İSMAİL HAKKI TOPRAK, İhramcızade

İSMAİL HAKKI TOPRAK, İhramcızade Sivas'ta son devirde yetişen şeyhlerden
A- A+

Sivas'ta son devirde yetişen şeyhlerden. Annesi Aişe Sıdıka Hanım, babası Hüseyin Hüsnü Efendi'dir. Annesi Hüseyin Hüsnü Efendi ile evlenmeden önce Kolağası Abdülkadir Bey'le evlendi. Çocukları olmadı. Ayrıldı. Sonra Aişe Hanım memur olan yakın akrabası Hüseyin Hüsnü Beyle evlendi. Bu evlilikten de uzun bir müddet çocukları yine olmadı. Bu hâlden muzdarip olan Aişe Hanım Rabbinden bir evlat isteği üzere günlerini geçirdi.

Sivas'ta bulunan bir Paşanın hanımının tavsiyesi üzerine bir çocuk elbisesi yaptırıp Medine'de Peygamberimizin kabrine gönderildi. Kabr-i Saadet'te mahfuz kaldı. Günlerce ailenin yalvarış ve yakarışları kabul olarak 1289 (m. 1873)'de İhramcızade İsmail Efendi doğdu. Doğumundan sonra Ravza'dan getirilmiş olan elbiseler kendisine giydirildi. Yetişmesinde annesi çok gayret gösterdi. “Oğlum mazhariyetin çok büyük; sana abdestsiz süt vermedim” dediğini İsmail Efendi çok zikretmiştir.

Validesinin söylediği:

İsmail'im a'zamsın

Gül yüzlü tazemsin

Dört kitabın hakkı için

Gönlümde gezen sensin.

beyitlerini çok zaman kendileri tekrar ederdi. Kendisi “Anam Osmanlı bir kadındı” derdi. Tasavvufa girmesi de hep annesinin tesiri ile olmuştur. Annesinin memurluk yapmasını istemediğini “Mazhariyetin büyük, ben sana cami hademesi ol dedim sen memurluk yapıyorsun; adam olmadın oğlum” sözünü gözyaşları ile söylerdi. “Validemiz cami hademesi ol dedi biz olamadık, fakat bugün hiç olmazsa da tamiratları ile meşgul oluyoruz” derdi.

Çocukluğu Nalbantlarbaşı'nda geçiren İsmail Hakkı Efendi, babası adliye baş katibi olduğu için sübyan mektebini Zara'da okudu. Buradan Örtülüpınar Mahallesine göç etmişlerdir. Rüşdiyeyi sonra da medrese tahsilini Sivas'ta Çifteminareli Medresesinde okudu. Kendisi subay olmak için İstanbul'a gitmek istemişse de validesi razı olmamıştır. Sivas adliyesinde mülazimeten stajyer memur olarak çalışmıştır. Posta işleri ile meşgul olarak askerlik yapmıştır. Sivil şahısların da emanetlerini özel olarak götürdüğü için bu yörede Emanetçi Baba diye anılmıştır. Buradan sonra Tokat'ta Duyunu Umumiyyede Müskirat Memurluğunda çalışmıştır. Bu dönem Tokatlı Pir-i Mustafa Haki Efendi'ye bağlandığı zamana rastlar.

1326 (m. 1908)'de Tokat mebusu olarak İstanbul'a giden Mustafa Haki Efendi'den sonra Sivas Duyunu Umumiye de vazife yapan İsmail Hakkı Efendi 1927'de bu müesseselerin kapanması ile Sivas İnhisarlar Dairesine (Tekel Müdürlüğüne) geçmiştir. Buradan Zara-Çarkcı Tuzlasına bağlı Cedit Tuzlasında vazife yaptı. 1931 yılında Temmuz ayında kendi isteği ile emekli olmuştur. İsmail Efendi bundan sonra hayır eserleri ile meşgul olmuştur.

Hayatı incelenince yaptığı hayır işlerindeki faaliyetler insanı hayrete düşürür. Sivas'ta 100'den fazla eserin yapım ve tamirine vesile olmuştur. Bazıları şunlardır:

1- Hoca imam Camii Minaresi: Rivayetlere göre ilk eseridir. Bizzat kendi parası ile yaptırdığı eserdir.

2- Ulu Camii Tamiratı: 1954'de başlayan tamiratın 1958'de önemli bir kısmı bitirilmiştir.

3- İmam Hatip Lisesi: 1956'da temeli atılmış, 1962'de hizmete açılmıştır.

4- Sofu Yusuf Camii: Eski cami yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. İnşaatı kendi vefatından sonra tamamlanmıştır.

5- Hayırsevenler Camii: 1962 yılında bitirilmiştir.

6- Serçeli Camii Müştemilatı yapımı. Dikimevi Camii bazı kısımları. Zara'ya bağlı Cencin'de köprü ve içme suyu yapımı. Tozanlı Köprüsü yapımı. Hafik'de Çarşı Camii yapımına maddi destek. Muhtelif yerlerde çeşme yapım ve tamiratları.

7- Sönmez Neşriyat'ın ilk kurucuları arasında bulunmuştur.

8- İstanbul'da eğitim yapan talebelere birçok burs göndermiştir.

Sivas, dolayısı ile Türkiye ve dünyanın diğer tarafındaki müslümanlara çare kapısı olmuştur. İhtiyacı olanların ilk baş vurdukları biri idi.

İsmail Efendi, Tokatlı Mustafa Haki'den önce Arab Şeyh diye tanınan Seyyid Abdullah Haşim el-Mekkî Rufaî'ye intisap etmiştir. Sonra Tokatlı Mustafa Haki'ye bağlandı. Tokatlı Mustafa Haki Efendi, oğlu Behaeddin Efendi ile teberruken tespih, takke ve benzeri hediyeleri Sivas'ta bulunan İsmail Efendiye gönderdi. İrşat vazifesinin kendisine verildiği haberiyle ve emanetlerin alınması isteği ile gelen bu kutlu misafirlere, İsmail Efendi, tazim ve tekrimden sonra tasavvuf terbiyesini tamamlamadığını ve yolda kendinden büyük Taki Efendi'ye zahirin teslim edilmesini manevî teslimatı kabul ettiğini ikrar etti. Bu davranışı hocası tarafından takdirle karşılandı ve “İsmail iyidir” sözü tasdik edilmiş oldu. İsmail Efendi Sivaslı Taki Efendi'ye sonsuz bir teslimiyetle bağlandı. Eksik kalan derslerin ikmali ile dört sene gibi bir zaman meşgul oldular.

Taki Efendi hakkında “Bizim sülûk şeyhimiz” derdi. 1938 senesinde bazı fitneciler yüzünden 38 kişi ile 38 gün hapis yattı. 1940 yılında Çitilin hanında bir dükkanda ziyaretine gelenlerle görüşmeye başladı. 1950 yılında Çorapçı işhanında açılan vekale denilen bir dükkanda ziyaretçilerini kabul etmeye başladı.

Sivas'ta son devirde yetişen şeyhlerden İhramcızade İsmail Hakkı Toprak.

İhramcızade İsmail Hakkı Toprak'ı Vekale adını verdikleri sohbet odasında gösteren bir resim (sağda) ve cenazesinin taşınmasını gösteren bir resim (solda).

İhramcızade İsmail Hakkı Toprak'ın el yazısı (sağda) ve mühürü (solda).

1389 (m. 1969)'da Sivas'ta vefât etti. Kabr-i şerifleri için vasiyette bulunmamasına rağmen “Acaba Ulu Camii´nin (el ile işaret ederek ) şu haziresinden bize yer verirler mi” sözüne uyularak arzu ettiği yere defnedildi. Kabir Kitabesi; Tariki Nakşibendî Piri Ebcel Mürşid-i Kamil Garibullah-i Hakkî Gavsü'l-âzam Şeyh İsmail engin gönlünde Yüce Muradı hasıl oldu Toprak toprağa verildi Hakk'a vasıl oldu. 2/8/1969

Sünnet-i Rasulüllah´a sıkı bir şekilde bağlı idi. Fiillerinde ruhsat ile amel etmez azimetle ederdi. Beş vakit namazdaki sabah namazı sünneti hariç iki rekatlı sünnetleri dört kılardı. Sabah ve ikindi vakitlerinde Evrad-ı Bahaiye, 41 Salat-ı Tefriciye, 21 Salat-i Fatih, Delail-i Hayrat Hiziblerini ve Kuran-ı Kerim okurlardı. Her hareketi bir sünnet-i Peygamberiye´yi ihya ederdi. Vefatına kadar pasif bir hayat yaşamamış, aktif bir hizmet anlayışında hareket etmişti. İki günü birbirine eşit olduğu görülmemiştir. Sade bir yaşantısı vardı. Temizliğe aşırı derecede itina gösterir ve isterdi. Gelen misafirlerini ve ihvanını hamama götürür ve ücretleri kendi tarafından ödenmesi âdetindendi. Siyasetten uzak dururdu. “Kardeşlerim, herkesin bir siyaseti vardır. Bizim siyasetimiz siyasete karışmamaktır Bu da ayrı bir siyasettir.” buyururlardı.

Namaz hususunda çok dikkat ederdi. Vefatında son sözü “Namazınızı kıldınız mı” olmuştur. Dedikoduya çok kızar sevenlerinden devamlı sohbet ve murakabe üzere olmalarını isterdi. Sohbetlere devamı ister “Kardeşlerim, her sohbette bir vuslat vardır, vuslatsız sohbet olmaz. Sohbetlerinizde edep ve muhabbetinize sahip olun” derdi.

Zengin bir kültür hazinesi olan İsmail Hakkı Efendi Arapça ve Farsça´yı anadili kadar rahat konuşurdu. Fransızca ve Almanca'yı da bilirdi. Huzûruna gelen herkes ile kendi dilinde konuşurdu. İbaretlerini dört mezhebe uygun yapmaya çalışırdı. Diğer Müslüman ülkelerden devamlı ziyaretçileri gelirdi.

İsmail Hakkı Efendinin çok zengin bir kütüphanesi vardı. Boş zamanlarında kitap okurdu. Edebî yönü kuvvetli idi. Hafız Divanı, Bostan ve Gülistan, Mesnevi ve Niyazi Divanı´nı çok okur ve okuturlardı. Sohbetlerde ilahi okunur ve çay içilirdi. Bazı Hakkı mahlaslı ilahiler onun yazmış olduğu zannı ile çok okunduğundan İhramcızade'nin ilahileri diye rağbet görmüştür. Bunlar genellikle Erzurumlu İbrahim Hakkı, İsmail Hakkı Bursevî'nindir. Yâre Yadigar adlı Mevlid'den başka bir eseri yoktur.

Talebelerine, devamlı olarak “Her halini huzurlu, ibadetini kusurlu, her gördüğünü Hızır bileceksin”düsturunu söyler, sakin ve sükunetli olmanın anahtarını gösterirdi. Dünyaya geleli hiçbir şey onu üzmedi, kızdırmadı, hayattan bezdirmedi. “Siz bizi sevemezsiniz. Biz sizi seviyoruz ki bizi seviyorsunuz.” “Biz Allah´a sarılmışız ki, bize sarılıyorsunuz” buyurarak kendindeki hâli arz ediyordu.

Üç evlilik yapmıştır. İmmihan Toprak, Zeynep Toprak, Zeliha Toprak adlı hanımlardan Hayriye Gündüzoğlu, Mehmet Sabit Kemal Toprak, Mevlüde Balak, Halis Turgut Toprak. Ahmet Salih Toprak, Mehmet Kazım Toprak Efendi, adlı çocukları olmuştur.

İhramcızade İsmail Hakkı Efendi yerine kimseyi tayin etmemiş ve şöyle demiştir: “Kardeşlerim, bu iş burada bitti. Ahir zamanda, her köşe başında bir şeyh çıkacak. Onun yaptığını şeytan bile yapmayacak.” İhramcızade Efendi talebelerinden bazılarına nasihat babından yazdığı mektupta şöyle buyuruyor: “Cenab-ı Allah´a karşı kulluk vazifemizi yapamıyoruz. Allahü Teâlâ Kur´an-ı Kerim'i indirmiş, peygamberler göndermiş. Buna karşılık ne amel işledin derse, ben Allah´a ne cevap vereyim. Ben daima Allah adamlarıyla beraberdim. Sizde daima onlarla beraber olun. Kardeşlerim hepinizi Allah´a emanet ettik. İnsan dört şeyden mürekkeptir. Hava, su, toprak ve ateş. İnsanda bir et parçası var oda kalbdir. Kardeşlerim, soyadımızı Toprak koymuşlar ama toprağa bakıyorum da utanıyorum. Dirimizi, ölümüzü ve gıdamızı hep o muhafaza ediyor. Biz toprak gibi tevazulu olamıyoruz.” Yine talebelerine buyurdu ki: Ehli Hakikat demişlerdir ki; İhlas, Allahü Teâlânın nurlarından bir nurdur ki, onu ancak gerçek mümin kulların kalbine emanet eder. Kardeşlerim, bu âlem hayaldir, bir fotoğraf da hayalin hayalidir. Neyi seversen onunla kalırsın, ne ile meşgulsen sen osun. İlmin başı sabırdır, sabrın başı yokluktur, yok olana taş değmez.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kardeşlerim, Bu dünya fanidir ahiretin tarlasıdır. 30 gün Ramazan-ı Şerif 300 gün eder. 6 günde şevval-i şerif 60 gün olur. Bir senede 360 eder. Biz bunu böyle yaparsak gecesi kaim gündüzü saim olmuş olur. Biz şevval-i şerifin 9'unda oruca başlıyoruz 15'inde bayram ederiz. Sen seni sevdiklerinle bil. Kardeşlerim, Ruhlar ezel-i ervahta böylece bir arada olmuşlar. Burada bir olduk, biriz beraberiz. Her peygamber ve evliyanın bir turu vardır. Herkes ister ki Mekke´ye ve Medine´ye gidip orada kalmayı biz de, biz de istiyoruz. Ama sizleri de bırakıp gidemiyoruz. Biz sizi bırakmayız siz bizi bırakmadıkça. Hadisi şerifte “Men arefe nefsehu Fekat arefe rabbehu” Nefsini bilen rabbini bilir. Ezeli ervahta ruhlar işte böylece bir arada görüşmüşler, burada görüşüyoruz. Bizi Allah için uzaktan yakından ziyarete geliyorsunuz. Tarik-i Halid-i Haki Nakşibendisiyiz. Evveli şeriat, ortası tarikat, ahiri yine şeriattır. Bizim şeyhimiz Hacı Mustafa Haki aziz Hazretleridir. Biz de sizin gibi Allah için ziyaretine gider gelir idik. Türbe-i şerifleri İstanbul Fatih Cami-i şerif haziresindedir. Yine gidip geliyoruz. Biriz beraberiz. İşte böyle Allah ehlisiniz. Allah diyene Ehlullah denir. Ne yazık ki çalışmıyoruz. Nasıl yaşıyorsanız öyle ölür, yaşadığınız gibi öyle haşr olursunuz. buyurulmuştur. Dünyada hangi makam üzere iseniz o halde vefat edersiniz. Vesselam-ü ala men´ ittebeal Hüdâ

Kerametleri halk arasında çokça anlatılır. Bunlardan bazıları şöyledir: Akıl hastası çocuğu olan bir misafir halkı kabul ettiği odada, oğlu için “efendim iki rahmetten biri” diyerek İsmail Efendiye yalvarıp durdu. İsmail Efendi murakabeden başını kaldırıyor, bir müddet sessizce dinliyor ve yine yalvaran misafirin ısrarına dayanamayıp murakabeye varıyor. Yanında bulunan talebelerin uyarmalarına rağmen bu durum değişmedi. Bu uzunca süren halden sonra İsmail Efendi “Haydi Kardeşim, memleketine git iki rahmetten biri oldu”buyurdular. Anlaşıldı ki çocuk ölmüş.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları