KUSUMLARLI İSMAİL EFENDİ

KUSUMLARLI İSMAİL EFENDİ Kütahya'nın ileri gelen şeyhlerinden
A- A+

Kütahya'nın ileri gelen şeyhlerinden. 1268 (m. 1852) yılında Simav'ın Kusumlar köyünde doğmuştur. İlk tahsilini Yağıllar medreselerinde yaptıktan sonra Konya'ya gitmiş ve orada 9 sene tahsilden sonra icazet almıştır. İcazet veren hocasının tavsiyesi üzerine memuriyet almayarak memleketine dönmüş ve bir medrese açarak talebe yetiştirmeye başlamıştır.

Bir müddet sonra Yağılar köyündeki Şeyh Hacı Ahmed Efendi, İsmail bize gelsin diye haber gönderdi. Bunun üzerine İsmail Efendi kendi kendine, “Bu kadar ilim tahsil et, sonra da git mürid ol. Bana göre değil” diye düşünüp gitmedi. Bundan sonra hastalandı. Bir sene hastalıktan kurtulamadı. Hacı Ahmed Efendi bir sene sonra tekrar, “İsmail daha bizi anlamadı mı? Niye hâlâ gelmiyor?” diye haber gönderdi. Bunun üzerine İsmail Efendi Yağıllar köyüne gitmek üzere yola çıktı. Yol üzerinde Eciler köyüne uğradı. Köyde kimse yüzüne bakmadı. Köy odasında yalnız başına kaldı. Kimse gelip bir şey getirmedi. Sabahleyin namazdan sonra yola çıkarak Yağıllar köyüne vardı. Hacı Ahmed Efendi'nin huzuruna çıktı. “Gece nerede kaldın?” diye sorunca, “Eciler köyünde kaldım” diye cevap verdi. “Desene bu gece Ecileri ihya ettin,” dedi.

Hacı Ahmed Efendi ona tasavvufi vazifeler verdi, ayrıca Yağıllar Medresesinde kendi yerine ders vermesini istedi. Talebeleri toplayıp, “Bundan sonra tâlim hocanız Kusumlarlı Molla İsmail'dir” dedi. İsmail Efendi yıllarca Yağıllar medresesinde talebe okuttu.

İsmail Efendi medreseler kapatılıncaya kadar yıllarca pek çok talebe okutmuştur. Medreseler kapatılınca köyüne yerleşmiş ve kendi çapında talebelere ders vermiştir. İsmail Efendi, Hacı Ahmed Efendi'den sonra onun halifesi Sındırgılı Müfti Sadık Efendi'ye intisap etmiş ve devamlı onun ziyaretine gitmiştir. Onun 1935 yılında vefat etmesi üzerine emaneti İsmail Efendi devralmıştır. İsmail Efendi bir müddet tasavvuf dersleri vermez. Ancak 1940 yılından sonra artık ders vermeye başlar. Önce Kusumlar köyündekilere nasihat eder. Sonra çevre köylere gitmeye başlar. Artık çevre köylerde ve Kusumlar köyü misafirlerle dolup taşmaya başlar. Kendisine bağlı olanlar arttıkça camiler dolup taşmakta, çift sürerken bile Allah denmekte ve ilahiler söylenmektedir. Birçok din adamı sohbetine koşmuştur.

Birkaç defa İsmail Efendiyi şikayet etmişler, her defasında suçsuz olduğu anlaşılmıştır. Kusum'da camide imamlık yapmıştır. Hiçbir ücret almamıştır. Gelen hediyeleri de çeşme yapımında kullanmıştır. 1377 (m. 3 Mart 1958) yılında vefat etmiştir. Cenazesini Hisarcıklı İsmail Hoca yıkamıştır. Cenazesi çok kalabalık olmuştur. Köyünde medfundur.

Kusumlarlı İsmail Efendi, sık sık şu şiirleri okurdu:

Gel ölüm gelmeden tedarik eyle
Gezdiğin yerlerde Allah'ı zikreyle
Cennet kapısını aça komuşlar
Mümin kullarını seçe komuşlar
Hulle donlarını biçe komuşlar.

Gel ölüm gelmeden tedarik eyle
Gezdiğin yerlerde Allah'ı zikreyle
Ulu kıyamet kopa, düz ola dere tepe,
Niceler yoldan sapar, tevbeye gel tevbeye.
Sakalına baka bak, siyah iken oldu ak,
Dünya bize kurdu tuzak, tevbeye gel tevbeye.

Dervişlerin alayı
Zikir kalbin kalayı
Çalışmaktır kolayı
Geldi derviş alayı.

Dervişlik bir kuştur
Allah ile bir iştir
Anlayana bir düştür
Gamda görün dervişleri.

Talebelerinin hâl ve hatırını sorar, dertleri ile ilgilenirdi. Kimsenin hatasını, aybını yüzüne vurmaz, sohbette umumî konuşurdu. Misafirlerine bizzat hizmet ederdi. Adana'dan gelen bir talebesi, “Efendim aramız uzak, ben her zaman gelemem” deyince, “Evladım, verdiğimiz vazifeleri tam yap. İslamı yaşa. Biz her zaman senin yanındayız. Kalbin bizimle olsun. Kalbini istikamet üzere tut,” buyurdu.

“Otuz sene zahirî ilimleri okudum. Ancak tadı tasavvufta buldum. Az yiyen köpek ulur, çok yiyen köpek uyur. Seher vakti kalkın. Kaza namazlarınızı kılın, virdinizi yapın. Sonra sabah namazını cemaatle kılın.”

İsmail Efendinin birçok kerameti anlatılır. Kerim diye bir gençle yolculuk esnasında bir yerde mola verirler. Bundan sonrasını Kerim şöyle anlatır: Mola yerinde bir ateş yakmıştım. Ateşi gören iki aşiret çocuğu yanımıza geldi. Sepetimizde annemin koyduğu bir buçuk kilo üzümle iki ekmek vardı. İsmail Efendi sepeti istedi. Sepetten bir salkım üzüm çıkarıp çocuğun birine verdi. Sonra bir salkım da diğerine verdi. “Ben eyvah aç kalacağız. Hepsini vermese” derken ekmeği de verdi. Sonra bir salkım üzümle bir ekmek bana verdi. Aynısından kendine de aldı. Sonra tekrar çocuklara verdi. Doyuncaya kadar verdi. Ne üzüm ne de ekmek hiç azalmadı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası