LEYSBİNSA'D

Leys bin Sa'd bin Abdurrahman el-Fehmi; künyesi Ebu'l-Haris Tebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.
A- A+


Tebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden. Adı, Leys bin Sa'd bin Abdurrahman el-Fehmi; künyesi Ebu'l-Haris'tir. Kays bin Rufaa'nın azatlı kölesidir. Ailesi İran'ın İsfehan şehrindendir. Doğum tarihi ihtilaflı olup 94 (m. 712) yılında Mısır'ın Kalkaşende kazasında doğduğu ekseri kabul edilir. Mısır ve Hicaz âlimlerinden ilim tahsil edip, Mısır'da hadis ve fıkıh tedrisatıyla (öğretimiyle) meşgul oldu. Bu ilimlerde, zamanının en üstünlerinden idi. Çok cömert olup, malının tamamını çok kere Allah rızası için fakirlere dağıtmıştı. 175 (m. 791) yılında Kahire'de vefat etti. Kabri, Mısır'da Karafetü's-sugra'da olup, meşhur ziyaretgahlardan biridir. Doğum ve vefat tarihleri hususunda başka rivayetler de vardır. Ayrıca yüksek şeref ve kerem sahibi (cömert) bir zat idi.

Leys bin Sa'd hazretleri, fıkıhta ve hadisde Mısır halkının imamı (âlimi) idi. Mutlak müçtehitlerden olup, mezhebi kitaplara yazılamadığı için unutuldu. Onun hakkında, dört hak mezhepten birinin imamı olan İmam-ı Şafiî'nin çok hüsn-i zannı vardı. Hatta Ebu Hatim ve İbn-i Hibban, İmam-ı Şafiî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Leys bin Sa'd, İmam-ı Malik'ten daha fakih idi. Şu kadar var ki onu talebeleri zayi ettiler. Yani, ondan öğrendiklerini kitaplara yazmadılar.”

İmam-ı Ahmed bin Hanbel; “Leys, ilmi çok ve rivayet ettiği hadis-i şerifleri sahih olan bir zattır. Mısırlılar arasında ondan sağlam olanı yoktur. Ben, Leys bin Sa'd'ın bir benzerini görmedim.” demiştir. İbn-i Sa'd da Tabakat'ında; “Leys bin Sa'd, yaşadığı asırda fetva ile uğraşırdı. Hadis ilminde sika (güvenilir) bir ravi olup, çok hadis-i şerif bildirmiştir.” demektedir.

Tebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiTebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.

Leys bin Sa'd hazretlerinin Kahire'de Karafetü'ssugra Kabristan'ında bulunan kabri.

İmam-ı Nafî; Leys bin Sa'd'ın Tabiîn'den ellinin üzerinde âlimle, Tebe-i tâbiîn'den de yüz elliden fazla kimse ile görüştüğünü söyler. Bunlar arasından Nafî Mevla, İbn-i Ömer, İbn-i Şihab-ı Zührî, İbn-i Ebu Müleyke, Yezid bin Ebu Hubeyb, Yahya bin Sa'id el-Ensarî ve onun kardeşi Abdurrahman bin Sa'id, İbn-i Aclan, Hişam bin Urve, Ata bin Ebu Rebah, Bükeyr bin el-Eşec, Haris bin Ya'kub ve daha pek çok âlimden hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de Muhammed bin Aclan, Hişam bin Sa'd, Yahya bin İshak es-Sılhinî, Ebu Seleme el-Huzaî ve daha birçok âlim hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.

Abdullah bin Ahmed, İmam-ı Malik bin Enes'ten rivayet ederek; “Hadis bakımından insanların en sağlamı, Mukbirî'den daha çok Leys bin Sa'd idi. O, Ebu Hüreyre'den kendisinin rivayet ettiklerini ve babasının ondan rivayet ettiklerini ayırıyordu.” demiştir. Ebu Davud; “Mısır'da hadis bakımından Leys bin Sa'd'dan daha sağlamı yoktur. Amr bin Haris de ona yakındır.” derken, İmam-ı Esrem de; “Şu Mısırlılar arasında Leys bin Sa'd'dan daha mazbut (zaptı kuvvetli) bir ravi yoktur. Amr bin Haris ve diğerleri bunun kadar değillerdi.” buyurmuştur.

Hadis ilminde yüksek derecelere varan daha birçok âlim, Leys bin Sa'd'ın sika (güvenilir), saduk (hadis rivayeti sağlam) bir ravi olduğunu haber vermektedirler. O, hadislerin yazılmasına da önem verirdi. Bir ara Bağdat'a gidip, orada da hadis-i şerif ilmini tahsil etmiş, Zührî'den çok ilim öğrenmiştir. Mısır'dan 161 senesinde Şevval ayında çıkıp, Kurban Bayramında Bağdat'a varmıştır.

Leys bin Sa'd, fıkıh ilminde de çok büyük bir âlimdi. İmam-ı Şafiî ve İbn-i Hibban'ın bu hususta onun hakkında bildirdikleri yukarıda anlatılmıştı. Harmele bin Yahya da onun fıkıh ilmindeki üstünlüğünü nakletmektedir. Yahya bin Bükeyr de Şurahbil bin Cemil'den naklederek; “Emevî halifelerinden Hişam bin Abdülmelik zamanındaki insanlara yetiştim. O zamanda çok âlimler vardı. Yezid bin Ebu Hubeyb ve diğerleri Mısır'da bulunuyordu. Leys bin Sa'd, o zaman çok gençti. Fakat herkes onun faziletini ve dindeki veraını (haramlardan çok sakınmasını) biliyor ve yanına gidiyordu. Ben, Leys bin Sa'd'dan daha mükemmelini görmedim. O, fakih bir zat olup, nahiv bilgisine sahipti. İmam-ı Malik ile iyi görüşür, birbirlerine mektup yazarlardı. Çok güzel Kur'an-ı Kerim okuyordu. Hadis-i şerifleri ve şiirleri ezberliyordu. Müzakeresi çok güzeldi. Onun gibisini görmedim.” buyurur.
 

Tebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiTebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.

Leys bin Sa'd hazretlerinin Hadis cüzünün başlangıç sayfası (77a). Eser, İstanbul'da Köprülü Kütüphanesi 372 numarada (vr. 77a - 86a arasında) kayıtlıdır.


 

İbn-i Hibban, **“Kitabü's-sikat”**ında; “Leys bin Sa'd, fıkıh ve diğer ilimlerde, ayrıca vera, fazilet ve cömertlikte zamanındakilerin büyüklerindendi.” derken, İbn-i Ebu Meryem de; “Allahü tealanın yarattıklarından şu zamanda hiçbir kimseyi Leys'ten daha faziletli görmedim. Leys bin Sa'd'da bulunan bu haslet, onu Allahü tealaya yaklaştırıyordu.” dedi.

Talebesi Eşheb bin Abdülaziz der ki: “Leys her gün dört grup insanla görüşürdü. Bunlardan birinci grup idareciler olup onunla istişare eder, fikrini sorarlardı. İkinci grup talebeleri olup onlara ders verirdi. Üçüncü grup fetva soranlar, dördüncü grup ise ihtiyaç sahipleri olup, onların ihtiyaçlarını görürdü.”

Yusuf bin İsmail en-Nebhanî, “Camiu keramati'l-evliya” adındaki eserinde şöyle yazıyor: “Leys bin Sa'd, müçtehit din imamlarının en büyüklerindendi. Eshab-ı Kiram'dan ve Tabiîn'den sonra bu din-i mübine (İslam dinine) en çok hizmet edenlerden olup aynı zamanda ehl-i keramettir. Nitekim İmam-ı Leys, bir defasında bir ev yapmış, onu çekemeyenlerden İbn-i Refa'a da inadından gelip bir gece gidip onun evini yıkmıştı. Leys ikinci defa ev yapınca İbn-i Refa'a yine gelip o evi de yıkmıştı. Üçüncüsünde yine aynı şeyi yapmak isterken İbn-i Refa'a'ya felç inmiş; bir müddet sonra da ölmüştür.”

İbn-i Vehb de diyor ki: “İmam-ı Malik bin Enes ve Leys bin Sa'd olmasaydı insanlar yolunu şaşırırdı.”

Leys bin Sa'd, çok cömert olup, malı çok fazla idi. Senelik geliri 80.000 dinardı. Bunların hepsini Allah rızası için fakirlere dağıtır, elinde de hiçbir şey kalmazdı. Bunun için kendisine hiç zekat farz olmadı. Her gün fakirlere 360 altın sadaka vermeden kimse ile konuşmazdı ve buyururdu ki: “Benden bir sadaka veya hediye kabul eden kimsenin bende olan hakkı, benim onda olan hakkımdan daha büyüktür. Çünkü o; benden, benim için Allahü tealaya yakınlık vesilesi olan bir şeyi kabul etmiştir.”

İmam-ı Leys'in oğlu Şuayb şöyle anlatıyor: “Bir keresinde babamla birlikte hacca gitmiştik. Medine'ye gidince, Malik bin Enes, kendisine bir tabak yaş hurma gönderdi. Babam da tabağa bin dinar altın koyup geri gönderdi.”

Bir gün kendisine üç kişi gelip fakir olduklarını söylediler. Onların her birine bin dinar altın verdi. Yine bir defasında İbnü'l-Hey'a'nın evi yanmıştı. Ona da bin dinar altın gönderdi. Kadı Mansur bin Ammar'a da bin dinar gönderdi; “Bunu oğlum Şuayb duymasın. Zira bunu size az görür.” buyurdu. Şuayb'ın bundan haberi yoktu. O da Kadı Mansur'a, babasınınkinden bir dinar eksik olarak dokuz yüz doksan dokuz dinar gönderdi ve; “Babamın verdiği gibi olmasın diye bir dinar eksik gönderdim.” dedi.

Kadı Mansur bin Ammar şöyle anlatıyor: “Ben, bir zamanlar Mısır'da en büyük camide vaaz ve nasihat ederden. Bir Cuma günü iki kişinin kapı önüne gelip beni dinlediklerini gördüm. Cuma namazı bitince, o iki kimse bana; “Leys bin Sa'd hazretleri sizi yanına çağırıyor.” dediler. Ben de; “Peki! Geliyorum.” dedim. Huzuruna varıp selam verdim. Selamımı aldı ve bana; “Camide vaaz eden sen misin?” diye sordu. Ben de; “Evet, benim!” dedim. Bunun üzerine bana; “Allahü teala senden razı olsun! Şimdi gel, yanıma otur ve camide konuştuklarını burada da anlat!” dedi. Yanında birkaç kişi daha vardı. Ben de Cennet ve Cehennem hakkında konuştum. Bu sırada baktım ki Leys hazretleri ağlıyor, öyle ağladı ki, kendinden geçip bayılmıştı.

Bir müddet sonra ayıldı ve eli ile bana artık dur, diye işaret etti ve sonra bana; “Adın nedir?” diye sordu. Ben de adımın Mansur olduğunu söyledim. Sonra; “Kimin oğlusun?” dedi. Ben Ammar'ın oğlu olduğumu söyledim. Bana; “Sen Ebu Seri misin?” diye sorunca ben de; “Evet! Ben Ebu Seri'yim.” diye cevap verdim. Bunun üzerine bana; “Sen, selâtîn (sultanların yaptırdığı büyük) camilerde vaaz ve nasihat etmeye devam et! Zira ben, Allahü tealayı senden daha iyi anlatan birisini görmedim. Allah'a hamdolsun ki seni görmeden evvel benim canımı almadı.” dedi ve sonra bir kölesini (hizmetçisini) çağırdı. Hizmetçisi hemen geldi ve ona; “Şöyle şöyle bir kese vardı. Onu alıp getir!” buyurdu. Hizmetçi gidip söylediği keseyi getirdi. İçinde tam bin dinar vardı. Bunu bana verdi ve; “Sen her zaman böyle vaaz et ve yanıma gel, bir kese al! Ben her sene sana bu kadar yani bin dinar veririm.” diye ekledi. Ben de; “Ey efendim! Bu bana Allahü tealanın sizin vasıtanız ile bahşettiği büyük bir nimetidir.” dedim.

İkinci Cuma günü geçince tekrar yanına geldim. Yine bir şeyler anlatmamı istedi. Konuşmaya başladığım zaman ise ağlamaya başladı. O kadar ki kendinden geçip bayıldı. Bu hâli Allah sevgisinin çokluğundandı. Ben de konuşmayı kestim. Bir müddet sonra yine ayıldı ve bana bir kese uzattı. Baktım ki, içinde tam beş yüz dinar vardı. Ben de; “Allahü teala sizden razı olsun! Ben, sizden başka kimseden bu cömertliği görmedim.” dedim.

Diğer hafta, üçüncü Cuma günü gelince, namazdan sonra yine yanına uğradım. Bana, yine bir şeyler anlatmamı buyurdu. Ben de konuşmaya başladım. Baktım ki yine ağlamaya başladı. Uzun müddet ağlaması devam etti. Sonra bana; “Şu sedirin altında bir kese vardır. Onu al!” buyurdu. Ben de aldım, içinde 300 dinar vardı.

Başka bir zaman, huzuruna gittim ve; “Ey efendim! Ben hacca gitmek niyetindeyim. Onun için sizinle vedalaşmaya geldim.” dedim. Bunun üzerine Leys bin Sa'd hazretleri, bir hizmetçisini yanına çağırdı. Hizmetçi huzuruna geldiği vakit, ona; “Git, hemen ihramlıkları getir ve Mansur'a ver! Onun ihramları da bizden olsun!” buyurdu. O da; “Peki!” deyip gitti. Bir müddet sonra geldi. Elinde bir bohça vardı. Bohçanın içinde tam 40 tane ihramlık bulunuyordu. Ben de; “Allahü teala razı olsun! Ben bu kadar ihramlığı ne yapayım? Bana iki tanesi yeter! Diğerleri fazladır. Onun için iki tanesini alayım, diğerleri kalsın!” dedim. O da bana; “Ey Mansur! Sen cömert bir kimsensin. Sana bir kavim arkadaş olur. Sen de bu ihramlıkları onlara dağıtırsın. Bu ihramlıkları getiren hizmetçim de sana hediyem olsun.” dedi ve hizmetçisini de bana verdi.”

Leys bin Sa'd çok misafirperverdi. Gittiği ve bulunduğu her yerde mutlaka misafir ağırlamaya çalışırdı. Abdullah bin Salih diyor ki: “Ben, Leys bin Sa'd ile beraber tam yirmi sene kaldım. Sabah ve akşam yemeğini hiç yalnız yediğini görmedim. Yemeklerini muhakkak misafirlerle, et yemeğini de ancak hasta olduğu zaman yerdi. Muhammed bin İshak da şöyle diyor: “Leys bin Sa'd, bir zamanlar İskenderiye şehrinin deniz sahiline gitti. Yanında üç teknesi vardı. Birisini mutfak için kullanıyordu, ikincisi kendine ve çoluk çocuğuna aitti. Üçüncüsünü de misafirlerine ayırmıştı.”

HERKES KENDİ HALİNCE

Leys bin Sa'd, bir gün hasta olan İmam-ı Abdullah'ı ziyarete gitti. Onu ağlıyor görünce; “Ey Abdullah, neden ağlıyorsun?” diye sordu. O; “Bin dinar borcum var!” deyince İmam-ı Leys hizmetçisine o kadar parayı getirtti ve borcunu ödedi.

Yine bir gün kadının biri İmam-ı Leys'e gelerek kocasının hasta olduğunu ve evlerinde hiç bal bulunmadığını söyleyip elindeki küçük kaba bal doldurmasını istedi. İmam-ı Leys, kendine 6,5 kg. büyüklüğünde bir kap dolusu bal verilmesini emretti. Yanındakiler; “Kadının istediği bir şişe baldır.” deyince, İmam-ı Leys; “Kadıncağız kendi halince istedi. Biz de ona kendi halimizce yardım ettik.” diye cevap verdi.

Bir gün Harun Reşid ile hanımı Zübeyde, aralarında münakaşa edip birbirlerine aşırı derece gücenmişlerdi. Bu esnada Harun Reşid, hanımına; “Eğer ben Cennetlik olanlardan değilsem, vallahi sen benden boşsun!” deyip onu şartlı yemin ile boşadı. Fakat biraz sonra pişman olup, ikisi de çok üzüldüler. Bağdat'taki bütün âlimleri toplayıp, bu yeminin dinî hükmünü onlardan sordu. Fakat hiçbir âlim, bu yemin hakkında hal çaresi olacak bir fetva veremediler. İslam memleketlerinin her birine yazı ile haber salınıp, bütün âlimleri Bağdat'ta topladı. Yemini hakkında onlara da sordu. Her biri ayrı şeyler söyleyip hiçbiri tatmin edici bir fetva veremediler.

Bunlar arasında Mısır'dan gelen Leys bin Sa'd, meclisin tasonunda oturmuş hiç konuşmuyorlardı. Onun bu hali Harun Reşid'in dikkatini çekti ve hizmetçisine; “Şu meclisin sonundaki ihtiyar âlime git ve niçin konuşmadığını sor!” dedi. Leys bin Sa'd da; “Diğer âlimlerin hepsi konuştular. Halife de onları dinledi.” buyurdu. Bunun üzerine halife Harun Reşid şöyle dedi: “Eğer birkaç âlimin cevabı ile yetinseydim, zaten Bağdat'ta binlerce âlim vardı. Bu kadar çok âlimin katıldığı bu meclisi kurdum ki herkesin ilmine müracaat edeyim ve böylece beni tatmin eden bir cevap bulabileyim!”

O zaman Leys bin Sa'd; “Benim fikrimi almak istersiniz, emir buyurunuz, herkes dağılsın. Burada ikimiz yalnız kalalım. O zaman fikrimi sana açıklarım.” buyurdu. Harun Reşid emir verdi. Bütün âlimler oradan ayrıldı. Ancak halife ile Leys bin Sa'd ve bir de hizmetçisi Lü'lü kaldılar. Leys bin Sa'd; “Ey Müminlerin emiri! Benim sana söylediklerim hakkında, bana bir teminat verir misin ki her söylediğimden veya yaptığımdan bana zarar gelmesin?” dedi.

Halife; “Evet! Sana her türlü teminat verilmiştir. Emin olabilirsin ki sana hiçbir zarar gelmeyecektir.” dedi. Bunun üzerine Leys bin Sa'd, bir Kur'an-ı Kerim getirilmesini istedi ve halifeye dedi ki: “Ey müminlerin emiri! Şu Mushafı eline al ve baştan sonuna kadar sayfa sayfa aç!” O da aynen söylediği gibi tek tek açtı. Rahman suresine geldiği zaman, bu sureyi okumasını söyledi. Surenin başından okumaya başladı.

NEHRİN BAŞI

Leys bin Sa'd, ilimde ve marifette yüksek derecelere kavuşmuş olduğundan her sözü hikmetli, dinleyenleri ikna edici idi. Kendisi şöyle anlatıyor: Bir zamanlar halife Harun Reşid'in yanına gittim. Bana dedi ki: “Ey Leys! Sizin memleketinizin insanları ne haldedir?” Ben de ona şöyle cevap verdim: “Memleketimizin hali, Nil Nehri'nin hali gibidir. Nasıl Nil Nehri'nin rengi, onun kaynağına, yani başına bağlı ise, bizim iyiliğimiz de başımızdaki reisimize bağlıdır. Eğer Nil Nehri'nin kaynağı bulanık olursa, Nil Nehri de bulanık akacaktır. Fakat nehrin başı saf ve berrak akarsa, Nil Nehri de saf ve temiz akacaktır.” Bunun üzerine halife; “Çok doğru söyledin, ey Ebu Haris!” dedi.

Tam; “Her kim ki Allahü tealadan korkarsa, ona iki Cennet vardır!” ayet-i kerimesine gelince; “Dur, ey Müminlerin emiri!” dedi. Halife, bu işten bir şey anlayamamıştı. Hatta kızar gibi oldu. Önce verdiği sözü hatırlattıktan sonra Leys bin Sa'd, ona; “Sen, Allah'tan korkarsın değil mi?” diye sordu. O da; “Vallahi, ben Allah'tan korkuyorum.” dedi. O zaman Leys bin Sa'd da; “Ey müminlerin emiri, sana müjdeler olsun! Allahü teala sana bir değil, iki Cennet verecektir.” buyurdu. Halifenin yeminine çare olan fetvayı işiten hanımı Zübeyde de çok sevindi. Halife ona; “Sen çok doğru söyledin ve iyi fetva verdin!” dedi.

Bundan sonra da; “Şimdi benden ne dileğin varsa iste!” dedi. Leys bin Sa'd da; “Şu yanınızdaki hizmetçiyi ve Mısır'da senin ve hanımının arazilerini de isterim. Fakat mallarınızı emanet olarak istiyorum. Mülkünü (tapusunu) istemem!” dedi. Halife de; “Arazilerimizin hepsi mülk olarak senin olsun! Emanet değil.” dedi. O da, mülkünü istemediğini, sadece kullanmak üzere istediğini bildirince, halife onun isteğini kabul etti. Kendisi ve hanımı Zübeyde tarafından çeşitli kıymetli hediyeler ve ikramlar takdim edilip izzet ve ikramla Mısır'a uğurlandı.

Leys bin Sa'd'ın rivayet ettiği hadis-i şeriflerde, Peygamberimiz buyurdu ki: “Vallahi ben, günde yetmiş kereden fazla Allah'a tövbe eder, istiğfarda bulunurum.”

“Bir kimse, namazdan sonra 33 kere “Sübhanallah”, 33 kere “Elhamdülillah”, 33 kere “Allahü Ekber” ve bir kerede “Lailahe illallahü vahdehü laşerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala, külli şey'in kadir” derse, Allah onun bütün günahlarını affeder. Günahları, deniz köpükleri kadar çok olsa bile!..”

“Sizden biriniz kıbleye karşı bevletmesin!”

“Ben sizi, sarhoş eden her şeyden men ediyorum.”

Tebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiTebe-i tâbiîn'in büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhur hadis ve fıkıh âlimlerinden.

Leys bin Sa'd'ın Ebu Hüreyre hazretlerinden rivayet ettiği, Peygamber Efendimizin günde yetmiş kere istiğfarda bulunduğuna dair hadis-i şerif.

“İnsanoğlunda üç yüz altmış uzuv yahut kemik, yahut mafsal (eklem) vardır. Bunlardan her biri için her gün bir sadaka vardır. Her iyi söz bir sadakadır. İnsanın kardeşine yardım etmesi bir sadakadır. Verdiği bir içim su sadakadır. Yoldan eziyet veren şeyi gidermek bir sadakadır.”

Eserleri: Leys bin Sa'd, Mısır'da eser yazan âlimlerdendir. “El-Musannef”, “Kitabü'l-Mesail fi'l-fıkıh” ve “Kitabü't-Tarih” adlı eserleri günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserleri ise şunlardır:

1- “Meclis min fevaidi'l-Leys ve'r-Ruhsa fî takbili'l-yed”. 2- “Hadis”: Leys'in rivayet ettiği hadislerden bir kısmını toplayan sayfa ve cüzlerden ibarettir. 3- “Risale ila Malik bin Enes”.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası