KURTUBÎ, Muhammed bin Ahmed

Muhammed bin Ahmed bin Ebu Bekr bin Ferh Endülüsî Endülüslü Malikî mezhebi âlimlerinin ve müfessirlerin büyüklerinden.
A- A+

Endülüslü Malikî mezhebi âlimlerinin ve müfessirlerin (tefsir âlimlerinin) büyüklerinden. İsmi Muhammed bin Ahmed bin Ebu Bekr bin Ferh Endülüsî'dir. Künyesi Ebu Abdullah olup Kurtubî diye bilinir. Kurtuba'da doğdu. Doğum tarihi kesin bilinmemektedir. Mısır'da Münyetü Benî Hasib'de yaşadı ve 671 (m. 1273) tarihinde burada vefat etti. Kabri 1971 yılında onun adına inşa edilen camideki türbesine nakledilmiştir ve ziyarete açıktır.

Kurtubî'nin babası çiftçilikle geçinen bir kimseydi. Hıristiyan İspanyolların 627 (m. 1230)'da yaptıkları saldırıda şehit oldu. Kurtubî, gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı yaparak ailesinin geçimine yardımcı oldu.

Tahsilinin ilk yıllarını Kurtuba'da geçirdi. Burada Rebî bin Abdurrahman el-Eş'arî, Ebü'l-Hasan Ali bin Kutral Ensarî gibi âlimlerden ilim öğrendi. 633 (m. 1236)'da İspanyolların şehri istilâ etmesinden sonra şehri terk ederek İskenderiyye'ye geldi. Burada bulunan âlimlerden istifade etti. Karafî ile birlikte Feyyum'a gitti. 447'de Mansure'ye uğradı. Burada Ebü'l-Hasan Bekrî'den ders aldı. Bir müddet de Kahire'de kaldıktan sonra Said bölgesindeki Münyetü Benî Hasib'e yerleşti. Vefatına kadar burada kaldı.

İbn-i Revvac, İbn-i Cümmeyzî, Müslim hadis kitabının bir kısmını şerh eden Ebu Abbas Ahmed bin Ömer Kurtubî, Ebu Ali Hüseyin bin Muhammed bin Muhammed Bekrî ve başkalarının derslerini dinledi. Oğlu Şihabeddin Ahmed ondan rivayette bulundu.

Kurtubî, salih bir zattı. İlmiyle amel eden bir âlimdi. Dünyaya düşkün değildi. Kendisini ilgilendiren, ahirette saadetine vesile olacak işlerle meşgul olurdu. Zühtü çoktu. Haram ve haram olması muhtemel olan şüphelilerden sakınıp mubahları lazım olduğu kadarıyla kullanırdı. Umumiyetle aynı elbisesiyle dolaşırdı. Çoğunlukla vakitlerini ibadet, Allahü tealaya yalvarma ve kitap yazmakla geçirirdi.

Zehebî, Kurtubî için şöyle der: “İlimde derya (deniz) gibi bir âlimdir. Pek kıymetli eserleri vardır. Eserleri, onun ilimdeki yüksekliğine, meselelere vâkıf olduğuna (iyi bildiğine) ve faziletinin yüksekliğine şahittir. Ona; “Sizi takdir etmeyen insanlarla nasıl iyi geçiniyorsunuz?” diye sorulduğunda; “Onlardan misk kokusu duyuyorum.” cevabını vermiştir.”

Kurtubî, tefsir, hadis-i şerif ve hilafiyatta çok derin bir âlimdi. Tefsirinde rivayet cihetine önem vermiş, dirayet bakımından da muvaffakiyet göstermiştir. Tefsirinin mukaddimesinde (önsözünde) Kur'an-ı Kerim'in faziletlerine, kıraatlerine, tefsirine, icazına, derlenip toplanmasına ve başka hususlara dair bilgi vermiş, müfessirlerin derecelerini bildirmiştir.

Allame İbn-i Ferhun, Kurtubî Tefsiri'ni şöyle anlatır: “Bu tefsir, en büyük ve faydalı tefsirlerdendir. Kurtubî, tefsirinde kıssa ve tarihi hadiseleri almadı. Onların yerine, Kur'an-ı Kerim'in hükümlerini ve onların ayetlerden nasıl çıkarıldığını bildirdi. Kur'an-ı Kerim'in kıraatlerini, i'rabını, nasıh ve mensuhlarını zikretti.”

Kurtubî de tefsirinin mukaddimesinde, kendisini böyle bir tefsir yazmaya sevk eden sebep ile bu tefsirinde takip ettiği usulünü şöyle anlatır: “Kur'an-ı Kerim, gökteki eminin (Cebrail Aleyhisselam) yerdeki emine (Resulullah Efendimize) getirdiği mübarek ve mukaddes bir kitaptır. Dinî ilimlerin temeli olduğu için hayatım boyunca Kur'an-ı Kerimle meşgul olmayı, bütün gücümü ona sarf etmeyi istedim. Ve yine istedim ki, yazacağım bu tefsir, hem veciz olsun ve hem de tefsir ile ilgili nükteleri, lügatleri, i'rab ve kıraatleri ihtiva etsin. Akideleri bozuk olan bidat sahiplerine ve doğru yoldan sapanlara gereken cevabı versin. Hükümlerle alakalı olarak pek çok hadis-i şerifleri, ayet-i kerimelerin nüzul (inme) sebeplerini, ayet-i kerimelerin manalarını, ayet-i kerimelerin manaları ile ilgili Selef-i salihîn'in, sonra gelen ve onların izinde bulunan halefin (sonra gelen âlimlerin) açıklamalarını da kendisinde toplasın. Bu kitapta üzerinde durduğum bir husus da sözlerin sahiplerini bildirmek, hadis-i şerifleri de kim derlemiş ise onları zikretmektir. Çünkü denilmiştir ki: “İlmin bereketi, sözü sahibine nisbet etmek, onu bildirmektir.” Çok defa fıkıh ve tefsir kitaplarında hadis-i şerif mübhem (kapalı) olarak gelir. O hadis-i şerifi bildireni okuyan kimse bile mez. Sadece hadis-i şerif kitaplarına muttali olup vukufu olan kimseler bitir. Bu sebeple, hadis ilimlerine dair bilgisi olmayan kimse, bu hadis-i şeriflerin, hadis ilmine göre ne durumda olduğunu bilemez. Hadis ilmi ise gerçekten büyük bir ilimdir. Bir hadis-i şerif, onu tahric eden, meşhur ve güvenilir olan İslam âlimlerinden birisine nisbet edilmedikçe, o hadis-i şerif dinî hükümlerde delil olarak getirilemez. Biz bu kitabımızda, Allahü tealanın izni ile hadis-i şerifleri bu yönden de ele alacağız. Bu kitabımda, müfessirlerin tefsirlerinde bildirdikleri kıssalardan, tarihçilerin bildirdikleri haberlerden sadece lazım ve meseleyi açıklığa kavuşturmak için zikredilmesi zarurî olanları aldım. Almadıklarımın yerine ahkâm ayetlerini meselelerle açıkladım. Bir, iki veya daha fazla mana ifade eden ayet-i kerimelerin nüzul sebeplerini, tefsir ve hükümler gibi hususlarını da bildirdim. Hüküm ile ilgili olmayan ayet-i kerimelerin, sadece tefsir ve tevilini bildirdim. Kur'an-ı Kerim'in hükümlerini ve Sünnet-i seniyyeyi ihtiva ettiği için; bu kitabıma, El-Cami'u li ahkâmü'l-Kur'an ismini verdim.”

Bu tefsiri okuyan kimse, Kurtubî'nin yukarda bahsettiği ölçülere bi hakkın riayet ettiğini görür. O, ayet-i kerimelerin nüzul sebeplerine, kıraatlere temas etmiş, ayet-i kerimelerin i'rabları üzerinde durmuş, garip lafızları açıklamış, lügatleri ele almıştır. Diğer taraftan, bozuk itikat sahiplerinden olan Mu'tezile ve Kaderiyye'ye, Eshab-ı Kiram'a dil uzatanlara, feylesoflara gerekli cevapları vermiştir. İbn-i Ferhun'un dediği gibi, kıssaları toptan terk etmemiş, bilakis tefsirinin mukaddimesinde de belirttiği gibi, sadece lazım ve meseleyi açıklığa kavuşturmak için zikredilmesi zaruri olanları almıştır.

Kurtubî hazretleri bu kitabında, Selef-i salihîn'den, tefsir ve hükümlerle ilgili çok nakiller yapmıştır. Naklettiği her sözün sahibini de bildirmiştir. Bilhassa bu rivayetleri ahkâm ile ilgili kitapları yazanlardan ve müfessirlerden nakil ile yapmıştır. İbn-i Cerir, Taberî, İbn-i Atıyye, İbn-i Arabî, Kiya'l-Herrasî ve Ebu Bekr el-Cessas bunlardandır.

Kurtubî Tefsiri'nde, uzaktan ve yakından ayet-i kerime ile alakası olan ihtilaflı meselelerin delilleriyle birlikte ortaya konduğu söylenebilir.

Kısaca söylemek gerekirse, Kurtubî, tefsir ve onunla alakalı ilimlerde yükselmiş bir âlimdir. Sözlerinde, tenkitlerinde ve ilmî münazaralarında da insaf ve adalet çerçevesinde hareket etmiştir.

Eserleri:

1- El-Cami li ahkami'l-Kur'an: Kurtubî'nin en önemli eseridir. En büyük ahkam tefsirlerindendir. İlim âleminden çok büyük ilgi görmüştür. Çeşitli baskıları yapılmıştır. Son olarak 1985'te Beyrut'ta basılmıştır.
2- El-Esna fî şerhi esmaillahi'lhüsna: Allahü tealanın isimleri ile alakalı olup Tanta'da 1994'te yayınlanmıştır.
3- El-İ'lam bima fî dini'n-nasara mine'l-fesad ve'l-evham ve izharı mehasini dini'l-İslam ve isbatı nübüvveti nebiyyina Muhammed aleyhisselam: Hıristiyanlığa reddiye olup 1980'de Kahire'de ve 1985'te Mekke'de tekrar basılmıştır.
4- El-İ'lam fî marifeti mevlidi'l-Mustafa: Peygamber Efendimizin doğumu ile alakalı eserin bir nüshası Topkapı Sarayı müzesi, No: 443'te kayıtlıdır.
5- Urcuze fî esmai'n-Nebiyyi aleyhisselatü ve's-Selam: Peygamberimizin 300'den fazla ismini toplamıştır.
6- Et-Tezkire fî ahvali'l-mevta ve'l-ahire: Kabir ve ahiret hallerine dair olan bu eser, son olarak 1997'de Medine'de basılmıştır. Bu eseri Abdülvehhab Şa'ranî Muhtasar adıyla kısaltmış ve Hakikat Kitabevi tarafından 1999'da basılmıştır.
7- Kam'u'l-hırs bi'z-zühdi ve'l-kanaa ve reddü zülli's-suali bi'l-kesbi ve's-sınaa: Tasavvufla ilgili olan bu eser 1988'de Tanta'da, 1994'te de Beyrut'ta tahkikli olarak yeniden basılmıştır.
8- Et-Tezkar fî efdali'l-ezkar: Kur'an-ı Kerim'in kıratı ve faziletleri ile ilgilidir. Son olarak Şam'da 1987'de basılmıştır.
9- Kaside fi'stilahi'l-hadis: Hadis usûlü ile ilgilidir. Bir nüshası Köprülü Kütüphanesi, No: 1559'da vardır.
10- El-Misbah fi'l-cem beyne'l-ef'al ve's-sıhah: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Şehit Ali Paşa Kısmı, No: 2682'de vardır.
11- Et-Takrib li kitabi't-Temhid: İbn-i Abdülber'in Et-Temhid adlı eseri üzerine yapılmış bir çalışmadır.
12- Şerhu'l-Tekassi
13- Risale fî elkabi'l-hadis

Kaynaklarda bahsedilen diğer eserleri şunlardır: El-lumau'l-lü'lüiyye, Menhecü'l-ubbad, El-Muktebes fî şerhi Muvatta, El-İntihaz fî kurrai ehli'l-Kufe ve'l-Basra ve'ş-Şam ve ehli'l-Hicaz, vb.dir.

Kurtubî, tefsirinde, Urve bin Zübeyr'den şöyle nakleder: “Ceza veya bir farizayı ifade eden ayeti kerimeler Medine-i Münevvere'de, geçmiş ümmetlerin durumları ve azap ile alakalı ayet-i kerimeler Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.”

Et-Tezkire fî ahvali'l-mevta ve'l-ahire adlı eserden bazı bölümler:

“Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem Efendimiz; “Sizden biriniz, kendisine gelen herhangi bir zarardan dolayı sakın ölümü istemesin. Eğer o, muhakkak ölümü istemek durumunda bulunursa; “Ya Rabbî! Hakkımda ölmek hayırlı ise beni öldür, yok yaşamak hayırlı ise beni yaşat.” diye dua etsin.” buyurdu.

Resulullah Efendimiz; “Ahirette olacaklardan sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız.” buyurdu.

Ölüm hâli: Dünyadaki ölümü yaklaştığı vakit, insanın yanına dört melek gelir. Bunların biri, ruhunu sağ ayağından ve biri sol ayağından, biri sağ elinden, biri de sol elinden çekerler. Çok defa, ruhu gargara hâline gelmezden evvel, “Alem-i melekutî”yi görmeye başlar. Melekleri, yaptıkları işlerin hakikatini, âlemlerinde durdukları hâl üzere görür. Eğer dili söyler ise onların vücudunu (varlığını) haber verir. Çok defa da gördüğü şeyleri şeytanın bir işi zan eder. Lisanı tutuluncaya kadar hareketsiz kalır. Bu hâlde yine melâike ruhunu parmak uçlarından çekerler. Soluğu ise sanki saka kırbasından su boşalır gibi gırıl gırıl öter. Facirin ruhu da yaş keçeye takılmış olan diken çekilir gibi çıkarılır ki, bunu insanların en üstünü olan Peygamberimiz haber verdi. Ölüm hâlindeki facir kimse, karnını diken ile dolu zanneder. Ruhunu da sanki bir iğne deliğinden çıkıyor ve gök yere bitişiyor ve kendisi arasında kalıyor zanneder. Ruh çekilip son bağı kopacağı zaman, kendisine birçok fitneler ârız olur. Bu, o fitnelerdir ki, İblis, yardımcılarını özellikle o kimseye musallat eder. O hâlde iken, o insana gelirler ve onun anası, babası, kardeşi, kız kardeşi ve sevdiği kimselerden vefat etmiş olanlar suretinde görünürler ve ona derler ki: “Ey filan! Sen ölüyorsun. Biz, bu hâlde seni geçtik (yani senden önce bu şekilde öldük). Sen Yahudi dininde olarak öl. Bu din, Allah indinde makbul olan hak dindir.” Eğer bunların sözlerine aldanmaz, dinlemez ise yanından giderler. Başkaları gelip derler ki: “Sen Nasranî (Hıristiyan) olarak öl! Zira o din, Mesih'in yani İsa Aleyhisselam'ın dinidir ki, Musa Aleyhisselam'ın dinini neshetmiştir.” Böylece, her milletin dinlerini ona söylerler. O zamanda Cenab-ı Hakk'ın şaşırmasını dilediği kimse şaşırır, işte bu; “Ey bizim Rabbimiz! Dünyada iken bize iman verdiğin gibi, ölürken de kalblerimizi şaşırtma.” mealindeki Âl-i İmran suresinin 8. ayet-i kerimesinin haber verdiği hâldir.

Bu konu ile ilgili bir kıssa şöyledir: “Zamanın birinde yaşayan bir rahip, sara hastalığına yakalanan kimseleri tedavi ediyordu. Rahibin eliyle mesh edip dokunduğu kimse, Allahü tealanın izni ile şifa buluyordu. Birgün zamanın hükümdarının kızı hastalandı. Bunun üzerine hükümdar, kızını o rahibin bulunduğu manastıra gönderdi. Kız manastırda tedavi olurken, melun şeytan gelerek rahibe; “Sen bu kızla zina et. Çünkü bu kız şuurunu kaybetmiş.” diye vesvese vererek, rahibi zinaya sürükledi. Muradına kavuşan şeytan, daha sonra rahibe yine; “Senin yaptığın bu çirkin işin kız farkına vardı. Halkın arasında seni rezil ve rüsva etmesinden korkulur. En iyisi sen kızı öldür ve şu kum yığınlarının içine gömüver. Hükümdarın adamları gelince onlara; “Hükümdarın kızı iyileşti ve gitti.” dersin.” diye talimat verdi. Rahip, şeytanın isteklerini yeise kapılarak yerine getirdi. Kızı öldürüp şeytanın gösterdiği kum yığınının içine gömdü. Bu arada şeytan, hemen hükümdarın yanına giderek, durum böyle böyle oldu. Rahip, kızın iyileşip gitti derse, ona inanma oradaki kum yığınını kazdır. Kızının cesedini bulursun, dedi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası