KUTB-İ ZAMAN, Seyyid Celal Buharî

Seyyid Celaleddin Hüseyin Hindistan evliyasının büyüklerinden
A- A+

Hindistan evliyasının büyüklerinden. Çeştiyye yolunun ileri gelenlerindendi. İsmi Seyyid Celaleddin Hüseyin, lakabı Bendegî Mahdum-i Cihaniyan'dır. 707 (m. 1308)'de Pencap Eyaletinin Uç şehrinde doğdu, 785 (m. 1384)'te orada vefat etti. Şeyhülislam Rükneddin Ebü'l-Feth Kureşî'nin talebesi, Nasireddin Mahmud'un halifesidir. Nasireddin Mahmud da Nizameddin Evliya'nın halifesiydi.

İlk tahsilini amcası Şeyh Sadreddin Muhammed Kebir Buharî ve Kadı Allame Behaeddin'den aldı. Sonra Multan'da Şeyh Behaeddin Zekeriyya'nın medresesine katılıp Mevlana Musa ve Mevlana Mecdüddin'den okudu. Rükneddin Ebü'l-Feth'den tasavvuf yolunu aldı. Çok seyahat edip birçok âlim ve evliyadan ilim ve feyiz aldı. İmam-ı Abdullah Yafiî ile Mekke-i Mükerreme'de sohbet etti. Medine'de Senedü'l-muhaddisîn Afifeddin Abdullah Matarî'den ilim öğrendi. İki sene onun sohbetine devam etti. Şihabeddin Sühreverdî hazretlerinin kitaplarını, onun huzurunda okudu. Şeyh Emineddin'in kardeşi Şeyh İmamüddin'den kendisi için bırakılan emanetleri Kazerun'da aldı.

Kazerun'a gitmesi şöyle oldu: Şeyhülislam Senedü'l-muhaddisîn Şeyh Afifeddin Abdullah Matarî'nin Medine'de iki sene sohbetine devam etti. Avarif ve diğer süluk kitaplarını onun huzurunda okudu. Ondan tarikat ve zikir telkini aldı. Şeyh Afif buyurdu ki: “Size hilafet Kazerun'da verilecektir.” Kazerun'a gidince Şeyhülislam Emineddin'in kardeşi Şeyh İmamüddin ona dedi ki: “Şeyh Emineddin, vefatı zamanında bana vasiyet etti ve; “Seyyid Celal Buharî bizimle görüşmek istedi. Yazık ki Multan'a kadar geldi de şeytan ona yolda yalan söyledi ve Şeyh Emineddin ahirete göçtü dedi. Celal Buharî Mekke tarafına gitti. Dönüşte Kazerun'a uğrayacak. Ona selamımı söyle, seccademi ve makasımı ona ver. Benim icazetlim ve halifem eyle!” buyurdu. Şeyh İmamüddin de öyle yaptı. Seyyid Celal Buharî hazretleri, o pirden çeşitli istifade ile döndü. Gittiği her yerde, sarıldığı her büyükten alacağını tamamen alır, en yüksek seviyede istifade ederdi.

Kutb-i Zaman'ın Kadirî meşayıhı ile de büyük muhabbeti vardır. Hızane-i Celalî adlı kitabında der ki; Şeyh Muhyiddin Abdülkadir-i Geylanî (Kuddise sirruh) buyurur: “Beni ve beni göreni görene müjdeler olsun.” O kutubdur ve bu sözünde doğrudur. Benim çok ümidim vardır ki bu söz mucibince Hak teala bana merhamet eder. Ondan sonra bir silsile ile Şeyh Şihabeddin Sühreverdî'ye bir vasıta ile ulaşan Behaeddin Zekeriyya silsilesinden başka bir silsile daha bildirir ve; “Ben filanı gördüm, o şeyh Şihabeddin-i Sühreverdî'yi, o da Muhyiddin Abdülkadir-i Geylanî hazretlerini gördü.” der.

Kutb-i Zaman Delhi'ye gitti. Delhi Türk Sultanı Muhammed Tuğluk Şah zamanında ona şeyhülislamlık makamı ve büyük bir dergâh verildi. Talebelerine ondört büyük evliyanın yolunu gösterir, onların silsilesinde yer alırdı. Fakat o, bir müddet sonra Kâbe yolunu tuttu. Daha sonra tekrar memleketine döndü. Pek çok talebe yetiştirdi. Hindistan hükümdarlarının büyüklerinden olan Firuz Şah'a zaman zaman nasihatlar ederdi. Firuz Şah, Kutb-i Zaman hazretlerinin her gelişinde, ona karşı gereken edebi gösterirdi. Nasihatlarını dinler, İslam âlimlerinin fetvalarına göre hareket ederdi. O, büyüklere gereken hürmet ve saygıyı yaparak, onların gösterdiği doğru yolda, Allahü tealanın emir ve yasaklarına uygun hareket etmek için elinden gelen bütün gayreti gösterirdi. Memleketindeki kötülükleri ortadan kaldırıp din-i İslam'ın yüce emirlerini hâkim kıldı. İnsanlar, müslim ve gayrimüslim, huzur ve kardeşlik içinde beraberce yaşadılar. Memleketin refah seviyesi yükseldi. Çeşitli hayır müesseseleri, bendler, barajlar, kale ve mektepler yaptırdı. Fakir kızların çeyizlerini temin etmek için müesseseler kurdu. Memleketinde işsiz kimse bırakmadı. Dinî vergiler haricinde, öteden beri vatandaştan alınan bütün vergileri kaldırdı. Devlet bütçesi zenginleşti. Halkın refah seviyesi yükseldi. Memur ve askere daha fazla maaş verdi. Memlekette ucuzluk ve bolluk hüküm sürdü. Birçok yeni binalar yapılıp yeni kasabalar kuruldu. Esirler ve köleler, Osmanlılardaki gibi eğitilerek, maaşlı asker hâline getirildiler. Osmanlılardaki tımar sistemini de aynı insanî duygular içerisinde uygulayıp hükümdarlığı boyunca insanlara Allahü tealanın rızası için hizmet eden Firuz Şah, “Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir.” hadis-i şerifine uygun olarak memleketini idare etti. Herkes ondan memnun olup dua etti.

Kutb-i Zaman'ın Firuz Şah'tan başka meşhur talebeleri de vardır. Bunlardan biri de İmam-ı Rabbanî hazretlerinin altıncı ceddi olan İmam-ı Refiuddin'dir.

İmam-ı Refiuddin, hocası Seyyid Celal Buharî'nin hizmetinde ilim ve feyzinden istifade ile meşgul olurken, Samane'de otururdu. O sırada Serhend, vahşî hayvanların ve aslanların bulunduğu ormanlık bir yerdi. Yolları ıssız ve tehlikeliydi. En yakın şehir olan Samane'den Serhend'e, bina yapmakta kullanılabilecek malzeme getirmek de çok zordu. İmam-ı Refiuddin hocasının huzuruna çıkarak; “Talebeniz olan Firuz Şah'a rica edip orada bir şehir kurulmasını temin etseniz.” diye arz etti. Kutb-i Zaman, Delhi'ye gitti, iki konak mesafede sultan tarafından karşılandı. Sultan, hocasının isteklerini hemen kabul edip orada bir şehir kurulmasını emretti. Şehrin kurulması işi ile İmam-ı Refiuddin'in ağabeyi olan saray memurlarından Hace Fethullah'ı vazifelendirdi. Hace Fethullah, ikibin kişi ve lüzumlu malzemelerle o ormanlık yere geldi. Orada mevcut olan yıkık bir kaleyi tamire başladı. Gündüz akşama kadar çalışıyorlar, yaptıkları yeri, sabahleyin yıkılmış buluyorlardı. Durumu sultana bildirdiler. Sultan da Hazreti Seyyid Celal Buharî'ye havale eyledi. O mübarek zat da talebesi ve halifesi İmam-ı Refiuddin'i huzuruna çağırıp; “Kaleye gidiniz ve güneşte kurumuş kerpiçleri, tuğlaları kullanınız. Ancak bu yolla, yıkılma işini önleyebilirsiniz. Orası bir velayet sahibi ister. Siz oraya yerleşiniz.” buyurdu. İmam-ı Refiuddin, hiç tereddütsüz hocasının emrine uyarak Serhend'e gitti. O günden sonra Serhend beldesi çok parladı. Bu mübarek zatın bereketiyle, her taraf imar edilip genişledi. Mamur bir şehir kuruldu. Orada bulunanlar da İmam'ın sohbet ve hizmetinin bereketiyle büyük saadetlere kavuştular.

Kutb-i Zaman'ın beş erkek ve bir kız altı çocuğu vardı.

Pek kıymetli eserlerin de müellifi olan Seyyid Celal Buharî'nin başlıca eserleri şunlardır:

1- Camiu'l-ulum (veya Hulasatü'l-elfaz), 

2- Siracü'l-Hidaye, 

3- Mukarrirname veya Mektubat, 

4- Cevahir-i Celalî, 

5- Mazhar-ı Celalî, 

6- Kenzü'l-Erbein, 

7- Hizane-i Celalî. İmam-ı Rabbanî hazretleri Mektubat'ında bu eserin okunmasını tavsiye etmekte ve Seyyid Şeyh Ferid'e yazdığı mektubunda bu kıymetli eser hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Meclis-i şerifinizde, Kutb-i Zaman Bendegî Mahdum-i Cihaniyan'ın kıymetli kitaplarından, her gün bir miktar okutulursa Eshab-ı Kiram'ın nasıl meth ve sena edildiği, isimlerinin ne kadar edeple yazıldığı görülür. Böylece, o din büyüklerine dil uzatanlar, mahcup olur, utanır. Bu kötü yolu tutmuş olan zındıklar, bu günlerde işi azıttı. Her memlekete yayılarak, Eshab-ı Kiram'ı kendileri gibi sanıp kötülüyorlar. Bunun için birkaç kelime yazdım ki meclis-i şerifinizde böylelere yer verilmesin.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası