İsfehan'da yetişen tefsir, hadis ve lügat âlimlerinin meşhurlarından. İsmi, İsmail bin Muhammed bin Fadl bin Ali bin Ahmed bin Tahir'dir. Teymî ve İsfehanî nisbetleriyle tanındı. “Kıvamü's-sünne” lakabı ile meşhur oldu. “Cevzî” lakabı ile de anılırdı. Künyesi Ebü'l-Kasım'dır. 475 (m. 1082) senesinde İsfehan'da doğdu. Tefsir ve hadis ilimlerinde zamanının bir tanesiydi. Birçok memleketleri dolaşıp, çok âlimden hadis-i şerif dinleyip yazdı. Hadis âlimlerinin şeyhi kabul edildi. Tefsir ilmine dair otuz ciltlik El-Cami' isimli bir eseri vardır. Daha başka eserler de yazdı. 535 (m. 1141) senesi Kurban Bayramı gecesinde, İsfehan'da vefat etti.
İsfehan'da Ebu Amr bin Mende'den ve onun tabakasındaki âlimlerden, Bağdat'ta Ebu Nasr ez-Zeynebî'den, Nişabur'da Muhammed bin Seni es-Sirac'dan, çeşitli şehirlerde; İbrahim bin Muhammed et-Tayyar, Ebu Mansur bin Şükreveyh, Ebu İsa Abdurrahman bin Muhammed bin Zeyyad, İbn-i Hurşid, Ebu Bekr bin Merdeveyh ve daha pek çok âlimden hadis-i şerif dinleyip yazdı. Et-Tergib ve't-Terhib kitabının sahibidir. Hadis ilmine dair yazdığı başka eserleri de vardır. Hadis-i şerif öğrenmek için çok yer dolaştı. Gittiği her memlekette, büyük hadis âlimleriyle görüştü. Medain şehrinde çok sayıda hadis-i şerif dinleyip, bir sene orada kaldı, öğrendiklerini bir eser hâline getirip yazdı. Birçok hadis âliminin hâllerini araştırma imkanı buldu.
Kendisinden de; Ebu Sa'd es-Sem'anî, es-Silefî, Ebü'l-Kasım bin Asakir, Ebu Musa el-Medenî, Yahya bin Mahmud es-Sakafî, Abdullah bin Muhammed bin Hamid el-Habbaz, Ebü'l-Fedail Mahmud bin Ahmed, Ebü'n-Necih Fadlullah bin Osman, Ebü'l-Mecd Zahir es-Sekafî, Müeyyed bin el-Uhuvve ve daha başka âlimler hadis-i şerif rivayet ettiler.
Ebu Musa el-Medenî diyor ki: “Hafız Ebü'l-Kasım İsmail Teymî, zamanının büyük âlimlerinin en üstünü idi. Asrındaki âlimlerin üstadı oldu. Hayatında iken ondan birçok kimseler hadis-i şerif rivayet etti. Babası Ebu Ca'fer, salih bir kimse olup, vera sahibi bir zattı. O, Sa'idü'l-Iyar'dan hadis-i şerif dinledi. Kur'an-ı Kerim'i Ebü'l-Muzaffer bin Şebib'den okumuştu. Onun babası, Cennet'le müjdelenen on Sahabiden birisi olan Talha bin Ubeydullah'ın evlatlarındandır.”
Yine Ebu Musa anlatıyor: “Ben küçük yaşta iken, Aişe binti Hasan'dan, o da Ebü'l-Kasım bin Aleyk'ten işitmiştim. O diyordu ki: “İsmail Teymî'yi, sözü ve işi sebebi ile ayıplayan hiçbir kimseyi bilmiyorum. Hiçbir kimse ona karşı gelemedi. Bu, Allahü Teâlâ nın ona yardımı oldu.
“İsmail Teymî, sultanların davetlerine gitmez, yemeklerini yemezdi. Meliklerin yanından kendisine gelenleri hemen evinden çıkarır, mülkünü ilim öğrenmek için gelenlere tahsis ederdi. Bunlar, ellerinde çok az bir şey getirip verseler bile böyle yapardı. Onun yanında dünya malının hiç kıymeti yoktu. Onun hadis-i şerif yazdırdığı üç bin beş yüz ayrı ilim meclisi vardı. O, bedihî olarak, yani hemen aklına gelenleri yazdırıyordu.”
Kıvamü's-Sünne İsmail Efendi'nin yazdığı ibadetleri teşvik ve haramlardan sakındırma hususundaki Et-Tergib ve't-Terhib adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve Medine'deki Mektebetü'l-Mahmudiyye Genel No: 17'deki yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).
Yahya bin Mende diyor ki: “O, itikadı doğru ve ahlâkı güzel bir zattı. Az konuşurdu. Zamanında onun bir benzeri yoktu.”
Abdülcelil bin Kevtah anlatıyor: Bağdat'taki büyük âlimlerin; “Bağdat'a İmam-ı Ahmed bin Hanbel'den sonra, İmam-ı İsmail bin Muhammed Teymî'den daha faziletli ve daha çok bilen bir âlim uğramadı.”dediklerini işittim.
Kur'an-ı Kerim'in çeşitli kıraat rivayetlerini birçok âlimden öğrendi. Kur'an-ı Kerim'in tefsiri, Arap dili ve edebiyatı ile meani ilimlerine dair gerek Arapça ve gerekse Farsça olarak eserler yazdı. Fıkıh ilmine dair olan fetvaları, kendi memleketinde ve diğer birçok memleketlerde gizli kalıp yayılmadı.
Ebü'l-Menakıb Muhammed bin Hamza el-Ulvî anlatıyor: Onu anlatanların birinden işitmiştim. Diyordu ki: “Zamanının en kıymetlisi ve yaşadığı devrin en önde gelen âlimi olan İsmail bin Muhammed, çok ibadet yapar, geceleri teheccüd namazı kılardı.”
Ebu Musa el-Medenî anlatır: Onu anlatan birisinden işittim. Diyordu ki: “O, oğlu vefat ettiğinde, taziyesini (baş sağlığı dileyenleri) kabul etmek için oturmuştu. O gün otuza yakın abdest aldı ve her abdestten sonra iki rekat namaz kıldı.
Yine onun arkadaşlarından işittim. O da diyordu ki: “O, Sahih-i Müslim kitabının şerhini, oğlu Ebu Abdullah'ın kabri yanında yazıyordu. Onu tamamladığı günde, büyük bir sofra ve çok yemekler hazırlatarak ziyafet verdi.
Onun oğlu Ebu Abdullah Muhammed, 500 (m. 1106) senesinde doğmuştu. Yetiştikten sonra, Arap dili ve edebiyatının fesahat ve beyanı hakkında ve daha başka ilimlerde çok kimsenin önünde bulunuyordu. Hatta babası onu, Arapçanın dil ve edebiyatında kendisinden üstün tutuyordu. Sahih-i Buharî'nin ve Sahih-i Müslim'in şerhlerinin birçoğunu yazmıştı. 526 (m. 1132) senesinde, babasından önce, Hemedan'da vefat etti. Genç yaşta olmasına rağmen birçok eserler yazmıştı. Sahihayn'ın eksik kalan şerhlerini, vefatından sonra babası, onun kabri yanında tamamlamıştır.
Ahmed bin Hasan diyor ki: “Biz, büyük âlim Ebü'l-Kasım İsmail Teymî ile beraberdik. O, Hafız Ebu Mes'ud'a iltifat ederek dedi ki: “Allahü Teâlâ, ömrünü uzun eylesin! Muhakkak ki sen, uzun olarak yaşarsın. Ve senin bir benzerin görülmez.”
Dua ettiği gibi oldu. Bu, onun kerametlerinden biridir.
Ebu Musa diyor ki: “Kıvamü's-sünne İsmail Teymî, hicrî 500 senesinin başlarında, Allahü Teâlâ nın dinini ihya etmek, her yere doğru iman bilgilerini yaymak için çeşitli memleketlere gitti. İslam diyarında, onun gibi ıslah edici, insanları hakka, doğruya davet edici olan birisini tanımıyorum.”
Ebu Sa'd es-Sem'anî diyor ki: “İsmail Teymî, hadis ilminde benim üstadımdır. Ondan çok hadis-i şerif öğrendim. O, hadis, tefsir, lügat ve edebiyat ilimlerinde imamdır. Hadis-i şeriflerin metinlerini ve senetlerini iyi bilirdi. Karşılaştığım müşkül meselelerden kendisine bir şey sorduğum zaman, hemen anında cevap verirdi. Onun ömrünün sonuna doğru, usulünün çoğunu terk etmişti. O, Cami' adındaki tefsirini yaklaşık üç bin ilim meclisinde öğrendiklerinden yazdı. Babam, şöyle demişti: “Irak'ta hadis-i şerifleri bilen ve anlayışı kuvvetli olan iki kimseden başkasını görmedim. Birisi İsfehan'da İsmail Cevzî, diğeri de Bağdat'ta el-Mü'temen'dir.”
Eserleri:
Ebu Musa el-Medenî'nin bildirdiğine göre, başlıca eserleri şunlardır:
1- El-Cami': Otuz ciltlik büyük bir tefsir kitabıdır. 2- El-İzah: Tefsire dair dört ciltlik bir eserdir. 3- El-Mudıh: Bu da üç ciltlik tefsir kitabıdır. 4- El-Mu'temed: On ciltlik tefsir kitabıdır. 5- Kitabü't-tefsir: Farsça olarak yazılmış bir tefsir kitabı olup, iki cilttir. 6- Et-Tergib ve't-Terhib, 7- Kitabü's-sünne: Bir cilttir. 8- Siyerü's-selef: Eshab-ı Kiram ile Tabiîn-i izam'ın hâl tercümelerini bildiren kıymetli bir eserdir. 9- Delailü'n-nübüvve: Peygamberlik ile ilgili naklî ve aklî delilleri bildiren bir eserdir. 10- Şerhü'l-Buharî ve Şerhü'l-Müslim: Oğlu Ebu Abdullah'ın Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim kitaplarına yaptığı ve vefatı sebebiyle tamamlayamadığı şerhlerini, babası kabri yanında tamamlamıştır. 11- İ'rabü'l-Kur'an, 12- El-Hücce fî beyani'l-mehicce: İstanbul kütüphanelerinde mevcuttur. Kelam ilmine ait meseleleri anlatan bir eserdir. 13- Kitabü'l-El-Meb'as ve'l-megazi.
Bunlardan başka eserleri de vardır. İsimleri bilinmemektedir. Fetvaları da çoktur. Kıvamü's-sünne İsmail bin Muhammed'in Kitabü'l-Hücce fî beyani'l-mehicce adındaki eserinden bazı bölümler:
Ehl-i Sünnet itikadının özeti faslı:
Sünnet-i seniyyenin garip kaldığını ve unutulduğunu, bidat sahiplerinin de çoğaldığını ve kendi arzularına uyanları görünce, talebelerime ve diğer Müslümanlara sünneti seniyyeye uygun itikadı, hikmetli nasihatları açıklamayı ve hadis âlimleri ile önceki ve sonraki marifet ve tasavvuf ehlinin üzerinde icma ettikleri bilgileri toplamayı arzu ettim. Şöyle ki:
“Allahü Teâlâ nın kazasına rıza göstermeli, Allah'ın emrine teslim olmalı, Allah'ın hükmüne sabretmeli, Allah'ın emrettiklerini almalı ve nehyettiklerinden sakınmalıdır. İman, söze, amele, niyete ve sünnete muvafakattır. O, taat ve ibadetleri yapmakla kuvvetlenir, günah olan şeyleri işlemekle zayıflar (yani parlaklığı azalır).
Resulullah Efendimizden sonra insanların en üstünü ve en hayırlısı, Hazreti Ebu Bekr'dir. Sonra Ömerü'l-Faruk, sonra Osman-ı Zinnûreyn ve sonra Aliyyü'l-Murtaza'dır. Bu dört büyük zat, insanları hidayete götüren Hulefa-i Raşidîn olup, zamanındaki Müminler tarafından her birine halife olarak biat edilmiştir. Biat edildiği günde halifeliğe onlardan daha layık bir kimse yoktu. Hazreti Resulullah, on kişinin Cennetlik olduğunu haber verdi. Bunlar: Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebu Vakkas, Sa'd bin Zeyd ve Ebu Ubeyde bin Cerrah'tır.
Hazreti Ebu Bekr'in kızı Aişe-i Sıddîka, Resulullah'ın mübarek hanımıdır. O, bütün kirlerden uzak ve her türlü şüpheden temizdir. Resulullah'ın bütün hanımları, Müminlerin tertemiz olan anneleridir. Hazreti Muaviye bin Ebu Süfyan, Allah'tan gelen vahyin kâtibi ve O'nun emin saydığı bir kimsedir. Peygamberimizin kayınbiraderi olup, Müminlerin dayısı sayılırdı.
Bu nizamı yaratan Allahü Teâlâ, (Hayy) diri, (Âlim) bilici, (Kadir) gücü yetici, (Mürid) dileyici, (Semi') işitici, (Basir) görücü, (Mütekellim) söyleyici ve (Hâlık) yaratıcıdır, ölmek, cahil olmak, gücü yetmemek, sağırlık ve körlük, söyleyememek birer kusurdur ve utanılacak şeylerdir. Bu kâinatı, bu düzen üzere yaratanda ve yok olmaktan koruyanda böyle kusurlu sıfatların bulunması olacak şey değildir. Allahü Teâlâ yı Müminler ahirette, cihetsiz olarak ve karşında bulunmayarak ve nasıl olduğu anlaşılmayarak ve ihatasız, yani bir şekilde olmayarak görecektir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz; “Kıyamet günü Rabbinizi, ondördüncü ayı gördüğünüz gibi görürsünüz.” buyurdu. Allahü Teâlâ da, Kıyame suresinin 22 ve 23. ayet-i kerimelerinde mealen; “Kıyamet gününde (Peygamberlerin, evliyanın ve Müminlerin) yüzleri parıldayıp ışık saçarlar. (Onlar) Rablerini (perdesiz) görücüdürler. (Cennet ehli, daima huriler ve gılmanlar ile nimet, rahat ve huzur içinde olup, sabah ve akşam Allahü Teâlâ nın cemalini görmekle zevklenip, neşelenirler. O seçilmişlerin zikirleri; “Ey Allah'ım! Ben, senden, kerim olan zatını görmeyi istiyorum.” diye yalvarmaktır.)” buyurmaktadır.
Kıvamü's-Sünne İsmail Efendi'nin yazdığı Ehl-i Sünnet itikadını anlatan El-Hucce fî beyani'l-mehicce adlı eseri kapak sayfası (sağda) ve bu eserin Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Kısmı No: 847/1'deki nüshasının ilk sayfası (solda). Kabir azabı haktır. Kabrin sıkması haktır. Münker ve Nekir isminde iki meleğin, insanların kabirlerine gelip; “Rablerinden, dinlerinden, Peygamberlerinden ve başka şeylerden sormaları haktır. Allahü Teâlâ dünya ve ahiret hayatında kavl-i sabit (Kelime-i şehadet) ile iman edenlerin ayaklarını kaymaktan korur. Zalimleri, iman etmeyenleri de cezalandırmış olur. Allahü Teâlâ dilediğini yapar.
Resulullah Efendimize mahsus olan Kevser havuzu haktır. Onun bir ucu ile diğer ucunun arası, Aden ile Umman arası kadar uzundur. Onun etrafındaki ibrikler (kâseler), gökyüzündeki yıldızlar sayısıncadır. Onun suyu, baldan daha tatlı ve sütten daha beyaz olup, kokusu miskten daha güzeldir. Ondan içen kimse, bir daha hiç susamaz.
Resulullah'ın şefaati haktır. Bunun gibi diğer bütün Peygamberlerin, meleklerin, âlimlerin, şehitlerin şefaat etmeleri de haktır.
Sırat köprüsü haktır. O, Cehennem'in üstünde kurulacak olan bir köprüdür. Herkes, mutlaka onun üzerinden geçecektir. Onun üzerinde dikenler, çengeller ve pıtraklar bulunup, ayak kayacak bir yerdir. Allahü Teâlâ, Meryem suresi 71 ve 72. ayet-i kerimelerinde mealen buyurdu ki: “İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere, mutlaka Cehennem'e uğrayacaktır. Bu (Cehennem'in ateşe uğramak), Rabbinin katında kesinleşmiş kat'i bir hükümdür. (Fakat bir sınıf Müminler, ondan geçerken ateş sönüverir. Sonra ondan geçtiklerini melekler haber verir. Onlardan bir sınıfı da, oraya uğrayıp günahı kadar kaldıktan sonra Cennet'e gider.) Bundan sonra, Allah'a eş, ortak koşmaktan sakınanları, ateşten çıkararak kurtarırız. Kâfirleri de, o ateşte dizleri üzerine çökmüş olarak terk ederiz.”
Kıvamü's-Sünne'nin yazdığı Kitabü'l-Meb'as ve'l-megazî adlı eserin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1138'de kayıtlıdır. Sur haktır. O, İsrafil Aleyhisselam'ın üfleyeceği bir borudur. İki defa üflenir. Birincisinde, bütün canlılar ölürler. İkincisinde de, tekrar dirilerler. Allahü Teâlâ Zümer suresinin 68. ayet-i kerimesinde buyuruyor ki: “İlk Sur'a üflendikte, gökte ve yerde bulunan mahlukatın hepsi ölürler. Ancak Allahü Teâlâ nın diri kalmalarını murad ettikleri kalır. (Bunlar da; Cebrail, Mikail, Azrail, Hamele-i Arş gibi meleklerdir denildi.) Sonra Sur'a ikinci defa üflendikte, (o anda bütün) ölüler dirilerek kabirlerinden kalkıp, hayretler içinde (acaba ne yapılacaktır, diye) bakınıp dururlar.”
Kalbinde zerre kadar iman bulunan kimse, Cehennem'de sonsuz olarak kalmaz. Günahları sebebiyle Cehennem'e atılan kimseler, Allahü Teâlâ nın rahmetiyle oradan çıkarılırlar. Sonra Cennet'in kapısı yanındaki bir nehrin içine sokulurlar. Suyun içindeki kuru tohumun bittiği gibi biterler. Sonra Cennet'e sokulurlar.
Cennet ve Cehennem, Allahü Teâlâ tarafından sevap ve azap yeri olarak yaratılmıştır. Cennet'in nimetleri ve Cehennem'in azabı ebedî, sonsuzdur. Bu ikisini, diğer varlıkları yaratmadan önce yaratmıştır.
Kıyamet kopmadan meydana çıkacak olan alametlerden; Deccal, Dabbetü'l-ard, Ye'cüc ve Me'cüc, güneşin batıdan doğması, hepsi haktır, doğrudur. Yani mutlaka olacaktır.
Miraç haktır. Peygamberimiz bir gece, ruhu ve bedeniyle semaya yükseldi. Cennet'i, Cehennem'i, melekleri, Peygamberleri gördü. Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kadar gece yolculuğu yaptı. Sonra oradan miraç eyledi. Allahü Teâlâ ile konuştu. Gözü bir an Allahü Teâlâ dan ayrılmadı.
Resulullah'ın eshabı arasında meydana gelen hadiseleri konuşmamalı, onların faziletlerini yaymalı ve onlara uymalıdır. Çünkü onlar, gökyüzünün parlak yıldızları gibidir. Sonra, onları görmekle şereflenen ve Tabiîn adı verilen din imamlarını, büyük âlimleri ve Selef-i salihîn'i sevmeli onların yolundan ayrılmamalıdır.
Dinde kendi aklına ve görüşüne uyarak kıyas yapmayı terk etmek lazımdır. Cedelleşmeyi ve husumeti, Kaderiyye'nin kepazeliklerini, itikatta sapık yolları gösteren Ehl-i bidat kelamcılarını, kelam yani itikat konusunda görüş beyan etmeyi ve yıldızname kitaplarını okumayı terk etmek lazımdır.
Bütün Ehl-i Sünnet âlimlerinin kendisinde icma ettiği doğru itikat böyledir. Bunların hepsi, Allahü Teâlâ nın emr-i ilahiyesine uyularak Resulullah'tan alınmıştır. Allahü Teâlâ ya ve Resulüne itaat hususunda Kur'an-ı Kerim'de mealen buyuruldu ki:
“Allah'a ve Resulüne itaat ediniz!” (Ali imran suresi: 132)
“Resulüne itaat eden kimse, Allah'a da itaat etmiş olur.” (Nisa suresi: 80)
“Peygamber'in size getirdiklerini alınız. Sizi nehy ettiklerinden de kaçınınız.” (Haşr suresi: 7)
Allahü Teâlâ, tebliğ hususunda Peygamberine Maide suresinin 67. ayet-i kerimesinde mealen; “Ey Resulüm! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, açıkla!” buyurmuştu. Resulullah Efendimiz de peygamberliğini ilan ederek, Allahü Teâlâ nın emirlerini açıkladı. Herkesi kitap ve sünnet ile Allah'a davet etti. İnsanları, Sahabeye, Allah'ın yolunu bilen âlimlere ve âlimlerin bildirdiklerinden ayrılmayan ülü'l-emre ittiba etmeyi, uymayı emretmişti. Çünkü Allahü Teâlâ Nisa suresi 59. ayet-i kerimede mealen; “Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz. Ve Resulüne itaat ediniz ve ülü'l-emrinize itaat ediniz!” buyurmaktadır. (Burada ülü'l-emr, içtihat derecesine yükselmiş âlimler demektir. Hadis-i şerifte; “Ülü'l-emr, fıkıh âlimleridir.”buyuruldu.) Resulullah'tan sonra, emirlerine uyulacak âlimlerin en üstünü Hazreti Ebu Bekr'dir. Sonra Hazreti Ömer, sonra Hazreti Osman, sonra Hazreti Ali ve sonra da sırası ile Sahabenin büyükleridir. Bunların büyükleri; Aşere-i Mübeşşere (Cennet'le müjdelenen on Sahabi) ve Resulullah Efendimizin faziletlerini beyan ettiği diğerleridir. Onların her birisine uymamızı emretti. Resulullah Efendimiz buyurdular ki:
“Benden sonra şu iki kişiye uyunuz: Ebu Bekr ve Ömer!”
“Eshabım, gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.”
Peygamberimiz, hak, doğru olan Ehl-i Sünnet itikadını Allahü Teâlâ dan öğrendi. Eshab-ı Kiram da, Resulullah'tan öğrendiler. Tabiîn de, bu itikadı Eshab-ı Kiram'dan öğrenip aldılar. Sahabe, Resulullah'ın kendilerine uyulmasını işaret buyurduğu kimselerdir. Sahabe de, kendilerinden sonra Tabiîne uyulmasını işaret buyurmuşlardır.
Sa'id bin Müseyyib, Alkame bin Kays, Esved bin Yezid Nehaî, Kasım bin Muhammed, Ata bin Ebu Rebah, Mücahid bin Cebr, Tavus bin Keysan, Katade, Şa'bî, Ömer bin Abdülaziz, Hasan-ı Basrî, Muhammed bin Sirin ve onlardan sonra Eyyub-i Sahtiyanî, Yunus bin Ubeyd, Süleym-i Teymî, Abdullah bin Avn, sonra Süfyan-ı Sevrî, Malik bin Enes, İbn-i Şihab-ı Zührî, Evzaî, Ebu Hanife Nu'man bin Sabit, Ahmed bin Hanbel, Muhammed bin İdris eş-Şafiî ve Şam, Hicaz, Mısır, Horasan, İsfehan, Medine gibi şehirlerde yetişen nice sayısız âlimler, kendilerine uyulmaları işaret edilenlerdendir. Sonra biz onlarla karşılaştık ve onlardan ilim öğrenip hadis-i şerifleri ve Sünnet-i seniyyeye uygun itikadı yazdık. Hadis ve tasavvuf âlimlerinin icma ettiklerini beyan eden birçok kitaplar yazıldı.
Resulullah'a tâbi olmanın delili şudur ki; Allahü Teâlâ nın O'na olan sevgisini bilmektir. O'na tâbi olanlar, Allah'ın sevgisine ve mağfiretine kavuşurlar. Çünkü Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de, Ali İmran suresi 31. ayetinde mealen buyurdu ki: “Ey Sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allahü Teâlâ yı seviyorsanız ve Allahü Teâlâ nın da, sizi sevmesini istiyorsanız, bana tâbi olunuz! Allahü Teâlâ bana tâbi olanları sever.” Allahü Teâlâ yı sevmenin alameti, her hâlinde Resulullah'ın sünnetine ittiba etmek, uymaktır. Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de Âl-i İmran suresi 103. ayet-i kerimede mealen; “Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız!” buyurdu. Peygamber Efendimiz de, bu ayet-i kerimenin tefsirinde buyurdu ki: “Ey insanlar! Allah'tan korkunuz. Size taat ve cemaat lazımdır. Çünkü cemaat, Allah'ın size, (sarılmanızı) emrettiği ipidir.”
Yine Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ümmetimden, hak üzere olan âlimler, kıyamete kadar bulunacaktır. Kıyamete kadar, muhalefet edenlerin onlara hiçbir zararı dokunmaz.” Bu taife, eser sahibi olan ilim ehlidir. Yezid bin Harun'a, Peygamber Efendimizin bildirdiği “Fırka-i Nâciye” nin kim olduğu sorulduğunda; “Eğer onlar, hadis eshabından değillerse kim olduklarını bilmiyorum.” dedi.
Dinde sünnet olan esas, tâbi olmaktır. Bu tâbi olmak da, Allah'a taat olan şeye ve Allah'a itaat eden kimselere tâbi olmaktır. Allah'a taate tâbi olmak demek de, Allah'ın emir ve yasaklarına uymak demektir. Allahü Teâlâ, kendisine taat hususunda, kendine itaat edenlere de itaat etmeyi farz kıldı. Onlar da, Âdem Aleyhisselam zamanından Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam zamanına kadar gelen Peygamberlerdir. Onlar, Allah'a çağıran, davetçiler ve O'na taat hususunda rehberler, yol göstericiler oldular.
İlk gelen Peygamberler, sonra gelecek olanı müjdeledi. Sonraki de, öncekini tasdik etti. Her peygamber Allah'ın kendisine bildirdiği iman ve amel bilgilerine davet etmektedir. Allahü Teâlâ bütün kullarına, Peygamberlerine itaat etmeyi farz kıldı. Peygamberleri, kulları üzerinde kendisinin delili kıldı. Nihayet onların sonuncusu Muhammed Aleyhisselam oldu ve bütün kullarına da, O'na itaat etmeyi farz eyledi. Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de mealen; “Muhammed, ancak bir peygamberdir.” ve “Kim, Peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur.” ve yine; “Peygamber'in getirdiği şeyi alınız, nehyettiklerinden kaçınınız!”buyurmaktadır ve yine buyurdu ki: “Allahü Teâlâ ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, Mümin bir erkek ve kadın için, kendi işlerinden dolayı, Allah'ın ve Peygamber'in hükmüne aykırı olan seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse, muhakkak apaçık bir sapıklık yapmış olur.”(Ahzab suresi: 36) Daha birçok ayet-i kerimeler Peygamber'e itaat etmenin Allah'a itaat etmek olacağını bildirmektedir. Resulullah Efendimizin kendisinin Allahü Teâlâ nın peygamberi olduğunu tebliğ edip açıkladı. Vefat edinceye kadar nasihatlarına devam etti. Allahü Teâlâ da O'nun vefatından sonra bizi Peygamberine ve âlimlere itaat etmeye çağırdı. Bütün kullarına da, bu Peygamber'e itaat edeceklerini emr-i ilahiyesi ile bildirdi. Ve yine kendisine itaat eden kullarının, âlimlere de itaat etmelerini emretti. Resulullah Efendimiz de daha dünyadan ayrılmadan evvel, eshabına, âlimlere tâbi olmayı bildirdi ve ümmetine de emretti.
Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “Benden sonra şu iki kimseye uyunuz: Ebu Bekr ve Ömer!” Bir keresinde de; “Ben, gelip de seni göremezsem, kime gideyim?” diyen kimseye; “Ebu Bekr'e git!”buyurmuştu. Yine bir defasında eshabına; “Size, Ebu Bekr namaz kıldırsın!” buyurdu. Bir keresinde de; “Hak, Ömer ile beraberdir.” buyurdu. Hazreti Osman için de buyurdu ki: “Bu, o günde hak üzere olacaktır.” Ve yine; “Ali, hak ile beraberdir ve hak da onunla beraberdir.” buyurdu. “Ebu Ubeyde, bu ümmetin eminidir.”, “Talha ve Zübeyr, Cennet'te benim komşularımdır.”, “Muaz bin Cebel, kıyamet gününde âlimlerin imamıdır.”, “Zeyd, feraizi en iyi bileninizdir.” ve “İbn-i Ümmü Abd'ın yol göstermesiyle hidayete erişiniz!” hadis-i şerifleri gibi, Selman-ı Farisî, Ammar bin Yaser, Huzeyfetü'l-Yemanî, Ebu Zer, Ebüdderda, İbn-i Abbas ve İbn-i Ömer ve Peygamberimizin amcaları gibi nice Sahabilerin faziletlerini bildiren hadis-i şerifler vardır. Yine buyurdu ki: “Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.”
Resulullah Efendimiz, eshabından Muaz bin Cebel'i Yemen'e kadı olarak tayin ederken ona: “Ne ile hüküm vereceksin?” diye sorunca, o da: “Allah'ın kitabı ile.” diye cevap verdi. “Allah'ın kitabında olmayan bir şey sana gelirse?” deyince; “Resulullah'ın sünneti ile.” dedi. Peygamberimiz ona: “Allah'ın kitabında ve Resulullah'ın sünnetinde olmayan bir şey sana getirilirse, ne ile hüküm vereceksin?” deyince, o da; “Salih, yani iyi kulların kendisiyle hüküm verdiği şey ile!” diye cevap verdi ve; “Ondan sonra içtihat ve istişare ederim.” diye ilave etti. Hazreti Resulullah'ın ümmeti olmak derecesine yükselen bu kimseler, O'nun kendileriyle istişare ettiği ve ümmetine de onlara itaat etmelerini emrettiği Sahabileridir. Sahabenin her biri, kendisinden sonra diğer Sahabelere tâbi olunmasını işaret ve tavsiye etmeden ölmemiştir. Onların bazısı diğer bazısına uyulmasını tavsiye ederlerdi. Eshab-ı Kiram'dan sonra gelen Tabiîn ve onlardan sonra gelen Tebe-i tabiîn de böyle yapmışlardı. Sahabeden İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İbn-i Zübeyr ve bunların benzerleri, Tabiînin büyüklerinden Sa'id bin Müseyyib, Alkame, Esved, Mesruk ve benzerleri ile Tavus, Mücahid, Ata, Şa'bî, Hasan-ı Basrî, İbn-i Sirin ve benzerleri, hep böyle kendilerine uyulması işaret edilen seçilmiş kimselerden olmuşlardır. Peygamber Efendimiz eshabına, Sahabe-i kiram da Tabiînden olan büyüklere, onlar da kendilerinden sonra gelen Tebe-i tabiînin büyüklerine uyulmasını, onlara tâbi olunmasını işaret ve tavsiye ettiler. Böylece önce gelen, sonrakine işaret ve tavsiye ediyor, sonraki de, evvelkinin yoluna tâbi oluyordu. Kıyamet kopuncaya kadar hep böyle olur. Hadis-i şerifte; “Ümmetimden, hak üzere olan âlimler, kıyamete kadar bulunacaktır. Kıyamete kadar, muhalefet edenlerin onlara hiçbir zararı dokunmaz.”buyuruldu.
Âdem Aleyhisselam'dan, Muhammed Aleyhisselam'a gelinceye kadar hep böyle, önce gelen Peygamber kendisinden sonra gelecek Peygamberi işaret etmiş ve ona uyulmasını tavsiye etmiştir. Peygamberimiz eshabını, onlar da Tabiîni ve onlar da kendilerinden sonra geleceklere işaret edip uyulmasını tavsiye ettiler. Allahü Teâlâ nın dini, hiç değişikliğe uğramadan bu zamana kadar ulaşmış oldu. Hatta böylece kıyamete kadar, öncekiler sonra gelecekleri işaret ve tavsiye ederek ve sonrakiler de, öncekilerin gösterdiği yola uyarak ve bazısı da, diğer bazısını tasdik ederek, sağlam ve apaçık bir din olarak devam edip gidecektir. Çünkü Allahü Teâlâ Feth suresinin 28. ayet-i kerimesinde mealen; “O Allah ki, Resulünü (Muhammed'i Aleyhisselam) hidayet ve hak din (yani İslamiyet) ile gönderdi. (Onunla diğer bütün) dinlerin hükümlerini nesh edip (yürürlükten kaldırıp), batılın bozukluğunu gösterdi.” buyuruldu.
Vaat ve vait haktır. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ, ameli karşılığında sevap vermeyi vaat ettiği kimseyi elbette mükâfatlandırır. Ameli karşılığında azap etmekle korkuttuğu kimseye, dilerse azap eder, dilerse affeder.” Yahya bin Muaz diyor ki: “Vaat ve vait haktır. Vaat; Allahü Teâlâ nın üzerinde, kendilerine teminat verdiği kulların hakkıdır. Şöyle yaparlarsa, şunu kendilerine vermeye söz veriyorum, dediği şeydir. Vefa sahibi olmaya, Allahü Teâlâ dan daha layık kim vardır? Va'it ise; kullarının üzerinde Allah'ın hakkıdır. Şunu yapmayınız, yoksa size azap ederim, diye buyurduğudur. Şayet yaparlarsa, dilerse affeder, dilerse azap eder. Çünkü o, O'nun hakkıdır. İkisinden en evlası, Allahü Teâlâ nın bize af ve keremi ile iyilik etmesidir. Çünkü O, Gafur ve Rahimdir. Yani O'nun bağışlaması ve merhameti çoktur.
Kıvamü's-sünne Kitabu Siyerü's-selef adındaki eserinde buyuruyor ki: “Âlimleri, zahitleri, velileri her zaman ve her yerde bulunduran ve bunları insanların hayatını kurtarmaya, iki cihanda saadete kavuşmaya vesile kılan, onları vefatlarından sonra hatırlamayı, rahmete ve mağfirete sebep kılan, Allahü Teâlâ ya hamd olsun! Hadis-i şerifte bildirildi ki: “Salihlerin anıldığı yere Rahmet-i İlahî iner.”Ahmed bin Mihran diyor ki: Ebu Mes'ud er-Razî ile İsfehan çarşısında yürüyorduk. Aramızda, Süfyan-ı Sevrî'nin faziletlerinden bahsediyorduk. Ebu Mes'ud dedi ki: “Umarım ki, Allahü Teâlâ, Süfyan-ı Sevrî'nin faziletlerinden bahsetmemiz sebebiyle bizleri mağfiret eder.” Fakir (Kıvamü's-sünne Ebü'l-Kasım İsmail bin Muhammed bin Fadl) der ki: “Allahü Teâlâ, bu kitapta büyüklerden, seçilmişlerden, abidlerden, ebrardan zikredilenlerin hürmetine bizi bağışlar. Bazı ilim ehli, bana Selef-i salihîn'in hâllerini muhtasar bir kitapta toplamamı teklif etti. Bizden önce de bu konularda kitaplar yazılmıştı. Bazıları kitaplarına Tarihü'l-muhaddisîn, bazıları Tarihü's-sûfiyye, bazıları da Tarihü's-sûfiyye ve'l-arifin, kimisi de Tarihu tabakatı ehli'l-ilm isimlerini vermişlerdir. Ben de bu kitabı tasnif ettim ve Kitabü Siyeri's-selef ismini verdim. Kitabıma Sahabenin meşhurlarından başladım. Kitabımı harf sırasına göre yaptım. Ancak Aşere-i Mübeşşere'yi öne aldım. Sonra Tabiînden züht ve vera ile meşhur olanları zikrettim. Sonra, onlardan sonra gelenleri anlattım.”
Ebü'l-Aliyye anlatır: Bir kimse Übey bin Ka'b'a gelip; “Bana nasihat et!” dedi. Übey bin Ka'b da buyurdu ki: “Allah'ın kitabına iman ederek hepsini kabul et! Ondan hâdi (hidayete götürücü) ve hâkim olarak razı ol. Peygamberimizin size bıraktığı Kur'an-ı Kerim, kıyamette şefaatçi ve itham olunmamış bir şahittir. Onda sizin hâliniz, sizden öncekilerin haberleri, sizin ve aranızda olan şeylerin haberi, sizden sonrakilerin haberleri, sizin ve aranızda olan şeylerin haberi, sizden sonrakilerin hâlleri vardır.” Yine buyurdu ki: 'Kul, dört şey arasındadır: “Belaya düçar olsa sabreder, bir nimete kavuşursa şükreder, eğer konuşursa doğru söyler, hüküm verirse adalet gösterir.”
Ebu Zer Gıfarî buyurdu ki: “Ben size nasihat ediciyim. Kabir vahşetinden kurtulmak istiyorsanız, gece namazı kılınız. Kıyamet gününün şiddetinden korkuyorsanız, sıcak yaz günleri oruç tutunuz. Sonsuz bir felaketten kurtulmak için sadaka veriniz.” Peygamber Efendimiz, Ebu Zer hazretleri hakkında buyurdu ki: “İsa Aleyhisselam'ın tevazusuna bakmak kimi sevindiriyorsa, Ebu Zer'e baksın!” Diğer bir hadis-i şerifte; “İnsanların züht ve ibadette, İsa Aleyhisselam'a en çok benzeyeni Ebu Zer'dir.”
Kıvamü's-Sünne İsmail Efendi'nin kitaplarında bildirdiği “Beş vakit namaz, bir Cumadan diğer Cuma'ya kadar; oruç, bir Ramazan'dan, diğer Ramazan'a kadar, büyük günahlardan sakınıldığı müddetçe aralarındaki küçük günahlara kefarettirler.” hadis-i şerifinin yazılı olduğu bir levha.
Abdullah bin Abbas buyurdu ki: “Mümin olan herkesin rızkını Allahü Teâlâ ezelde helalden takdir etmiştir. Kul sabrederse, bu rızkına helalden kavuşur. Şayet sabretmez, sabırsız davranırsa, bu defa harama dalar. Allahü Teâlâ da onun haramdan yediği kadar helal rızkından eksiltir.” Yine buyurdu ki: “Allahü Teâlâ nın size vazife olarak emrettiği farzları yapınız. Bu hususu kolaylaştırılmasını Allahü Teâlâ dan dileyiniz. Allahü Teâlâ kulunun niyetinin hakikatini bilir. O, dilediğini yapar.”
Bilal bin Sa'd buyurdu ki: “Zikir ikidir. Birisi dil ile zikirdir ve güzeldir. İkincisi, hâl ile zikirdir. Bu ise en güzeldir.”
Kıvamü's-sünne'nin Süleymaniye Kütüphanesi, Çorlulu Ali Paşa kısmı, 84 numarada kayıtlı bulunan Et-Tergib ve't-Terhib ismindeki eserinden bazı bölümler:
İman ile ilgili hadis-i şerifler:
İbn-i Abbas'tan bildirildi. Resulullah Efendimizden işittim. Buyurdu ki: “Komşusu aç iken, karnını doyuran kâmil Mümin olmaz.” Ebu Hüreyre'nin bildirdiği bir hadis-i şerifte; “İman ve küfür, asla bir kalbde beraber bulunmazlar. Doğruluk ve yalan da, asla birleşemez. Hıyanet ve emanet de bir arada bulunamaz.”buyuruldu.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kendisinde emanet (eminlik) bulunmayan kimsede iman yoktur. Ahdine vefa göstermeyen kimsede din yoktur. Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, kulun dili, istikamet buluncaya kadar imanı doğru olmaz. Onun, kalbi doğru oluncaya kadar, dili doğru olmaz. Komşusu, bevayıkasından emin olmayan kimse Cennet'e giremez.” “Bevayıka nedir, ya Resulallah?” diye sorulduğunda; “Onun zulüm ve haksızlığıdır.” diye cevap verdi.
Fudale bin Ubeyd anlatır: Resulullah Efendimiz veda hutbesinde; “Size Müminleri bildireyim mi?” diye buyurunca, Eshab-ı Kiram; ”Evet ey Allah'ın Resulü!” dediler. Resulullah Efendimiz; “(Mümin) insanların malları ve canları hakkında kendisinden emin olduğu kimsedir. Müslüman, elinden ve dilinden insanların selamette olduğu kimsedir. Mücahid; Allahü Teâlâ ya itaat yolunda nefsiyle cihat edendir. Muhacir (hicret eden); hata ve günahları terk edendir.” buyurdu.
Allah için sevmek, Allah için buğz etmek:
Ebu Hüreyre şöyle rivayet etti: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ kıyamet gününde, nerede benim için birbirini sevenler! Gölgemden başka gölge bulunmayan bu günde, onları (Arş'ımın gölgesinde), gölgelendireceğim.”
Ömer bin Hattab şöyle rivayet etti: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ nın bazı kulları vardır ki, bunlar, peygamber ve şehit değildir. İnsanlar, Allahü Teâlâ nın katındaki derecelerinden dolayı onlara gıpta ederler.” Eshab-ı Kiram: “Ey Allah'ın Resulü! Onların kim olduklarını bize bildir!” dediler. Resulullah Efendimiz; “Onlar öyle kimselerdir ki, aralarında herhangi bir akrabalık olmadığı ve birbirine verdikleri mal da olmadığı hâlde, Allah için birbirlerini severler. Vallahi onların yüzlerinde bir nur vardır. İnsanlar korktukları zaman, onlar korkmazlar, İnsanlar mahzun oldukları zaman, onlar mahzun olmazlar.” Sonra; “Biliniz ki, Allah'ın veli kulları için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Yunus suresi: 62) mealindeki ayet-i kerimeyi okudular.
Helal yemek ve helalinden giymek
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allah'ım! Bana helalinden vermek suretiyle, haram olana muhtaç kılma. Fadlınla, senden başkasına beni muhtaç etme!”
Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Hazreti Resulullah buyurdu ki: “Sizden biriniz, rızkını tamamlamadıkça ölmeyecektir. O hâlde, Allahü Teâlâ’dan korkun. Ey insanlar! Talebi güzel yapın. Helal olanı alınız. Allahü Teâlâ’nın haram kıldıklarını gözetiniz (onları almayınız).”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ tayyibdir. Ancak tayyib olanı (temiz olanı) kabul eder. Allahü Teâlâ Resullerine tayyibi (temiz ve helal olanı) emrettiği gibi, Müminlere de bunu emretti.” Allahü Teâlâ mealen şöyle buyurdu: “Ey Resuller! Helal şeylerden yiyiniz ve salih amel işleyiniz. Çünkü ben, ne yaparsanız hep bilirim.” (Müminun suresi: 51) ve “Ey Müminler! Size verdiğim rızıkların temiz ve helalinden yiyin ve Allah'a şükredin, eğer hakikaten ona kulluk ediyorsanız.” (Bakara suresi: 172) mealindeki ayet-i kerimeleri okudular.
Sonra; “Yüzü gözü toza bulanmış, saçı dağınık olduğu hâlde uzun bir sefere çıkıp, sonra elini semaya kaldırıp, ya Rabbî, diye yalvaran, fakat yediği haram, giydiği haram, içtiği haram ve haram gıda ile beslenmiş böyle birisinin duası nasıl kabul olunur?” buyurdular.
Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlardan birisi aldığı malın, helal mi, yoksa haram mı olduğuna aldırış etmeyecektir.”
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bu din, öyle sabit bir ağaca benzer ki, iman onun kökü, zekat dalı, oruç damarı, Allah için kardeş olmak onun nebatı, güzel ahlâk onun yaprağı, haramlardan sakınmak onun meyvesidir. Bu ağaç, ancak temiz ve güzel meyve ile kâmil olur. İman, Allahü Teâlâ’nın haram kıldığı şeylerden sakınmakla kemale erer.”
Utbe bin Yezid, Hazreti İsa'nın şöyle dediğini rivayet etti: “Ey zayıf olan Âdemoğlu! Nerede olursan ol, Allahü Teâlâ’dan kork. Helalinden ye, evini mescit edin. Dünyada misafir gibi ol! Kendini ağlamaya, kalbini tefekküre, bedenini sabra alıştır.”
Fudayl bin Iyad buyurdu ki: “İnsanlar, doğruluk ve helal rızıktan daha faziletli bir şey ile süslenmemiştir.” Bunun üzerine oğlu: “Babacığım, helal kıymetlidir.” deyince; “Ey oğlum, helalin azı da Allahü Teâlâ’nın katında çoktur.” dedi.
Haram yemenin ve giymenin kötülüğü
İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Haramdan meydana gelen ete, Cehennem layıktır.”
Ebu Humeyd Sa'îd'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimsenin Müslüman kardeşinin asâsını, onun rızası olmadan alması helal değildir.” Bu hadis-i şerif, izinsiz olarak bir Müslümanın malını almanın ve kullanmanın uygun olmadığını bildirmektedir.
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Müflis kime denir, biliyor musunuz?” “Parası ve malı kalmayan kimseye diyoruz.” dediler. Buyurdu ki: “Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki; kıyamet günü, defterinde çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevapları, bu hak sahiplerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce, sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları bunun üzerine yükletilir sonra Cehennem'e atılır.”
Hayâ
İbn-i Ömer anlattı. Resulullah Efendimiz, Müslümanın kardeşine hayâ hakkında nasihatta bulunan birisine uğrayıp; “Hayâ imandandır.” buyurdu.
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İman, yetmiş (veya altmış), küsur şubedir. Bunların, en üstünü, lâ ilâhe illallah kelimesini, manasına inanarak söylemek, en ednası (düşük seviyesi), yoldan geçenlere eziyet veren şeyi gidermektir. Hayâ da imandan bir şubedir.”
İmran bin Husayn anlattı. Resulullah Efendimiz; “Hayâ, yalnız hayır getirir.” buyurdu.
Hazreti Ebu Bekr şöyle anlattı: Resulullah Efendimiz; “Hayâ imandandır. İman Cennet'tedir.” buyurdular.
Sa'id bin Yezid anlattı. Hazreti Resulullah'a biri gelerek; “Ey Allah'ın Resulü! Bana bir tavsiyede bulun.” deyince; “Kavminden bir kişiden hayâ ettiğin gibi, Allahü Teâlâ’dan da hayâ et!” buyurdu.
Hasedin kötülüğü, zararı
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Haset, sevapları ve hasenatı, ateşin odunu yediği gibi yer. Sadaka ise, günahları suyun ateşi söndürdüğü gibi söndürür. Namaz Müminin nurudur. Oruç da Cehennem'e karşı siperdir.”
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Birbirinize haset etmeyin, birbirinizle alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz.”
Zübeyr bin Avvam'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allahü Teâlâ’ya yemin ederim ki: Birbirinizi sevmedikçe kâmil bir şekilde iman etmiş olmazsınız. Size bir şey haber vereyim mi? Onu yaptığınız zaman, birbirinizi seversiniz. Aranızda selamı yayınız.”
Ebu Hazım Medenî şöyle buyurdu: “Sultanlar için dost, hasetçi için rahat yoktur. İşlerin sonu hakkında çok düşünmek, akla zarar verir.”
Zeyd bin Halid'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kul, Müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermeye devam ettiği müddetçe, Allahü Teâlâ da onun ihtiyacını giderir.”
Abdullah bin Avf anlattı: “Resulullah Efendimiz çok zikreder, az konuşur, namazı uzatır, hutbeyi kısa yapardı.”
Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Dul ve yoksulun hizmetine koşan kimse, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir.”
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Açlığını gidermek (doyurmak), bir sıkıntısını gidermek gibi bir yolla, Müslüman kardeşini sevindirmek, mağfirete sebep olan şeylerdendir.”
Cabir bin Süleym anlattı: Ben Hazreti Resulullah'ın huzurlarına ilk defa gitmiştim. Resulullah eshabı arasında bulunuyordu. “Hanginiz Allah'ın Resulüdür?” dedim. Resulullah Efendimiz, mübarek elleriyle kendilerini işaret buyurdular. “Bazı şeylerden sıkıntı duyuyorum. Bana bir şeyler öğret!” dedim. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Allahü Teâlâ’dan kork. Müslüman kardeşine güler yüzle konuşmak, kabındaki suyu, senden su isteyenin kabına boşaltmak şeklinde bile olsa, hiçbir iyiliği hor görme. Kibirden sakın. Çünkü Allahü Teâlâ, kibiri sevmez.”
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kıyamet günü olunca, Allahü Teâlâ, Cennet ve Cehennem ehlini saflar hâlinde bir araya toplar. Bu sırada Cehennemliklerin saflarından birisi, Cennetliklerin saflarında birini görür. “Ey falanca! Hatırlar mısın? Hani sana dünyada iken bir iyilik yapmıştım.” der. Cennetlik şahıs onu eliyle tutup; “Ya Rabbî! Bu bana, dünyada iken iyilik yapmıştı.” der. Bunun üzerine kendisine; “Onu rahmetimle Cennet'e götür.” denilir.”
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim Müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderrise, Allahü Teâlâ da onun kıyametteki sıkıntılarından birini giderir.”
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gidermek için yürürse, Allahü Teâlâ onun her adımına karşılık yetmiş sevap yazar, yetmiş tane günahını siler. Bu, o dönünceye kadar devam eder. Eğer Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, günahlarından sıyrılır, anasından doğduğu günkü gibi olur. Bu sırada vefat ederse, hesapsız Cennet'e girer.”
Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allahü Teâlâ da onun ihtiyacını giderir.”
Hilme (yumuşaklığa) teşvik
Ebüdderda'nın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Hilm, onu elde etmek için çalışmakla, ilim ise, öğrenmek için gayret göstermekle olur. Hayrı (iyiliği) araştıran kimseye hayır verilir. Şerden sakınan kimse de, şerden muhafaza olunur.”
Ebu İshak anlattı: Hazreti Musa; “Ya Rabbî! Hangi kulunu daha fazla seviyorsun?” deyince Allahü Teâlâ; “Beni en fazla hatırlayanı.” buyurdu. “Ya Rabbî! Hangi kulun daha hâlimdir?” diye sual edince, Allahü Teâlâ: “Kızdığında nefsine daha çok sahip olan.” buyurdu. “Ya Rabbî! Hangi kulun daha sabırlıdır?” deyince, Allahü Teâlâ; “Öfkelerini daha fazla yenenler.” buyurdu.
Ebu Süleyman-ı Daranî buyurdu ki: “Kıyamet gününde Allahü Teâlâ’ya yakın olan kimse, kendisinde şu hasletlerin bulunduğu kimsedir: Kerem, hilm, ilim, hikmet, merhamet, fazilet, affetmek, iyilik etmek.” buyurdu.
Hakimlerden (hikmet sahiplerinden) birisi oğluna dedi ki: “Ey oğlum! Edep en hayırlı mirastır. Güzel ahlâk en hayırlı arkadaştır. Çalışmak, en kazançlı maldır. Akıldan daha faydalı bir mal, meşveretten daha güvenilir bir yardımcı, ucubdan (kendini beğenmekten) daha fena bir yalnızlık, cehaletten daha şiddetli bir fakirlik, akıl azlığından şiddetli bir yokluk yoktur.”
Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Size en hayırlılarınızı haber vereyim mi?” Eshab-ı Kiram: “Evet haber ver. Ey Allah'ın Resulü!” dediler. Hazreti Resulullah; “Ömrü en uzun olup, ahlâkı en güzel olanınızdır.” buyurdu.
Hişam bin Urve'nin babası, hikmet sahiplerinin şöyle dediklerini bildirdi: “Yüzün açık, sözün hoş olsun. Böyle yaparsan, insanlara, kendilerine bir şey veren kimseden daha sevimli olursun.”
Denildi ki: Güleryüzlülük, sevginin tuzağıdır. Selef-i salihîn'den birisi: Sözü yumuşak olan kimsenin sevilmesi haktır, dedi.
Kötü ahlâkın fenalığı
Resulullah Efendimiz; “Allah'ım! Şikaktan, nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım!” diye dua buyurmuşlardır.
İbn-i İshak, Müzeyne veya Cüheyne kabilesine mensup birisinden şöyle nakleder. Birisi Resulullah Efendimize; “Ey Allah'ın Resulü! İnsanlara verilen en hayırlı şey nedir?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Güzel ahlâktır.” buyurdu. O şahıs tekrar. “İnsanlara verilen şeylerin en kötüsü nedir?” diye sorduğunda: “Kötü ahlâktır.” buyurdu.
Ebu Sa'id-i Hudrî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İki haslet Müminde bulunmaz. Bunlar: Cimrilik ve kötü ahlâktır.”
Cabir bin Abdullah Ensarî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah'a “Uğursuzluk nedir?” diye sorulduğunda: “Kötü ahlâktır.” buyurdular.
Meymun bin Mihran'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ’nın indinde en büyük günah, kötü ahlâktır. Çünkü onun sahibi, bir günahtan çıkar, diğer bir günaha başlar.”
Aişe validemizin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz Aleyhisselam buyurdu ki: “Her günahın tövbesi vardır. Fakat, kötü ahlâk sahibi böyle değildir. O, bir günahtan tövbe eder, sonra ondan daha kötü bir işe başlar.”
İçki içmenin kötülüğü
İbn-i Ömer'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim dünyada içki içerse, ahiretin içkisinden (içeceğinden ) mahrum kalır.”
Ebu Musa Eş'arî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah sallallahü aleyhi ve selem buyurdu ki: “İblis, ordusunu Müslümanlara gönderir. Hanginiz bir kimseyi saptırırsa, ona taç giydireceğim, der. Onlar dönünce, birisine “Sen bu gün ne yaptın?” der, o da; “Kişi ile kardeşi arasına düşmanlık koydum.” deyince, İblis; “Onun tekrar sulh olmasına vesile olacak bir şeyi yaptırma,” der.
Diğerine; “Sen ne yaptın?” deyince o; “Ben de birisine hanımını boşatıncaya kadar yanında kaldım.” der. Şeytan: “Ona tekrar evleneceği bir şeyi yaptırmazsın.” der. Diğerine; “Sen ne yaptın?” der. “İçki içirinceye kadar onunla beraber idim.” der. İblis; “Onu içkiden vazgeçirecek bir şeyi yaptırma.” Diğerine; “Sen ne yaptın?” der, o da “Zina yaptırıncaya kadar onun yanında kaldım.” der. Ona da önceki yaptığı tenbihi yapar. Diğerine; “Sen ne yaptın?” der. “Bir kimse ile birisini öldürünceye kadar beraberdim.” der. Yine ona öncekiler gibi söyler.”
Fadl bin Abbas'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İçkiden sakın, çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.”
Enes bin Malik'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim dünyadan sarhoş olarak ayrılırsa, kabre sarhoş olarak girer, kabrinden sarhoş olarak diriltilir, sarhoş olarak Cehennem'e atılır. Cehennem'de bir dağa bırakılır ki, ona Sekran denilir. O dağda bir çeşme vardır. Ondan, irin ve kan akar. Bunlar onların yiyeceği ve içeceğidir.”
Allahü Teâlâ’nın azabından korkmak
Enes bin Malik anlattı: “Resulullah Efendimiz ölüm hâlinde bulunan bir gencin yanına teşrif buyurdular. “Kendini nasıl buluyorsun?” buyurunca, genç: “Ey Allah'ın Resulü! Allahü Teâlâ’dan ümitliyim, fakat günahlarımdan korkuyorum.” dedi. Resulullah Efendimiz; “Bir Müminin kalbinde bu ikisi bulununca, Allahü Teâlâ ona umduğunu verir, korktuğundan kurtarır.” buyurdu.”
Ubeyd bin Verd'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Firdevs Cenneti'nin sevgisi ve Cehennem korkusu, günah işlememe hususunda sabır meydana getirir, kulu, dünya rahatından uzaklaştırırlar.”
Mutarrif bin Abdullah buyurdu ki: “Sağlam ve çok hassas bir terazi getirilip, Müminin korkusu ile ümidi tartılsaydı, ikisi birbirine eşit gelirdi. Mümin, Allahü Teâlâ nın rahmetini hatırlar, ümitli olur. Allahü Teâlâ nın azabını hatırlar, korkar.”
Lokman Hakim oğluna şöyle nasihatta bulundu: “Oğlum! Allahü Teâlâ dan öyle kork ki, bu korku seninle ümidin arasına girsin, senin ümidini tamamen kessin. Fakat Allahü Teâlâ dan öyle ümit et ki, senin ile korkun arasına girip, sendeki korkudan hiçbir şey bırakmasın.” Bunun üzerine oğlu. “Ey Babacığım! Benim bir kalbim var. Kalbimi korku ile doldurursam, bu, benim ümidime mâni olur. Kalbimi ümit ile doldurursam, bu ümidim, hiçbir korkuya kalbimde yer vermez.” dedi.
Lokman Hakim: “Ey oğul! Müminin öyle bir kalbi vardır ki, sanki o iki kalb gibidir. Birisi Allahü Teâlâ nın rahmetini umar, diğeri ise Allahü Teâlâ nın azabından korkar. (Yani, Mümin ümit ile korku arasında olacaktır. Ne sadece ümit edip, azaptan emin olacak, ne de korkuya düşüp, Allahü Teâlâ nın rahmetinden ümit kesecek.)
Dua
Nu'man bin Beşir'in bildirdiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz; “Dua ibadettir.” buyurdu. Sonra; “Bana dua edin icabet edeyim.” (Mümin suresi: 60) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu.
Selman-ı Farisî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Muhakkak ki Allahü Teâlâ, huzurunda ellerini uzatıp kendisinden isteyen kulunun o iki elini boş çevirmekten hayâ eder.” buyurdu.
Hazreti Ali anlattı: Ben Kâbe-i Muazzama'da tavaf ederken birisi ile karşılaştım. Kâbe'nin örtüsüne yapışmış; “Ey her şeyi işiten, her isteyenin istediğini bilen, ey ısrar edenlerin ısrarından rahatsız olmayan Allah'ım! Beni affın ve rahmetinin tatlılığı ile rızıklandır.” diye dua ediyordu. Hazreti Ali: “Ey Allah'ın kulu! Sözünü bana bir defa daha tekrar eder misin?” dedi. O zat; “Sen benim söylediğimi işittin mi?”deyince, Hazreti Ali: “Hızır'ın nefsi yed-i kudretinde olan Allahü Teâlâ ya yemin ederim ki, herhangi bir kul, bu sözleri her farz namazın peşinden söylerse, onun günahları af ve mağfiret olunur.” dedi. Bu zatın Hızır Aleyhisselam olduğunu keşfen anlamıştı.
Zikir (Allahü Teâlâ yı anıp, hatırlamak)
Muaz bin Cebel'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cennet ehli dünyada, Allahü Teâlâ yı anmadan geçirdikleri bir ana bile üzülürler.”
İbn-i Ömer buyurdu ki: “Kişi ile kölesi Cennet'e girerler. Kölenin derecesi daha yüksek olur. Kölenin efendisi: “Ya Rabbî! Bu dünyada iken benim kölem idi.” der. Ona: “O, beni senden daha fazla zikrederdi.” denir.”
Dünyada zühde teşvik
Sehl bin Sa'd anlattı: Resulullah Efendimize birisi geldi. “Ey Allah'ın Resulü! Bana öyle bir amel öğret ki, onu yapınca Allahü Teâlâ ve insanlar beni sevsin.” dedi. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Dünyaya rağbet etmezsen (Allahü Teâlâ nın haram kıldıklarından sakınır, şüphelilerden uzak durursan), seni Allahü Teâlâ sever. İnsanların elindekilere rağbet etmezsen, o zaman seni insanlar sever.”
Hazreti Ebu Bekr buyurdu ki: “Dünyada züht, kalbi faydasız, boş şeylerden temizler ve bedeni rahatlatır. Dikkat ediniz. Dünyaya rağbet etmek, kalbin meşguliyeti ve bedenin yorgunluğudur.”
Enes bin Malik buyurdu ki: “Kimin niyeti ahireti elde etmek ise, Allahü Teâlâ zenginliği onun kalbine koyar. Onun işini ve durumunu derli toplu kılar, dünya ona boyun eğerek gelir. Kimin de niyeti dünya ise, Allahü Teâlâ fakirliği onun iki gözü arasına kor. Onun işini darmadağınık yapar. Ona dünyadan ezelde ne yazılmışsa, sadece o gelir.”
Allahü Teâlâ, Musa Aleyhisselam'a; “Ey Musa, benim sevgim ile, dünya sevgisi bir arada bulunmaz.”diye vahyetti.
Lokman Hakim oğluna; “İnsanlara muhtaç olduğunu gösterme. Çünkü senin böyle yapman zenginliktir. Tamahtan sakın. Çünkü tamah hazır bir fakirliktir. Namazını dünyaya veda eden kimse gibi kıl. Özür dilemeyi gerektirecek şeylerden sakın.” buyurdu.
Fudayl bin Iyad buyurdu ki: “Pişman olmadan önce, tefekkür edip amel işleyiniz. Dünyaya aldanmayınız. Çünkü dünyada sağlam ve sıhhatli olan, hastalanır. Yeni olan, eskir. Nimetleri yok olur. Gençler ihtiyarlar.”
Kadının kocasına itaati
Aişe validemizin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey Fatıma! Allahü Teâlâ dan kork. Kocana itaat et. Böyle yaparsan, selametle Cennet'e girersin.”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Hiçbir kimsenin bir kimseye secde etmesi layık değildir. Eğer bir kimsenin diğer birisine secde etmesini isteseydim, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” buyurdu.
Yezid bin Enes'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kadın, beş vakit namazını kıldığı, Ramazan-ı şerif orucunu tuttuğu, namusunu koruduğu ve kocasına itaat ettiği zaman, Cennet'in istediği kapısından girer.”
Allah için dostları ziyaret
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Müslüman, diğer Müslüman kardeşini Allah için ziyaret ederse, Allahü Teâlâ “Sen de, yolculuğun da iyidir. Cennet'ten bir menzile oturdun.” buyurur.”
Kabir ziyareti
Abdullah bin Büreyde babasından nakletti: Onun babası bir mecliste idi. O mecliste Resulullah Efendimiz de bulunuyordu. Resulullah Efendimiz burada; “Ben sizi kabirleri ziyaretten menetmiştim. Artık (bundan sonra) ziyaret edebilirsiniz.” buyurdu.
Yine o, babasından nakleder: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim kabirleri ziyaret etmek isterse, onları ziyaret etsin. Çünkü kabirleri ziyaret, ahireti hatırlatır.”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyaret ölümü hatırlatır.”
Cömertlik ve cömerdin fazileti
Aişe validemizin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Allahü Teâlâ nın veli kulu, cömert olarak yaratılmıştır.” buyurdu.
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cömert kimse, Allahü Teâlâ ya, insanlara ve Cennet'e yakındır, Cehennem'den uzaktır. Cimri kimse, Allahü Teâlâ dan, insanlardan ve Cennet'ten uzak, Cehennem'e yakındır. Cahil fakat cömert olan kimse, abid fakat cimri olan kimseden daha sevimlidir. En büyük hastalık, cimriliktir.”
Abdullah bin Ömer'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu: “İki ahlâk vardır ki, Allahü Teâlâ bu ikisini sever. Bunlar; cömertlik ve semahattır (vermesi lazım ve vacip olmayan şeyleri seve seve vermektir). Yine iki ahlâk daha vardır ki, Allahü Teâlâ onlardan dolayı gazap eder. Bunlar; kötü ahlâk ile cimriliktir. Allahü Teâlâ bir kulu hakkında hayır murad edince, onu insanların ihtiyaçlarını gidermeye vasıta yapar.”
Misvak kullanmayı teşvik
Aişe validemizin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Misvak, ağzı temizleyici ve Rabbin rızasını kazanmaya vesiledir.”
Kıvamü's-Sünne'nin bildirdiği “Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.” Hadis-i şerifinin yazılı olduğu levha.
Allahü Teâlâ nın mahlukatına şefkat ve merhamet
Ebu Sa'id'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İhtiyaçlarınızı, merhamet sahiplerinden isteyiniz.”
Hazreti Ebu Bekr'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu: “Allahü Teâlâ buyurdu ki: Eğer benim rahmetimi istiyorsanız, mahlukuma merhamet ediniz.”
Cabir bin Abdullah'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü Teâlâ da merhamet etmez.”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sizden öncekiler arasında bulunan birisi, yolda atılmış bir dikene rastladı. Kendi kendine; vallahi Müslümanlara eziyet vermemesi için bu dikeni yoldan alacağım, dedi. Allahü Teâlâ bu yüzden onu af ve mağfiret etti.”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cennet'e merhametli kimseden başkası girmeyecektir.”
Ka'bü'l-Ahbar anlattı. Allahü Teâlâ, Musa Aleyhisselam'a; “Ey Musa! Küçüklere, oğluna olan şefkatin gibi şefkat göster. Kendinden büyük olanlara senden küçük olanlara yaptığın merhamet gibi merhamet göster. Sıhhat ve afiyette olana, mübtelaya gösterdiğin merhameti göster. Fakire gösterdiğin merhamet gibi zengine de göster.”
Şükür
Üsame bin Şüreyk'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü Teâlâ ya şükretmiş olmaz.”
Ebu Bekr el-Verrak'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Her an seni görmekte olan Allahü Teâlâ dan gafil olma. Şükrünü, itaat ve tevazusunu, hiçbir zaman mülkünden çıkamadığın Allahü Teâlâ ya yap.” buyurdu.
Sabır
Ebu Hüreyre bildirdi: Resulullah'a; “Ey Allah'ın Resulü! Acaba Cennet'e hesapsız girecek kimse var mıdır?” diye sorduklarında Resulullah Efendimiz; “Evet, her merhametli ve sabırlı kimse.” buyurdu.
Sehl bin Sa'd es-Sa'idî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz Abdullah bin Abbas'a; “Ey küçük! Sana bazı şeyler öğreteyim, onlardan faydalanırsın.” buyurdu. Abdullah bin Abbas; “Buyur ya Resulallah!” dedi. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Allahü Teâlâ nın senin için yazmadığı bir şey ile insanlar sana fayda vermek için çalışsalar, buna onların gücü yetmez. Yine kullar, Allahü Teâlâ nın ezelde senin için yazmadığı şeyler ile zarar vermeye çalışsalar, onlar buna güç yetiremezler. Eğer sıdk ile yakîn içerisinde Allahü Teâlâ için amel yapmaya gücün yeterse, yap. Gücün yetmezse, şüphesiz istemediğin şeylere sabretmekte pek çok hayır vardır. Bil ki, nasr (yardım) sabır ile beraberdir. Ferahlık sıkıntı ile beraberdir.”
Doğruluk
Ebu Ubeyde bildirdi: Ebu Bekr-i Sıddîk, Resulullah Efendimizin vefatından bir sene sonra minbere çıkıp şöyle anlattı: Resulullah Efendimiz, vefatlarından bir sene önce buyurdular ki: “Şüphesiz, Âdemoğluna afiyetten daha faziletli bir şey verilmemiştir. O hâlde Allahü Teâlâ dan afiyet isteyiniz. Doğruluk ve iyiliğe yapışınız. Çünkü bunlar, Cennet'tedir. Yalan ve kötü işten sakınınız. Çünkü bunlar, Cehennem'dedir.
Ebu Yahya buyurdu ki: “Doğru sözlü tüccar, Cennet ehlinden olmaya layıktır.”
Resulullah Efendimize salavat-ı şerife getirmek
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim kabrimin yanında (bana) salat okursa, onu işitirim. Kim de uzakta olduğu hâlde bana salat okursa, bana ulaştırılır.”
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey insanlar! Sizin kıyamet gününde, kıyametin korkularından ve korku yerlerinden kurtulacak olanınız, dünyada bana en çok salat okuyanınızdır.
Yine onun rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bana salat okuyunuz. Çünkü bana salat okumak, sizin için kefarettir. Kim bana salat okursa, Allahü Teâlâ da ona salat (rahmet) eder.”
Sa'id bin Umeyr babasından nakletti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim bana can-ı gönülden bir salat okursa, Allahü Teâlâ ona on salat (merhamet) eder. Onu on derece yükseltir. Ona bir salat için on sevap yazılır.”
Abdullah bin Ali bin Hasan, babası ve dedesi yoluyla, Resulullah Efendimizin şöyle buyurduğunu bildirdi: “Cimri o kimsedir ki, yanında ben anıldığım hâlde, bana salat okumaz.”
Lüzumsuz sözü terk etmek
Anbese bin Sa'id Kelaî bildirdi. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Malının fazlasını infak eden, sözünün fazlasını da tutan kimseye ne mutlu.”
Büyük zatlardan birisi Malik bin Dinar'a; “Ey Ebu Yahya! Dili muhafaza etmek, insanlara, dirhem ve dinarlarını muhafaza etmekten daha ağır gelir.”
Ebu Zer buyurdu ki: “Hayır bir şey yazmak sükuttan, sükut şerri (kötü olan bir şeyi) yazmaktan, salih arkadaş, yalnız bulunmaktan, yalnız olmak kötü arkadaştan daha iyidir.”
Evzaî, Süleyman bin Davud'un şöyle buyurduğunu bildirdi: “Konuşmak gümüş ise, sükut altındır.”
Oruç
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Ateşin odunu yediği gibi, haset de iyilikleri yer. Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da hatayı söndürür. Namaz Müminin nuru, oruç Cehennem'e karşı kalkanıdır.”
Sehl bin Sa'd'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cennet'te bir kapı vardır ki, ona Reyyan denir. Ondan oruç tutanlar girer. En sonuncu girince, bu kapı kapatılır. Artık oradan kimse giremez.”
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Âdemoğlunun yaptığı her iyiliğin karşılığı, o kimse için on ile yediyüz kat arasında sevap verilir. Oruç, bu iyiliklerden müstesnadır. Çünkü oruç için olanı kimse bilmez. Allahü Teâlâ buyurur ki: Kulum benim için; yeme, içme ve cima arzularını terk etti. Benim için gözünü haramlara kapadı, dilini muhafaza etti. Oruç bana aittir. Onun karşılığını ben veririm.” Bundan sonra Resulullah Efendimiz; “Oruçlu için iki sevinç vardır. Birisi, iftar vaktindeki sevinci, diğeri, Allahü Teâlâ ya kavuştuğu zamanki sevincidir.” buyurdu.
Ramazan-ı şerifin fazileti
Selman-ı Farisî anlattı: Resulullah Efendimiz Şaban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü Teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri teravih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda Allahü Teâlâ için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda bir farz yapmak başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennet'tir. Bu ay iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda Müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak Teâlâ, onu Cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir.” Eshab-ı Kiram dediler ki: “Ya Resulallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz.” Resul Aleyhisselam buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret, sonu Cehennem'den azat olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin, talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri, Allahü Teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bu ikisini Allahü Teâlâ çok sever. Bunlar: Kelime-i şehadet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zaten her zaman yapmanız lazımdır. Bunlar da; Allahü Teâlâ dan Cennet'i istemek ve Cehennem ateşinden ona sığınmaktır. Bu ayda bir oruçluya su veren bir kimse, kıyamet günü susuz kalmayacaktır.”
Enes bin Malik'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ramazan-ı şerif ayına, günahları yaktığı için Ramazan denmiştir.”
Zührî buyurdu ki: “Ramazan-ı şerifte bir tesbih, Ramazan-ı şerif dışında okunan bin tesbihten daha faziletlidir.”
Mualla bin Fudayl buyurdu ki: “Büyüklerimiz (Ramazan'dan önceki) altı ay Allahü Teâlâ dan, kendilerini Ramazan-ı şerif ayına ulaştırması için, (Ramazan'dan sonraki) aylar da, Ramazan-ı şerifi kendilerinden kabul etmesi için dua eder, yalvarırlardı.”
Halid el-Cühenî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim bir oruçluya iftar verirse veya bir gaziyi teçhiz ederse, (donatırsa) ona onların ecri (sevabı) kadar ecir vardır.”
İbn-i Mes'ud buyurdu ki: “Eğer insanlar Ramazan-ı şerifte olan şeyi bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.”
Huzaa kabilesinden bir kimse; “Ya Resulallah, Ramazan ayının üstünlüğünü bize anlat!” dediğinde; “Cennet, Ramazan ayı için senenin başından sonuna kadar süslenir. Şehr-i Ramazan'ın ilk gecesi olduğunda, Arş'ın altından bir rüzgâr esip, Cennet'in ağaç ve yapraklarını sallar. Hur-i ayn bu hâli görüp; “Ya Rabbî! Şu ayda sana ibadetle meşgul olan kullarından bize eş nasip eyle, bizimle onların ve onlarla bizim gözlerimizi aydın eyle!” derler. Allahü Teâlâ Ramazan-ı şerifte oruçlu olan bir kuluna; “Çadırlarda saklı huriler vardır.” (Rahman suresi: 72) mealindeki ayet-i kerime ile övülen, anlatılan ve inciden çadırlar içinde saklı bulunan hur-i ayndan bir zevceyi eş olarak verir. O hur-i ayndan her biri, inci ile süslü, yakuttan bir sedir üzerindedir. O sedirde istebrak (sırma ile işlenmiş çok güzel ipek kumaş) ve atlastan yetmiş yatak ve her yatakta bir yastık vardır. Her birine hizmet edecek yetmiş bin, zevci için de ayrıca yetmişbin hizmetçi vardır. Her hizmetçinin elinde, altın kase (tabak) içinde bir çeşit yemek vardır. Cennet'tekiler her birinden ayrı lezzet alırlar. İşte kavuşulacak bu lütuf ve ihsanlar, o kimsenin Ramazanda işlediği sevaplardan ayrı olarak, her günün orucu içindir.” buyurdu.
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, buyuruldu ki: “Ramazan-ı şerifin ilk gecesi olunca, Allahü Teâlâ kullarına rahmet nazarı ile nazar eder (bakar). Allahü Teâlâ, rahmet nazarı ile baktığı kuluna asla azap etmez. Bu ayın her bir gününde, Hak Teâlâ bir milyon asiyi Cehennem ateşinden azat eder. Ramazan-ı şerifin yirmi dokuzuncu gecesi olunca, bütün bir ay boyunca, mağfiret ve azat olunan kadar daha mağfiret ve azat olunur. Fıtr bayramı gecesi olunca, melekler yerlerinde duramaz olurlar. Bayram sabahı Müslümanlar namaz için camilere toplanınca, Allahü Teâlâ; “Ey meleklerim, şahit olun, ben ki, Allah'ım, onları mağfiret ettim.” buyurur.”
Oruçlu iken çirkin söz söylemekten sakınma
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Âdemoğlunun her ameli kendisine aittir. Ancak oruç bundan müstesnadır. Çünkü Allahü Teâlâ; “Oruç bana aittir. Onun karşılığını da ben veririm.” buyuruyor. Oruç Cehennem'e karşı kalkandır. Sizden birisi oruçlu iken çirkin söz söylemesin, bağırmasın. Eğer, birisi ona söver veya onunla itişip kakışmak isterse; “Ben oruçluyum.” desin. Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Allahü Teâlâ ya yemin ederim ki, oruçlunun ağzının kokusu, Allahü Teâlâ nın katında misk kokusundan daha güzeldir.”
Sahurun fazileti
İbn-i Ömer'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bizim orucumuzla, ehl-i kitabın oruçlarını birbirinden ayıran sahur yemeğidir.”
İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Geceleyin ibadet yapabilmek için, gündüz kaylulesi yapınız. Oruç için de sahur yemeğinden istifade ediniz.”
Yine o rivayet etti: Resulullah Efendimiz; “Müminin iftar vakti yaptığı dua kabul olur.” buyurdu.
Cabir bin Abdullah buyurdu ki: “Oruç tuttuğun zaman, kulağın ve gözün de oruç tutsun, haramlardan sakınsın. Dilin de yalan sözden oruç tutsun. Hizmetçiye eziyet etme. Sende vakar ve sekinet olsun. Oruçlu günün ile oruçlu olmadığın gün, birbirine müsavi olmasın.”
Muharrem ayının ve her aydan üç gün oruç tutmanın fazileti
Ebu Hüreyre şöyle rivayet etti: “Resulullah'a birisi geldi. “Ey Allah'ın Resulü! Hangi namaz daha faziletlidir?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Gece kılınan namaz.” buyurdular. “Ramazan'dan sonra hangi oruç daha faziletlidir?” diye sordu. “Muharrem denilen Allahü Teâlâ nın ayındaki oruç.” buyurdular.”
Namazda huşu ve tevazu
İbn-i Abbas şöyle anlattı: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor: Şüphesiz ben, sadece, benim azametime tevazu edenin, mahlukatıma karşı te'azüm etmeyenin (onlara karşı kibirlenmeyenin, büyüklenmeyenin), benim rızamı kazanmak için nefsini şehvetlerinden alıkoyanın, gündüzünü benim zikrime ayıranın hep beni hatırlayanın, bana isyanda ısrar etmeyenin, açı doyuranın, çıplağı giydirenin, küçüğüne merhamet edenin, garip olanı barındıranın namazını kabul ederim. Bu sebeple, yüzünün nuru, güneşin nurunun parlaması gibi olan kimse bana dua ederse, duasını kabul ederim. Benden isterse veririm. Benim ismim ile yemin ederse, yeminini yerine getiririm. Cahillikte ona yumuşaklık, karanlıklarında ona bir nur veririm. Onu meleklerim ile korurum. Onun benim yanımdaki durumu, Cennetler içerisinde Firdevs'in durumu gibidir. Onun (Firdevs'in) meyveleri yok olmaz. Onun elbiseleri değişmez.”
Ebu Hüreyre şöyle anlattı: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Namazlar günahlara kefarettir.”
Yine Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: “Beş vakit namaz, bir Cumadan diğer Cumaya kadar; oruç, bir Ramazan'dan, diğer Ramazan'a kadar, büyük günahlardan sakınıldığı müddetçe aralarındaki küçük günahlara kefarettirler.”
Abdullah bin Abbas'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kişinin namaza tembel olarak kalkması uygun değildir. Bilakis, namaza büyük bir rağbetle (arzu ve iştiyakla) ve pek sevinçli olarak kalkması gerekir. Çünkü o, Allahü Teâlâ ya münacat hâlindedir. Allahü Teâlâ onu bağışlar. Dua ettiği zaman duasına rağbet eder.” Resulullah Efendimiz böyle buyurduktan sonra, namaz kılmakta tembellik gösterenler hakkında; “Onlar namaza kalktıkları zaman, istemeye istemeye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allahü Teâlâ yı pek az hatıra getirir, zikrederler.” (Nisa suresi: 142) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu.
Namazda tadil-i erkana riayet etmemenin cezası
Ubade bin Samit'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim güzel bir abdest alır, sonra namaza kalkar, namazını güzel kılar, rüku ve secdelerini tamam yaparsa, namaz sevinir ve nurlu olur. Melekler, o namazı göğe çıkarır. O namaz, namazı kılmış olana, iyi dua eder ve, “Sen beni kusurlu olmaktan koruduğun gibi, Allahü Teâlâ da seni muhafaza etsin.” der. Namaz güzel kılınmazsa, siyah olur. Melekler o namazdan iğrenir. Göğe götürmezler.
“O namaz kılmış olana, fena dua eder. “Sen beni zayi eylediğin, kötü hale soktuğun gibi, Allahü Teâlâ da seni zayi eylesin.” der. Sema kapıları ona açılmaz. Sonra eski bir elbisenin dürüldüğü gibi dürülür, sahibinin yüzüne çarpılır.”
Aişe validemizin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Farz namazlar, Allahü Teâlâ nın indinde öyle tartılır öyle ölçülür ki, kim onda noksanlık yaparsa, yaptığı noksanlığa göre hesaba çekilir.”
Enes bin Malik'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Allahü Teâlâ ya yemin ederim ki, eğer siz benim gördüğümü görseydiniz. Az güler çok ağlardınız.”
Eshab-ı Kiram dediler ki: “Ey Allah'ın Resulü! Siz ne gördünüz?” Resulullah Efendimiz; “Cennet'i ve Cehennem'i gördüm.” buyurup, onları namaza teşvik buyurdu. Kendilerine imam olduğu zaman, rüku ve secdeleri kendisinden önce yapmalarını, namazdan kendisinden önce ayrılmalarını men etti. “Ben sizi, ön tarafımda olduğunuz zaman gördüğüm gibi, arka tarafımda olduğunuz zaman da görürüm.” buyurdu.
Gece ibadetine teşvik
Hazreti Ali'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cennet'te bir takım odalar vardır ki, dışları içlerinden, içleri dışlarından görülür. Bu sırada birisi kalkıp; “Ey Allah'ın Resulü! Bu odalar kime aittir?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Bu odalar, tatlı ve hoş konuşan, yemek yediren, oruca devam eden, geceleyin insanlar uyurken kalkıp Allah için namaz kılan kimseler içindir.” buyurdu.
Ebu Sa'id-i Hudrî şöyle anlattı: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimse hanımını geceleyin uyandırıp, iki rekat namaz kılarlar ise, o gece Allahü Teâlâ yı çok zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar.”
Duha namazı
Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyuruldu: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim, on iki rekat duha namazı kılarsa, Allahü Teâlâ onun için Cennet'te bir köşk bina eder.”
Duası kabul olanlar
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İki dua vardır ki, onlarla Allahü Teâlâ arasında perde yoktur. Birisi mazlumun duası, diğeri, din kardeşine gıyabında yapılan dua.”
Ana babaya karşı gelmenin yasaklanması
Birisi; “Ey Allah'ın Resulü! Eğer beş vakit namazı kılarsam, Ramazan-ı şerif orucunu tutarsam, malımın zekatını verirsem ve gücüm yettiğinde, hacca gidersem benim için ne mükâfat vardır?” diye sorunca Resulullah Efendimiz; “Kim böyle yaparsa, nebilerle, sıddîklarla ve şehitlerle beraber olur. Fakat ana ve babasına karşı gelen bundan müstesnadır.” buyurdu.
Hazreti Ebu Bekr'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allahü Teâlâ, günahlardan dilediğini kıyamet gününe bırakır. Fakat ana ve babaya asi olmak böyle değil. Allahü Teâlâ, asi kimse ölmeden önce dünyada da onun cezasını verir.”
Abdullah bin Amr bin As'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kişinin kendi ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır.” Eshab-ı Kiram; “Ey Allah'ın Resulü! Kişi hiç ana-babasına söver mi?” dediklerinde; “Evet, o başkasının babasına söver, o da onun babasına söver. O başkasının annesine söver, o da onun annesine söver.” buyurdu.
Ana-babaya hürmet ve onlara iyilik
Enes bin Malik'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimsenin ana-babası veya ikisinden birisi vefat eder. Fakat o, onların sağlıklarında onlara asi olmuştur. Bu kimse, onlara dua etmekte devam eder ve onlar için mağfiret dilerse, nihayet Allahü Teâlâ onu itaat edici olarak yazar.”
Gıybet
Ebu Hüreyre anlattı: “Resulullah'ın yanından birisi kalktı. Kalkmasında acziyet görüldü. Orada bulunanlar; “Falanca da ne kadar âcizmiş.” dediler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Kardeşinizin etini yediniz. Çünkü onu gıybet ettiniz.” buyurdu.”
Ebu Hüreyre bildirdi: Birisi; “Ey Allah'ın Resulü! Gıybet nedir?” diye sorunca; “Senin Müslüman kardeşini, onun hoşlanmadığı şeyle anmandır.” buyurdu. “Eğer söylediğim şey, kardeşimde varsa?”diye sorunca; “Eğer varsa, onu gıybet etmiş olursun. Eğer söylediğin şey onda yoksa ona iftira etmişolursun.” buyurdu.
Ebu Sa'id-i Hudrî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Gıybet, zinadan daha şiddetlidir.”buyurdu. Bunun üzerine “O nasıl olur?” diye sorulunca; “Çünkü zina eden kimse tövbe eder ve Allahü Teâlâ da onun tövbesini kabul eder, fakat, gıybeti yapılan kimse af etmedikçe, Allahü Teâlâ gıybet eden kimseyi affetmez.” buyurdu.
Ebu Sa'id-i Hudrî'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Yollarda oturmaktan sakınınız.”buyurdu. Bunun üzerine Eshab-ı Kiram; “Ey Allah'ın Resulü! Oturmamız icab ediyor. Biz oralarda (lüzumlu şeyleri) konuşuyoruz.” dediler. Resulullah; “Mademki oturuyorsunuz, (bari) yolun hakkını veriniz.” buyurdu. Eshab-ı Kiram; “Ey Allah'ın Resulü! Yolun hakkı nedir?” dediler. Resulullah; “Haram şeylere bakmamak, geçene eziyet vermemek, verilen selamı almak, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak.” buyurdu.
Ebu Ümame'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bana altı şey için kefil olunuz. Sizin için Cennet'e kefil olayım; 1- Sizden birisi konuştuğu zaman yalan konuşmasın. 2- Kendisine bir şey emanet edildiği zaman, hainlik etmesin. 3- Bir şey vaat ettiği zaman, vaadine muhalefet etmesin, vaadini yerine getirsin. 4- Haram olan şeylere bakmayınız. 5- Ellerinizi (haramdan) alıkoyunuz. 6- Ferclerinizi (namuslarınızı) muhafaza ediniz!”
Cerir şöyle anlattı: “Resulullah'a, yabancı bir kadını ansızın görmenin hükmünü sual ettik. “Hemen gözünü çevir!” buyurdu.”
Ebu Ümame şöyle bildiriyor: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Yabancı bir kızı görüp de, Allahü Teâlâ nın azabından korkarak başını çeviren kimseye, Allahü Teâlâ ibadetlerin tadını duyurur.”
Gazaba mâni olmak ve gazabı söndürmek
Enes bin Malik anlattı. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimse, Allahü Teâlâ nın rızası için gazabını giderirse, Allahü Teâlâ da ondan azabını giderir.”
Hazreti Osman buyurdu ki: “Anladım ki, her kötülüğün başı kızmaktır.”
İbn-i Ömer şöyle anlattı: Resulullah buyurdu ki: “Allahü Teâlâ nın katında, onun rızasını isteyerek söndürülen gayz (kin) yudumundan daha büyük ve zor bir yudum yoktur.”
Fakirlik
Eshab-ı Kiram'dan bazısı Resulullah Efendimize fakirlik, giyecek bulamama ve bazı şeylerinin az olmasından sitem ettikleri zaman, Resulullah Efendimiz; “Muhakkak ki, ben sizin hakkınızda, eşyanızın az olmasından değil, çok olmasından korkuyorum.” buyurdu.
Kur'an-ı Kerim okumanın fazileti
Enes bin Malik'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey oğlum! Lâ ilâhe illallah kelimesini çok söyle! Çünkü o, yedi kat gök, yerler ve onların içinde bulunanlardan daha hayırlıdır. Ey oğlum! Kur'an-ı Kerim okumaktan gafil olma! Çünkü Kur'an-ı Kerim, ölü kalbi diriltir. Kötü sözden, işten ve taşkınlıktan alıkoyar. Kur'an-ı Kerim, dağları yürütür. Ey oğlum! Ölümü çok hatırla! Çünkü ölümü çok hatırlarsan, dünyaya düşkün olmazsın. Ahirete çok rağbet eder, istekli olursun. Ahiret hakiki yerleşme yeridir. Dünya ise, ehli için aldatıcı bir yurttur.”
Yetime ihsanda bulunmaya teşvik
Ebu Hüreyre anlattı: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Dula ve miskine (fakire) yardımcı olan, ihtiyaçlarını gideren kimse, Allah yolunda cihat eden veya gecelerini ibadetle, gündüzlerini oruçla geçiren kimse gibidir. Yetime kefil olan kimse, Allahü Teâlâ dan da ittika ederse, (haram ettiklerinden sakınırsa, şehadet ve orta parmaklarını işaret ederek) ben ve o, Cennet'te şu ikisi gibiyiz.”
Adî bin Hatem'in bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim, bir yetime kefil olursa, Allahü Teâlâ da ona kefil olur”
Ebu Ümame'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bir kimse, yalan yeminle, bir Müslüman kardeşinin malını alırsa, Allahü Teâlâ ya kavuştuğunda, Allahü Teâlâ yı gazaplı olarak bulur.”