Kur'an
  3. 3
    Müsnedü'ş-Şafiî
  4. 4
    Divan: Edebî yönünü gösteren şiirleri.

Bir Menkıbe: Dicle Kenarındaki Mucize

Harun Reşid zamanında Bizans İmparatoru, Müslüman âlimlerle münakaşa etmek için ruhbanlar gönderdi. Dört yüz Hıristiyan geldi. İmam-ı Şafiî, Dicle kenarında toplanan kalabalığın önüne çıktı, seccadesini nehrin üzerine atıp üzerine oturdu ve; “Benimle münakaşa etmek isteyenler buraya gelsin!” dedi. Suyun üzerinde batmadan durduğu bu keramet karşısında ruhbanların hepsi Müslüman oldu.

Talebeleri ve Mezhebin Yayılışı

İmam Şafiî'nin Mekke, Irak ve Mısır'da üç ayrı ders halkası vardı.

  • Irak Talebeleri: Ahmed bin Hanbel, İshak bin Raheveyh, Ebu Sevr.
  • Mısır Talebeleri: Müzenî (Muhtasar eseri meşhurdur), Rebi' bin Süleyman (El-Ümm'ün ravisidir), Büveytî.

İmam-ı Şafiî'nin mezhebi Eyyubî devleti zamanında Mısır'da resmi mezhep olmuş; bugün ise Mısır, Hicaz, Suriye, Filistin, Doğu Afrika, Malezya ve Endonezya Müslümanlarının çoğunluğu bu mezhebe mensup olmuştur. Dünya Müslümanları arasında Hanefî mezhebinden sonra en yaygın mezheptir.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin türbesinin içten görünüşü.

Abdullah-ı Ensarî buyurdu ki: “İmam-ı Şafiî'yi çok severim. Çünkü evliyalıkta hangi makama baksam, onu herkesin önünde görüyorum.”

İmam-ı Şafiî az yer ve az uyurdu. Bir keresinde; “On altı senedir doyasıya yemek yemedim.” buyurmuştu. Sebebi sorulunca şu hikmetli açıklamayı yaptı:

“Çok yemek bedene ağırlık verir, kalbi zayıflatır, anlayışı ve idraki azaltır, çok uyku getirir ve böylece insanı ibadetten alıkor. Kulluğun başı az yemektir.”

İmam-ı Şafiî'nin siması gayet güzel ve sevimli; görünüşü ise oldukça heybetliydi. Üstün bir zekaya ve kabiliyete sahipti. Peygamber Efendimizin sünnetine son derece riayet ederdi. İlmi, tevazusu, heybet ve vekarı ile kalplere tesir ederdi. Kur'an-ı Kerim okurken dinleyenler kendinden geçerdi.

Orta hâlli giyinirdi. O kadar heybetli bir duruşu vardı ki, o bakarken yanındakiler heybetinden su dahi içemezlerdi. Yüzüğünde; “El-Bereketü fi'l-kana'ati” (Bereket, kanaat etmektedir) yazılı idi.

Ehl-i Beyt'e olan derin hürmetini gösteren şu hadise çok meşhurdur: Bir kere ders verirken, ders esnasında on defa ayağa kalktı. Sebebi sorulduğunda şöyle buyurdu:

“Resulullahın soyundan gelen bir çocuk, kapının önünde oynuyor. Kapının önüne gelip kendisini gördüğüm zaman, ona hürmeten ayağa kalkıyorum. Resulullah'ın torunu ayakta dururken oturmak reva değildir.”

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin kabrinin üzerinde bulunan sanduka.

Talebelerinden biri anlatır: Bir bayram günü İmam-ı Şafiî hazretleri ile beraber mescitten çıktık. Bir mesele hakkında sohbet ediyorlardı. Evlerinin kapısına gelince, bir hizmetçi kendisine bir kese altın getirip efendisinin selamı olduğunu ve bunu kabul buyurmasını rica etti. İmam-ı Şafiî hazretleri keseyi kabul etti. Biraz sonra biri gelip, “Hanımım bir çocuk doğurdu. Yanımda hiç param yok. Sizden Allah rızası için biraz para istiyorum.” dedi. İmam-ı Şafiî hazretleri keseyi hiç açmadan, olduğu gibi o şahsa verdi. Halbuki biliyordum ki kendisinin de hiç parası yoktu.

İmam-ı Şafiî hazretleri Yemen'e bir sefer yapmıştı. Dönüşünde on bin dirhemle gelip, çadırını Mekke'nin dışına kurdurarak ziyaretçilerini orada kabul etti. Halk topluluklar hâlinde İmam-ı Şafiî'ye gelerek müşküllerini hâllediyor, o da ziyaretçiler arasındaki fakirlere para dağıtıyordu. Böylece Yemen'den getirdiği on bin dirhemin hepsini fakirlere dağıttı ve ondan sonra da; “Oh, şimdi rahatladım.” buyurdu.

Keskin Zekası ve Bir Boşanma Meselesi

Mısır'ın ileri gelenlerinden birinin hanımı, bir münakaşada kocasına; “Ey Cehennemlik!” dedi. Bu cevap karşısında şahıs, hanımına; “Ben Cehennemliksem, seni boşadım.” dedi; fakat hanımını da çok seviyordu. Âlimleri toplayıp bu meseleyi sordu. Kimse kesin bir cevap veremedi. “Senin Cehennemlik olup olmadığını Allahü teala bilir.” dediler.

Âlimler arasından henüz genç yaşta olan İmam-ı Şafiî kalkıp; “Ben senin meseleni çözerim.” dedi. Oradakiler şaşırdılar. İmam-ı Şafiî dedi ki:

  • “Bir günah işleyeceğin vakit, Allah korkusundan bu günahı terk ettiğin oldu mu?”
  • Şahıs: “Allahü tealaya yemin ederim ki çok oldu.” dedi.
  • İmam-ı Şafiî: “Bu hâlinle Cennetlik olduğun anlaşılmaktadır.” buyurdu.

Hangi delille bu hükmü verdiğini soranlara ise şu ayet-i kerimeyi okudu:

“Bir kimse Allah korkusundan nefsini günahlardan men ederse, onun yeri elbette Cennet'tir.” (Naziat Suresi, 40-41)

Bu muazzam istidlal karşısında oradaki âlimler susup kaldılar.

Nehir Kenarında Bir Gence Nasihat

Abdullah bin Muhammed Bekrî şöyle anlatmıştır: İmam-ı Şafiî ile Bağdat'ta nehir kenarında oturuyorduk. Bir genç gelip abdest almaya başladı fakat yanlış aldı. İmam-ı Şafiî o gence nazikçe; “Abdesti tam al. Allahü teala sana dünya ve ahiret saadeti versin.” buyurdu. Genç abdestini düzeltip yanlarına gelerek nasihat isteyince, İmam-ı Şafiî şu üç temel esası bildirdi:

  1. 1
    Emr-i bi'l-ma'ruf: Allahü tealanın emirlerini yapmak ve yaymak.
  2. 2
    Nehy-i ani'l-münker: Allahü tealanın yasaklarını yapmamak ve yapılmaması için uğraşmak.
  3. 3
    Hududullah: Her işinde Allahü tealanın dinde bildirdiği sınırlar içinde bulunmak.

Sözlerini şöyle tamamladı: “Dünyaya bağlanıp ona düşkün olma, ahireti iste. Bütün hâl ve hareketinde Allahü tealayı hatırla ki kurtulanlardan olasın.”

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin Müsned adlı eserinin kapak sayfası (sağda), Müsned'inin ilk sayfası (solda).

İmam-ı Şafiî, ilimdeki manevi derecesine işaret eden rüyalarını şöyle anlatmıştır:

“Bir gece rüyamda Peygamber Efendimizi görmekle şereflendim. Bana buyurdu ki: ‘Sen kimdensin?’ Cevap olarak; ‘Ben senin kabilendenim.’ dedim. ‘Bana yaklaş.’ buyurdular. Yanına gittim. Mübarek ağzının suyunu dilime, ağzıma ve dudaklarıma sürüp; ‘Hadi, Allahü teala sana bereket versin.’ buyurdular.”

Çocukluk yıllarına ait bir diğer rüyasını ise şöyle nakleder:

“Mekke'de rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm. Tam bir heybetle Mescid-i Haram'da insanlara imamlık yapıyorlardı. Namaz bitince yanlarına gidip; ‘Bana da ilim öğretiniz.’ dedim. Bunun üzerine kaftanının altından bir terazi çıkarıp; ‘Bu senin içindir.’ buyurup bana hediye ettiler.”

Bu rüyayı tabir edenler; “Sen ilimde imam olursun ve sünnet üzere olursun. Terazi ise hakikat-ı Muhammediyye’ye kavuşacağına alamettir.” demişlerdir.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin Ahkamü'l-Kur'an adlı eserinin birinci cildinin kapak sayfası.

İmam-ı Şafiî hazretleri, ilim yolundaki manevi işaretlerinden birini şöyle anlatır:

“Bir gün rüyamda, Hazreti Ali efendimizi gördüm. Parmağından yüzüğünü çıkardı, parmağıma taktı. Bu hareketi, kendi ilminin ve Resulullah'ın ilminin bana geçmesi alameti idi.”

Henüz altı yaşında mektebe başlayan İmam-ı Şafiî’nin zekası ve adaleti o yıllarda bile parlamaktaydı. Annesi, insanların emanet bıraktığı zahide bir hanımdı. Bir gün iki kişinin bıraktığı emanet bohçayı, içlerinden biri tek başına gelip isteyince annesi vermiş; ancak daha sonra diğeri gelip "ikimiz beraber gelmeden vermeyin demiştik" diyerek itiraz edince annesi çok üzülmüştü. Küçük Muhammed annesini teselli ederek adamın yanına gitti ve büyük bir zeka ile şöyle dedi: “Sizin bohçanız olduğu yerde durmaktadır. Git arkadaşını getir, öyle verelim.” Adam bu cevap karşısında söyleyecek söz bulamayıp geri gitmiş ve bir daha dönmemiştir.

Hayatının Son Anları ve Kur'an-ı Kerim

İmam-ı Şafiî hazretleri, ömrünün son anlarını çok sevdiği Kur'an-ı Kerim'i dinleyerek geçirmiştir. Ramazanlarda altmış, normal zamanlarda ayda otuz hatim indiren büyük imam, vefatı yaklaştığında takatsiz kalınca talebesi Ebu Musa Yunus bin Abdüla’la'dan kendisine Al-i İmran suresini (121. ayetten itibaren) yavaş yavaş okumasını istemiştir.

Okunan ayet-i kerimeler; Uhud ve Bedir savaşlarından, Allah’ın müminlere yardımından, sabrın öneminden ve takva sahipleri için hazırlanan Cennetlerden haber veriyordu. Özellikle şu ayetlerin mealleri üzerinde derin bir huşu ile durmuştur:

  • “Rabbinizin mağfiretine ve eni göklerle yer kadar olan Cennet'e koşuşun! O Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran: 133)
  • “Allahü tealanın izni olmadıkça hiç kimseye ölmek yoktur. Ölüm zamanı, Allahü tealanın ilminde kararlaşmış bir yazıdır...” (Al-i İmran: 145)

Son nefesinde halini soranlara; “Dünyadan göçüyorum. Artık ondan ayrılıyorum. Ümit şerbetini içiyorum. Kerim olan Rabbime gidiyorum.” buyurmuştur. 204 (m. 820) yılında vefat ettiğinde Kahire’de defnedilmiş, kabri kazılırken etrafı misk kokuları kaplamıştır. Bugün kabri üzerinde bulunan muhteşem kubbe, Eyyubî sultanı El-Melik el-Kamil tarafından yaptırılmıştır.

Hikmetli Sözleri

İmam-ı Şafiî hazretlerinden bizlere kalan bazı nasihatler şunlardır:

  • “Dünyada zahit ol, dünya malına bağlanma! Ahireti isteyici ol, onun için çalış! Her işinde Allahü tealayı hatırla. Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan olursun.”
  • “Ruhsat ve teviller ile uğraşan (kolaylık arayan) âlimlerden fayda gelmez.”
  • “İnsanları tamamen razı ve memnun etmek çok zordur. Bunun için kul, daima Rabbini razı etmeye bakmalı, ihlas sahibi olmalıdır.”

İmam-ı Şafiî hazretlerinin Er-Risale fi'l-Usul adlı eserinin kapak sayfası.

Bu kitap, dünyada hukuk metodolojisi (Usul-i Fıkıh) sahasında yazılmış bilinen ilk kitaptır.

Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.
Başlık ResmiEhl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şafiî mezhebinin imamı.

İmam-ı Şafiî hazretlerinin rivayet ettiği ve Hazreti Aişe'den naklen bildirilen hadis-i şerifin yazılı olduğu bir levha:

“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrum olan kimse, dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur.”

İlim ve Ahlak Üzerine Hikmetli Sözleri

İmam-ı Şafiî hazretleri, ilmin sadece bir bilgi yığını değil, insanı kemale erdiren bir nur olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir:

  • İlmin Amacı: “İlmi; kibirlenmek ve kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi; tevazu için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur.”
  • Gerçek İlim: “İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır.”
  • Sünnete Bağlılık: “Resulullah'ın ve Eshabının yolunda olmayanı havada uçar görsem, yine doğruluğunu kabul etmem.”
  • Akıllı Kimse: “Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır.”
  • Kalp Aydınlığı: “Kalbine ilahi bir nur penceresinin açılmasını isteyen şu dört şeyi yapsın: 1- Günün belli bir vaktinde yalnız kalsın ve huzura dalsın. 2- Midesini pek fazla doyurmasın. 3- Sefih ve kötü kimselerle düşüp kalkmayı bıraksın. 4- İlimleriyle yalnız dünyalık arzu eden kimselere yaklaşmasın.”

Dostluk ve Cemiyet Hayatı

  • Sadık Dost: “Sadık dost, arkadaşının hüzün ve sevinçte ortağı olandır. Ayıplarını görünce ihtar eder, ifşa etmez.”
  • Münafıklık Alameti: “İki kişinin, darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir.”
  • Yalnızlık ve Huzur: “Hiçbir vakit yoktur ki, ilim mütalaası, hüzün ve kederi yok etmesin. İlmî mütalaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir.”
  • Hizmet: “Hizmet edene, hizmet edilir.”

Divanından Seçme Şiirlerin Tercümesi

İmam-ı Şafiî hazretleri, derin fıkıh bilgisinin yanı sıra çok güçlü bir şairdi. Şiirlerinde dünya hayatının geçiciliğini ve sabrın önemini şöyle anlatır:

“Günlerin beraberinde getirdiği hadiseler seni tesiri altına almasın. Sen iyi bir insan olmaya bak. Zaman içerisinde gelen musibetlerden dolayı sabırsızlık gösterme; dünyanın bela ve musibetleri devamlı değildir. Kanaatkâr bir kalbe sahip olduğun zaman, sen ve dünyaya sahip olan kimse eşitsiniz.”

“Sefih ve cahil bir kimse konuşunca ona cevap verme. Sükut, ona cevap vermekten daha hayırlıdır.”

“Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.”

“Ey insan, dilini muhafaza et, seni sokmasın. Çünkü o, büyük bir yılandır.”

İmam-ı Azam Hakkındaki Övgüsü:

“Müslümanların önderi İmam-ı Azam Ebu Hanife, memleketleri ve içerisinde yaşayanları ilmiyle verdiği hükümlerle süsledi. Doğuda, batıda ve Kufe'de onun bir eşi yoktur. Allahü teala ona ebediyen rahmet eylesin.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası