KEFEVÎ HÜSEYİN EFENDİ

Hüseyin bin İbrahim Osmanlılar zamanında yetişen Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
A- A+

Osmanlılar zamanında yetişen Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi Hüseyin bin İbrahim'dir. Kefevî diye meşhur olmuştur. Aslen bugünkü Kırım'da bulunan Kefe'dendir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1010 (m. 1601)'de Mekke'de vefat etti.

Memleketinde zamanının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. Daha sonra İstanbul'a gelip Medine-i Münevvere kadısı Kara Davudzade Mustafa Efendi'nin hizmetinde bulunarak ilim tahsil etti ve onun yanında mülazim (stajyer) olarak vazife yaptı. Niksarîzade ile ilmî sohbetlerde bulundu. İlmî olgunluğa ulaştıktan sonra 977 (1569)'da Kefe'ye döndü. Burada Kadı Mahmud Çelebi'den riyaziyat okudu. Ayrıca Nakşî şeyhi Ahmed Sadık Taşkendî'ye intisap edip sohbetlerinde bulundu. Sonra İstanbul'a döndü. 990 (m. 1582)'de Ca'fer Efendi'den boşalan Fatma Sultan Medresesi'ne müderris tayin olundu. 993 (m. 1585)'te Şah Huban Hatun Medresesi müderrisliğine nakledildi. 1002 (m. 1593)'te Sahn-ı seman medreselerinden birine, bir sene sonra Yavuz Selim Medresesi'ne ve 1004 (m. 1595)'te Süleymaniye medreselerinden birine müderris olarak tayin olundu. 1007 (m. 1598)'de Kudüs kadılığına, 1008 (m. 1599)'da da Mekke-i Mükerreme kadılığına nakledildi. 1010 (m. 1601)'de bu vazifeden alındı. Aynı sene içinde Mekke-i Mükerreme'de vefat etti.

Kefevî Hüseyin Efendi âlim, faziletli, asrındaki irfan ehlinin en ileri gelenlerindendi. Hoşsohbetli olup güzel söz ve şiir söylerdi. Herkesle hoş geçinen, kimseyi kırmamaya çalışan, zarif yaradılışlı bir zattı.

Nakledilir ki: Sahn-ı seman Medresesi müderrisleri, Kudüs kadılığını kabul edip gitmezlerdi. Kefevî Hüseyin Efendi, Kudüs kadılığına tayin olununca kabul etti. Bunun üzerine neden gitmek istediğini sordular. Onlara cevap olarak; “Bu günahkâr bedenimi, o mukaddes topraklarla temizlemek isterim. Onun için bu vazifeyi kabul ettim. Ümit ederim ki topraktan yaratılmış olan bu vücudum, o bereketli toprakların tesiriyle ateşten kurtulur.” dedi. Orada ölmek istediğine işaret ederek tayin olunduğu Kudüs kadılığına, bütün tanıdık ve arkadaşlarıyla helalleştikten sonra gitti.

Tayin olunduğu Kudüs kadılığına giderken feyiz ve bereketlenmek için Sultan İkinci Bayezid'in kabrini ziyaret ettikten sonra yoldan geçerken Maymuncu Deli Mehmed dedikleri zatı gördü. Saygıyla elini öpüp duasını istedi. Yanında bulunanlar, bu zatın elini öpmesine şaşırdılar. O kimselere; “Mehmed Dede evliyanın büyüklerindendir. O kendini gizlemek için bu işi yapmaktadır. Benim bu şekilde o zatın elini öpüp duasını istemem, hadiselere dünya gözüyle bakan kimselere ibret olması içindir.” dedi.

Kefevî Hüseyin Efendi, bir eserinde evliyanın büyüklerinden olan Ya'kub-i Çerhî hazretlerinden şöyle bahseder: “Ya'kub-i Çerhî'nin, Şah-ı Nakşibend Behaeddin Buharî ile müşerref olması, Allahü tealanın ona ihsanıdır. Ya'kub-i Çerhî'nin birçok üstünlük ve kerametine vefat etmiş oldukları hâlde şahit oldum. Evliyanın büyüklerinden olduğunu anladım. Birgün, onun için Kur'an-ı Kerim'den hangi sayfanın çıkacağını düşünüp açtım ve Kur'an-ı Kerim'den; “Onlar (Peygamberler) Allahü tealanın hidayetine eriştirdiği kimselerdir. Sen de onların gittiği yoldan yürü (Onların tevhit yolunda bulun).” mealindeki En'am suresi 90. ayet-i kerimesi çıktı ve Ya'kub-i Çerhî'nin büyüklüğünü iyice anladım.”

Kendisi anlatır: Memleketim olan Kefe'den 985 (m. 1577) senesinde annem ve babamla birlikte İstanbul'a göç etmeye niyetlendik. Fakat denizden mi, karadan mı gitmemiz gerektiği hususunda tereddüt ettik. Denizden gidersek batma tehlikesi var, karadan gidersek çok yorgunluk olacak diye, içimizde vesveseler çoğaldı. Kur'an-ı Kerim'den bir sayfayı açtım: “Korkmayın zira ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.” mealindeki Taha suresi 46. ayet-i kerimesi çıktı. Kalbimin tam rahat etmesi için tekrar açtım; “Görmedin mi ki Allah, bütün yerdekileri ve emriyle denizde akıp giden gemileri hep sizin hizmetinize bağlı kıldı.” mealindeki Hac suresi 65. ayet-i kerimesi çıktı ve yolculuğumuz bunun üzerine denizden oldu.

Bir gece çok sevindirici bir rüya gördüm. Uyandığım zaman bu rüyanın şeytanî mi rahmanî mi olduğu hususunu düşündüm. İmam-ı Süyutî'nin Camiu's-sagîr adlı hadis-i şerif kitabını açtım. Peygamber Efendimizin: “Salih Müminin rüyası Allahü tealadan bir müjdedir.” mealindeki hadis-i şerifi çıktı. Rüyamın rahmanî olduğunu anladım.

Eserleri: Hüseyin Kefevî'nin birçok kıymetli eseri vardır. Bu eserleri şunlardır:

1- Ta'likat alâ Sahih-i Müslim: Müellif yarısına kadar yazmış ancak eserin nüshalarına rastlanmamıştır.

2- Ta'likat alâ Sahih-i Buharî: Süleymaniye hadis medresesinde iken yaptığı derslerden oluşur. Gusül bahsine kadardır. Bunun da nüshasına rastlanmamıştır.

3- Şerh-i Gülistan: Sa'di-i Şirazî'nin Gülistan adlı eserinin Türkçe tercüme ve şerhidir. Mekke'de kadı iken tamamlamıştır. Dostu Rüstem Paşazade temize çekip Bostan-efrun-i cinan der şerh-i Gülistan adını vermiştir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye Kısmı No: 1159'da kayıtlıdır.

4- Ruzname: Müellif Sevanihü't-tefe'ül adlı eserinin genişletilmiş şeklidir. Müellif hattı nüsha Millet Kütüphanesi Ali Emirî Şer'iyye Kısmı No: 1086'da kayıtlıdır. Müellif bu eserini biraz daha genişleterek Üçüncü Mehmed Han'a sunmuştur. Bu eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Kısmı No: 3892'de kayıtlıdır.

5- Sevanihü't-tefe'ül ve levaihü't-tevekkül: Türkçedir. Kırım Hanı II. Gazi Giray'a ithaf etmiştir. Müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Reisülküttab Kısmı No: 821'de kayıtlıdır. 139 hikaye ihtiva eder.

6- Şerhu Lamiyeti'l-Acem: Nüshasına rastlanmamıştır.

7- El-Cevab an i'tirazati'l-Mevla Ahmed el-Ensarî ala mevadia min Tefsiri Ebussüud: Ebüssüud hazretlerini müdafaa eden bir risaledir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Ali Paşa Kısmı No: 98/1'de kayıtlıdır.

8- Risale ala mevadia min Miftahu'l-ulum: Arapçadır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Yenicami Kısmı No: 1182'de kayıtlıdır.

9- Şerhu evaili babi'l-vekale bi'l-bey' ve'ş-şira mine'l Hidaye: Fıkıhla ilgilidir. Bir nüshası Yenicami Kısmı No: 1182/7'de kayıtlıdır.

10- Makale fî Mevlana Muzaffer: Nüshası tesbit edilememiştir.

11- Şerh-i Divan-ı Hafız,

12- Münazarat: Niksarîzade ile münazaralarını ihtiva eder.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası