Hanefî mezhebi fıkıh âlimi olup tasavvuf büyüklerindendir. Bedreddin lakabı verilip Konevî nisbet edildi. İmam-ı Muhammed Birgivî'nin, Birgivî Vasiyetnamesi ve Tarikat-ı Muhammediyye adlı eserlerini şerh etti. Ömrü boyunca ilim ve ibadetle meşgul olup Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirerek vakitlerini kıymetlendirdi. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgi yoktur. 1216 (m. 1801) senesinde vefat etti.
Ali bin Sadreddin Konevî, Birgivî Vasiyetnamesi'ni şerh ederken buyurdu ki:
“İmam-ı Birgivî, eserini yazmaya hamd ile başladı. Bunun sebepleri şunlardır: Birinci sebebi, Allahü tealanın kitabına uymak içindir. Çünkü ona hamd ile başlamak emrolunmuştur. İkincisi, Resulullah'a uymak içindir. Çünkü Resulullah, hutbe ve vaazlarına hamd ile başlardı. Üçüncüsü, bu kitabı telif etme saadetine erişmekten başka, üzerinde olan nimetlerden dolayı edası vacip olan şükürleri eda etmek içindir. Çünkü nimet verene şükretmek vaciptir. Ahmed bin Abdullah Cerir; “Biz, insanın zatına verilen seksenikibin nimet saydık.” buyurmuştur. Dördüncü sebep de İslam adabı ile edeplenmek içindir. Zira Allahü teala, insanlara ve cinlere hamd etmelerini emreyledi. “Kulilhamdü lillahi.” buyurdu. Beşinci sebep, bir emr-i şerife hamd ile başlanmazsa o iş eksiktir. Onun faydası az olur.
Hamd dörttür: Kuldan Allahü tealaya hamd, halktan devletin başındaki kimseye hamd, talebelerden hocaya hamd, fakirlerden zenginlere hamd. Bunlardan biri hakiki hamd olup diğer üçü mecazîdir. Hakiki olanı, kulun Allahü tealaya hamdetmesidir. Bütün hamdedicilerin hamdi, Allahü tealaya mahsustur.
Besmele: Misk-i anberden daha güzel kokulu, gün ve aydan daha nurludur. Cehennem'den kurtuluş onunla, Cennet'te yüksek derecelere kavuşmak onunla, yine Cennet'te cemalullahla şereflenmek onunladır. Besmele yazılı kağıdı yerden kaldıranı, Allahü teala sıddîklardan eyler. Nitekim Lokman Hakîm böyle bir ameli işlediği için hikmet ve nasihata kavuştu. Cennet'te; bal, süt, su ve sair içeceklerin ırmakları, büyük bir inciden yapılmış kubbenin içinde yazılı olan Besmelenin bir “he” ve üç “mim” harfinden akar. Besmele okuyan kimselerin o ırmaklardan içeceği bildirilmiştir. Beypazarî buyurdu ki: Allahü tealanın üçbin ism-i şerifi vardır. Binini melekler bilir, binini Peygamberler bilir, başkaları bilmez. Üçyüzü Tevrat'ta, üçyüzü İncil'de, üçyüzü Zebur'da, doksandokuzu Kur'an-ı azimüşşandadır. Bir ismini, Allahü tealadan başka kimse bilmez. Bu üçbin esma-i şerifenin mânâ-yı latifesi, Besmelede zikrolunan üç esma-i latifenin içine yerleştirilmiştir. Bir kimse bu Besmele-i şerifeyi yerli yerince okusa, Allahü tealayı bütün isimleri ile zikretmiş gibi olur.
Hazreti Ali'nin evlatlarından nakledildi ki: Allahü teala kalemi yaratınca “Bismillah” yazmasını emreyledi. Kalem, Allahü tealanın ism-i şerifini işitince mütehayyir olup (hayrette kalıp) iki parça oldu. Parçalanmış hâlde başını Levh üzerine koyup bin yıl yattı. Sonra Allahü teala, kaleme; “Rahmanirrahim” ism-i şerifini işittirdi. Hemen iki parça bir araya gelip eski hâlini aldı.
Besmele-i şerife hakkında daha birçok faziletler vardır. Lisanlar onların hepsini anlatmaktan ve kalemler onları yazmaktan âcizdir. Bu faziletlerinden biri şudur: İsa Aleyhisselam birgün, bir kabrin yanından geçerken, azap meleklerinin kabirdeki ölüye azap ettiklerini gördü. Geçip işine gitti. İşinden dönerken yine o kabrin yanından geçti. Kabirdeki meyyitin başında rahmet meleklerinin toplandığını ve ona çeşitli nimetleri ikram ettiklerini gördü. İki rekat namaz kılıp Allahü tealaya bu işin sırrından sual eyledi. Allahü teala; “O meyyit asi idi. Azabımda mahbus idi. Hayatta olan oğlancığı bu gün hocaya başlayıp; “Bismillahirrahmanirrahim.” dedi. Ben de çocuğu dünyada benim ismimi zikrederken, kabirde babasına azap etmeyi keremime layık görmedim. Ona azap etmekten hayâ edip azabımı kaldırarak rahmet ve ihsanım ile muamele eyledim.” buyurdu.
Besmele-i şerife ondokuz harftir. Azap meleklerinin sayısı da ondokuzdur. Besmele-i şerifeyi okuyan kimseyi, Allahü teala, Besmele-i şerife bereketiyle bu ondokuz meleğin azabından muhafaza eyler.
Gün ile gece (birgün) yirmidört saattir. Besmelenin ondokuz harfi, beş vakit namaz ile yirmidört eder. Yirmidört saat içinde işlenen günahlara Besmele kefaret olur.
Abdullah ibni Abbas şöyle rivayet etti: Peygamberimiz buyurdu ki: “Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince Allahü teala, çocuğun, anasının, babasının ve hocasının Cehennem'e girmemesi için senet yazdırır.” Allahü teala bu nimetini cümlemize müyesser eylesin (Âmin).
Hak teala kullarına bazı şeyleri emretmiş ve bazı şeyleri de nehyetmiş, yasaklamıştır. Emir ve nehyettiği şeylerin bazısını Kur'an-ı Kerim'de bildirerek, bazısını Resulullah'ın dilinden hadis-i kudsi veya hadis-i şerif şeklinde beyan ederek bildirmiştir. Hakikatte emir ve nehyedici Allahü tealadır. Muhammed Aleyhisselam tebliğ edicidir. Bazı şeyleri farz, bazı şeyleri vacip, bazı şeyleri haram, bazısını tahrimen veya tenzihen mekruh, bazı şeyleri de mubah kılmıştır. Resulullah Efendimiz de bazı şeyleri sünnet ve bazı şeyleri müstehap buyurmuştur.
Farz: Allahü tealanın Kur'an-ı Kerim'de yapılmasını açıkça emrettiği şeylere, yani bu emirlere farz denir.
Farz üç kısma ayrılır: Bunlar da farzdan evvel farz, farz içinde farz, farzdan sonra farzdır. Farzdan evvel farz; Allahü tealayı bilmek, farz olan şeylerin ilmini bilmek, yani ilmihâlini bilmektir. Farz içinde farz; bildikleri ile amel ederken ihlas sahibi olmaktır. Farzdan sonra farz ise şirkten sakınmaktır. Bunları böyle bilmek ve inanmak herkese farz-ı ayndır.
Farzın itikadı farz, ilmi farz, miktarı farz, vakti farz, vaktinde edası farz, kazaya bırakırsa kazası farz, kefareti lazım olan farzların kefareti farz, edada ve kazada niyeti farz, inkârı küfürdür. Riyası haram, ucbu haram, sum'ası haram, cehli haramdır.
Farzı ehemmiyet vermediği için veya hafife aldığı için terk etmemişse imansız olmaz. Fakat Cehennem azabına layık olur. İnanmayan, ehemmiyet vermeyerek ve hafife alarak terk eden imansız olur. Bu farzlardan biri imandır. İmanın altı şartına kalb ile inanıp dil ile söylemek, akil ve baliğ olan herkes üzerine farzdır. Bu altı şarttan birini inkâr eylese veya şüphe etse veya tereddüt eylese veya hâli-i zihn olsa Mümin olmaz. Abdest almak, cünüplükten gusletmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan orucunu tutmak, zenginlerin zekat vermeleri ve Kâbe-i Muazzama'yı hac etmeleri gibi hususlar da Allahü tealanın kullarına farz kıldığı hususlardandır.
Vacip: Vacip oldur ki onu Allahü teala buyurmuş ola, buyurduğu şüpheli delil ile belli olmuş ola. Yani o delilin delaleti kat'i olmaz ve başka bir şeye delalet etmesi ihtimali olmasıdır. Vacibi işlemeyen, fasık ve azaba müstehak olur. Allahü tealanın muradı başka bir şey olmak ihtimali olduğu için vacip olduğuna inanmayan imansız olmaz. Vitir namazı, zenginlerin Kurban bayramında kurban kesmeleri ve Ramazan bayramında fıtra vermek gibi.
Mubah: İşlenmesinde sevap ve günah olmayan şeylerdir. Helalliği sabit, nehyi de olmayan, sevap ve ceza beyan olunmayan şeylerdir. Oturmak, yatmak ve yürümek gibi. Eğer niyetsiz olursa mubah olur. Zira amel cisim gibi, niyet ruh gibidir. Ameller aynı olsa da niyetler değişik olur. Eğer yatmaktan maksat; “Vücudumda olan yorgunluk gitsin de ibadete kuvvet kazanayım yahut teheccüd namazı kılmak için akşamdan uyuyayım, yahut dilimden Müminler eziyet çekmesinler.” olursa ibadettir, sevaptır.
Haram: Allahü tealanın; “Yapmayınız.” diye açıkça men ve yasak ettiği şeylerdir. Haramı işleyen Cehennem azabına layıktır. Harama helal diyen imansız olur. Haksız yere adam öldürmek, zina etmek ve köpek artığını yemek içmek gibi. Köpek artığı necistir, zaruret hâli müstesnadır.
Mekruh: Resulullah Efendimizin beğenmediği ve ibadetlerin sevabını gideren şeylere denir. Onu işleyen azaba müstehak olmaz. Helal diyen kâfir olmaz. Lakin ıtaba, yani azarlanmaya ve şefaatten mahrumiyete layık olur. At etini yemek gibi. Bazı âlimler, bunun tenzihen mekruh olduğunu söylediler, sahih olanı da budur. Peygamberimizden; “At etini yemek bizim için caiz midir?” diye sual edildi. “Caizdir ve temizdir.” buyurdu. Bu esnada Müslümanların yiyeceğe ihtiyaçları vardı. Daha sonra bir gazada tekrar sual edildi, at etini yemeye izin vermediler. Bu sırada yiyeceğe ihtiyaçları yoktu. Önceki hadis-i şerifi İmam-ı Şafiî, sonraki hadis-i şerifi Ebu Hanife delil aldı. Evla olan yememektir.
Sünnet: Allahü tealanın açıkça bildirmeyip yalnız Resulullah Efendimizin yapılmasını övdüğü yahut devam üzere yaptığı, yahut yapılırken görüp de mâni olmadığı şeylere sünnet denir. Sünneti terk edene azap olmaz. Lakin ıtaba müstehak olur. Misvak kullanmamak gibi. Dişi sararınca ağız kokusu değişince uykudan kalkınca namaza durmadan önce misvak kullanmak mekruhtur diyenlerin sözleri muteber değildir. Eğer dişinin kanama korkusu varsa yavaş yavaş sürmeli, dişe ve dile de olsa sürüp misvak kullanmayı terk etmemelidir. Peygamberimiz dişleri misvaklayarak kılınan bir namazın, misvaksız kılınan yetmiş vakit namazdan efdal olduğunu beyan buyurmuşlardır. Oğlan çocuklarına da misvak kullanmayı âdet ettirmek müstehaptır. Kadınların dişleri zayıftır. Onlar için sakız, misvak yerine geçer. Ezan ve ikamet okumak, cemaatle namaz kılmak, oğlan çocuklarını sünnet ettirmek ve evlendiği vakitte yemek yedirmek sünnettir.
Sünnet ikidir: Biri sünnet-i müekkededir. Buna sünnet-i hüda da denilir. İşlemesi vacip hükmünde olup terki de vacibin terki gibi tahrimen mekruh olduğu için vacip mesabesinde görüldü. Bazı ulema, sünnetin terki tenzihen mekruhtur dedi. Sabah namazının sünneti, yatsı namazının iki rekat son sünneti, akşam namazının sünneti, müekked sünnetlerdendir. Biri de sünnet-i gayrimüekkededir. İkindi ve yatsı namazının ilk sünneti gibi. Biri de sünnet-i kifayedir. Ezan ve ikamet sünneti gibi ki bir Müslüman okuyunca diğerinden sakıt olur. Resulullah Efendimizin dört halifesinin de sünnetleri vardır. Hazreti Ebu Bekr'in sünneti, Kur'an-ı Kerim'i mushaf hâline getirip toplamak, Hazreti Ömer'in sünneti Ramazan'ın başından sonuna kadar teravihi cemaatle kılmak. Hazreti Osman'ın sünneti, Cuma günü hutbeden önce ezan okumak. Hazreti Ali'nin sünneti, her hafta başını traş etmektir.
Müstehap: Resulullah'ın ömründe bir iki kere veya daha fazla işlemiş olduğu, fakat çok kere terk eylediği şeylere denir. İşlemeyene ıtab, azap ve şefaatten mahrumiyet yoktur. İşleyene ise sevap çoktur. Nafile namaz kılmak, nafile sadaka vermek, nafile oruç tutmak gibi. Müstehap da iki çeşittir: Biri Resulullah Efendimizin ümmetine öğretmek için bazı kere işlediği şeylerdir. İkincisi ulemanın müstehap gördüğü şeylerdir. Hutbenin sonunda; “İnnallahe ye'müru bi'l-adli...” ayetini okumak ve Cuma gününde zuhr-i ahır namazı kılmak gibi. Zuhr-i ahır namazını Resulullah ve eshabı kılmamış, sonra gelen ulema kılmışlardır. İmam-ı Yusuf, zuhr-i ahırdan sonra iki rekat namaz daha kılmıştır. Peygamberimizin doğduğu günün yıl dönümünde sevinmek, mevlit okumak müstehaptır, bunlara sevap vardır. Sekiz rekat teheccüd namazı, altı rekat evvabin namazı, iki rekat abdestten sonra kılınan şükr-i vüdu' namazı, dört rekat tesbih namazı, iki rekat husuf namazı, Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek için kılınan iki rekat namaz, nikâh etmek için kılınan iki rekat namaz, iki rekat tövbe namazı ve rüzgârın def'i için kılınan iki rekat namaz gibi, bunları kılmak müstehaptır.
Kalb hastalıklarından biri de hasettir. Haset; kıskanmak, çekememek demektir. Allahü tealanın ihsan ettiği nimetin bir kimseden çıkmasını istemektir. Bu; sıhhat, mal, evlat, ilim, reislik, makam ve mansıb gibi şeylerde olur. Faydası olmayan, zararlı olan bir şeyin, din kardeşinden ayrılmasını istemek haset olmaz, gayret olur. İlmini, mal mevki ele geçirmek, günah işlemek için kullanan din adamından, ilmin gitmesini istemek gayret olur. Malını haram işlemek, zulüm etmek, İslamiyeti yıkmak için bidati ve günahları yaymak için kullananın malının yok olmasını istemek de haset olmaz, din gayreti olur. Din kardeşindeki nimetlerin onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz, gıpta, imrenmek olur. Gıpta güzel bir huydur. İslamiyetin ahkâmına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, gözeten salih kimseye gıpta edilmesi vaciptir. Dünya nimetleri için gıpta etmek tenzihen mekruh olur.